mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2021 Cumartesi

Günler Geçerken


      Yeni yıl, yeni bir düzen getirdi bana. Günden güne değişiyor her şey. Her şey derken benim için önemli olan şeyler yani. Bugün biraz bundan bahsetmek istiyorum. Bu benim için gerçekten önemli.

      Yılların asi ergeni ruhum, şimdiye kadar hiçbir plan ve programı kabullenemedi. Ben de aklımın ve kalbimin rüzgarı nereye eserse oraya doğru gittim. Pişman değilim, güzel şeyler öğrendim çünkü. Alakasız görünen ama beni doyuran şeylerdi o rüzgar içinde bulduğum. İçinde olduğum durum da çok farksız değil aslında sadece not alıyorum, hepsi bu.

      İnsan kendini en iyi bilendir. Kusurlarını, yeteneklerini, kapasitesini en iyi görendir. Dili ne söylerse söylesin, iç sesini en iyi işitendir. İşte ben de kendimi bildiğim için kendimi zorlamak, sabır sınırlarımda dolaşmak istemedim. Tatlı tatlı programlar yapmayı tercih ettim kendim için. Çok basit görünen ama benim için o kadar zor bir şeydi ki..

      Mesela siz.. Herhangi bir plana kaç dakika ayırabilirsiniz? Başından kalkmadan, dikkatiniz dağılmadan kaç dakika (saat diyemedim bile) durabilirsiniz? İşte ben öyle sabırsızım ki sürekli başka rüzgarlar esiyor aklımda. Dünyayı kurtarmıyorum elbet ama aklımda esen her rüzgara kapılıyorum, ne yapayım?  :) Yine de kızmıyorum kendime çünkü o rüzgarda enerji buluyorum. Bu yüzden bu duruma el attım kendimce.

      İşte yeni düzenimde durum daha farklı. Yarın ne yapacağımı biliyorum artık. Bildiklerim dışında şeyler de yapabilirim tabii ki. Özgürüm. Kısıtlamıyorum kendimi. İstediğimi istediğim saatte yapabilirim. Gecenin kaçında bitirmek istersem bitirebilirim o planları. Makul bir plan yapıp o planı yazarak başladım bu düzene. Yaptıklarımın yanına tik attım. Mantıklı planlar yazdım, yazmış olmak için değil. Sanırım bu yüzden hala kopmadım. Her bitene bir tik atmak önce keyif veriyordu, şimdi bu kadar mıydı, bitti mi moduna giriyorum. Daha 9 gün öncesine kadar yılkı gibi gezen ruhum, şimdi planlara doyamadı. :)

      Alışkanlık kazanmak 21 gün sürer diyorlar. Haklılardır muhtemelen. Benim için o en fazla 3 gün sürer. Ya devam ederim ya da her şey biter. Bu yüzden tedirginlikle geçti birkaç günüm ama hepsini yaptım, yapamadıklarımı ertesi günün planına ekleyerek tamamladım. Şimdi de yapmam gereken şeyler var aslında. Saat tam 21.56 ama yapacağım. İstersem uykumdan da zaman ayırabilirim çünkü özgürüm ben. İstersem oyalanırım, istersem sabahlarım. Seçim benim. (Alt mesajı anlamışsınızdır siz :) ama ben şimdi ona odaklanmamayı tercih ediyorum.)

      Şaka bir yana, kabul ediyorum ki ilk günlerde zorlandım biraz. Nelerle meşgul olacağımı belirlemiş olmak, kendim yazsam bile o plana uymak kolay değildi. Neyse ki kendimi zorlamadan hallettim. Güzel gidiyorum şimdi. Gün içinde nelerle meşgul olduğumu görüyor olmak, düşünmek ve sorgulamak yerine sadece yapıyor olmak, nelere kapıldığımın farkında olmamı sağladı biraz. Benim için okumayı öğrenmek gibi bir şey bu. Çok saçma geliyordur ama böyle işte. Alışacağım kendi tasarladığım plan düzenime.

