anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2020 Çarşamba

Okyanusun Ortasındaki Çöl Serabı


      Sizi bundan yıllar yıllar öncesine götüreceğim.     --->  (Linke tıklayınız.)

       Yıl 2015.

      Mayıs tüm hızıyla ilerliyor. Tezimi teslim etmem gerekiyor. Yurt odamda yalnızım. Sessiz ve telaşlı bir yalnızlık. Her geceyi sabah ediyorum. Kocaman pencereden görebildiğim açıklık, çok aydınlık. Dağ olmaya tenezzül etmemiş bir tepeden süzülen ay ışığı giriyor içeriye. Serin bir rüzgar esiyor, dalgalanıyor perdeler. Gece yıldızlar, gündüz güneş ve bulutlar benimle yaşıyor. Kaç gün doğumu izledim böyle bilmiyorum. Kaç bulutu sığdırdım kalbime ve onlarla birlikte yükseldim o zamanlar, bilmiyorum. Kalabalık bir yalnızlığın içinde durmadan yazıyorum. Durmadan, uyumadan, sorumlu olduğum 14 kitap konusuyla beni darmaduman etmiş halde. Aklım, kalbim, hayallerim ve gerçekler büyük bir savaş içinde. Ben o savaşın ortasında yazıyorum yine de. Şimdi diyebilirim ki, ben bir savaş gördüm. O günlerde çıkan bu şarkıyı döngüye alıp kaç karanlıktan aydınlığa aktım, kaç aydınlığı karanlığa bağladım saymadım. Bu şarkı benim için o günler demek. Şimdi yine döngüde çalıyor peş peşe. Velhasıl çetin günlerdi, serde kavak yelleri vardı. Geçti..

      Zaman o kadar hızlı geçiyor ki.. Aynada bıraktığımızı bile aynı yerde bulamıyoruz bazen. Atıp tuttuklarımıza dönüp bakmaya tenezzül etmediğimiz zamanlar oluyor. En önemlilerin aslında o kadar da önemli olmadığı, hayal olarak yüceltilenlerin aslında sadece hayallerde yüce olduğu zamanlar işte. Gülüp geçebiliyormuşuz gözümüzde dağ ettiklerimize. Ne kadar güçlü olduğumuzu fark edebiliyormuşuz. Bazen gurur duyabiliyormuşuz kendimizle bazen de dolu gözlerle sarılabiliyormuşuz kendimize. Oluyormuş bunlar. Zaman öğretiyormuş. Sonra öğrendiklerimiz de değişebiliyormuş. Hiçbir şey planlandığı gibi olmuyor, sadece olması gerekenler oluyormuş. İyi ya da kötü. Ve her şey insana hayatın hazinesinden bir inci bırakıyormuş. Bak bunu da bununla hatırla der gibi. O kadar çok inci var ki ellerimde. İnci, incilerin içinde. Rengarenk inciler.. Yalnızca kalp gözüyle görülebilen inciler içinde bir yaşam var elimizde.

     Hepimiz farklı zamanlarda aynı yollardan geçiyoruz. Başka amaçlarla, başka hayallerle, başka adımlarla. Ama aynı yolda. Bazen karşılaşıyoruz, bazen ayrılıyoruz. Ama hepimiz yürüyoruz zamanın içinde. Bazen okyanusun ortasında küçük bir kara parçası arayan ve bazen de çölün serabına kapılan insanlar gibi.. Heyecanla, umutla..

      Yarınlar ne getirir bilmiyor olsak da geçmişe şöyle bir dönüp bakmak güzeldir. İçinde olduğunuz her anı, her duyguyu ve her heyecanı yalnızca siz bilebilirsiniz. Ve biraz da sizin gibiler sezebilir. İşte bugünlük böyle.. Ne demiş Teoman? 😏

'' N'apim, tabiatım böyle.. ''


      En mutlu ve en huzurlu olduğunuz anlarda olmanız dileklerimle.
      Sevgiyle.. :)



                                                                                               Görsel klipten alıntıdır.

