yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2020 Salı

Bozkır Süvarileri


      Saat 02.37 ve gecenin zifiri karanlığında yazıyorum şimdi. Tam şu an o kadar huzurlu hissediyorum ki kendimi. Bir hafiflik var kalbimde. Anladım ki ben gece insanıyım. Ciddi anlamda gece zihnim açılıyor, kendimi daha rahat hissediyorum. Bunu yeni keşfetmedim aslında. Çocukken de gece kendimi daha mutlu hissederdim. Bunun bilimsel bir izahı var mıdır bilmem ki mutlaka vardır, gece kendimi daha mutlu ve huzurlu hissediyorum işte. Neden insanlara zaman dilimini seçme hakkı verilmiyor sahi? Her tür meseleyi şu saatlerde huzur ve dikkatle çözebilirim. Sonra bakarım yıldızlara biraz parıltılarla dolar kalbim. Günümü böylece güzelleştiririm. Bu bence bir tercih meselesi ama zaman ne gösterecek bilinmez tabii..

      Belirsizliğe doğru yürümeye devam ediyoruz yine. Aslında çoğu şey belli de ilahi sürprizlere daima açık olan kapılardan bir şeyler bekliyor insan. Gün, doğumlarla ve ölümlerle geçiyor. Bir hayat bitip yeni bir hayat başlıyor. Ne muazzam döngü değil mi? Bu yalnızca insan için geçerli değil tabii. Akla gelebilecek her şey bu döngünün canlı bir örneği. Her şey.. Önce doğuyor, sonra parlıyor, azalıyor ve ölüyor. Öldükçe yeniden doğuyor, bittikçe yenisi yapılıyor, koparıldıkça yenisi dikiliyor toprağa. Değişiyor, dönüşüyor, aynılığıyla başkalaşıyor adeta. Müthiş..

      Bundan sebeptir ki, her şey değişir ve dönüşür çünkü aslında her şey bir bütündür diye düşünerek bağlanamıyorum hiçbir meseleye. Hepsi birbiriyle bağlantılı, birbirini besleyerek varlığını sürdürmüş, ömrünü doldurmuş düşünceler. Günler geçiyor. Bir şeyler duyuyoruz, bir şeyler okuyoruz. İnanıyoruz, hissediyoruz, kavrıyoruz. Sonra bitiyor her şey. Yeni bir ışık doğuyor, gerçekliğin tahtında hükümranlığını sürdürüyor. Ben yine kendi dilimle konuşmaya başladım sanırım. Olur öyle şeyler, takılmayalım.

      Herkes bir şey ve aslında hiçbir şey. Atını alanın koştuğu, tökezleyenin toz olduğu bir dünya bu. Gözleriyle gördüğünü algılayamayıp, işittiğine sorgusuz sualsiz saplanan insanların çağı bu. Sürsünler atlarını! Bozkırlar sizindir be hey atlılar! Süzgeç yok nasılsa, yaşayın mutluca, huzurluca. Ey Süvariler! Unutmayın ki, ilahi kamera anbean kayıtta.

      Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir, diye bir söz var. Kısmen katılıyor kısmen de yarınların sürprizlerle dolu olduğunu düşünüyorum. Buna inanmamak daha mantıklı ama yaşadığım birkaç olay, bu sürprizlerin varlığını daha geçerli kılıyor. Yarınlardan ne bekliyoruz bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki geçiyor hayat. Tüm dereler nehirlere kavuşacak. Nehirler denize ve hepsi nihayetinde toprakta can bulacak. İşte hayat..

      Gördüğüm, duyduğum, dinlediğim ne varsa bir lezzet arıyorum şu zamanlarda. Arayan buluyor elbet. Bulduğum kadarına şükür diyerek günümü güzelleştiriyorum kendimce. Hayat tam bir trajedi olmakla birlikte bu güzelliklerle değerleniyor bence. Trajedinin kaynağı insanlar olmasa, kalbinin kötülüğüyle boş işler peşinde koşmasa ne de güzel olur dünya. Ah dünya, canım dünya..
      Yıldızlardan yaptığım bir demet bırakıyorum buraya.
      Okuyan göğe baksın. Bütün sır orada.

