9 Aralık 2019 Pazartesi

Bence En Zoru




       Yaş aldıkça ve yaşadıkça aslında hayatın hiç de kolay olmadığını düşünenlerden olmaya başladım. Göründüğü gibi değil hiçbir şey ve insanlar gerçekten acımasız. Bencilliği de merhameti de doruklarında yaşayan insan nasıl yola gelir bilmem. Birinin meleği diğerine şeytan. İlginç ama gerçekler böyle. Neden böyle?

      Günler sorularla birlikte vızır vızır geçiyor. Soruları ve sorunları zamanın hızına duyduğum güvenle dolduruyorum. Çünkü biliyorum ki iyi veya kötü hiçbir şey böyle kalmayacak. Her şey hiç beklenmeyen anda değişecek. Bazen solacak güller bazense bülbüller ötecek. Doğacak güneş ve tatlı bir rüzgar esecek. Sonra kar yağacak ve tüm dünyayı beyaz bir örtüyle süsleyecek. Çünkü böyle..

      Hayat kolay değil evet. Ama sanırım bence en zoru anlaşılamamak. Daha doğrusu isteyenin istediği şeyi istediği gibi anlaması desem daha doğru olacak. Anlamayana anlatamazsın diyerek birçok meseleyi cevapsız bırakıyorum. Çözmeye çalışmam için sağlam bir değer gerek. Hayatı olduğu gibi akışa bırakıyorum. Bakalım neler olacak.

     Fonda Pinhani - Yitirmeden var şu an.
'' Durup düşünmeye zamanın olur mu? Yitirmeden anlamaz insan.'' diyor ve büyülü sözlerine devam ediyor. Kendimi Kavak Yelleri adlı diziyi izlediğim, ergenliğin zirvelerinde tek başında gezindiğim günlerde hissediyorum şimdi. Bir yaz günü, Çanakkale/Geyikli, gece, odamda deniz tam karşımda, mutluyum, umutluyum, dünyadan henüz haberim yok, güzel şeylerin olabileceğine inanıyorum -yani o kadar eski günler- o günlerdeyim işte şimdi. Dalga sesleri geliyor ve serin bir rüzgar esiyor. Dünyaya dönme vakti.

     İnsan bazen saklanmak istiyor. Bir yere sığınmak ya da.. Görünmez olmak ve kaybolmak! Bir süreliğine de olsa.. Çünkü insanlar kendi eksikliklerini başkalarından koparabildikleri parçalarla tamamlamaya çalışıyorlar. Kaçmak çok normal! Bir zamana kaçmak, bir anın arkasına saklanmak ya da kaybolmak gerçekten doğal. İnsanız dostlar..

       O zaman zaten bırakmışız boşluğa. Hayat böyle devam etsin akmaya. Nasılsa tamken bile yarımız ve nasılsa yarımken bile aslında tamız. Anlatabildim mi? Anlayabilen kalplere sevgilerimle..
Yalnız değilsiniz..

                              

      

24 Kasım 2019 Pazar

Neden Kitap Okumalıyız?



      Son günlerde sanal dünya bombardımana başladı yine. Okuyan şöyle, okumayan böyle.. Tüm bunlardan da ziyade okuma hazzıyla henüz tanışmamış bir kitle var ki ''Neden kitap okumalıyız?'' sorusuna cevap dahi bulamamış, kitapların büyülü dünyasıyla henüz tanışamamış ve arada kalmış.. Anlam veremiyor bu meseleye. '' Ben sevmiyorum! Zorunda mıyım? '' diyerek mevzuyu kapatıyor kendinde.. Ben tarafsız bir duruşla dinliyor ve anlamaya çalışıyorum bu gibi yorumları. Sonra kendimce anlatmaya çalışıyorum kitap okumanın moda oluşundan ziyade asıl mantığını. Bundan sonra yazacaklarım doğrular değil, samimi düşüncelerimdir. (Doğrular görecelidir.)

      Kitap okumak moda oldu, kabul ediyorum. Kahve yanında paylaşılanlar, kitaplıklar, mumlar, kekler, pastalar.. Bunlar işin görsel şölen olan kısmı. Saygı duyarım. Ancak kitap okumayı sorgulayan bir insan için dikkat çekici olmasa gerek.


      Samimiyetle söylüyorum ki, kitap başka bir dünya. Asla yaşamayacağımız bir hayatı yaşayacağımız, asla içinde olmayacağımız bir durumun esas kahramanı sayıldığımız, aklımıza gelmeyecek sürprizlerle dolu bir rüya. Doğru kitapla tanışmadan okuma hazzını alamayacağınızı düşünerek diyorum ki, mesele okumak değil. Empati kurmak. Asla olmayacağımız bir yaşta ya da ırkta, cinsiyette, bambaşka bir hayat yaşamak.. İşte asıl keyif ve kazanım burada.

      Popüler kültürün dayatmasını kabul etmeyebilirsiniz, anlar ve saygı duyarım. Günde 100 sayfa da okumak istemeyebilirsiniz. Bunu da anlarım. Başladığınız her kitabı keyif almıyorsanız bitirene kadar da okumak zorunda da değilsiniz ancak ilginizi çeken yazılarla, bloglarla başlayabilir, okuma zevkini zamanla nasıl kazandığınıza ve okuma anlayışınızın nasıl bir seyir aldığına şahit olabilirsiniz. Çaresizliği, zenginliği, fakirliği, paranın bazen en sevdiklerinizi ellerinizden nasıl aldığını, masum bir iyiliğin sizi en dipten doruklara nasıl çıkardığına ancak okuduğunuz kitaplarla vakıf olabilirsiniz. ''Ben bunu günlük hayatımda da yaşarım!'' cevaplarını duyar gibiyim ancak takdir edersiniz ki daha fazla duyguya ya da tecrübeye ancak bu şekilde şahit olabiliriz. Filmler de bunun için bir yoldur. Kabul ediyorum ancak kitaplar meselenin ayrıntılarını bizim hayal gücümüze bıraktığı için daha kalıcı duygular uyandırabiliyor.

      Ben bu fikirleri paylaştım diye siz şimdi okuma aşkıyla yanıp tutuşmayacaksınız. Nihayetinde herkes kendi dünyasının kahramanı. Herkesin okuduğu da kendine, duygularını ve aklını yonttuğu da kendine. En azından samimiyetimden yola çıkarak hobileriniz ya da ilginizi çeken konular doğrultusunda yazılar okumayı tercih edebilir ya da çok sıkılırım derseniz ince bir kitap ile okuma meselesini denemeyi düşünebilirsiniz. Naçizane fikirlerim böyle..