      Velhasıl günler böyle böyle geçiyor işte. Arayarak, bularak, sorarak, düşerek, kanayarak, gülerek, ağlayarak.. Yürüyorum ve öğreniyorum. Hatalar yaptım ve hala yapıyorum. Ama öğreniyorum. Geriden geliyorum belki. Belki de bazen önden ben gidiyorum ama bir şekilde yürüyorum. Çünkü hepimizin bir yolu var. Ne başkası benim yolumdan sorumlu ne de ben başkasının. Düşsem de sekerek yürüsem de yol sadece benim.

      Umarım hepimiz çok güzel yollardan geçeriz. Hepimizin içinde her zaman dingin ve huzurlu bir kalp atıyor olur. İyi duygularla ve güzel manzaralarla yollarımız rengini bulur. Saat 22.22 kendime açık bir çay alıp yoluma devam edeceğim şimdi.

Allah hepimize daimi bir huzur versin.
Çok içten diledim bunu şimdi.

      Sağlıklı, mutlu, huzur dolu günlere..
      Sevgiyle..

25 Ocak 2019 Cuma

Bir Akşam Vakti Güneşe Serdim Kalbimi



         
        Bir akşam vakti güneşe serdim kalbimi ve fark ettim ki, hayat aslında bizim ona bakışımız kadar güzeldi. O zaman hayatımızı güzelleştirmek için bakışımıza el atma vakti ! Çünkü bakışlar önemli.. :)

        Nasıl ve nereden bakıyorsak hayata, hangi pencereden uzanıyorsak dünyaya, yaşam o kadar güzel ve tadında. Günü geldiğinde veda bile edemeyeceğimiz bu çaba, bu gayret, bu dünya, biz ona nasıl yaklaşıyorsak o kadar aslında. Garip değil mi? Her şey geçici ve insan aslında çok seçici.

       Asıl amaç dünyaya nasıl bakacağımızı, nereden uzanacağımızı öğrenmek olmalı belki. Daha huzurlu, neşe dolu bir ömür için.. Bunu öğrenmek gerek! Öğrendiklerimizi hayatımıza yerleştirmek ve belki çok daha önemlisi bunu sürdürmek gerek. Çünkü zaman hızla akıp gidiyor değil mi?

      Şu hayatta önceliğimiz huzursa, çizgi dışına çıkmamak yeterli. Öncelik mutluluksa, çizgi dolaylarında dolaşmak anlamsız gibi. Öncelik belirlenen bir hedefse, o hedefe ulaşmak için dünyanın yükünü göze almak gerekli. Belki de kaybetmeyi. İnsanlık hali. Ama dünya fani..

      Bu yüzden yaşayalım dostlar.. Yaşamak için yani gerçekten yaşamak için uğraşalım! İlk kural, başkalarının hayatlarına odaklanmak yerine kendimiz için uğraşmak olsun! Mutlu olalım. Nefes almayı hatırlayalım. Dünyaya misafir olarak geldiğimizi unutmayalım. Gerisi gelir. Biz yeter ki bir adım atalım.

      Hayat sürprizlerle, ışıklarla dolu olsun ve tüm kalpler huzur bulsun..



7 Aralık 2018 Cuma

Soğuk Yalanların Üşüttüğü Bedenler


     
            Yaşıyor muyuz ey dostlar? Nabızlar belirli periyotlarla kontrol ediliyor mu? Aman ihmal etmeyin, hayatın hengamesinde kaybolup gitmeyin. Ben yaşıyor muyum? Sanırım. Belki. Biraz. Bilemedim..

         Biliyorum.. Hayatın düzlükleri, çukurları ve zirveleri vardır. Bir insanı zirveye çıkarabilecek tek güç, bizzat ruhundadır. Ötesi boşluk, ötesi yokluk.. Ruhumuzun derinliklerinden aldığımız bu güç, hava şartları münasebetiyle azalabiliyor bazen. Soğuk yalanların üşüttüğü bedenleri, acımasız yeminler yoruyor. İnsanların, insanlıktan çıkabileceğini gördükçe düşüyor elbet enerji. Bu hoyrat rüzgara kim karşı koyabilir ki?