11 Ekim 2019 Cuma

Ölümsüz Bir Ömrün İzinde



     Buralara uğramayalı bir hayli zaman oldu. Değişen durumlar oldu pek tabii. Güzel değişiklikler. Güzel devam etmesini umduğum, bana bir şeyler katmasını beklediğim değişiklikler. Bu küçük güncellemenin ardından bundan sonrası güzel olsun diyor, akşamın gündemini incelemek üzere klavyeye yatırıyorum.

     Eskiler, eski dizi ve filmler beni her zaman bambaşka zamanlara götürür. Bugün de öyle oldu. Eski günleri hatırlatan bir dizi beni çok daha eskileri ve yaşamı sorgulamaya yöneltti.

     Fazla mı romantik bakıyorum bilmiyorum ama bundan 50 yıl evvel derinden yaşanan acılar, bulutların üzerine çıkaracak kadar büyük mutluluklar, heyecanlar yaşandı. Yaşandı ancak onları yaşayan insanlar dahi hayatta kalmadı. Hepsi gitti ve her şey bitti. Çünkü hayat böyle. Bir gün herkes gidiyor. Gitmek zorundayız. Saniyelerle savaşırken bir bakmışız yılları heybemize katmış, yolumuzu tamamlamaya başlamışız. Yeşilçam filmleri de bende bu hisleri uyandırıyor. Buruk bir his. Hüzünlü biraz belki. Çünkü o gülen gözler hayatta değil şimdi.

     Madem her şey eski bir fotoğrafta kalacak, en büyük anılar tarihin rüzgarına karışacak o zaman neye üzülüyoruz? Her şey bitecek. Her şey.. Ve herkes istese de istemese de bu dünyadan gidecek. O zaman neyi zorluyoruz? Hayaliyle yanıp tutuştuğumuz, günlerce kıvranıp kahrolduğumuz meseleler belki eski bir fotoğrafta dahi kalmayacak. Kaybolacak hepsi. Tüm bunlar günlerce hayaliyle yaşadığımız, düşündükçe bulutlara tırmandığımız durumlar için de geçerli. Bitecek hepsi.. Bırak acımızı, heyecanımızı.. Adımız dahi kalmayacak. Bu çok garip değil mi?

     Aklım karmakarışık. Basit cevaplar bulabilirim pek tabii ama bana yetmiyor. Kaybolacak duyguları yaşamak neden an için normal geliyor? Bu ve benzeri sorulara bana yetecek cevaplar bulmam gerek. Biraz daha eski fotoğraflarda, hiç tanımadığım ve hatta isimlerini dahi bilmediğim insanların bakışlarında dolaşacağım. Belki aradığım cevaba biraz olsun yaklaşırım. Durumlar işte bu kadar karışık. Yarın belirsizken geçmişe bu kadar takılmak, anıların ömrünü sorgulamak ne kadar mantıklı o konuya hiç girmesem daha iyi olacak. Aklımın içinde kutular var ve onların da içlerinden çıkan yüzlerce kutucuklar..

     Evet bir gün gideceğiz. Evet unutulacak tüm hikayemiz. Ölümsüz olmayı hepimiz isteriz. Asırlar sonrasına bir ses bırakmak, bir duygu taşımak.. Ne büyük şans! Umarım yarınlara ışık olabilecek kadar güzel anlar yaşar, bedenen olmasa dahi bu ses ile ebediyete kavuşabiliriz.
Mutlu, huzurlu ve ölümsüz bir ömür dilerim.

Görsel alıntıdır.

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Kendi Tahtını Kendi Yapanlar




      Hayatımın belki de en sakin ve yaşamı kabullenmiş zamanlarının içindeyim. Çok şükür. Bu noktaya gelmek benim için büyük meseleydi. Daim olsun. Her şey kendi zamanını bulduğunda, olması gerektiği gibi olacak nasılsa. Çırpınmak boşa, sadece yaşa düsturuyla geçen günler içindeyim.. Zamana ve kadere güvenerek akıbeti beklemekteyim.

      Buraya genellikle aklım ya da ruhum aydınlandığında uğruyorum artık. Bazen de tam tersi, karanlıklarda boğulduğumda bir nefes almak için geliyorum. Nihayetinde dağınık olan bir şeyleri burada toparlıyorum. Kaçabilecek bir yeri olanlara ne mutlu! Benim de seyir tepem tam olarak bu..

