22 Aralık 2018 Cumartesi
Kusursuz Kusurlar Üzerine
Bu yazının genel hatları, az önce Barış Manço'nun Senden Öte şarkısını ararken karşıma çıkan ve çok sevdiğim şarkılardan biri olan Moğollar'ın Yolum Seninle şarkısını dinlerken oluştu. Sevmek Zamanı adlı filmden kesitlerle klip yapılmış ve muhteşem bir hal almış. Öncelikle tüm bu bahsettiklerime bir bakmanızı öneririm. Ama biz şimdi asıl mevzuya geçelim..
İnsanız.. Hepimiz birbirimizden farklıyız, birbirimizden iyi/güzel/yakışıklı/merhametli birbirimizden eşsiz varlıklarız. Ve bir de bizim bile göremediğimiz, aklımıza dahi gelmeyen kusurlarımız.. Hiç fark etmediğimiz kusurlar.. Onlarla farklıyız, kusurlarımızla da insanız.
Kusurlarımızı kimileri görürken kimileri fark bile etmiyor. Neden? Bu çok ilginç değil mi? Kusurlarımız sevgi perdesinden mi geçiyor acaba? Kusurlarımızı bizi seven gözler mi göremiyor yalnızca? Ya da karşımızdaki insanlar için düşünelim. İlk kez gördüğümüz bir insan hakkında fiziki özelliklerinden ya da tahmini karakter özelliklerinden yola çıkarak kusurlarını sıralayabiliyoruz. Bazen bu insanın yanındaki kişi için onda ne bulmuş acaba diyebiliyoruz. Demiyor muyuz? İnsanız.. Ama gerçekten ilginç değil mi?
Filmdeki maşuk bence çok da güzel bir kadın değil keza aşık da öyle yakışıklı biri değil. Öyle bir imaj çizilmemiş yani bence ama ortada resmine dahi aşık olunan bir kadın var. Onun kusurunu ben görebiliyorum yalnızca. Sanki arada bir aşk süzgeci var. Aşığın göremediği kusursuz kusurlar..
Bu bir kurgu en nihayetinde. Filmde bambaşka bir mesele var aslında ama benim aklıma klipten yola çıkarak bu geldi. Gerçek hayatın içinden örneklerle düşünürsek, kimileri için eşsiz, kimileri için tahammül bile edilemez biriyiz belki. Kimilerinin ulaşılmaz gördüğü, kimilerinin muhatap almaya tenezzül etmediği biriyiz belki. Kim bilir?
Şundan eminiz ki hepimiz etrafımızdaki insanlar için farklı yönlerden kusurlara sahip insanlarız. Biz de karşımızdaki insanlarda farklı özellikleri kusurdan sayarız. Kimilerimiz güzelliğe/yakışıklılığa önem verirken, kimilerimiz kılık-kıyafet odaklı. Maddiyatın ya da makamın insanı güzelleştirdiğini düşünenler olduğu gibi zekaya önem verenler de var. Ama insan gerçekten sevince tüm kusurlular kusursuzlaşırlar.. Hayat böyle..
Dinlediğim bir şarkıdan alakasız bir noktaya geldim. Umarım geldiğimiz noktalar, çıkacağımız düşünce yollarının başlangıcı olur. Umarım ömür boyu, kusurlarımızla, saygımızla, saygınlığımızla, sevgimizle, iyiliğimizle, güzel enerjimizle başkalarına ışık tutabileceğimiz, yokuşta kalanlara yardım eli uzatabileceğimiz gücümüz olur. O zaman insan gerçekten kusursuz kusurları olan bir varlık olur.
Velhasıl.. Günün meselesi bu oldu. Etrafımızın kusurlarımızı kusursuz olarak gören insanlarla, sevgi ve huzur dolu olduğu günler diliyorum.. :)
15 Aralık 2018 Cumartesi
Ölümle Doğan Ölüm
Günler tüm yoğunluğuyla ve yorgunluğuyla birer birer geçip gidiyor. Dünya bir başka dönüyor bu aralar sanki. İnsanlar doğuyor ve insanlar ölüyor. Ölüm insanlar içindi değil mi. 3 kişi..
Ölüm her yerde, ölüm her yaşta beklenmeyen bir misafir gibi. Çokça yaşamış, hayatın tüm engebelerini aşmış biri için bile uygun değil gibi. Konduramıyor insan. O artık yok diyemiyor. Gencecik yaşamların son bulması ayrı bir acı tabi. Hepsi bizim için, hepsi insanlık hali..
Doğuyoruz ve ölüyoruz. Hayat bu iki kelimenin arasına sıkıştırabildiklerimiz kadar. Tüm hırsımızı, tüm aşkımızı, tüm kinimizi, paramızı ve başarımızı bırakıp gideceğimizi unuturcasına yaşıyoruz. Bırakıp her şeyi gidiyoruz.. İnsan çok garip bir canlı değil mi?
İnsanlar ölüyor ama ölüm ölmüyor o her ölenle yeniden doğuyor. Yeniden hatırlatıyor insanlara varlığını, bir gün ölen her bedende yeniden doğacağını. Hayat garip. Bu garipliğe sarılan ruhum yaşamın mantığını arıyor.
Ne için yaşıyoruz? Ne için çırpınıyoruz? Ne için bu çaba? Ne için bu fedakarlıklar? Ne için koşuyoruz? Nereye koşuyoruz? Bu sorular geçiyor aklımdan. Tek bir cevap kalıyor geriye. O bile.. O bile öldü ve gitti.. İsmi bile kalmayacak geriye. Unutulacak birgün. Yaşamamış gibi. Hiç var olmamış gibi. Uğruna çırpındıkları buharlaşıp gitti ve dönmeyecek yaşanan günlerin hiçbiri.. Ne garip.. Ölümle doğan ölümler bunları düşündürdü. İnsan hali.. Cevabını bulamadığım sorularla cenk hali devam ediyor. Bende durumlar böyle, düşünceler yeni düşünceler doğuruyor. Hayat böyle..
İnsan gibi bir yaşam dileğimle..
7 Aralık 2018 Cuma
Soğuk Yalanların Üşüttüğü Bedenler
Yaşıyor muyuz ey dostlar? Nabızlar belirli periyotlarla kontrol ediliyor mu? Aman ihmal etmeyin, hayatın hengamesinde kaybolup gitmeyin. Ben yaşıyor muyum? Sanırım. Belki. Biraz. Bilemedim..
Biliyorum.. Hayatın düzlükleri, çukurları ve zirveleri vardır. Bir insanı zirveye çıkarabilecek tek güç, bizzat ruhundadır. Ötesi boşluk, ötesi yokluk.. Ruhumuzun derinliklerinden aldığımız bu güç, hava şartları münasebetiyle azalabiliyor bazen. Soğuk yalanların üşüttüğü bedenleri, acımasız yeminler yoruyor. İnsanların, insanlıktan çıkabileceğini gördükçe düşüyor elbet enerji. Bu hoyrat rüzgara kim karşı koyabilir ki?