      Bu fikirler mesleğimin mantığına uymasa da ben bizzat aklım ve kalbimle düşündüklerimi yazmayı tercih ediyorum. Yanlış veya doğru kavramını geçeli biraz zaman oldu çünkü. Eskiden başladığım her kitabı zorla da olsa bitirirken şimdi kendimi yormamayı tercih ediyorum.. İstiyorsan uyumadan oku. İstiyorsan okuma, başka bir kitaba ya da yazıya geç. Keyfin bilir. Bu bakış açısındayım. Çünkü hayat zaten zor ve insanları daha iyi anlamak, kalbimi ve sözlerimi yumuşatmak için farklı hayatları ve düşünceleri okumam, okuduklarım ve dinlediklerimle ruhumu yıkamam gerekir. Nihayetinde insanız ve yaşadığımız topluma, çevremizdeki insanların acılarına, zorlu tırmanışlarına kayıtsız kalamayız. Bir şeyler yapmalı, kabuklarımızı canımızı acıtmadan soymalıyız.

      İlginizi ve hayallerinizi süsleyen kitapların yolunuza çıkacağı günlere kavuşmanız ve hayatın sürprizlerine keskin çizgiler çekmeyeceğiniz bir ömür dileklerimle..
İyi okumalar Türkiye!

                               



3 Kasım 2019 Pazar

Bak Ben Buradayım


      Hayallerin, hedeflerin ve planların arasından kıvrıla kıvrıla akıp giden bir zaman nehrinin içinde gibiyim. Karşımda ise göğün maviliğine karışan, özgürlüğü kanatlarının arasında saklayan beyaz martılar ve martıların arasında uçuşan, adeta bir yerlere yetişmeye çalışıyor hissi uyandıran kırlangıçlar var. Zaman, sonsuz bir mavilik gibi.. 
Pamuk pamuk olmuş bembeyaz bulutların içinde salınıyor kuşlar.

      Bazen bir kırlangıç oluyorum bu aralar. Bir yerlere, bir şeylere yetişmeye çalışıyorum ve sonra gerçeğe uyandırıyor beni bu beyaz martılar. Bak aslında gökyüzünde yaşam var dercesine salına salına dans ediyorlar. Sabırla, yaşamın dansını öğretiyorlar.

      Sonra birden ürkek bir serçe oluyorum. Yolunu kaybetmiş bir serçe.. Bir avuçta kaybolmayı düşlerken, esen rüzgarın götürdüğü yere savruluyorum. Yağdıkça yağmur ve estikçe rüzgar, ıssız bir düzlük içinde sığınacak bir yer arıyorum. Sonra uzaklardan gelen, kaybolmuş bir serçe sesi ile aslında yalnız olmadığımı anımsıyorum.

      Isındıkça kalbim, bir martı oluyorum bu aralar. Maviliklere karışıyor, enerjimi gökyüzünü kaplayan bembeyaz bulutlardan alıyorum. Korkutamıyor artık beni karanlıklar. Aynı yoldan daha önce geçenler de var diyerek, kendi kanatlarımla kendime sarılıyorum. Soğuklar bitecek, tatlı rüzgarlar esecek. Geleceğin sıcak esintilerine sığınıyorum.

     Ve sonra yine kararıyor gökyüzü, pembeleşiyor mavilik  ve parlamaya başlıyor yıldızlar. Demek ki her zamanın bir sahibi var. Bir parlayanı, yol göstericisi, bak ben buradayım yalnız değilsin diye sesleneni.. Bitiyor gün. Soğuyor esen tatlı rüzgarlar. Yeni bir mavilik, tatlı bir sıcaklık umarak uçuşan kumruların kanatlarına takılıyorum. Kendi içime, kendi kalbime doğru uçmaya başlıyorum.


Gelecek yeni günlerden hepimiz için huzur ve mutluluk diliyorum..

                                     

17 Ekim 2019 Perşembe

Vicdan Rahatlatma Seremonisi




      Okuması gereken kitaplar/yazılar, hazırlaması gereken sorular arasında kaybolmuş bir asi ergen el sallıyor uzaklardan. Yapmak zorunda olduğu her şeyden kaçan, mecburiyetlerden hemen sıkılan bir insan.. Bir yanımız hala ödevini yapmamak için kesilmiş elektriği bahane edebilecek bir çocuk gibi. Vicdan rahatlatma çalışmalarına başlama vakti.

      İnsanız nihayetinde. Her zaman her şeyi yapmak istemeyebiliriz değil mi? Bazen son dakikaları kollayabilir, saniyelerle yarışmayı tercih edebilir, telaşla birlikte dökülen ecel terlerinden keyif alabiliriz. Belki de bunlar da tembellik bahanelerimiz. Bilemedim..

      Ruhum bir asi ergen ve disiplinsiz bir tembel de olsa, kendimi sevmem, anlamam ve iyi davranmam gerek. Her şey yolunu bulur, olması gereken olur ve yapılması gereken bir şekilde sıraya konur. (Aslında vicdan azabı çekiyorum. Okumam gerekirken ben hala vicdanımı rahatlatmak için yazıyorum.) Kendimi çok zorlamamalı ve biraz zaman tanımalıyım. Değil mi? Yoksa ''değil'' mi?

     Oluyor bazen böyle durumlar. Her ne kadar sıklıkla da olsa bir şekilde idare edeceğiz kendimizi. Telkin edeceğiz. Kendimize uzatacağız en güzel çiçekleri. Sonra gayret dileyeceğiz, sabır dileyeceğiz.

(Yok olmuyor. İnsan kendini kandıramıyor. Gidiyorum ben.)

11 Ekim 2019 Cuma

Ölümsüz Bir Ömrün İzinde



     Buralara uğramayalı bir hayli zaman oldu. Değişen durumlar oldu pek tabii. Güzel değişiklikler. Güzel devam etmesini umduğum, bana bir şeyler katmasını beklediğim değişiklikler. Bu küçük güncellemenin ardından bundan sonrası güzel olsun diyor, akşamın gündemini incelemek üzere klavyeye yatırıyorum.

     Eskiler, eski dizi ve filmler beni her zaman bambaşka zamanlara götürür. Bugün de öyle oldu. Eski günleri hatırlatan bir dizi beni çok daha eskileri ve yaşamı sorgulamaya yöneltti.

     Fazla mı romantik bakıyorum bilmiyorum ama bundan 50 yıl evvel derinden yaşanan acılar, bulutların üzerine çıkaracak kadar büyük mutluluklar, heyecanlar yaşandı. Yaşandı ancak onları yaşayan insanlar dahi hayatta kalmadı. Hepsi gitti ve her şey bitti. Çünkü hayat böyle. Bir gün herkes gidiyor. Gitmek zorundayız. Saniyelerle savaşırken bir bakmışız yılları heybemize katmış, yolumuzu tamamlamaya başlamışız. Yeşilçam filmleri de bende bu hisleri uyandırıyor. Buruk bir his. Hüzünlü biraz belki. Çünkü o gülen gözler hayatta değil şimdi.

     Madem her şey eski bir fotoğrafta kalacak, en büyük anılar tarihin rüzgarına karışacak o zaman neye üzülüyoruz? Her şey bitecek. Her şey.. Ve herkes istese de istemese de bu dünyadan gidecek. O zaman neyi zorluyoruz? Hayaliyle yanıp tutuştuğumuz, günlerce kıvranıp kahrolduğumuz meseleler belki eski bir fotoğrafta dahi kalmayacak. Kaybolacak hepsi. Tüm bunlar günlerce hayaliyle yaşadığımız, düşündükçe bulutlara tırmandığımız durumlar için de geçerli. Bitecek hepsi.. Bırak acımızı, heyecanımızı.. Adımız dahi kalmayacak. Bu çok garip değil mi?