        Bir diğer yandan ummadığımız güzellikler oluyor. Merhamet dolu bir bakış, sevgi dolu bir gülüş, umut dolu yarınları hatırlatıyor insana.. Dur biraz, nefes al bak yolunda olan bir şeyler var diyor. Merhamet hala var, güven hala var, sevgi hala var, masumiyet hala nefes alıyor diyor. İşte tam olarak bunlara sığındığım, sevginin gücüne yaslandığım, yoğun ve çok yorucu bir dönem yaşıyorum. Özgür günlerimi hatırlayamayacak kadar yoğun, günün nasıl geçtiğini fark edemeyecek kadar kalabalık günler içinde kayboluyorum..

       Geçen günler mi, ömür mü bilmiyorum. Belki de geçen günler değildir, günlerden geçen bizizdir. Kim bilir.. Hayat çok garip.. Öyle garip ki, beterin beterini itinayla gösteriyor, her şey mümkün dediğimiz sınırları biraz daha açmayı başarıyor. Dedim ya işte garip.. Ve mevzu aslında çok derin..

        Yine de sevmeye, daha çok sevmeye, gülümsemeye, olumsuzlukları düşünmemeye devam ediyoruz. Şifayı bulan bırakmasın! Yoksa hazırda bekleyen bir dipsiz kuyu, yutacak taze ruhlar bekliyor..Aman uzak duralım, nabızları kontrol etmeyi unutmayalım! 

Sevgiyle..



       

4 Ekim 2018 Perşembe

Bir Mutluluk Anatomisi




      Şu aralar mutluyum.
      Şaşırtıcı ama gerçekten mutluyum.
      Neden mi?


      Kısa bir özet geçeyim.
      Lise öncesi gerçekten şanslı bir insandım. Ne oldu nasıl oldu anlamadım ama birden değişti her şey. Kabullenemedim uzun süre. Neye elimi atsam kuruturum denir ya hani.. Tam olarak öyle. Akla gelebilecek her konuda aksilikler oldu. En olmayacak, en imkansız durumlar gelip beni buldu. Çok şükür sağlıkla ilgili sorunlar ya da büyük meseleler değildi belki ama güncel hayatın basit meseleleri bile aksilikleriyle çok yordu. Bunlar birikti birikti ve kocaman bir mutsuzluk oldu.

      Şimdi anlattıklarım ve anlatacaklarım, mutsuzluğu gerçekten hissetmeyen, bunu gerçekten bilmeyenler için eminim çok anlamsız gelecektir. Ben o zamanlarda sürekli böyle yazılar okuyorsam, bir ışık arıyorsam eminim bu yazıyı da biri aynı niyetle okuyacaktır. Bu yüzden bu hissi ben de paylaşmak istedim. Neyse konuya döneyim, bence önemli.

      Evet mutsuzluk diye bir olay var. Hissizliği peşinde sürükleyen, hiçbir şeyin yetmediği, hiçbir şeyin keyif vermediği bir hastalık. Bence mutsuzluk gerçekten bir hastalık. Giderek artan hem de.. Tedavisi şart ve en büyük tedavi zaman. İnsan kendini en iyi tanıyan, derdini bilen, dermanını içinde barındıran bir varlık. Deva sizde. Fark edebilene..

      Tüm bunların üzerine bir de mutluluğu başkalarından bekleme olayı var. Yani illa birileri sizi mutlu etmeliymiş gibi ya da birileri için mutlu olmalıymışsınız gibi bir algı. O işler öyle olmuyor işte.. Siz kendinizi mutlu etmezseniz, siz kendinizle mutlu değilseniz mutluluk diye bir şey olmuyor. Olsa da lafta kalıyor. Bence yani..

      Şimdi hayatımda çok şey mi değişti? Hayır. Değişen biraz benim sanırım. İnsan uzun süre diplerde yüzünce, biraz bile güneş görse mutlu oluyor. Yoksa ben yine aynı ben.. Yolda gördüğüm insanların durumuna bile günlerce üzülürüm ben. Kimse bilmez. Biri bir olay anlatır unutur geçer, günlerce düşünür çözüm ararım. Ülkenin hali, insanların kederi, vicdansız canlılar, haksız kazançlar vb. olaylar beni derinden etkiler, üzer. Kendimi böyle meseleleri düşünerek dibe çeken bendim belki. Elimde değil gerçi. Bilemedim şimdi. :)

      Ey mutsuzlar! Dinleyin beni..