Bir diğer yandan ummadığımız güzellikler oluyor. Merhamet dolu bir bakış, sevgi dolu bir gülüş, umut dolu yarınları hatırlatıyor insana.. Dur biraz, nefes al bak yolunda olan bir şeyler var diyor. Merhamet hala var, güven hala var, sevgi hala var, masumiyet hala nefes alıyor diyor. İşte tam olarak bunlara sığındığım, sevginin gücüne yaslandığım, yoğun ve çok yorucu bir dönem yaşıyorum. Özgür günlerimi hatırlayamayacak kadar yoğun, günün nasıl geçtiğini fark edemeyecek kadar kalabalık günler içinde kayboluyorum..
Geçen günler mi, ömür mü bilmiyorum. Belki de geçen günler değildir, günlerden geçen bizizdir. Kim bilir.. Hayat çok garip.. Öyle garip ki, beterin beterini itinayla gösteriyor, her şey mümkün dediğimiz sınırları biraz daha açmayı başarıyor. Dedim ya işte garip.. Ve mevzu aslında çok derin..
Yine de sevmeye, daha çok sevmeye, gülümsemeye, olumsuzlukları düşünmemeye devam ediyoruz. Şifayı bulan bırakmasın! Yoksa hazırda bekleyen bir dipsiz kuyu, yutacak taze ruhlar bekliyor..Aman uzak duralım, nabızları kontrol etmeyi unutmayalım!
Sevgiyle..
1 Aralık 2018 Cumartesi
Kutu Kutu Günler
Günler tüm hızıyla geçiyor.. Giden günler mi, ömür mü bilmiyorum. Yalnızca giden bir şeyler var bunu hissediyorum. Hayat her yeni günün ardından yeni şeyler öğretiyor. Bazen yoruyor, bazen yıpratıyor, bazen de her yaşanmışlık biraz daha güç veriyor..
Neye sığınmalı? Yaşadıklarımıza mı? İyi ki yaşamadıklarımıza mı? Gördüklerimize mi, duyduklarımıza mı? Ya da görmeyip, duymadıklarımıza mı.. Hayat garip.. Fakat dünya herkese başka dönüyor bu kesin..
Hayaller en üstlerde kalan, en tatlı ve en güzel incirler gibi. Evet varlar, gözlerimizin önünde fakat uzaktalar. Bir tatlı incir hayali, ne kadar yükseğe çıkarabilir ki? Ümit kesilince yerle yeksan olan incirler gibi, dünya hali..
Velhasıl durumlar karışık. Pandora kutusundan yeni kutular çıkıyor. Bu durum nereye kadar devam eder, neyle nasıl biter bilmiyorum ama kutu içinde kutu ile geçiyor günler. Güzel günler dileklerimle..
4 Ekim 2018 Perşembe
Bir Mutluluk Anatomisi
Şu aralar mutluyum.
Şaşırtıcı ama gerçekten mutluyum.
Neden mi?
Kısa bir özet geçeyim.
Lise öncesi gerçekten şanslı bir insandım. Ne oldu nasıl oldu anlamadım ama birden değişti her şey. Kabullenemedim uzun süre. Neye elimi atsam kuruturum denir ya hani.. Tam olarak öyle. Akla gelebilecek her konuda aksilikler oldu. En olmayacak, en imkansız durumlar gelip beni buldu. Çok şükür sağlıkla ilgili sorunlar ya da büyük meseleler değildi belki ama güncel hayatın basit meseleleri bile aksilikleriyle çok yordu. Bunlar birikti birikti ve kocaman bir mutsuzluk oldu.
Şimdi anlattıklarım ve anlatacaklarım, mutsuzluğu gerçekten hissetmeyen, bunu gerçekten bilmeyenler için eminim çok anlamsız gelecektir. Ben o zamanlarda sürekli böyle yazılar okuyorsam, bir ışık arıyorsam eminim bu yazıyı da biri aynı niyetle okuyacaktır. Bu yüzden bu hissi ben de paylaşmak istedim. Neyse konuya döneyim, bence önemli.
Evet mutsuzluk diye bir olay var. Hissizliği peşinde sürükleyen, hiçbir şeyin yetmediği, hiçbir şeyin keyif vermediği bir hastalık. Bence mutsuzluk gerçekten bir hastalık. Giderek artan hem de.. Tedavisi şart ve en büyük tedavi zaman. İnsan kendini en iyi tanıyan, derdini bilen, dermanını içinde barındıran bir varlık. Deva sizde. Fark edebilene..
Tüm bunların üzerine bir de mutluluğu başkalarından bekleme olayı var. Yani illa birileri sizi mutlu etmeliymiş gibi ya da birileri için mutlu olmalıymışsınız gibi bir algı. O işler öyle olmuyor işte.. Siz kendinizi mutlu etmezseniz, siz kendinizle mutlu değilseniz mutluluk diye bir şey olmuyor. Olsa da lafta kalıyor. Bence yani..
Şimdi hayatımda çok şey mi değişti? Hayır. Değişen biraz benim sanırım. İnsan uzun süre diplerde yüzünce, biraz bile güneş görse mutlu oluyor. Yoksa ben yine aynı ben.. Yolda gördüğüm insanların durumuna bile günlerce üzülürüm ben. Kimse bilmez. Biri bir olay anlatır unutur geçer, günlerce düşünür çözüm ararım. Ülkenin hali, insanların kederi, vicdansız canlılar, haksız kazançlar vb. olaylar beni derinden etkiler, üzer. Kendimi böyle meseleleri düşünerek dibe çeken bendim belki. Elimde değil gerçi. Bilemedim şimdi. :)
Ey mutsuzlar! Dinleyin beni..
Şu hayatta her şey var. Her şey. Yalancılar var. Vicdansızlar var. Ahlaksızlar var. Melek yüzlü şeytanlar var. En en en kötüler var. Ve bunların belirli bir yaş aralığı yok. Hepsi görünüşte insan. İş bunlara ikinci şansı vermemekle başladı bende. Bile bile macera aramaya gerek yok değil mi? Bir diğer mesele, mutlu olmadığın yerde olmamak. Mutlu değilsen, huzurlu değilsen, için içini yiyorsa, o enerji seni yoruyorsa kaç git ve gizlen. Hayat kısa. Ve bu hayatta üzülecek gerçekten çok şey var. Üzülme hakkını onlara kullan. Zor durumda olan çok insan var. Hem madden hem manen.. Elinden geleni yap, bu herkesi mutlu eder. İçindeki zerre kalan enerjiyi de hak edene kullan. Sen düştüğünde elini uzatmayan insanları da unutma.
Biliyorum.. Lafla, siparişle olmuyor hiçbiri. Ve diyorum ki, insanın kaçacağı bir hobisi olmalı bu yüzden. Aklını dağıtan, onu yolda ve anda tutan bir hobisi olmalı. Mükemmel yapmadığınız, türlü materyallerle boğuşmadığınız her ne varsa işte. (Bakın şu yazı bile benim için bir hobi. Ben de bunlarla mutlu oluyorum işte..) Hayatta üzülecek, düşünecek, eksik olan, eksiği yolumuzda engeller çıkaran dünya kadar mesele var. Mutlu olmak için bir şeyler yapmadan olmuyor cidden..
En etkili yöntemlerden biri de güzel düşünmek. Güzel düşünmelere, güzel bakıp güzel görmelere kefilim. Güzelliğin iyi gelmediği ne olabilir ki? Kabul.. Fesatlık, hırs, kıskançlık içimizde var. İnsanız sonuçta nefsimiz var. Elimizden geldiğince bunlardan uzaklaşmak, kendimizi kötü düşüncelerden alıkoymak, başkalarının mutluluğuyla mutlu olmak bu kadar zor olmamalı. Elimizden geleni yapalım, iç huzurunu kendi içimizi temizleyerek yakalamaya başlayalım. Daha kolay olacak her şey..