      

11 Ekim 2019 Cuma

Ölümsüz Bir Ömrün İzinde



     Buralara uğramayalı bir hayli zaman oldu. Değişen durumlar oldu pek tabii. Güzel değişiklikler. Güzel devam etmesini umduğum, bana bir şeyler katmasını beklediğim değişiklikler. Bu küçük güncellemenin ardından bundan sonrası güzel olsun diyor, akşamın gündemini incelemek üzere klavyeye yatırıyorum.

     Eskiler, eski dizi ve filmler beni her zaman bambaşka zamanlara götürür. Bugün de öyle oldu. Eski günleri hatırlatan bir dizi beni çok daha eskileri ve yaşamı sorgulamaya yöneltti.

     Fazla mı romantik bakıyorum bilmiyorum ama bundan 50 yıl evvel derinden yaşanan acılar, bulutların üzerine çıkaracak kadar büyük mutluluklar, heyecanlar yaşandı. Yaşandı ancak onları yaşayan insanlar dahi hayatta kalmadı. Hepsi gitti ve her şey bitti. Çünkü hayat böyle. Bir gün herkes gidiyor. Gitmek zorundayız. Saniyelerle savaşırken bir bakmışız yılları heybemize katmış, yolumuzu tamamlamaya başlamışız. Yeşilçam filmleri de bende bu hisleri uyandırıyor. Buruk bir his. Hüzünlü biraz belki. Çünkü o gülen gözler hayatta değil şimdi.

     Madem her şey eski bir fotoğrafta kalacak, en büyük anılar tarihin rüzgarına karışacak o zaman neye üzülüyoruz? Her şey bitecek. Her şey.. Ve herkes istese de istemese de bu dünyadan gidecek. O zaman neyi zorluyoruz? Hayaliyle yanıp tutuştuğumuz, günlerce kıvranıp kahrolduğumuz meseleler belki eski bir fotoğrafta dahi kalmayacak. Kaybolacak hepsi. Tüm bunlar günlerce hayaliyle yaşadığımız, düşündükçe bulutlara tırmandığımız durumlar için de geçerli. Bitecek hepsi.. Bırak acımızı, heyecanımızı.. Adımız dahi kalmayacak. Bu çok garip değil mi?

     Aklım karmakarışık. Basit cevaplar bulabilirim pek tabii ama bana yetmiyor. Kaybolacak duyguları yaşamak neden an için normal geliyor? Bu ve benzeri sorulara bana yetecek cevaplar bulmam gerek. Biraz daha eski fotoğraflarda, hiç tanımadığım ve hatta isimlerini dahi bilmediğim insanların bakışlarında dolaşacağım. Belki aradığım cevaba biraz olsun yaklaşırım. Durumlar işte bu kadar karışık. Yarın belirsizken geçmişe bu kadar takılmak, anıların ömrünü sorgulamak ne kadar mantıklı o konuya hiç girmesem daha iyi olacak. Aklımın içinde kutular var ve onların da içlerinden çıkan yüzlerce kutucuklar..

     Evet bir gün gideceğiz. Evet unutulacak tüm hikayemiz. Ölümsüz olmayı hepimiz isteriz. Asırlar sonrasına bir ses bırakmak, bir duygu taşımak.. Ne büyük şans! Umarım yarınlara ışık olabilecek kadar güzel anlar yaşar, bedenen olmasa dahi bu ses ile ebediyete kavuşabiliriz.
Mutlu, huzurlu ve ölümsüz bir ömür dilerim.

Görsel alıntıdır.