      Şu hayatta her şey var. Her şey. Yalancılar var. Vicdansızlar var. Ahlaksızlar var. Melek yüzlü şeytanlar var. En en en kötüler var. Ve bunların belirli bir yaş aralığı yok. Hepsi görünüşte insan. İş bunlara ikinci şansı vermemekle başladı bende. Bile bile macera aramaya gerek yok değil mi? Bir diğer mesele, mutlu olmadığın yerde olmamak. Mutlu değilsen, huzurlu değilsen, için içini yiyorsa, o enerji seni yoruyorsa kaç git ve gizlen. Hayat kısa. Ve bu hayatta üzülecek gerçekten çok şey var. Üzülme hakkını onlara kullan. Zor durumda olan çok insan var. Hem madden hem manen.. Elinden geleni yap, bu herkesi mutlu eder. İçindeki zerre kalan enerjiyi de hak edene kullan. Sen düştüğünde elini uzatmayan insanları da unutma.

       Biliyorum.. Lafla, siparişle olmuyor hiçbiri. Ve diyorum ki, insanın kaçacağı bir hobisi olmalı bu yüzden. Aklını dağıtan, onu yolda ve anda tutan bir hobisi olmalı. Mükemmel yapmadığınız, türlü materyallerle boğuşmadığınız her ne varsa işte. (Bakın şu yazı bile benim için bir hobi. Ben de bunlarla mutlu oluyorum işte..) Hayatta üzülecek, düşünecek, eksik olan, eksiği yolumuzda engeller çıkaran dünya kadar mesele var. Mutlu olmak için bir şeyler yapmadan olmuyor cidden..

      En etkili yöntemlerden biri de güzel düşünmek. Güzel düşünmelere, güzel bakıp güzel görmelere kefilim. Güzelliğin iyi gelmediği ne olabilir ki? Kabul.. Fesatlık, hırs, kıskançlık içimizde var. İnsanız sonuçta nefsimiz var. Elimizden geldiğince bunlardan uzaklaşmak, kendimizi kötü düşüncelerden alıkoymak, başkalarının mutluluğuyla mutlu olmak bu kadar zor olmamalı. Elimizden geleni yapalım, iç huzurunu kendi içimizi temizleyerek yakalamaya başlayalım. Daha kolay olacak her şey..

     Aklıma gelen tüm bu aşamalar yıllarımı aldı. Çok zorluklar gördüm. Belki de sadece bana göre çok zordu hepsi. Gururumla, hayatımla, insanlarla, uzaklarımla, yakınlarımla türlü mücadelelerim oldu. Hepsi hayat tecrübesi olarak kaldı şimdi. Hayat böyle.. En dibi gösteriyor bir şekilde. Hayata erken atılmanın kazançları bu belki. Belki de mesleğim gereği çok insan tanımanın yıpratıcı güzelliği.

      Velhasıl.. Sevgili mutsuzlar. Durumlar böyle. Son günlerde huzurluyum, mutluyum diyebilirim. Çok şükür. Yarınlar Allah'a emanet tabi. Bazen düşeceğiz, bazen üzüleceğiz, bazen yalnızlıktan üşüyeceğiz ama yine kalkacağız ayağa ve yine güleceğiz. Hayat böyle değil mi? Her şey gelip geçici..