     Aklım karmakarışık. Basit cevaplar bulabilirim pek tabii ama bana yetmiyor. Kaybolacak duyguları yaşamak neden an için normal geliyor? Bu ve benzeri sorulara bana yetecek cevaplar bulmam gerek. Biraz daha eski fotoğraflarda, hiç tanımadığım ve hatta isimlerini dahi bilmediğim insanların bakışlarında dolaşacağım. Belki aradığım cevaba biraz olsun yaklaşırım. Durumlar işte bu kadar karışık. Yarın belirsizken geçmişe bu kadar takılmak, anıların ömrünü sorgulamak ne kadar mantıklı o konuya hiç girmesem daha iyi olacak. Aklımın içinde kutular var ve onların da içlerinden çıkan yüzlerce kutucuklar..

     Evet bir gün gideceğiz. Evet unutulacak tüm hikayemiz. Ölümsüz olmayı hepimiz isteriz. Asırlar sonrasına bir ses bırakmak, bir duygu taşımak.. Ne büyük şans! Umarım yarınlara ışık olabilecek kadar güzel anlar yaşar, bedenen olmasa dahi bu ses ile ebediyete kavuşabiliriz.
Mutlu, huzurlu ve ölümsüz bir ömür dilerim.

Görsel alıntıdır.

9 Eylül 2019 Pazartesi

İyilik ve Güzellik Maskesi



      Hayatın kabullenmekte güçlük çektiğim ancak artık güç de olsa fark ettiğim bazı gerçekleri var. Güzel, yakışıklı, kaliteli, pahalı, kıymetli, iyi vb. kelimelerin içini gözlemlerimle doldurmaya başladım. Yazacaklarım şahsi fikrim. Belki ilerde değişir, sonsuza kadar savunmayacağımı belirtir düşüncelerimi paylaşmak isterim.

      Günümüzde bir 'şey' ne kadar rağbet görüyorsa o doğrultuda doğru seçenek oluyor. Perde arkasına ve uygunluğuna bakılmaksızın, o seçildiyse doğrudur algısıyla seçilen oluyor. Çok okunan listelerinde karşımıza çıkan kağıt zayiatları gibi. Üzgünüm ama gerçekler. Reklamın gerçekliğinden ziyade başarılı oluşu meselesi. Bu bazen mantıklı bir tercih sayılabilir, bir nesne için düşünüldüğünde tecrübeler insanlara kolaylık sağlar. Renkleri geçelim, peki ya zevkler? Hangisi mantıklı düşünmek gerek. İstediğimiz mi, istedikleri mi..

      Bir diğer olay şu ki, kabullenmekte gerçekten güçlük çektiğim ancak deneylerin dahi yapıldığı güzel olanı seçme meselesi. Bir insan ne kadar güzel ve yakışıklıysa o boyutta öncelik kazanıyor. İlk bakış. Güzel ya da değil. Bitti. Sonra meziyetler geliyor ancak o ilk bakışı kabul edelim ki var. Bir erkek yakışıklıysa arkadaşlık için dahi öncelik sahibi. Bir kadın güzelse peşinden koşulduğuna değmeli düşüncesi var. Makyaj güzeli olmasının, boyanın altında aslında bambaşka renklerin bulunmasının da önemi yok. İlk bakış. Güzel. Bitti. İlginç değil mi? Hayır ben öyle düşünmüyorum diyenler için belirtmeliyim ki genel gözlemim bu şekilde. Durum sizde farklı olabilir pek tabi..

      Pahalı başka, kıymetli başka diyen Mevlana şu günlerimizi görse neler söylerdi kim bilir.. Pahalı olan iyidir. Tıpkı zengin insanların, yüksek maaşların, lüks evlerin ve arabaların insanları 'iyi' kategorisine aldığı gibi. Üzerinde binlerce liralık aksesuarla gezip, medeniyetten ve insani değerlerden nasibini alamamış kişi, parayla alamayacak bazı özellikleri. Bu bazen unutuluyor. Muhatap her daim 'iyi' olandan seçiliyor. Zaman sürprizlerle dolu. Bugün akan yarın durabilir o zaman aynı insan bugün olduğu gibi 'iyi' olabilecek mi bunu zaman gösterir.

     Bugün Nazım Hikmet'in Sanat Telakkisi isimli şiirini okudum ve bu beni biraz düşündürdü. Fazla düşünmüş olmalıyım ki soluğu burada aldım. Sanırım benim bakış açım da tam olarak böyle. Bir gün işler ters gidip parasız kaldığımızda, sağlığımızı yitirdiğimizde, makyajımızı sildiğimizde, 'iyi' sayılabilecek her ne varsa elimizden yitip gittiğinde maske düşmüş ve gerçek biz ile sahneye çıkmış olacağız. O gün yalnızca gerçek kimliğimiz konuşacak. Yaptıklarımız, düştüklerimiz, elinden tuttuklarımız, okuyup yazdıklarımız, dinlediklerimiz hepsi o zaman ortaya çıkacak. Bunu görmek için o günü beklemeye gerek yok sanıyorum. Mümkün olduğunca 'iyi' anlayışımızın iplerini ellerimizde tutarsak bir şeyler değişir belki. Düşünmek gerekli..

     Son olarak şunu da eklemek isterim ki, 'iyi' bir insanla tanıştığınızda zamanla maskeler birer birer düşüyor ve karşınızda bambaşka ve hiç beklemediğiniz bir insan görüyorsunuz ya hani, işte o an değişiyor 'iyi' ve bir başkası için yarın yine 'iyi' olabilecek kişi sizin için ayrı bir yerde oluyor artık. Dünyaları getirse sizin için artık yeri değişti. Enerji meselesinden ziyade işin bu boyutuna dair fikirlerim bunlar. Sözü Nazım Hikmet'e bırakıyor, şiir gibi günler diliyorum..




Erkek güzeli “Biblos ilâhı genç Adonis” köprü başında karşıma çıksa, belki bakmadan geçerim de; Filozofumun yuvarlak gözlüklü gözüne, ve ateşçimin dört köşe terli bir güneş gibi yanan yüzüne
bakmadan geçemem..
      

6 Eylül 2019 Cuma

Yollar




                         '' Canımın içi,

                         bunlar yalnızca romanlarda olur..''


                         Ve belki biraz da filmlerde..



      Her şey yola çıkmakla başlar filmlerde. Bir yol. Varılacak noktanın belli olmadığı, heyecanın asla son bulmadığı bir yol. Tesadüfler silsilesi, sürprizler hengamesi arasında ilerleyen zaman. Bazen hüzün bazen heyecan ama hep yolunda giden plan..