Aklıma gelen tüm bu aşamalar yıllarımı aldı. Çok zorluklar gördüm. Belki de sadece bana göre çok zordu hepsi. Gururumla, hayatımla, insanlarla, uzaklarımla, yakınlarımla türlü mücadelelerim oldu. Hepsi hayat tecrübesi olarak kaldı şimdi. Hayat böyle.. En dibi gösteriyor bir şekilde. Hayata erken atılmanın kazançları bu belki. Belki de mesleğim gereği çok insan tanımanın yıpratıcı güzelliği.
Velhasıl.. Sevgili mutsuzlar. Durumlar böyle. Son günlerde huzurluyum, mutluyum diyebilirim. Çok şükür. Yarınlar Allah'a emanet tabi. Bazen düşeceğiz, bazen üzüleceğiz, bazen yalnızlıktan üşüyeceğiz ama yine kalkacağız ayağa ve yine güleceğiz. Hayat böyle değil mi? Her şey gelip geçici..
Bu günlerde mutluyum evet ama hayatımda sorunlar, olaylar, saçmalıklar yok mu? Tabi ki var. Hatta anlatsam bir destan da o olur ama gerek yok. Güzel bakalım güzel görelim değil mi? :) Güzelliğe odaklanalım, daha çok mutlu olmak için bir şeyler yapalım. Mesela gülümseyelim. Mutlu olan insanların gülümseyişi ile mutlu olalım. İnsanlar ne der olayını da geçelim artık. İnsanlar her zaman bir şey der. En iyisini yaptığınızda da en kötüsünü yaptığınızda da mutlaka bir şeyler der. Geçin onları. İç sesinizi, kalbinizi, vicdanınızı dinleyin. Onlar hep iyiyi güzeli söyler. Güzelliğin o güzel ezgisini dinleyelim. İşte böyle böyle düzelecek her şey..
Kötü enerjiden kaçtığınız, insanlara ışık saçtığınız mutlu bir ömür dilerim..
1 Ekim 2018 Pazartesi
Peki Ya Sonra?
Sevelim sevmeyelim, beğenelim beğenmeyelim içinde bulunduğumuz şu hayatta bir amacımız var. Bir yaşam amacı, bir plan, bir hayal artık her neyse. Elde etmek için ya da standartları yükseltmek için elimizden geleni yapıyoruz değil mi? Motive eden bir güç var çünkü. Hayallerimiz !!! Su akıyor ve yolunu buluyor ve mutlu son bir şekilde geliyor. Her sorun bir gün bitiyor, istediğimiz şeyler hayatımızdan mutlaka geçiyor..
Nihayetinde amacımıza ulaşıyoruz. O çok istediğimiz artık bizim. Kavuştuk, kazandık, elde ettik. Ya sonra? Tüm çaba, gösterilen müsamaha, sabır ve dua bunun için miydi, nidaları işte bu bitişlerden sonra başlıyor değil mi? Hayallerimiz belki de bizim tasarımımız olduğu için güzeldi. Gerçekler bambaşka bir dünyada seyir etti. Hayat..
Bir şeyi ki bu şey her ne olursa olsun çok istemek gerçekten güzel bir duygu olsa gerek.. Yarın için hayalini kurduğun bir dünya var sonuçta. Mutlu eden, düşündükçe yüzünü gülümseten planların olması cidden güzel. Peki her şey tamam olduğunda? İşte oradaki sonra, bir son gibi.. Hayallerinin bitişi ve gerçeklerle tanışmak gibi. Ürkütüyor biraz değil mi? Bitti. Tüm hayaller bitti, ihtimaller, sevinç heyecan bitti. Hayal ettiğimizi bulamadık belki.. İşte bu bitişler çok düşündürüyor beni.
Velhasıl hayaller çok güzel ama peki ya gerçek dünya?
Kavuştuk diyelim hayallere, peki ya sonra?
Görsel alıntıdır.
28 Eylül 2018 Cuma
Eylül Döküntüleri
Günler bazen çabucak, bazen de ömürmüş gibi geçiyor. Şu aralar çabucak geçen günler yaşıyor gibiyim. Hayat her zaman işvesi ve cilvesiyle hatırlatıyor kendini, olanlar pek şaşırtmıyor. Her şey tıpkı beklediğim gibi. Bazen yoruluyorum ama hayat engebeli yollarla doluydu zaten değil mi?
Hayatın bir akışı var. Bazen bu akışa taş atıp dalgalandırıyoruz günleri. Yine de değiştiremiyoruz hiçbir şeyi, olacak olan bir şekilde oluyor, su daima yolunu buluyor. Tıpkı yaşanılan günler gibi. Garip..
Her gün bir macera, her macera bir tecrübe. Hepsini atıyorum heybeme. Artık hepsi benimle. Hayatın engebelerinde yürürken aradığımı buluyorum heybemde. Durumlar böyle..
Bazen aklıma bunu da yazmalısın dediğim konular geliyor. Dur diyorum kendime. Sus ve yalnızca içinden konuş. Kalpler hassas bir terazide tartılıp duruyor bu günlerde. İnsanlar şaşırtmaya çalışsa da bazen beni, bünye alışık alakasız çeşitlere.. İnsanoğlu.. Garip.. Dünya hali böyle..
Uzunca bir aradan sonra yazmak güzeldi, şimdiyse aklımı önce dağıtacak sonra derleyip toplayacak bir şeylerle meşgul olma vakti.
Bu yazı sessiz ve sakince bir köşede yaşasın şimdi.
Eylül döküntüleri gibi..
Görsel alıntı olmakla birlikte, hayatımın özetidir.
7 Eylül 2018 Cuma
Kanatlara Takılan Mandallar
Hayat fark edilmeyi bekleyen yıldızlarla dolu.. Birer hazine olarak bekleyen, hiçbir şartta kapağını dahi aralamayan bir hazine olan insanlarla.. Evet o insanlar biziz. Sen, ben ve biz..
Haydi biraz gerçekçi olalım. Sürekli susturduğumuz iç sesimizi son sese ayarlayıp, biraz da ona konuşma hakkı tanıyalım..
Çok güzel resimler yapıyoruz belki, bakan yok. Çok güzel şiirler-öyküler yazıyoruz belki, okuyan yok. Mükemmel yemekler yapıyoruz belki, lutfedip tadına bakan yok. İnsanlara her tökezlediğinde koşuyoruz belki, biz yerle yeksan olduğumuzda elini uzatan yok. Çok güzel şarkılar söylüyoruz belki, duyan yok. Mükemmel bir el becerimiz var belki, ilgilenen yok. Çok farklı ve ince düşüncelerimiz var belki, anlamaya çalışan yok. İşimiz için, daha faydalı olabilmek için okuyor, yazıyor, kendimizi geliştiriyoruz belki, bu emeğimizin farkında dahi olan yok. Hayatımız bu döngüde sürüp gidiyor belki, çığlığımızı duyan yok.. Değil mi?
İçimizde bir yerlerde, kapalı sandıklar ardında bekleyen bu hazineyi bizden başka bilen yok..