23 Haziran 2018 Cumartesi

Sessizliğin Müsebbibi




         Geriye dönüp şöyle bir baktığımda, kendimi hep bir şeylere atlarken buldum. Gerçekten bu atlamaktı. Bir olay varsa sözcüsü bendim, alakam dahi olmasa da haklıyı savunan bendim. Müzik hocamız yoktu bir dönem koro şefiydim kendi korom vardı cidden, bacak kadar boyumla iyi şeyler çıkardı ortaya hatta mahallede teyzeler durdurur öper öyle geçerdim. Küçük bir şöhretim vardı yani.. :) Güzeldi.. Belki bana gaz veren de buydu. Ben gerçekten bir şeyler yapabiliyorum hissi. Başarabiliyorum fikri.. Ve ayrıca sınıfça bir plan varsa bunu hocaya söyleyen de bendim. Kabak benim başıma patlardı genelde ama sorun değildi. Tartışmalarda, emanetlerde önce akla ben gelirdim. Sonuçta ortada haklı ve haksızlar vardı ve bir de haklı gibi görünen vicdansızlar.. Ben haklıyı savunmalıydım. Pişman değilim.
     
         Yıllar geçti.. Büyüdük.. Çıkarlar işin içine girmeye başladı, ergen tripleri başladı, not uğruna susmaları, beni öne atıp sonra kendilerinin kaybolmaları gerekti bilemiyorum. Ben hala aynı mantıkla yaşam mücadelesi vermeye çalışıyordum. En saçma olaylar bile '' Hadi sen yaparsın, sen halledersin..'' ile bana kalıyordu. Hayır diyememek yormuştu beni. Zaman biraz daha geçti, beni öne atıp arkamda bekleyenler yavaş yavaş azalmaya başladı. Karar verilen bir konu var ve herkes hemfikir ama iş ciddiyete gelince çözülmeye başladı tüm iplik. Baktım yoklar. Ben onlar için bir şeyler yapmaya çalışırken, ben onların isteklerini yerine getirmeye uğraşırken, kimse kalmazdı etrafımda. Okullar değiştirdim, çok farklı arkadaşlar edindim. Zaman bana bunu gösterdi. En sonunda dedim, yorma kendini..

          Şimdi yine bir haksızlık varsa olayın içinde buluyorum bazen kendimi. Ne ara ben dahil oluyorum bazen kavrayamıyorum bile ama olur böyle şeyler diyorum. Büyük bir aşama kaydettim, artık susuyorum ve hatta dinlemiyorum bile. En azından kırılmıyor insan. Hevesi kaçmıyor iyilik yapmaya ya da birileri için uğraşmaya..

         Bazen diyorum, şu hayat beni bile susturduysa, beni bile vazgeçirdiyse her şeyden, başkalarına neler yapmıştır.. Kimlere ne haksızlıklar yapılmıştır. Hayat.. Hayat deyip geçiyorum işte böyle. Tüm vazgeçişlerin bir sebebi, sessizliğin de bir müsebbibi vardır.

        Anladım ki aslında kimse kimseye yaranamaz, hatta kendine bile. En iyisi içinden geleni yapmak, bırakın sevmesinler sizi, bırakın peşinizden konuşup yüzünüze gülenler, o gülüşü de esirgesin. Ne kaybedersiniz?

         Velhasıl durumlar böyle. Kendi denizimde, kendi yelkenimle yaşamaya devam ediyorum. Saçma bulanlar olsa da kendi kendime yazıyorum öyle, bu bir tercihti.. Sessiz ve sakin bir hayat işte. Daha ne? Bazen olaylar çekiyor içim, derinlerde bir yerlerde karmaşa var çünkü bu yüzden normal karşılıyorum bu isteğimi.. En nihayetinde boşverdim..

Yarınlar güzel olsun, umut ve huzur dolu olsun diyor ve kapanışı yapıyorum.

Not 1: Bugün Tanpınar'ın doğum günü. Onu seviniz ve bol bol okuyunuz, çok başka biri..

Not 2: Oy vermeyi de unutmayın. Daha güzel bir ülke için, huzur için, barış ve kardeşlik için..

Selametle..