      Hayatımız neden yaşamak istediğimiz bir film gibi değil? Tercih imkanımız olsaydı keşke seçebilseydik her şeyi. Doğacağımız memleketi, geçeceğimiz yolları, çıkacağımız yokuşları ve nihayetinde kavuşacağımız manzarayı. Aynı gözlerle bakar mıydık, bir yıldızın şavkıyla bu kadar huzur dolar mıydık bilinmez tabi ama öyle de yaşanabilirdi..

      Düşüncelerimi gurub zamanı bir serçenin ötüşüne bırakıyor, maviliklere saklanan turunculuğu uğurlamaya gidiyorum. Bunlar ne kitaplarda ne filmlerde olabilecek anlar. Yaşamayı seçiyorum..

27 Ağustos 2019 Salı

Güneşi Uğurlamak



      Kalbini güneşe seren biri, gitmeye hazırlanmış güneşin ardından uzunca bakmak istedi. İzledi. Göğün beyaz bulutların ardındaki maviliğini, pembeleşmeye başlayan sessizliğini ve güneşin turuncu sözlerini dinledi. Dolaştı kalbinin yemyeşil bahçesinde, dolaştı çimenlerin o neşeli tazeliğinde ve aldı mis kokusunu en güzel çiçeklerin. Döndü evine ve bir kuş kondu karşısındaki pencereye. Uzun uzun izledi. Kanat çırpışını ve gözlerinin içine içine bakışını heyecanla bekledi. Penceresinden gelen en sessiz sesleri yazıya geçirmek istedi. Gerçekler kadar siyah mürekkebini çekti hayalleri kadar naif bir kalemin ciğerlerine ve defterine usul usul şu düşüncelerini işledi:


     Görünenin ötesinde bir yaşam var. Aslında gerçek tam olarak söylendiği gibi değil. Hatta bazen yapılanlar dahi bambaşka düşüncelerin izdüşümleri. Hayat sembolik bir yaşantı sanki.. Perde arkasından el sallayan tebessümlerin, heyecanların, hırçınlıkların saklanarak ve varlıklarını ancak -mış gibi yaşayarak hissettirdikleri zamanlar içindeyiz şimdi.

     Hangi mendil kurutur timsahların gözlerinden akan incileri? Hangi merhem şifa olabilir görünmez bir yaraya? Yara nedir? Kalpler devayı nerede bulabilir? Sorular batmakta olan bir güneşin peşinden koşuyor adeta. Yakalayabilirlerse ne ala! Ya yakaladıklarında da cevap bulamazlarsa?

     Yürüyoruz. Yollar belirlenmiş ve sınırlar çizilmiş gibi. Yürüyoruz.. Nihai nokta herkes için farklı olsa da, bazen aynı yolları paylaşıyor ve bazen farkında dahi olmadan uzaklaşıyoruz. Bir başkasının yolu da, hayatı da, varacağı nokta da hep en güzeli. Birbirinin hayatına özenerek biten ömürler kervanı uzaklardan selam ediyor sanki. Buralar karmaşık, sen hayatı olduğu gibi kabullen der gibi..

     Bir kuş bile tepelerden izlemek istiyor şehri. En uzakları görebilmek, gölgeliğe kanat açabilmek istiyor. Yorulduğuna değsin, rüzgarı hissetsin istiyor. Bir kuş.. Hangi ömür bir kuş kadar özgürce yaşıyor bu şehri? Yaklaşıyor şimdi kalabalık, karmaşık, karanlık ve ışık! Hayatta her şey ışığa koşar değil mi? Kalpler de bir ışık arıyor. Bir çiçeği heyecanla kokluyor ve en güzel sesleri hayranlıkla dinliyor.

Şimdi güneş çok uzaklara gidiyor. Ve martılar güneşi sevgiyle uğurluyor..


                                              Görsel alıntıdır.

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Kendi Tahtını Kendi Yapanlar




      Hayatımın belki de en sakin ve yaşamı kabullenmiş zamanlarının içindeyim. Çok şükür. Bu noktaya gelmek benim için büyük meseleydi. Daim olsun. Her şey kendi zamanını bulduğunda, olması gerektiği gibi olacak nasılsa. Çırpınmak boşa, sadece yaşa düsturuyla geçen günler içindeyim.. Zamana ve kadere güvenerek akıbeti beklemekteyim.

      Buraya genellikle aklım ya da ruhum aydınlandığında uğruyorum artık. Bazen de tam tersi, karanlıklarda boğulduğumda bir nefes almak için geliyorum. Nihayetinde dağınık olan bir şeyleri burada toparlıyorum. Kaçabilecek bir yeri olanlara ne mutlu! Benim de seyir tepem tam olarak bu..

       Bir şeyler okuyor, izliyor ve söyleşileriyle bambaşka insanlar tanıma fırsatı buluyorum. Görünenin ardına dair ipuçlarını bu sayede yakalıyorum. Dikkatimi çeken bazı noktalar var. Bazı insanlar kendi tahtını kendi yapar. Bazı insanların hayatlarının özetinin bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü hayat her insana farklı sürprizler hazırlıyor. Özel bir kutu. İçinde ne olduğunu açandan başkası tam manasıyla bilemeyecek. Kutunun sahibi ona gelen sürprizi ne amaçla kullanırsa, tüm dünya ancak bunu böyle öğrenecek. Konuya dönüyorum. Bazı insanlar kendi tahtını gerçekten kendi yapıyor. Bu şans mı, Allah böyle istediği için mi böyle oluyor yoksa yazgısından ayrılamadığı için mi böyle bilmiyorum. Bir şekilde zirvelerden kuyulara, kuyulardan ovalara çıkan yollara düşen insanlar hayatlarının seyrini bambaşka noktalara taşıyabiliyor. Garip değil mi? Bu hayata gelişimizin muhakkak bir sebebi olmalı. Bir ışık, belki bir nefes, belki de dünyanın yangınını söndürecek tek bir damla su. Hayat bu.. Anlatıldığında hayat filminin değerlendirmesi yapılıyor ancak yaşarken her şey bambaşka. En güzel günler hiç bitmeyecek, gençlik hiç gitmeyecek, sağlık yaşımızla cenk etmeyecek gibi.. Oysa yarınlar bir muammaya teslim. En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız derken şair, ancak bu kadar haklı olabilir..

       Yaşadıklarını kumbaraya, kötü günleri birer fırsata dönüştürmek üzere atan insanlar ilgimi çekiyor. Çok bilgili insanların dikkatimi çektiği gibi. Asla tek bir doğruya takılmayan, yalnızca sorgulayan, tek bir yargıya takılmadan bilgiden bilgiye koşan.. Böyle insanları dinlemek bile beni mutlu ediyor. Keşke etrafımız böyle insanlarla dolu olsa, onlar hep anlatsa.. Neyse ki internet var. Yazılar, videolar uzakları yakın ediyor. Aklımda çok mesele var aslında ama bugün bunu yazmak istedim. Bunu kendime her zaman hatırlatmak isterim. Kuyulardan geçerse yolum, hatırlamam gereken bir doruk var. Ve bazı insanlar tahtını kendi yapar..