Her yıldız parlamak, her insan fark edilmek ister.. Başarabildiği her ne varsa gün yüzüne çıksın ister. Görünmez olacaksak neden varız değil mi? İnsan nefsi okulunda, işinde, evinde, ilişkisinde, arkadaşları arasında, çevresinde, bulunduğu her yerde fark edilmek ister. Hangimiz istemeyiz değil mi? Peki hangimiz bunu dile getirebiliriz? Hiçbirimiz..
Hayat fark edilmeyi bekleyen, parlak gülüşlerini geceye saçmak, bir çiçeğe ışık olmak isteyen yıldızlarla dolu. Ömrü, fark edilmeyi beklemekle geçen insanlarla.. Çünkü insanız! Hepsi bu..
Kanatlarımıza takılmış mandallar var. O mandallar bir çıksa özgürce uçabileceğiz sonsuzluğa. Ailemizin taktığı mandallar, arkadaşlarımızın taktığı mandallar, işimizin ve patronumuzun taktığı mandallar, çevremizin taktığı mandallar.. Moda olanların taktığı mandallar.. Bu örnekler giderek artar. Her bir mandal, kanatlarımızı biraz daha bağlıyor birbirine. Biraz daha sıkıştırıyor mutluluğa açılan kanatları..
Ve sonra..
Kolladığımız fırsatlar bir bir takılıyor bu mandallara, kenetleniyor yollar, imkansızlaşıyor tüm bu fırsatlar. Biliyorum ve anlıyorum.. Mutlaka bir nedeni var..
Şimdi..
Sevgili sen.. Bu yazıyı okuyan her kimsen.. İçinde barındırdığın hazinelerin farkında olman bile bir mandalı çıkarabilmene neden! Tanı kendini, sev kendini, elinden geleni yap. Sana kötü enerji veren, mutlu olmadığın yerlerde saklan. Kanatlarına takılan her mandalı çıkarmak adına, nihayetinde kanatlarını mutluluğuna açman adına bıkmadan usanmadan diren!
Boşlukların doldurduğu bu dünyada fark edilmek çok güç. Sen kendin için öğren.. Oku, dinle, yaz, çiz, yap, et, elinden geleni ardına gizlemeden.. Dünya bile yorulmuş içindekilerden. Kendine kendin için emek ver. Hazineni çoğalt, hazinesine malzeme arayanlara da yol aç. Kendi ışığına güven ve başkalarının parlamasından korkma. Başkası için bir şey olma, dinle kalbini ve yol aç ruhuna, aksın gitsin zaman tüm coşkunluğuyla..
Sen bir hazinesin, biliyorum, görüyorum, hissediyorum.
Gerçek bir hazine gibi davran..
O zaman, devam..! :)
Görsel alıntıdır.
25 Ağustos 2018 Cumartesi
Ağustos Vedaları
Ağustos gidiyor..
Ve benim için yeni bir yıl başlıyor.. Eylül demek, (belki de işim gereği) yeni bir yıl demek benim için. Yeni bir yaşam, yeni kazanımlar, yeni dostluklar, yeni tecrübeler, yeni bir bakış açısı..
Yeni bir yıl pandora kutusu gibidir bazen.. Nasıl geçer, neler yaşanır, neler getirir, neler götürür, insana ne katar asla bilinmez. Bazen bazı şeyler başladığı gibi gitmez.. Yollar bazen mis kokulu gül bahçelerine çıkar, oradan çöl yolculuğu başlar, susuz ve kavurucu sıcaklar altında yürür yalnız ruhlar.. Sonra çöller ardından bir deniz görünür, ummana çıkar tüm umutsuz adımlar.. Serinlik, rüzgar ve sonsuzluğun rengi olan mavi dolar kalplere.. Hayat böyle..
Bundan sonrasını yazıya değil, kalbime döküyorum ve hepimiz için zamanın güzellikler getirmesini, yepyeni bir bakış açısıyla gelmesini, kalbimizi ve ruhumuzu arındıracak yollara davet etmesini diliyorum..
19 Ağustos 2018 Pazar
Sibirya Sıcakları
Gecenin kalbindeki masal,
Gülün kollarındaki diken,
Güneşin ardındaki hayal..
Hepsi gerçek..
Neşenin altındaki hüzün,
Umudun içindeki rüya,
Sevginin sırtındaki damga,
Sancılar bitecek..
Hanımeli buğusundaki dünya,
Taşın sırrı sabrında,
Yalnızlığın tam ortasında,
Yıldızlar sönecek..
Görsel alıntıdır.
10 Ağustos 2018 Cuma
Rüzgarla Gelenler
Balkonda, apartmanlar arasından güçlükle görebildiğim yıldızlarla nefes alıyorum şimdi. Sağımda binalar var, devamında göğe uzanan bir çam ve lacivert bir gökyüzü.. Solumda evet tam da solumda bir incir ağacı, benimle sohbete gelmiş gibi yakınımda, kollarını kalbime uzatıyor.. Rüzgar saçlarımla, incir yaprakları rüzgarla dans ediyor. İşte böyle bir akşam vakti..
Bazı gerçekler hayal, bazı hayaller gerçek gibi..
Bu kadar..
Tüm söyleyeceklerim bitti.
O zaman göğe bakalım şimdi..
Görsel alıntıdır.
8 Ağustos 2018 Çarşamba
Kara Kaplı Defter
Bence herkesin hayatında bir kara kaplı defter vardır. En azından benim var. Severek kullanıyorum bu defteri. Bu defter hayali fakat çok faydalı ve çok etkili. İçinde yol haritam var. Uzak durmam gereken insanlar, söylenen yalanlar, yapılan yanlışlar ve bunun gibi dikkat edilmesi gereken olaylar.. Hepsi tek tek yazılı, ben unutsam dahi kara kaplı defterim var! Yok yok kindar değilim. Bu sadece kendimi koruma çabası. Bu yüzden defterim çantamın bir köşesinde her zaman saklı..
Bazı anlar vardır.. Bu anların içinde de basit sorunlar, ufacık kaygılar ve kronik yalnızlıklar.. Bir de bu anlarda arkasını dönen, görmezden gelen, yükseklerden baktığını zanneden insancıklar.. Farkında değilmiş gibi tavırlarla kurulan cümleler tek tek yazılıyor sayfalara. Başkaları hakkında söylenen yalanlar, yapılan yanlışlar da mevcut tabi. Bana dokunmayan yılan bin yaşarsa, elbet benim de uğrar yanıma.. Unutmamak lazım değil mi?
İnsanlara haklar veririm kendimce. Kişilere ve durumlara göre hak sayıları değişir. Adaletli olmak adına yani. Bazen böyle olması gerekir.. İnatla tüm haklarını harcayanlar bizzat kendileri, kendilerini yazar kara kaplı defterime. Ben de bundan sonraki süreçte, o deftere yazılanlar ölçüsünde güvenirim o kişiye.. Mantıklı bence.
Hassas bünyeye ağır gelir yapılan yanlışlar. Hatalar kırar benim kalbimi. Benimki kendimi koruma çabası aslında. Çok güvenmemek, çok kırılmamak, en nihayetinde yıpranmamak adına. Belki de hepsi boş bir çaba. Bizi dostun gülleri yaralayacaktır belki. Hayat böyle ince planlar abidesi.. Elbet biz de büyüyeceğiz.. Onarmayı öğreneceğiz. Kırmadan, yormadan yaşamak umuduyla tabi..