19 Haziran 2018 Salı

Anladım Ki



      Bundan yıllar önceydi.. Buralar henüz dutluk, bense hayatla mücadelemin ilk basamaklarını tırmanmaya çalışan bir öğrenciydim. Çok zordu o yıllar. 17 yaşında hiç bilmediğim bir şehirde öğrencilik adı altında başlamıştı benim serüvenim. Çok ilginç insanlar tanıdım, çok ilginç hocalar tanıdım, gördüğüm her ne varsa kopup geldiğim hayattan biraz farklıydı. Dediğim gibi ilginç yıllardı. Sürekli yazardım, çünkü anlatmam lazımdı, yoksa o saçma döngü beni de yutacaktı. O zamanlarımı bilen bilir, pek kolay geçmedi. Özlüyorum yine de..

     Üzerine yıllar geçti. Ne değişti hayatta? Saçmalıklar, haksızlıklar, gariplikler silsilesi tüm hızıyla devam etti. Bir diğer yandan büyüttü beni. Hayata karşı çok tecrübesizdim. Benim için 17-24 yaş arası insan neden yalan söyler ya da neden kendini kurtarmak için bir başkasını ezmeye çalışır sorularını anlamlandırmaya çalışmakla geçti. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın deseydim hayat daha kolay olabilirdi belki. Diyemedim. Kaç yaşındaki insanlar kendini bir sinekten daha vahim bir hale getirdi. Ve nice çocuk yaşta olanlar örnek oldu hayat hikayesiyle.. İşte bunlar çok ilginçti ve hayatımın en acı tecrübeleriydi..

     En nihayetinde insanız.. Bazen en zor durumlar saniyeler içinde, hiç beklemediğimiz kolaylıklarla çözülürken, ufacık meseleler çığ oldu, yük oldu, törpü oldu.  Anladım ki şu hayat kimseye altın tepsilerle sunulan meyve rüyası değil. Paslı bir tepsi içinde bal da var zehir de.. Yaşamak tam olarak böyle..

     Dış dünya diye bir kavram varsa, bu kavramı oluşturanların haklılık payı var. Dünya asla içimizde değil, ait değiliz ona. Her adım bir zorluk, her hamlede bir sabır sınama..

      Okuyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz, dinliyoruz.. Her şey bir arınma çabası belki.. Yanlışlardan, hatalardan, çabaların karşılıksız kalmasından kurtulmak için bir kaçış. Kuma gömüyoruz başımızı belki kim bilir. Sonuçta iyi geliyor bence doğru yoldayız..

      Velhasıl..
       Anladım ki hayat bir inatlaşma. Bazen kendinle, bazen en yakınlarınla, işinle, hobinle ve daha her ne varsa hayatta..

      Mutlu olmak, huzur bulmak istiyorsanız, neyi seviyorsanız onu yapın. Ve emin olun yaptığınız her ne varsa küçümsenecek, önemsiz görülecek, belki kıskanılacak belki de desteklenecek. Siz yolunuza bakın. Bitler asla bitmez. Her ne yapıyorsanız, kendinize kendiniz için yapın. Her şey daha güzel olacak böylece..

      Selametle..

     

2018'den Bildiriyorum




        Asırlar sonrasından merhaba.. Ben bu blogu sildim sanıyordum. Varlığını unutmuşum, buralarda ona dönmemi bekliyormuş.

        3 yılın bir özetini yapacağım şimdi hazır mısınız? -Ben değilim.-

        Büyüdüm geldim. En kısa haliyle büyüdüm. İşe başladım sonra iş değiştirdim vs hayat akıp gitmeye devam etti. Yarınlar ne sürprizler barındırıyor içinde bilmiyorum. Şöyle bir baktım da en son yazdığım yazıda o heyecanımı hatırladım. Bambaşka bir İnci var o yazıda. Şimdi daha başka..

        Kendime bir blog daha açtım. Belki buraya dönerim belki de yeni bir başlangıç hevesiyle ona devam ederim bilmiyorum ama bu da zamanın göstereceklerinden biri olacak.

        Sanki eski bir defterimi bulmuş gibiyim, kendi yazılarımı heyecanla okumak ne kadar iyi geldi.. Daim olsun ve lütfen günler güzelliklerle, heyecanlarla, umutlarla dolu olsun..

Ne demiştim: Kendime, kendim için..

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...