                                                                 Görsel alıntıdır.

1 Ağustos 2019 Perşembe

Parlak ve Beyaz Nasihatler



            Saçım ağarır,
            Yaşım bağırır,
            Yaşam daralır,
            Bu dümende..

Birsen Tezer / Delikanlı


      Aklımda bu şarkı var şimdi. Kendi kendine usul usul çalıyor. Keyifle dinliyorum. Aslında bu şarkıyı bugün ilk defa anlıyorum diyebilirim. Bu şarkıyı bugün ilk defa hissettim..

      Bugün saçlarımı toplamak için aynaya baktığımda, tam bağımsız, asi bir tel gördüm. Parlak ve çok güçlüydü. Diğer tellerin yumuşaklığına inat, ben buradayım ve varım beni gör dedi sanki. Bugün  gördüm, kabullendim artık o beyaz teli. Kabullenmek istemedim pek ama varlığı yadsınamaz bir gerçek. ( Bu arada mesele güzellik değil. Sarılara karışıyor, benden başkası anlayamıyor bile. )

      Saçlarımda gördüğüm bu asi ruh, sen büyüdün diyor bana. Bunu kabullen ve kendi yolunu ellerinle yap diyor. Bir şeyler için uğraş, gökyüzünde görmek istediğin yıldızları bizzat sen gökyüzüne yapıştır diyor. Kendini mutlu et ve fark et diyor. Bu dünyada sen de varsın ve bir şeyler yapmalısın artık diyor. Bunun yanında bir şey daha söyledi bana. Eğer bu hayatta beyaz bir tel olacaksan, güçlü ve parlak olmak zorunda kalacaksın. Kalbin eğilip bükülmeyecek, dik durmaya çalışacaksın. Ruhen daha az yorulacak, daha az yıpranacaksın. Madem ki her insan yıllarla bir beyaz tel olmak zorunda, o zaman dinlemek gerek bu söylediklerini. Haklıdır belki..

      Ruhumuz hep hassas bir çocuk. Milyarlarca gezegen gibi milyarlarca insandan biriyiz. Önceliklerimiz, hayata bakışımız, yaşayışımız, sevinçlerimiz, hayallerimiz, hüzünlerimiz çok farklı. Bazen anlamlandıramıyoruz olanı ve biteni. İnsanlık hali..

      Velhasıl bir beyaz tel size neler der bilmiyorum ama bana bugün bunları söyledi. Nasihatlerini dikkatle dinledim. Sanırım artık bir şeyler değişmeli. Günler sağlık, huzur ve mutlulukla dolsun ve şans hep bizimle olsun..
Görsel alıntıdır.

30 Temmuz 2019 Salı

Bazen Anlam Olmaz



         Şu hayatta neyi yadırgasam, neyi anlamlandıramasam, neyi kınasam bizzat yaşıyorum. Hem de sindire sindire. Öyle böyle değil.. Tamam büyük konuşmuşum da, cahil cesaretiydi hepsi. İnsanlık halleri. Allah affetsin..

        Hiç unutmam, bundan yıllar yıllar evvel insanlar neden sıkılır derdim. Yani nasıl sıkılabilir. Yapacak o kadar çok şey var ki.. Sıkılmak nasıl bir şey acaba derdim. Her şeyden, abartmıyorum her şeyden sıkılıyorum şimdi. Tahammül sınırım serçe parmağımla yarışır. Belki geçici bir durumdur ki umuyorum öyledir, her şeyden çabucak sıkılıyorum. Pollyanna ile yarışan düşüncelerim bile yerini ibretlik bir şekilde gerçekçiliğe bırakmaya başladı. İnanmadığım, hissetmediğim, doğru bulmadığım hiçbir şeyi yansıtmıyorum. Çünkü sıkılıyorum.

        İşin bir de laf anlatma kısmı var tabi. Hayatımızdaki olumlu şeylere bakmamızı öneren iyi niyet cümleleri.. Sağlığımıza şükür tabi ama mesele bu değil ki.  Bu aralar böyle. Her şey hissettiğim gibi. Bu tatili böyle planlamamıştım ama değişen şeyler var ve  yeni bir düzen üzerine yapılan yeni planlar.. Zaman güzellikler getirsin diyor, zamana ve akışına güvenmeyi tercih ediyorum.


14 Temmuz 2019 Pazar

Karmakarışıklaşmaktayız



        Zaman tüm hızıyla geçiyor. Değişiklikler olmakla birlikte asıl beklediğim değişikliklerden eser yok. Nihayetinde su yolunu bulacak fakat çok garip bir ülke olduk vesselam. Ne için ne yapmamız gerektiğini kestirmek çok güç. At izi içinden it izini ayıramadığımız zamanlardayız. Bu sözün asıl anlamını insan göre göre anlıyormuş. Durumlar karışık..

       Takıldığım meseleler yalnızca beni mi böyle düşündürüyor bilemesem de görünmez bir kasırga içinde çırpınıyoruz. Akıbet Allah’a emanet. Ne olacağı belli olmadığı gibi ne olduğu da belli değil. Ne zaman son bulacağı tam bir belirsizlik. Garip..

      Aklımdan taşanlar şimdilik burada dursun. Kalplerimiz huzurlu, günlerimiz umut dolu olsun. Gerisini bir şekilde halledeceğiz artık. Ama şunu belirtmeliyim ki, sıkıldım. Hayırlısı bakalım..


                                                                   Görsel alıntıdır.

28 Haziran 2019 Cuma

Uzaktaki Yakınlar ve Zoraki Dostluklar




        Bu yazıyı hiçbir yerde paylaşmak istemiyorum. Denk gelen okusun artık. İnsan bazen saklanmak istiyor. Düşüncelerinin farklı beyinlerde mutasyona uğramasını istemiyor. Bazen anlaşılamamak da yoruyor. Nihayetinde yazı insanın zehrini alır. Ben de şifa için buradayım. Başlayalım!

       Bu aralar okumadığım zamanlarda videolar izliyorum. Bana birileri bir şeyler katsın, başka yolların da var olduğunu hatırlatsın istiyorum. Bugün bunlardan birini izledim. 3 - 4 arkadaş birlikte felsefeden, edebiyattan, sinemadan, sanattan yer yer psikolojiden, bazen sosyolojiden mevzuya girip, genel anlamda hayat mefhumundan gün yüzüne çıkıyorlar. Güzel bir sohbet yani. Fikirler, tecrübeler, bilgiler masada uçuşuyor adeta, muazzam bir muhabbet hali..

       Sonra düşündüm. Etrafımızda bu sohbet var mı? Çevremizdeki insanların sohbet anlayışı bu gibi konular mı? Yalnızlıktan şikayet eden yüzlerce insan varken, neden kimse birbiriyle konuşmuyor? Neden buna rağmen yalnızlıktan şikayet eden insan yalnızlığa koşuyor? Garip değil mi?

