şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2020 Cumartesi

Sonrası Kalır


Bir derin sessizlik..
Gözlerimizin içine bakmayan fotoğraflar gibi geçiyor günlerimiz.
Tarif edilemez bir boşluk var orada.
Hem günün içinde hem de yaşayamadan geçip gitmekte.
Hayat..
Saat an itibariyle 03.28 ve bir gece daha bitiyor böyle.
Sonra yarın gece, yarın gece ve yarın gece..
Peki ya sonra?
Sonrası?

Edip Cansever anlatsın.

' Sonrası Kalır '

On kalır benden geriye dokuzdan önceki on
Dokuz değil on kalır
On çiçek, on güneş, on haziran
On eylül, on haziran..
On adam kalır benden, onu da
Bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan
On adam kalır.

Ne kalır ne kalır
Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
Dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
Onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
On çizik, on çentik, on dudak izi
Bir çay bardağında on dudak izi
Aşklardan sevgilerden
Suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
Akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
Bir de bu kalır.

Ne kalır benden geriye, benden sonrası kalır
Asıl bu kalır.

On yerde adam geçse geçmese
Dağlardan tepelerden inen bir düzlüktüm,
anlaşılır.

Akşam olur, bir günden dibe çökerim
Su içer,dibe çökerim
İyimser bir duvarcıyım, her gün bir tuğla
düşürürüm elimden
Bu yüzden gecikirim
Size bu sıkıntı kalır.

Ne kalır

Kahvelerde kalın kalın kayısı vakti
Dişleri kesmeyenin en az kayısı vakti
Dişleri hiç kesmeyenden
Gün geçer, kendi kalır
Kahvelerde kayısı.

Gezginim, açık denizlerden yanayım
Biraz da Akdenizliyim, bu işte böyle kalır
Akdenizli herkes konuşur duyarlığını
Başka ne kalır
Biz ki bir konuşuruz geriye on şey kalır.

Ben buyum, dersin, arkadaş
Sevgilim, ben buyum
Yüreğim vurgun, dişlerim altın
Ceketim sol omzumda
Vakit vakit incelen vakit.



9 Eylül 2019 Pazartesi

İyilik ve Güzellik Maskesi



      Hayatın kabullenmekte güçlük çektiğim ancak artık güç de olsa fark ettiğim bazı gerçekleri var. Güzel, yakışıklı, kaliteli, pahalı, kıymetli, iyi vb. kelimelerin içini gözlemlerimle doldurmaya başladım. Yazacaklarım şahsi fikrim. Belki ilerde değişir, sonsuza kadar savunmayacağımı belirtir düşüncelerimi paylaşmak isterim.

      Günümüzde bir 'şey' ne kadar rağbet görüyorsa o doğrultuda doğru seçenek oluyor. Perde arkasına ve uygunluğuna bakılmaksızın, o seçildiyse doğrudur algısıyla seçilen oluyor. Çok okunan listelerinde karşımıza çıkan kağıt zayiatları gibi. Üzgünüm ama gerçekler. Reklamın gerçekliğinden ziyade başarılı oluşu meselesi. Bu bazen mantıklı bir tercih sayılabilir, bir nesne için düşünüldüğünde tecrübeler insanlara kolaylık sağlar. Renkleri geçelim, peki ya zevkler? Hangisi mantıklı düşünmek gerek. İstediğimiz mi, istedikleri mi..

      Bir diğer olay şu ki, kabullenmekte gerçekten güçlük çektiğim ancak deneylerin dahi yapıldığı güzel olanı seçme meselesi. Bir insan ne kadar güzel ve yakışıklıysa o boyutta öncelik kazanıyor. İlk bakış. Güzel ya da değil. Bitti. Sonra meziyetler geliyor ancak o ilk bakışı kabul edelim ki var. Bir erkek yakışıklıysa arkadaşlık için dahi öncelik sahibi. Bir kadın güzelse peşinden koşulduğuna değmeli düşüncesi var. Makyaj güzeli olmasının, boyanın altında aslında bambaşka renklerin bulunmasının da önemi yok. İlk bakış. Güzel. Bitti. İlginç değil mi? Hayır ben öyle düşünmüyorum diyenler için belirtmeliyim ki genel gözlemim bu şekilde. Durum sizde farklı olabilir pek tabi..

      Pahalı başka, kıymetli başka diyen Mevlana şu günlerimizi görse neler söylerdi kim bilir.. Pahalı olan iyidir. Tıpkı zengin insanların, yüksek maaşların, lüks evlerin ve arabaların insanları 'iyi' kategorisine aldığı gibi. Üzerinde binlerce liralık aksesuarla gezip, medeniyetten ve insani değerlerden nasibini alamamış kişi, parayla alamayacak bazı özellikleri. Bu bazen unutuluyor. Muhatap her daim 'iyi' olandan seçiliyor. Zaman sürprizlerle dolu. Bugün akan yarın durabilir o zaman aynı insan bugün olduğu gibi 'iyi' olabilecek mi bunu zaman gösterir.