Görsel alıntıdır.
5 Ağustos 2018 Pazar
İz Sürücüler
Gecenin en serin karanlığından geliyorum. Saat tam 03:00 ve 5 Ağustos 2018 oldu. Yakında Eylül olur sonra yıl biter. Zaman su gibi, takip etmek çok güç. Onun kendine has bir akışı var adeta, bizim çok dışımızda ilerleyen bir akış. Ne diyelim, daim olsun!
Bu saatte neden buradayım? Aklıma alakasız bir şekilde iz sürücüler geldi. İnsan takipçileri, ağaçların arkasındaki filler ve türevleri..
İnsan sosyal bir varlık. Birileriyle muhatap olmadan, sosyalleşmeden, bakmadan, görmeden, konuşmadan, dinlemeden, okumadan, yazmadan kendini geliştiremez malum. Bu sebeplerle birilerini takip etmesinde bir sakınca görmüyorum. İyi enerjiler alınan, insana bir şeyler katan kişileri takip etmek bir noktada faydalı bile sayılabilir. Farklı hayatlar, farklı insanlar ve farklı tecrübeler en nihayetinde. Geçerli sebepler olabilir. Aklıma takılan iz sürücüler biraz farklı..
Bazı insanlar vardır, gizli gizli birilerini takip eder, genellikle yakalanır. Kötülediği, belki nefret ettiğini söylediği insanların adımlarını dahi takip etmeye çalışır. Onun gibi olmak adına, onun gibi konuşmak adına, onun gibi yaşamak adına çırpınır. Bana biraz garip geliyor bu durum. İnsan biriyle ortak bir noktada buluşamadığı için irtibatı keser. Birbirlerine katacakları bir şey kalmamıştır çünkü. Bu sinsi takip yalnızca takip edene zarar verir kanısındayım. Takip edilen kendine yeni yollar belirlerken, takip eden bir başkasının yollarını yürümekle meşgul olur ve kendi yollarını kaçırır. Değer mi? Bence değmez..
Ey iz sürücüler..! Boşverin gitsin. Bırakın, herkes kendi yoluna gitsin. O zaman dilimini nefsi kıskançlıkları beslemek adına geçirmek yerine bir başkasının yazılarını okuyun, önerilerini dinleyin daha mantıklı bence. Şu hayata bir şey katabiliyorsanız katmaya çalışın, dokunabiliyorsanız başka hayatlara, bunun için uğraşın. Birilerine faydanız olsun. Olamıyorsa kendinize faydanız olsun. Bir diğer önerim şu olabilir aslında.. Madem yakın takibe aldınız bir insanı.. Konuşmayı deneyin. Evet konuşup düşüncelerinizi söyleyin. Bu çok daha insancıl değil mi? Hem insanın kalbini rahatsız eden o gizli takip son bulmuş olur. Basit yöntemler, naçizane tavsiyeler. Bir merhaba kimseyi yerle yeksan etmez, zirvelere götürmez. Hayat zaten zor. Kendinize daha da zorlaştırmayın şu hayatı. Akışa bırakın ve yürütün yaşamınızı. Birilerinin arkasında kalmak yerine, tek başınıza yürüyün bu çok daha anlamlı..
Bu yazı belki imha olur, belki sonsuza dek burada olur. Şimdilik evi burası..
İnsanız. Hatalarımızla, kıskançlıklarımızla, nefretimizle, aşkımızla, sessizliğimizle, varlığımızla, yokluğumuzla insanız. Hepsi bizim için var edilmiş kavramlar. Durumu iyileştirmeye bakalım. Daha mutlu olmak, huzur bulmak için..
Vicdanımızı huzur dolu yastıklarda uyutabilmek için kendi yolumuza bakalım..
Görsel alıntıdır.
2 Ağustos 2018 Perşembe
İnsan Terbiyecisi
Günlerdir yazamıyorum. Aslında söyleyecek çok şeyim var, bu yüzden susuyorum. Kabuğu kaldırmamak gerek bazen.. Öyle bir zaman diliminden ve İnstagram keşfet butonundan geliyorum şimdi. Bana hatırlattığı meseleyi yazmak istedim. Yazmak, kalple aklın buluşabildiği tek nokta gibi..
Keşfet benim için, canlı kanlı bir roman diyebilirim. Anlık ve gerçek. Bazı paylaşımlarda, acılarda, sancılarda ve heyecanlarda kurgu yok. İki paylaşım öncesinde imrenilecek o gerçek mutluluk, iki paylaşım sonra yerini korkulacak acılara bırakıyor bazen. Bazen de tam tersi. Diplerde tomurcuklanan çiçekler gün yüzüne çıkıp el sallıyor sanki..
Şu hayatta yaşanılan her ne varsa, ruhu zorlayan ve kalbi yıpratan ne varsa adeta bir insan terbiyecisi gibi.. Asla kabullenmeyeceğimiz meseleleri, daha zor bir konuyla birlikte sunarak, asla denilenleri tercih edilen yapıveriyor. Hayat ne garip değil mi? Yaşam sanki insanı egosundan, kibrinden, aşırı sevincinden, aşırıya kaçan hayallerinden koparmak adına pusuya yatmış bekliyor. Bu sebeple gününü bulutların üzerinde yaşayan hiçbir insan yarınını bilmiyor. Her şey insanı biraz daha olgunlaştırmaya, standart olan duygulara indirgemek üzere programlanmış sanki. Bundandır acıların içinden çıkan tecrübeler. Sancılarla gelen güç ve birikimler.. Dünya böyle bir yer..
İnsan.. İçinde merhametle vahşeti bir arada barındıran, beyin taşımadığına yeminler edebileceğimiz anlar yaşatan o zeki varlık.. Terbiyesi de zor tabi. Hayalleri, düşünceleri, nefsi.. Hayat onu yola getirmek zorundadır belki.. Değil mi? Yaşananları her yönüyle irdelemek gerekli. Anlayabilmek için, kabullenebilmek için, sabredebilmek için.. Aslında her şey insan için..
Görsel alıntıdır.
30 Temmuz 2018 Pazartesi
Deniz Tuzuna Saklanmış Düşünceler
Küçük bir tatilin ardından kürkçü dükkanıma döndüm. Bilgisayarım hep yanımdaydı aslında ama yazmadım ya da yazamadım. Çünkü canım yazmak istemedi. Canım canım.. Onu kıramazdım.
Bu uzaklaşmayla dinlenmiş oldum biraz, arınmış oldum, uzaklaşmış oldum kendimden. Bazen denizin içine saklanıp yuvama döndüm, bazen esen rüzgarla kendimi buldum.. Doğa güzeldi. Yıldızlar çok güzeldi, dolunay çok çok güzeldi. Sessizlik ve gece zaten mükemmeldi. Böyle bir tatildi, bitti..
Bol bol düşünme fırsatı buldum. Konuşma fırsatı da buldum tabi. Kendimce yeni kararlar aldım. Denizin tuzuna saklayıp yanımda getirdim bazı düşüncelerimi. Ne kadar taze kalır bilinmez ama en azından yanımda. Şimdilik bu yeterli..