       Bunları düşünürken kendimce şöyle bir noktaya vardım. Etrafımızda insanlar çok ama fikri ortaklık çok da yok. Aradığımız şey orada değil. Sevgi bazen keyfe yeterli değil. Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle fikri denkliğin varlığıyla karşılaştık. Belki yolda dahi karşımıza çıkmayacak olan fakat bizim gibi düşünen, bizim zevk aldığımız konulardan, müziklerden, kitaplardan zevk alan insanların varlığı ancak diğer yandan da uzaklığı, yalnız bir hayata sevk etti bizi. Sohbet ve eğlence anlayışımızın farklı olduğu insanlarla zoraki dostluklar yolu bir noktada tıkıyor tabi. Sevgiden bahsetmiyorum. İnsanlar arkadaşlarını sevebilir ama onlarla aynı düşünceye ve hobilere sahip olmayabilir. İnce mevzu. Hepimizin eksikleri, yanlışları var. Ama mühim olan keyif halinde olmak değil mi dostlar? Maksadımız anlaşılmak ve anlamak değil mi? Ruhu ve aklı doldurmak değil mi? Bugün aklıma böyle bir mesele geldi ve belki bu fikrim değişir kim bilir.. Yanlış anlaşılmaları düzeltmeye uğraşacak enerjiyi ve sabrı kendimde göremediğim için bu yazıyı burada sonsuzluğa bırakıyor, aradığımızı bulduğumuz şen ve bilgi dolu sohbetlerin olduğu arkadaşlıklar diliyorum. Nihayetinde göçüp gideceğiz vesselam, ruhumuzu doyuralım değil mi?


24 Haziran 2019 Pazartesi

Bir Damla Mürekkep




        Hayatta -anladığım kadarıyla- ne yaparsan yap, hevesini kıracak, yoluna taş koyacak bir şey, bir damla mürekkebini dahi esirgeyecek bir kalem muhakkak vardır. Dünya hali..

        Demek ki, bir şeye heveslendiğinde çabucak yorulmamak ve hedeflediğin noktaya pes etmeden ulaşabilmek için ‘kalite’ ile yola çıkmak, karşına ilk çıkana koşmamak gerekiyormuş. Bir plan yaparken kalemi, defteri, yerini, yurdunu, eşini, dostunu kaliteli olandan seçmek gerekiyormuş. Bunu alakasız bir şekilde bir kez daha görmüş ve deneyimlemiş oldum şimdi. Önemini fark edemediğimiz  ne çok şey var değil mi?

        Bir diğer yandan, yaşanan olumsuzlukların insana üzerine konuşacak/yazacak malzeme verdiği doğrudur ancak sırf bu faydası var diye olumsuzluklara hoş gözle bakmaya gerek yok sanıyorum. Misafir olduğumuz dünyadan sessiz sakin geçmek varken böyle maceralar  aramaya lüzum olmadığını düşünüyorum. Ne yazık ki karşımıza çıkan zorlukların ardı arkası kesilmiyor tabi, gölge gibi hep peşimizde sanki..

        Kıyamayıp atamadıklarımız, etrafımızdan ve hayatımızdan uzaklaştıramadıklarımız  bizzat bize kıyıyor sanki. Hayat her noktada böyle mi sahi? “Emek olmadan yemek olmaz.” ya da “ Cefa çekmeyen nutkuna eremez.” gibi sözler boşa söylenmiş olamaz değil mi? Belki de imkansızlıklar dahilinde söylenen, insanın sabrına güç kuvvet vermek için saçılan sözlerdir hepsi. Olamaz mı? Olabilir tabi..

        Konu bambaşka bir seyirde ilerleyecekken, canım yazmak istediğinde karşıma ilk çıkan bir tükenmez kalemin esirgediği bir damla mürekkeple konu nerelere geldi.. Ne diyorduk sahi? Kalite..

         Kalite her daim ayrıntıda gizli..



23 Nisan 2019 Salı

Saydam Fanusta Bu Akşam




       Bazı anlar vardır. Uyanırsın.. Bu uyanış hayatın tam içinden kopup gelen, gerçek acılardan ve en gerçek hislerden beslenen bir uyanıştır. Uzakları, en uzaktan çekince ve hayretle izlersin. Hayat böyledir çünkü. Uzaklar ve yarınlar hep hayret verir..

       Yılların senin için yaptığı o ince planı bilmeden, günlerini gelecek güzelliklerden ve yıkımlardan habersiz bir şekilde yaşar gidersin. Oysa ummadığın her ne varsa, sıraya dizilmiş ve birer birer gerçek olmak için sana ulaşmayı beklemektedir..

      Hayret, korku, heyecan..
      Yarınlar için en uygun sözcükler bunlar şu an. An ortasında, acabalar ve belkiler arasında tarifsiz bir yansıma.. Bir yudum çayın verdiği sıcaklıkla, başka insanların hayatı karşılarına alışlarına tanık olma. Hayat çok garip değil mi ama?

      Başka hayatlara mercekle bakmak, insanın zihnini açıyor. Bu hayat yalnızca böyle ilerlemiyor, maceralar kuytu köşelerde bizleri bekliyor düşüncesi insana güç veriyor. Omuzlara konan bir el gibi, ince belli bir bardağın verdiği naif sıcaklığıyla kavrıyor kalpleri..

       Günün sonu var mı? Gece aslında kimler için karanlığın ortası? Bu akşamlar hangi sabahın habercisi? Peki ya biz gözler kapalı yaşarken, gelecek günler adına hiçbir şey bilmiyor olmak, savunmasızlığımızın kaçıncı seviyesi?

       Bildiğim bir şey var! En gerçek sancıların ardından gülümsüyor mutluluklar.. Gerçekler, görünenin aksi seyrinde ilerliyor her bahar.

       Bu günler, güneşin o güçlü yansımasından uzakları görememe hali. Hayat, umutların ve mutlulukların en gerçeği. O zaman gelecek günleri heyecan ve sabırla beklemek gerekli.

      Şimdi en saydam fanusta, akşamı yaşama vakti..



20 Nisan 2019 Cumartesi

Bir Mucize Olsun ve Şans Bizi Bulsun



     İnsanlara şöyle bir baktım ve şu kanıya vardım. Şans diye bir şey var arkadaşlar! Var yani.. Biz ne kadar zorlandığımızda kader mefhumuna sığınsak da şans diye bir şey gerçekten var!

      Bazen bir şeyler için uğraşırsın, didinirsin, hayaller kurar,  hedefler koyarsın. Bir şekilde el götürür, yel götürür, sel götürür hayallerin tuzla buz olur. Dilediğin asla olmaz işte. İşte o olmazlara uzaktan şöyle bir bakar, kader dersin.. Hayırlısı buymuş heybene bir hayırlısı buymuş daha eklersin.

      Aradan zaman geçer bir bakarsın aynı hedefe senin kadar istek duymayan biri ulaşmış. Ne duasına katmış ne hayallerinde yaşamış.. Ama başarmış! Olmazlar olmuş, bulmazlar bulmuş velhasıl olan olmuş. Gören gözlere tek bir laf kalmış. Nasibi oymuş..