       Bir şeyler okuyor, izliyor ve söyleşileriyle bambaşka insanlar tanıma fırsatı buluyorum. Görünenin ardına dair ipuçlarını bu sayede yakalıyorum. Dikkatimi çeken bazı noktalar var. Bazı insanlar kendi tahtını kendi yapar. Bazı insanların hayatlarının özetinin bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü hayat her insana farklı sürprizler hazırlıyor. Özel bir kutu. İçinde ne olduğunu açandan başkası tam manasıyla bilemeyecek. Kutunun sahibi ona gelen sürprizi ne amaçla kullanırsa, tüm dünya ancak bunu böyle öğrenecek. Konuya dönüyorum. Bazı insanlar kendi tahtını gerçekten kendi yapıyor. Bu şans mı, Allah böyle istediği için mi böyle oluyor yoksa yazgısından ayrılamadığı için mi böyle bilmiyorum. Bir şekilde zirvelerden kuyulara, kuyulardan ovalara çıkan yollara düşen insanlar hayatlarının seyrini bambaşka noktalara taşıyabiliyor. Garip değil mi? Bu hayata gelişimizin muhakkak bir sebebi olmalı. Bir ışık, belki bir nefes, belki de dünyanın yangınını söndürecek tek bir damla su. Hayat bu.. Anlatıldığında hayat filminin değerlendirmesi yapılıyor ancak yaşarken her şey bambaşka. En güzel günler hiç bitmeyecek, gençlik hiç gitmeyecek, sağlık yaşımızla cenk etmeyecek gibi.. Oysa yarınlar bir muammaya teslim. En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız derken şair, ancak bu kadar haklı olabilir..

       Yaşadıklarını kumbaraya, kötü günleri birer fırsata dönüştürmek üzere atan insanlar ilgimi çekiyor. Çok bilgili insanların dikkatimi çektiği gibi. Asla tek bir doğruya takılmayan, yalnızca sorgulayan, tek bir yargıya takılmadan bilgiden bilgiye koşan.. Böyle insanları dinlemek bile beni mutlu ediyor. Keşke etrafımız böyle insanlarla dolu olsa, onlar hep anlatsa.. Neyse ki internet var. Yazılar, videolar uzakları yakın ediyor. Aklımda çok mesele var aslında ama bugün bunu yazmak istedim. Bunu kendime her zaman hatırlatmak isterim. Kuyulardan geçerse yolum, hatırlamam gereken bir doruk var. Ve bazı insanlar tahtını kendi yapar..

                                                                 Görsel alıntıdır.

25 Ocak 2019 Cuma

Bir Akşam Vakti Güneşe Serdim Kalbimi



         
        Bir akşam vakti güneşe serdim kalbimi ve fark ettim ki, hayat aslında bizim ona bakışımız kadar güzeldi. O zaman hayatımızı güzelleştirmek için bakışımıza el atma vakti ! Çünkü bakışlar önemli.. :)

        Nasıl ve nereden bakıyorsak hayata, hangi pencereden uzanıyorsak dünyaya, yaşam o kadar güzel ve tadında. Günü geldiğinde veda bile edemeyeceğimiz bu çaba, bu gayret, bu dünya, biz ona nasıl yaklaşıyorsak o kadar aslında. Garip değil mi? Her şey geçici ve insan aslında çok seçici.

       Asıl amaç dünyaya nasıl bakacağımızı, nereden uzanacağımızı öğrenmek olmalı belki. Daha huzurlu, neşe dolu bir ömür için.. Bunu öğrenmek gerek! Öğrendiklerimizi hayatımıza yerleştirmek ve belki çok daha önemlisi bunu sürdürmek gerek. Çünkü zaman hızla akıp gidiyor değil mi?

      Şu hayatta önceliğimiz huzursa, çizgi dışına çıkmamak yeterli. Öncelik mutluluksa, çizgi dolaylarında dolaşmak anlamsız gibi. Öncelik belirlenen bir hedefse, o hedefe ulaşmak için dünyanın yükünü göze almak gerekli. Belki de kaybetmeyi. İnsanlık hali. Ama dünya fani..

      Bu yüzden yaşayalım dostlar.. Yaşamak için yani gerçekten yaşamak için uğraşalım! İlk kural, başkalarının hayatlarına odaklanmak yerine kendimiz için uğraşmak olsun! Mutlu olalım. Nefes almayı hatırlayalım. Dünyaya misafir olarak geldiğimizi unutmayalım. Gerisi gelir. Biz yeter ki bir adım atalım.

      Hayat sürprizlerle, ışıklarla dolu olsun ve tüm kalpler huzur bulsun..



Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...