Hayat sürprizlerle dolu.. Bunu 2 defa daha hatırlama şansım oldu şu kısacık tatilde. Hayat çok garip. Hem de çok çok garip. Zaman başka hangi sürprizlerle gelir bilinmez.. Mutluluk getirsin yeter. Durumlar böyle..
21 Temmuz 2018 Cumartesi
Mutluluk Topçukları
Dışarıdan çok güzel bir müzik geldi şimdi.. Sözlerini anlayamadım fakat gecenin sesi gibiydi. Bazı müzikler gece gibi. Eşsiz.. Ben de tüm yazdıklarımı sildim ve yazıma yeniden başlamaya karar verdim.
Her müziğin, her kokunun, her anın, her sohbetin, her ilişkinin ve sessizliğin de bir ruhu vardır. Yalnızca o zamana, o insana, o sohbete özgü bir ruh. İnsanı çok mutlu edebilecek, bazen uzak diyarlarda hissettirebilecek bir güç. Bazen bir şehre gittiğinizde o şehrin size özel bir enerjisi vardır. Bunu izah edemezsiniz, tanımsızdır ama vardır. Ve bir de çevrenizdeki insanlar.. Her biriyle bambaşka bir iletişiminiz vardır. Sessizliğiniz bile başkadır. Belki hiç konuşmamışsınızdır, belki sanal dünyanızdadır ama sanki susarak anlaşırsınız. Yıllardır tanıyormuşsunuz gibi sessiz bir yakınlık..
Hayat bize işte böyle mutluluk topçukları fırlatıyor bence. Karşımıza düştüğünde bizi mutlu ediyor, o anımızı, duygularımızı, düşüncelerimizi değiştiriyor. Bu belki de hayatın bize yön okları olabilir. Dur oradan değil, buradan gitmelisin deme şeklidir. Kim bilir..
Uzaklardan gelen o tatlı müzik çok gerçekti. Gece kadar güzel ve onun kadar narindi.. Bu gerçekliği görmezden gelmemek gerekiyor demek ki. Bu yazının seyri, gecenin sesiyle değişti..
Hayatın küçük sürprizlerini kalbimizde büyütüp, gölgesinde serinlemek için gören gözler, duyan kulaklar, hisseden bir kalp diliyorum hepimiz adına. Böyle böyle güzelleşecek dünya. İnanıyorum.. Acı çeken ruha, düşünen akla, sorgulayan vicdana da inanıyorum. Su akacak yolunu bulacak ve hayat bize mutluluk topçukları fırlatacak.. Bugün olmasa da.. Bir gün mutlaka!
19 Temmuz 2018 Perşembe
Bir Fil Ağacın Arkasına Saklanırsa Ne Olur?
Herkesin hayatında sayıca az olmakla birlikte mutlaka bulunan, kesinlik abideleri vardır mutlaka. Her şeyden eminlerdir. Kesin öyledir. Başka bir ihtimal yoktur. Ne desen inanmaz, kanıtlasan dahi yolundan çıkmaz.. Yorucu tipler.. İşte bunlar hep boş muhabbetler.
Anladığım kadarıyla şu hayatta kesin diye bir şey yok. Kapılar her zaman açıktır. Asla yapmaz, asla demez, kesinlikle öyle düşünmez diye atıp tutulan cümleler yalnızca havada kalıyor. Hayat öyle garip öyle ilginç ki, bazen ne söylesek boşluğa fırlatılıyor. O yüzden tüm kapılar ben dahil herkes için sonsuza kadar açık. İnsanız..
Bazen yorulduğumu hissediyorum. İnce düşüncelerden yoruluyorum artık. Nezaketten ziyade fesatlıktan mürekkep bu incelikler, beni insanlardan biraz daha uzaklaştırıyor sanırım. Susmak ya da bazı şeyleri görmezden gelmek, anlamadığımız anlamına gelmiyor malum herkesin bir aklı var sonuçta.. Ve bir de ağacın arkasına saklanan fil misali kendini görünmez, sözlerini duyulmaz, planları anlaşılmaz sanan canlılar.. Beni yoran en çok bunlar. Yine de görmezden-duymazdan gelmeye devam etmekte fayda var. Zaten dünyada binlerce mesele var. Hangisini düşünelim, hangisine üzülelim değil mi? Hayat zor..
Not: Görünmez değiliz. Her sözümüz, her bakışımız, her yaptığımız ayan beyan ortada. Hatırlatmak istedim. Ağacın arkasındaki fillere selam olsun..
Unutarak Özgürleşmek
Düşündüm de, aslında hayatımın en özgür yıllarını yaşıyorum. Biraz soyut belki fakat çokça özgür.. Kendimden başka kimseye karşı hiçbir sorumluluğum yok. Bu bazen beni sakinleştiren bazen de zamanımın boşluğa akıp gittiğini düşündüren bir düşünce.. Özgürlük bu değilse başka ne? Yerimde olmak isteyen o kadar çok insan var ki..
Tüm bunlara rağmen herkesin bambaşka bir hayatı, kendince sorunları, soruları var. En özgür, en mutlu, en sağlıklı, en başarılı, en .. en .. en .. insanları bir araya getirsek eminim dertler derya olur, herkes kendi meziyetini unutur. İnsanoğlu böyle..
Yine de insanın zorlandıkça daha çok ürettiğine inanıyorum. Bu rahatlık evet bazı noktalarda zihni arındırıyor fakat bazen de yorulmak lazım.. Stres boyutuna varmadan tabi.. Stres hayatımızın her alnında diyen olursa cevabım şu olur: Benim gibi canı çıksa sesi çıkmayan bir insan stres yapıyorsa orada gerçekten bir sorun vardır. Ben bir şeyden şikayet ediyorsam, gerçek anlamda stres yapıyorsam orada büyük bir haksızlık ve dönen dümenler vardır. Net. Kendimi tanıyorum. Bana yanlış yapılmıyor diye gözlerini kulaklarını kapatan biri değilim. Yanlış yanlıştır. Bazı yanlışlar daha çok yanlıştır.
Hayatımın bana en büyük lütuflarından biri unutkanlık sanıyorum. Ben ne zaman bir şeye gerçekten üzülsem, yukarıda belirttiğim sebeplerle strese girsem, bir süre sonra unutkanlık başlıyor bende. Unutarak özgürleşiyorum bir nevi. Tabi bu da bir sorun olabiliyor ama en azından canım beynim, canımı sıkan ne varsa buharlaştırıyor. İlginç bir mekanizma değil mi? Yapılanları veya söylenenleri unutmasam dahi, acısını unutuyorum en azından. Dünya hassas kalplerin cehennemi gibi..
İşte böyle düşünceler eşliğinde, blog sayesinde içimi döküyorum. Sanki kimse okumuyor gibi kimse bilmiyor düşüncelerimi.. Buranın en güzel özelliği bu benim için. Burası da bir özgürlük diyarı değil mi? Ben yazarken civarımda birileri olsa, her cümlem kontrol altında olsa, ya da ben yazımı bitirmeden yorumlar yapılsa, yazamazdım. Özgür hissetmiyorsam içimden bile konuşamazdım. Herkes kendi içinde bir alem işte..
Yaza çize güzelleştiriyorum dünyamı. Durumlar böyle..