      Bazen bazı durumlara çok emek vermesen de kolaylıkla ulaşırsın. Su yolunu bulur, bulmuşken lutfedip senin de yolunu açmış olur. Şans budur! Kimilerinin şansı açık, her istediğine kolayca kavuşur. Ne isterse istesin hayalleri nihayetini mutlaka bulur..

       Bundan sonra dileğim şanslı bir insan olmak. Her zaman iyi olana çabucak ulaşmak. Ufacık fırsatlarla çok mutlu olmak. Bundan sonra duam budur. Umuyorum ki şans bundan sonra daha çok isteyenle olur! Bir mucize olsun ve şans hep bizi bulsun!

       Şanslı ve mutlu günler olsun.. :)



13 Nisan 2019 Cumartesi

Yolun Yokuşundaki Yok Oluşlar




      Ruhum şimdi, sessiz sakin bir düzlükte, muhteşem bir gökyüzü manzarası eşliğinde, verandada oturmuş narince esen rüzgarın anlattıklarını dinliyor. Zamanın, insanların, hayatın ve yaşananların dışında. Yalnız ve sessiz. Uzaklardan gördüğü, birazdan inci inci düşecek yağmurun habercisi bulutlara el sallıyor. Bu yağmur çok uzaklardan, düzlükte kalan kirleri temizlemeye geliyor.

      Kalbim biraz suskun. Kinden, kirden ve hasetten kırılmış, kendi sesine kulaklarını kapatmış öylece bekliyor. Zaman.. Her şeyin ilacı olan zaman, kalbimi de saklar mı bu toz ve kir bulutundan?

      Bedenim, dinlenmek için rahat bir koltuk arayışında. Sessizliğin içindeki sesi dahi duymak istemiyor. Anda ve burada. Berrak bir suyun durgunluğunda, öğlen vaktinin yeşile dokunuşuna bakarak huzur arıyor.

     Beynim sorular soruyor sıklıkla. Yaşanan, görülen, duyulan ne varsa anlam vermeye çalışıyor. En çok '' Neden? '' diyor mesela.. Biraz da '' Nasıl? '' diyor. Sonra cevap bulmaya çalışıyor kendi sorularına. Rayına oturmayan her ne varsa, yolunu arıyor. Bulmaya çalışıyor. Düşünüyor, düşünüyor.. Bazı tanımsız olayların içinden çıkamıyor. Yolun yokuşundayız demek ki diyor. Bir gerçekten etek tut diyor sonra. Yoruluyor..

     Parmaklarım yazıyor. Aklımın, kalbimin, ruhumun sesini dinleyerek kelimeleri boş bir sayfaya emanet ediyor. Her kelimenin ardında büyük bir boşlukla, en derinden hissedilen duyguları süzerek kelimelere aktarıyor. Kendince. İyi ve kötü kavramının dışında, boşluğun tam ortasında bir şeyler anlatmaya çalışıyor..

     Düşünen akıllara, hisseden kalplere, gören gözlere, vicdana, merhamete, dürüstlüğe, en çok da zamanın gücüne saygı ve hasretle..

                                              Görsel alıntıdır.

31 Mart 2019 Pazar

Kolonya Kokulu Boşluklar



      Saat 21.10

      Sessizliğin sesini dinliyorum şimdi. Birazdan ışığı da kapatacağım ve karanlığa saklanacağım. Karanlığın içinden alacaklarımı alıp, telefonumun klavyesine dökme vakti.
      Çünkü canım yazmak istedi. Yazmak ama paylaşmamak.. Paylaşmazsam kimse özellikle açıp okumaz rahatlığıyla dökmek istiyorum eteğimdeki gülleri.
      Karanlık bir sessizlik var şimdi..

      İçimden konuşuyorum. Duyabilen varsa anlıyordur illa ki. Ah telepati.. Sen ne güzel şeysin! Lakin anlaşılamamak çok yoruyor beni. Hayatın tam ortasından değil belki ama kıyısından geçiyorum. Böyle hissediyorum bu günlerde. Bazı boşluklar var ve bozuk raylarda hiç iç açıcı değil bu yokuşlar.

      Ama geçecek..
      Biliyorum..

      Güller açacak, bülbüller ötecek, güneş kalplerimizi ısıtacak. Sonra mis gibi hanımeli kokuları, sümbül, leylak kokuları saracak her yeri. Bir kelebek kanat çırpacak umut her zaman vardır der gibi. Biliyorum.. Hayattaki bazı boşluklara zeytin çiçeği kolonyamdan dolduruyorum. Boş kalmasın, güzel koksun. Değil mi?

       Hayatta hiçbir şey sanıldığı, görüldüğü gibi değil..
       Elimizden geldiğince güzel bakmalı, güzel görmeli.
       O zaman karanlığa biraz daha karışma vakti..



Görsel alıntıdır.

      

20 Mart 2019 Çarşamba

Bu Zamanların Özeti




      Günlerin vızır vızır, saniyelerin bazen asır, saatlerin bazen saniye gibi geçtiği zamanlardayım. Yoğun ve yorucu bir süreç ama elbet geçecek..

       Hayata dair ince planlarım, afaki hayallerim yok bu aralar. Küçük mutlulukların arkasına saklanıp, sessizliğin heybetine başımı yaslayıp, kalbimin sesini dinliyorum. Günlerimin özetini böyle geçiyorum. Çünkü hayat..

       Bu aralar kalbimin, vicdanımın, ruhumun çok sakin ve rahat olduğunu hissediyorum. Gün içindeki türlü saçmalıkların ardından bu rahatlık bana bir sonraki gün için güç veriyor belki de. Bu güzel bir şey. Hayata dair ufak tefek sorunlar olsa da, güzellikler de oluyor bazen. Bu güzelliklerden de güç alıyorum. Mutlu olmaya çalışıyorum.

        Yarınların sürprizlerle dolu olduğuna inanıyorum ve bekliyorum. Güzel günler el sallayarak geliyordur belki. Şimdilik göremesem de öyle olduğunu düşünüyorum. :) Çünkü neden olmasın değil mi?

        Velhasıl, hayat zor ama kolaylaştırmak istiyorum ve bunun için kendi sınırlarımı zorluyor, elimden geleni yapıyorum. Bu zamanların genel özeti budur.

        Artık gece oldu, yarına hazırlık gerek. Mutluluk gerek, enerji gerek.. Zaten gece oluyor sonra birden sabah oluyor. Sabah olduğunu da çok idrak edemeden bir bakıyorum ki gün bitmiş. Bazen yorgunlukla, biten ben miyim yoksa gün mü bilemiyorum ama böyle böyle geçiyor işte günler. Geçsin bakalım. Geçsin ve güzel anlara gitsin tüm günler. O zaman, mutlu günler.. :)


29 Ocak 2019 Salı

Işıklı Yollar




      Bir gün her şey çok farklı olacak. Bambaşka olacak içinde olunan an. Şimdi kıvrandığımız her ne varsa o zaman anlamsız kalacak. Nihayetinde değişecek her şey. Daha önce de değişenler gibi. Her insanın iyi kötü bir planı var. Gerçek olmasına ihtimal veremediği ama yine de kalbinin köşesinde özenle beslediği hayalleri var. Bir su misali insan da yoluna akar.