      Bu günlerde mutluyum evet ama hayatımda sorunlar, olaylar, saçmalıklar yok mu? Tabi ki var. Hatta anlatsam bir destan da o olur ama gerek yok. Güzel bakalım güzel görelim değil mi? :) Güzelliğe odaklanalım, daha çok mutlu olmak için bir şeyler yapalım. Mesela gülümseyelim. Mutlu olan insanların gülümseyişi ile mutlu olalım. İnsanlar ne der olayını da geçelim artık. İnsanlar her zaman bir şey der. En iyisini yaptığınızda da en kötüsünü yaptığınızda da mutlaka bir şeyler der. Geçin onları. İç sesinizi, kalbinizi, vicdanınızı dinleyin. Onlar hep iyiyi güzeli söyler. Güzelliğin o güzel ezgisini dinleyelim. İşte böyle böyle düzelecek her şey..

    Kötü enerjiden kaçtığınız, insanlara ışık saçtığınız mutlu bir ömür dilerim..



     

       

      

17 Temmuz 2018 Salı

Aşka Uzanan Merdiven




       Mutluluğu uzaklarda ararız bazen.. İçinde olduğumuz durumda eksik olan bir şeyler vardır. Yetmeyen, ruhu doyurmayan bir döngü içinde kaybolmak gibi.. Gözler uzakları arar, uzaklarda ne olduğunu bilmeden. Belki doğrudur, mutluluk uzaklardadır ama çağırmak lazım bir noktada. Çünkü hayat kısa. Mutlu olmak adına, huzurla yaşamak adına mutluluk adeta bir şifa..

     Bir de sevgi var. Sevmek var, sevilmek var. Bunlar hayatın kuşkusuz en yüce hisleri.. İşte burada bir sorun var. Sevdiğimiz zaman sevgimizi belli etmeme halleri. Bu bir arkadaş, bir sevgili fark etmeksizin sevgimizi esirgiyoruz belki. İfade edemiyor da olabiliriz bilemiyorum. Bir güzel sözle bile buzullar eriyebilecekken, esirgemiyor muyuz kalbimizden geçenleri?

     Şu hayatta biraz olsun şansınız varsa, o yüce histen sizin payınız ayrılmışsa, bunu doya doya yaşayın. Sevmek ve sevilmek kadar mutluluk tozları serpen başka bir şey olmasa gerek. Sevebildiğiniz kadar çok sevin. Sevin ki dünyanız güzelleşsin.. Ve lütfen, sevginizi esirgemeyin. Sevmek ilgilenmektir, bir varlığın diğer varlıklardan farklı olduğunu hissettirme halidir. Ona güzel sözler söylemektir, içinizden geçenleri ifade etmektir. Bunu sevgiden esirgemeyin.. En azından mutlu ederek, daha çok mutlu olabilmek için..

     Bu mesele aklıma özenle baktığım bir bitkiden geldi. Aşk merdiveni çiçeğimi çok seviyorum ve onunla özenle ilgileniyorum. 3 - 4 dal büyümüştü sadece ve 3 aydır öylece yaşıyordu kendi kendine. Sonra onu daha güzel görmek istedim ve yeni dallar vermesi için gözlerimle sevdim. Dikkatle suladım, ona güzel sözler söyledim. Kurumuş yapraklarına hafifçe dokunarak dökülenleri aldım. Ona zarar veren, güzelliğine ziyan eden yapraklarından uzaklaştırdım. Günden güne sevgimle değişti, sevgimle güzelleşti. Ve sonunda yeni bir dal verdi, güzelce büyüyor şimdi.. Bu benim sevgimin emeği.. Aşka uzanan bir merdiven gibi.. 
Aşk merdiveni..

     Bakın, bir çiçek sevgiyle büyürken, sevgiyle güzelleşirken sevginin gücüne kim gözlerini kapatabilir şimdi? Onu sevdim ve o güzelleşerek beni daha çok mutlu etti. Bana cevap verdi adeta. Anlatabildim mi? Mutlu olmak istiyorsanız, kısır bir döngü içinde çırpınıyorsanız lütfen sevin. Sevmek emek vermektir, sevmek değer vermektir. Ona zarar veren her şeyi, ona yeni bir zarar vermeden bertaraf etmektir. Ruhuna dokunmaktır, bazen sadece gözlerinle konuşmaktır..

     Ne demişti Süreya? Hayat kısa.. 

     Sevginin sihirli ellerine bırakın kendinizi, mutluluk da gelir, huzur da gelir..