     Bugün Nazım Hikmet'in Sanat Telakkisi isimli şiirini okudum ve bu beni biraz düşündürdü. Fazla düşünmüş olmalıyım ki soluğu burada aldım. Sanırım benim bakış açım da tam olarak böyle. Bir gün işler ters gidip parasız kaldığımızda, sağlığımızı yitirdiğimizde, makyajımızı sildiğimizde, 'iyi' sayılabilecek her ne varsa elimizden yitip gittiğinde maske düşmüş ve gerçek biz ile sahneye çıkmış olacağız. O gün yalnızca gerçek kimliğimiz konuşacak. Yaptıklarımız, düştüklerimiz, elinden tuttuklarımız, okuyup yazdıklarımız, dinlediklerimiz hepsi o zaman ortaya çıkacak. Bunu görmek için o günü beklemeye gerek yok sanıyorum. Mümkün olduğunca 'iyi' anlayışımızın iplerini ellerimizde tutarsak bir şeyler değişir belki. Düşünmek gerekli..

     Son olarak şunu da eklemek isterim ki, 'iyi' bir insanla tanıştığınızda zamanla maskeler birer birer düşüyor ve karşınızda bambaşka ve hiç beklemediğiniz bir insan görüyorsunuz ya hani, işte o an değişiyor 'iyi' ve bir başkası için yarın yine 'iyi' olabilecek kişi sizin için ayrı bir yerde oluyor artık. Dünyaları getirse sizin için artık yeri değişti. Enerji meselesinden ziyade işin bu boyutuna dair fikirlerim bunlar. Sözü Nazım Hikmet'e bırakıyor, şiir gibi günler diliyorum..




Erkek güzeli “Biblos ilâhı genç Adonis” köprü başında karşıma çıksa, belki bakmadan geçerim de; Filozofumun yuvarlak gözlüklü gözüne, ve ateşçimin dört köşe terli bir güneş gibi yanan yüzüne
bakmadan geçemem..
      

19 Ağustos 2018 Pazar

Sibirya Sıcakları




       Gecenin kalbindeki masal,
       Gülün kollarındaki diken,
       Güneşin ardındaki hayal..
       Hepsi gerçek..

       Neşenin altındaki hüzün,
       Umudun içindeki rüya,
       Sevginin sırtındaki damga,
       Sancılar bitecek..

       Hanımeli buğusundaki dünya,
       Taşın sırrı sabrında,
       Yalnızlığın tam ortasında,
       Yıldızlar sönecek..



                                            Görsel alıntıdır.


30 Haziran 2018 Cumartesi

Sanat Nedir? Sanatçı Kimdir?




      Dün gece Lale Müldür'ün, Mağaradakiler adlı edebiyat dergisiyle söyleşisine denk geldim. Ve dün gece itibariyle kendisine hayranım diyebilirim. Tam bir şair, tam bir sanatçı. Bakın öyle böyle değil.. Hal ve hareketleri, hayat akan gözleri. Bu kadın bambaşka. Yorumlara baktım biraz da.. Anlayanlar da var, alakası olmayanlar da..
     Düşündüm.. O ruhu taşıyabilir miydim?

     Sanat ve sanatçı iki anlaşılamayan kavram bence. Sanat nedir ve sanatçı kimdir? Sıradan biri olması nasıl beklenir? Üzerine milyonlarca yorum yapılmış bir konu bu. Bir İnci bakışla düşüncelerimi şöyle anlatmak isterim:
     
     Bazı ruhlar vardır.. Milyonlarca insan arasında, kendi dünyasında yaşayan, Necip Fazıl'ın deyişiyle insanla tanrı arasında fakat insandan ziyade tanrıya daha yakın noktada olan.. İşte bu insanlardan bahsediyorum. Camdan bir ruh taşıyan, esen rüzgarla savrulan, nazik bir serçe gibi.. İşte size bir sanatçı tasviri..

     Dünyanın hengamesini, dümenini, acımasız ve hoyrat hallerini taşıyamayan bu ruhlar dökmek ister içlerini. Daha fazlasını kaldıramaz kalpleri. Sonra ortaya şiir çıkar, roman çıkar, resim çıkar, heykel çıkar. Yaşama karışmak için, dahası yaşamak için zehirlerini akıtırlar belki. Bu zehir dışarıda bal olur, gül olur, şifa olur.. İşte sanat budur. Kalpte savrulan notalardan bir müzik bulunur. Gözlerin göremediği renkleri, karanlıklardan bulup resim oluşturulur. Heykel sabırla yontulan, bir kalp sancısı olur.. Sanat budur..

     Bu hassas kalplerin hal ve hareketlerinin, yaşam anlayışlarının sıradan insanlar gibi olması beklenemez değil mi? Bizim gülüp geçtiğimiz şeyler onları deşip geçiyordur belki? Bir sanatçıya bu gözle bakarsak, onu daha iyi tanıma daha çok anlama şansımız olur diye düşünüyorum. Bu bir tür kutuplarda yana yana gezme hali.. Bir yazarı, bir şairi ya da sanatla hemhal olmuş herhangi birini eleştirmeden önce bunu bir düşünmenizi isterim. Onların kalp sancısı kıyamete kadar baki..

     Durum böyle dostlarım..
     Anlatabildim mi?

                                                 Lale Müldür'ü okuyunuz, okutunuz.

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...