     Geçenlerde İnstagram Keşfet'te gezinirken şöyle bir söz çıktı karşıma. ''Nasibin senindir ve senden başkasına isabet etmez.'' Belki tam olarak böyle değildi cümle fakat çok yakındı. Bunu okuyan her insan önceliği doğrultusunda farklı yorumlar bu cümleyi. Para, iş, aşk, sağlık, başarı, ev, araba insan için nasip sayılan her ne varsa, eminim akla gelenler de bu doğrultuda. Çok güzel bir cümle değil mi ya?

     Düşünsenize, bir kitap okuyacaksınız ve o sizin hayatınızı değiştirecek belki de. Ve hayatınızı değiştirecek o kitap şimdi bir yerlerde sizi beklemekte. Muhteşem değil mi? Siz döneceksiniz, dolaşacaksınız, başka bir kitaba takılıp günlerce içinden çıkamayacaksınız ama en nihayetinde o kitapla mutlaka karşılaşacaksınız. Ve ışıklanacak yollar, değişecek her şey. Mevzu derin aslında ama böyle yüzeysel bakıldığında bile bu döngüye bir hayranlık uyandırıyor kalbimde.

      Yarınlar sürprizlerle dolu. Biz yalnızca yürüyoruz. Bazen seçimler yapmamız gerekiyor. Kalbimizle aklımız, gerçek dünyayla hayal dünyamız arasında tek başımıza kıvranıyoruz. Nihayetinde bize ayrılana ulaşıyoruz. Ötesine değil.

      Hayallerimi düşündüm bir an ve peşinden bu cümle geldi aklıma. Nasibimse, hayatımı değiştirecek o kitap benim. İçeceğim su, yiyeceğim yemek.. Yalnızca benim. Başkasına isabet etmeyecek o iş, o ünvan, o hayat benim. Bana kalan yalnızca nasibime ulaşmak için bir labirent dolaşmak olacak. İşte gerçek hayat..!

      İnsan gibi yaşayacağımız, ışıklarla dolu bir hayat dilerim..





Görünmezliğime Duyulmazlık Kattım




      Saat 02:41

      Aslında haftalardır yazıp yazıp siliyorum böyle. Belki bunu da silerim. Bir süredir içimden konuşuyorum. Kimse duymuyor. Görünmezliğime duyulmazlık katıyorum kendimce.. Kendi kendime.

      Gecenin tam ortasında olmak ne güzelmiş. Özlemişim. Bu aralar hep bir şeyler özlüyorum nedense. Sessiz bir karanlığın içindeyim. Şimdi herkes tatlı uykusunda, huzur içinde..

       03:08 oldu. Yazıp yazıp siliyorum derken bunu kast etmiştim. Bu aralar içimden konuşmaktan dış dünyaya yazamıyorum. Geçer elbet. Yani geçmek zorunda. Hayat..

      O zaman ben susayım -ki aslında susmuyorum da benden başka duyan yok- sözü İncesaz'a bırakayım. O söylesin, dünya dinlesin. Hakkıdır! Bize bir süre daha susmak düşecek belli ki. Ne diyordu İncesaz, görünmez olanlara?

    
Sussun rüzgâr, solsun güneş, bitsin bu rüyâ..

                                                         Görsel alıntıdır.

25 Ocak 2019 Cuma

Bir Akşam Vakti Güneşe Serdim Kalbimi



         
        Bir akşam vakti güneşe serdim kalbimi ve fark ettim ki, hayat aslında bizim ona bakışımız kadar güzeldi. O zaman hayatımızı güzelleştirmek için bakışımıza el atma vakti ! Çünkü bakışlar önemli.. :)

        Nasıl ve nereden bakıyorsak hayata, hangi pencereden uzanıyorsak dünyaya, yaşam o kadar güzel ve tadında. Günü geldiğinde veda bile edemeyeceğimiz bu çaba, bu gayret, bu dünya, biz ona nasıl yaklaşıyorsak o kadar aslında. Garip değil mi? Her şey geçici ve insan aslında çok seçici.

       Asıl amaç dünyaya nasıl bakacağımızı, nereden uzanacağımızı öğrenmek olmalı belki. Daha huzurlu, neşe dolu bir ömür için.. Bunu öğrenmek gerek! Öğrendiklerimizi hayatımıza yerleştirmek ve belki çok daha önemlisi bunu sürdürmek gerek. Çünkü zaman hızla akıp gidiyor değil mi?

      Şu hayatta önceliğimiz huzursa, çizgi dışına çıkmamak yeterli. Öncelik mutluluksa, çizgi dolaylarında dolaşmak anlamsız gibi. Öncelik belirlenen bir hedefse, o hedefe ulaşmak için dünyanın yükünü göze almak gerekli. Belki de kaybetmeyi. İnsanlık hali. Ama dünya fani..

      Bu yüzden yaşayalım dostlar.. Yaşamak için yani gerçekten yaşamak için uğraşalım! İlk kural, başkalarının hayatlarına odaklanmak yerine kendimiz için uğraşmak olsun! Mutlu olalım. Nefes almayı hatırlayalım. Dünyaya misafir olarak geldiğimizi unutmayalım. Gerisi gelir. Biz yeter ki bir adım atalım.

      Hayat sürprizlerle, ışıklarla dolu olsun ve tüm kalpler huzur bulsun..



19 Ocak 2019 Cumartesi

Soğuk Oyunların Sıcaklığı



       Fonda İncesaz / Derya var.

       
       Bugün canım alışkanlıklar üzerine yazmak istedi. Alıştıklarımız, alışamadıklarımız, alışmaya çalıştıklarımız, kurtulduklarımız, kurtulamadıklarımız ve kurtulmaya çalıştıkça kıvrandığımız alışkanlıklarımız..
       Ara ara unutup kaşıdığımız, kabuklu yaralarımız..
       Bazı alışkanlıklar geçicidir. Oyalanacak sağlam meşgaleler bulduğumuzda unutur ve geçeriz. Bazılarının alışkanlık olduğunu inatla kabullenmek istemeyiz. Bu bir alışkanlık değil der ve günden güne bağlanmaya devam ederiz. Eldivensiz kar topu oynama isteğiyle soğuklara yürür gideriz..
       Bazen üşürüz, evet bazen çok üşürüz, eldivensiz olduğumuzu fark ederiz fakat dönüş yoktur! Soğuğa dayanamayan eller, kalbinde oynadığı bu soğuk oyunun sıcaklığı ile evine döner. Aklı kalsa dahi her bir kar tanesinde, ağır ağır yürür gider. Ta ki görünmez olana kadar..
       
Şimdi ben susuyor ve sözü İncesaz'a bırakıyorum, dinleyin..
             
      Mabed dünya,
      Zifiri karanlıkmış..

                                            Görsel alıntıdır.
                                     
       

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...