20 Haziran 2018 Çarşamba

Mutluluk Zebanileri



        Mutluluk..
        
        Üzerine söylenmiş milyonlarca söz, yazılmış trilyonlarca yazı var. İnsanlığın yegane arzusu, duaların baş tacı.. Yanlış mıyım?

         Az önce İnstagram'da bir yazı okudum. Yazı isyan doluydu. İsyan ve bezmişlik. Profili incelediğimde karşımda sadece mutlu bir aile tablosu vardı. Gezilen görülen yerler, mutlu bir çift ve mutlu bir çocuk. İdeal aile tablosu yani.. O zaman bu isyan nedendi? Sorun neydi? Bir çok insanın hayali olan mutluluğu yakalamış bir aile neyden bezmişti?
         
         Kıskançlık...

         Kıskançlık deyince ufak tefek sanmayın sülale karışmış resmen. Mutluluk zebanileri iş başında. Alenen kamuoyu duyuru yapılmış o hesapta. Kimsenin hayatı beni ilgilendirmiyor açıkçası ama insanların psikolojisi ilgimi çekiyor. İnsanlar neden ulaşamadığı mutlulukları kıskanır? Haydi kıskandın tamam, insansın nefsin var.. Peki sana ait olmayan o ütopyayı bozmaya ne hakkın var? Konuyu alenen anlatmaya gerek yok fakat özetle bu. İşin kötüsü bu ve bunun gibi örnekler sayıca fazla. Oturdum düşündüm..
         
         Aslında hayatımız engebelerle dolu. Bazen çukurda, bazen düzlükte, bazen zirvelerdeyiz.. Tüm yollar insanlar için. Hepsini gösteriyor hayat. Başka yol kalmadığında insan çukurda bulabiliyor kendini.. Bakıyorsun ki etrafında kimse yok. Aslında varlar bir halka halinde çevreni sarmışlar ama uzaklardan eleştiri bombardımanına başlamışlar, yardım eli uzatmak yok.. Şöyle yapsaydın, böyle yapsaydın, ben demiştim, bak işte gördün vs.. Yarın o çukura düşmeme garantileri varmış gibi davranıyorlar. İçten içe bir acıma ve şeytani bir hazla ben çok iyiyim, çok başarılıyım, çok iyi bir işim var, evim var, hayatım var. Ama bak o şimdi çukurda, o kötü durumda fikrinin, tezahürü var suratlarda.. Ne acı değil mi?

         Düşmez kalkmaz bir Allah.. Peki zirvelerde olduğunda? O halka yine etrafında. Ben senin iyiliğin için söylüyorum ile başlayan, sen çok değiştin ile biten cümleler..
         Canını dişine takarak tırmandığın o zirveler dert olur millete.. Haksız kazançtır, haksız başarıdır, haksız bir yuva sıcaklığındasındır, hak etmediğin noktadasındır o halkaya göre. İşin en kötüsü de o halkanın hep hayatında olmasıdır.

        Bizler başkalarının mutluluğunu, başarısını, huzurunu çekemiyoruz. Anladığım kadarıyla bizde olmayan başkasında olduğunda, en karanlık zamanlarda biri parladığında ona yakıştıramıyoruz bu ışıltıyı. Vicdansız mıyız? Kıskanç mıyız? Fesat mıyız? Neyiz biz? Adımız insan.. Peki ya kalbimiz?

         Bu gibi örnekler beni düşündürüyor açıkçası. Bu gidiş nereye diyorum bazen.. Hangimizin etrafında yok o halka? Hangimiz kendi zirvelerimizden çukurlara inmedik? Hangimiz yürümedik düzlüklerde tek başımıza?

         Velhasıl.. Hayat engebelerle dolu. Bugün zirve yarın çukur.. Siz yine de çok mutlu olun. Mutluluk zebanileri değil, çok mutlu insanlar olun. Ailenizle, işinizle, sevdiklerinizle.. Mutluluk size ne ifade ediyorsa peşinden koşun. Düşünün.. Hayat böyle çok daha güzel olur değil mi?

Selametle..

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...