17 Temmuz 2018 Salı
Aşka Uzanan Merdiven
Mutluluğu uzaklarda ararız bazen.. İçinde olduğumuz durumda eksik olan bir şeyler vardır. Yetmeyen, ruhu doyurmayan bir döngü içinde kaybolmak gibi.. Gözler uzakları arar, uzaklarda ne olduğunu bilmeden. Belki doğrudur, mutluluk uzaklardadır ama çağırmak lazım bir noktada. Çünkü hayat kısa. Mutlu olmak adına, huzurla yaşamak adına mutluluk adeta bir şifa..
Bir de sevgi var. Sevmek var, sevilmek var. Bunlar hayatın kuşkusuz en yüce hisleri.. İşte burada bir sorun var. Sevdiğimiz zaman sevgimizi belli etmeme halleri. Bu bir arkadaş, bir sevgili fark etmeksizin sevgimizi esirgiyoruz belki. İfade edemiyor da olabiliriz bilemiyorum. Bir güzel sözle bile buzullar eriyebilecekken, esirgemiyor muyuz kalbimizden geçenleri?
Şu hayatta biraz olsun şansınız varsa, o yüce histen sizin payınız ayrılmışsa, bunu doya doya yaşayın. Sevmek ve sevilmek kadar mutluluk tozları serpen başka bir şey olmasa gerek. Sevebildiğiniz kadar çok sevin. Sevin ki dünyanız güzelleşsin.. Ve lütfen, sevginizi esirgemeyin. Sevmek ilgilenmektir, bir varlığın diğer varlıklardan farklı olduğunu hissettirme halidir. Ona güzel sözler söylemektir, içinizden geçenleri ifade etmektir. Bunu sevgiden esirgemeyin.. En azından mutlu ederek, daha çok mutlu olabilmek için..
Bu mesele aklıma özenle baktığım bir bitkiden geldi. Aşk merdiveni çiçeğimi çok seviyorum ve onunla özenle ilgileniyorum. 3 - 4 dal büyümüştü sadece ve 3 aydır öylece yaşıyordu kendi kendine. Sonra onu daha güzel görmek istedim ve yeni dallar vermesi için gözlerimle sevdim. Dikkatle suladım, ona güzel sözler söyledim. Kurumuş yapraklarına hafifçe dokunarak dökülenleri aldım. Ona zarar veren, güzelliğine ziyan eden yapraklarından uzaklaştırdım. Günden güne sevgimle değişti, sevgimle güzelleşti. Ve sonunda yeni bir dal verdi, güzelce büyüyor şimdi.. Bu benim sevgimin emeği.. Aşka uzanan bir merdiven gibi..
Aşk merdiveni..
Bakın, bir çiçek sevgiyle büyürken, sevgiyle güzelleşirken sevginin gücüne kim gözlerini kapatabilir şimdi? Onu sevdim ve o güzelleşerek beni daha çok mutlu etti. Bana cevap verdi adeta. Anlatabildim mi? Mutlu olmak istiyorsanız, kısır bir döngü içinde çırpınıyorsanız lütfen sevin. Sevmek emek vermektir, sevmek değer vermektir. Ona zarar veren her şeyi, ona yeni bir zarar vermeden bertaraf etmektir. Ruhuna dokunmaktır, bazen sadece gözlerinle konuşmaktır..
Ne demişti Süreya? Hayat kısa..
Sevginin sihirli ellerine bırakın kendinizi, mutluluk da gelir, huzur da gelir..
16 Temmuz 2018 Pazartesi
Şifa Bekleyen Düşünceler
Yaşam denilen kavram her ne ise çok tuhaf bir döngü. Artık tamam. Evet her şey tamam dediğin anda yakalıyor seni. Sil baştan yapıyor bütün düzeni. Gördüğüne, duyduğuna, hissettiğine emin olduğun an büyü bozuluyor. Neden böyle?
Öyle yaşamlar öyle yaşanmışlıklar var ki, insanın kalbinde bir sızı bırakıyor bazen. Bazen o sızılar kalplerden gözlere sızıntı yapıyor ve ardından derin bakışlar.. Altı dolu, altı yaralı. Nedeni safi bir acı.. Başkalarının sızılarıyla sızlar mı bir insanın kalbi?
Hayat garip.. Ve bazen öyle gariplikler oluyor ki, şaşırmıyorsun. Evet bu hazinenin üstüne ancak bu yakışırdı diyorsun. İmkansızlar mümkün oluveriyor işte. Hayat çok garip..
Günler geçiyor.. Hayaller yalnızca hayal olarak kalıyor. Yaşam diye bir gerçek var, sebebi bu olabilir belki. Tüm rolleri, tahtları ve minderleri o hazırlıyor. Sana en güzel tahtı gösterirken bazen bir minder bile bulunamıyor. Bazen minderi gösterip, bulutların üzerine çıkarıyor. Yaşam tam bir belirsizlik hali. Yarınlar sürpriz..
Sessizliğin sesinden medet umarak, sorulara cevaplar arayarak düşünmeye devam.. Düşünmek şükür ki sonsuz bir kaynak. Cevaplar ise yarınlarda gizli. Yarınları bekliyorum. Sessizce, sakince, düşünceler eşliğinde..
Lütfen.. Ama lütfen güzel şeyler olsun.
Herkes için..
Şifasını bekleyen tüm kalpler ve ruhlar ve düşünceler için..
Bizim için..
14 Temmuz 2018 Cumartesi
Bir Tatlı Esinti ve Hayatın İki Gerçeği
Pencereden tatlı bir rüzgar esti az evvel. Mutfağın beyaz ve narin tülünü aralayıp yanıma kadar geldi. Rüzgarı hissetmek ne kadar güzel değil mi?
Bu durumdan benim kadar memnun olmayan biri vardı aramızda.. Ocak. Sönmek üzereydi. Bir elimde kaşıkla birlikte, daldım derin düşüncelere..
Hayatımızda bizi adeta tatlı bir rüzgar gibi mutlu eden, heyecanlandıran, ruhumuzu doyuran, kalbimizi ısıtan ve nefes aldıran bir şeyler var. Hep var. Ve hatta iyi ki varlar.. Bir de ocak misali korumak zorunda olduklarımız var. Bunlar düşüncelerimiz, değerlerimiz, ailemiz, işimiz, hobilerimiz, arkadaşlarımız, belki de kendimiz olabilir. Rüzgarlara kapılmak ne kadar kolay değil mi? Sonunu bilmediğimiz bir tatlı esinti sarıyor belki kalbimizi, hayallerimizi. Sonrası boşluklarla dolu tabi.
Rüzgarlar güzeldir, kendini kaptırmak için uygun yer ve zaman doğru belirlendiği sürece daha da güzeldir. Ocak söndüğünde rüzgar da biter genellikle. Dengeyi kurmak lazım. Ve bazen ocak için, rüzgara karşı durmak lazım. Bizi biz yapan her ne varsa, işte onlar çok kıymetli. Korumak gerekli.
Bu durumu hayatımızın birçok noktasında yorumlayabiliriz aslında. Rüzgar ve ocak. Hayatın iki gerçeği. Ve bu iki gerçeği daha çok düşünmeli..
Hayal Koleksiyoneri
Hayaller kuran çocuklar, yarınlara umutla koşar. Azimle, heyecanla, kararlılıkla.. Sarılır hayalindeki atlılara. Dört nala koşar yolun sonuna.. Ya sonra?
Sonrası..
Boşluk .
Şöyle bir düşündüm de şu hayatta neye heveslendiysem, neyi istediysem, neyi beğendiysem hayallerimde bile yok şimdi. Öyle bir kabulleniş, öyle bir vazgeçiş.. Hayallerimi süsleyen her ne varsa, koleksiyonumda sıra sıra dizili. Muhtelif zamanlarda nazenin hayallerimin tozunu almak, acılı bir keyif hali..
Bir zamanlar kalbimde hayalden hayale koşan bir çocuk vardı. Her yeni güne, yeni bir umutla başlardı.. Büyüdü şimdi. Ruhu hala çocuk fakat kendi değil. O artık bir hayal koleksiyoneri..
Şimdilerde ise tamam demeyi, peki demeyi, öyle de olabilir sorun değil demeyi, vazgeçmeyi ve bazen kalbine sırtını dönmeyi öğrendi. Ya da hayat ona, şimdilik bunları öğretti. Tam bir koleksiyoner değil mi! Envaiçeşit hayalleri ceplerinde, tüm yüküyle adım adım yürüyor şimdi.
Büyümek kolay değil!
Sadece alışmak gerekli.
Kalbimde bir hayal koleksiyoneri,
Hayaline ''Peki..'' dedi.
Sadece peki..
Görsel alıntıdır.
12 Temmuz 2018 Perşembe
Karmaşık Seslerin Tam Karşısında
Düşüncelerimiz hayatımızın eşsiz güzellikleri gibi. Düşündüğümüz gibi hissedebilmemiz ayrı bir lütuf.. Düşündüğün her neyse öylesin. Onun gibisin. Onunlasın. Hayallerden bahsetmiyorum. Mesela güzel olduğunu düşünmenden, sağlıklı olduğunu düşünmenden, iyilikten, doğruluktan, merhametten.. Sevdiğini düşünmenden, sevildiğini düşünmenden. Belki gerçekler bunların tam tersi.. Yine de bunlar insana güç veren düşünceler değil mi?
Hayatın seyri bazen bizden bağımsız ilerliyor. Dün düşündüğümüz her ne varsa bugün buharlaşıyor. Yarın ne olacağını bilmeden tabi. Hayat garip.
Bu ne kadar mümkün bilmiyorum fakat güzel düşünmek gerek. Mümkün olabildiğince pozitif düşünmek gerek. Yoksa içimizin en derin kuyusu dört gözle içine düşmemizi bekliyor. Bazen ayağımız takılıyor kıyısına geliyoruz ama bir vesileyle ayağa kalkıyoruz yeniden. Bu vesileler ayakta durmayı öğretip gittikten sonra başlıyor belki asıl sınav.. Tekrar düşmeme çabası ve sessizlik..
Sessizliğin sesini dinliyorum şimdi. Kendi kalbimin sesini duymaya çalışıyorum, aklımdan geçenlerin ezgisine kapılarak.. Çünkü hayat çok garip. Durumlar anlam veremediğim karışıklıktaki şarkılar gibi aslında. Ben de uzaklarda, o karmaşık seslerin tam karşısında sessizce uçuşan melodileri izliyorum. Göklerde süzülen kuşlar gibi..
Sessizliğin sesini dinliyorum ve anlıyorum şimdi..
Görsel alıntıdır.
11 Temmuz 2018 Çarşamba
Her Şey Geçer
Şu hayatta hangi dert sizinle kaldı? Ya da hangi mutluluk? Hangi hüzün yapıştı yakanıza? Ya da hangi gülüş terk etmedi sizi? Hangi durum sonsuza kadar devam etti?
Hayatınızın en mutlu günü? Buruşturulup atılan sayfalarda şimdi..
En kötü gününüzün acısını hatırlayın. Unuttu içiniz o acıyı ve gitti..
En çok savunduğunuz düşüncelere suçlu gözlerle el sallıyorsunuz şimdi..
Sanırım iyi gün, kötü gün diye bir şey yok. An var. Şu an. Şimdi. Öncesi geçmiş, sonrası hayali. Neler neler geçti gitti. Kim bilir neler neler gelecek.. Bazen yanlış trenler doğru istasyona götürecek sizi, bazen doğru trenler yanlış istasyonlara.. Hayat bu değil mi?
Hayat planladığımız gibi gitmiyor bazen. Yapılan alfabe planları bile işe yaramıyor.. Mutluluk nerede bilmiyoruz fakat inatla aramaya devam ediyoruz. Yarınlar sürprizlerle dolu..
Söyleyecek çok şeyim olduğunda genelde susarım. Böyle bir suskunluk işte. Günler karışık geçiyor bende. Yani garip biraz. Aslında çok garip ama geçer..
Şu hayatta her şey geçer..
Görsel alıntıdır.
8 Temmuz 2018 Pazar
İşte Öyle Bir Şey
Hani ıssız bir yoldan geçerken,
Hani bir korku duyar da insan
Hani bir şarkı söyler içinden,
İşte öyle bir şey..
Tam olarak böyle bir şey.
Anlatabildim mi?
Görsel alıntıdır.
6 Temmuz 2018 Cuma
Telepatik Sohbetler
Bu yazıma Mario Levi'nin muhteşem bir cümlesiyle başlamak istiyorum:
''Hissedebilenlerle susarak da anlaşabilirsiniz.''
Sizce de öyle değil mi? Biriyle aynı anda, birbirinizi düşünerek aramanız, aynı anda özlem duymanız, birbirinden habersiz yazılan aynı cümleler.. Telepatik bir sohbet değil mi?
Telepatinin bir çok tanımı var aslında. Bunlardan biri, Birinin düşündüklerini veya uzakta geçen bir olayı hiçbir bağlantı olmadan algılama, uza duyum.(TDK) Benim için en uygun anlamı susarak anlaşabilmek sanırım. Konuşmadan, bakışmadan, sadece anlayabilmek ve anlaşabilmek. Sessizliğin içindeki sesleri biriktirerek telepatik bir sohbet.. Çok keyifli..
Kelimeler yoruldu, dil sustu artık.. Susarak anlatmak, sessizliği dinlemek lazım. Bu sessizliğe gerçekten ihtiyacı var insanların. Çok sesli koro halini almış şu dünyada, saatlerce konuşulanlar anlaşılmıyorsa, susarak anlatmayı denemek lazım. Sessiz, sakin dolu dolu bir iletişim için telepatik sohbetleri deneyin..
Görsel alıntıdır.
5 Temmuz 2018 Perşembe
Koku Albümü
Bazı kokular vardır, insanı yıllar öncesine hatta ilk çantasına götürür. Kokulu silgisine dokundurur, kokulu kalemleriyle yeniden yazdırır. Bir çiçeğin kokusu, yıllar öncesinden bir parfüm kokusu, anıları, heyecanları, çocukluğu ve yaşamında iz bırakan kitaplarının kokusu. Burnunun ucundadır. Ve bazı kokular burnu sızım sızım sızlatır..
Koku çok ilginç bir duyu. En azından benim için. Kolay kolay unutmam çünkü. İnsanların da eşyaların da evlerin de kokularını unutmam. Her evin bir kokusu vardır gerçekten. Yıllar önce benim için önemli bir gün kokusuyla vardır aklımda. Bulunduğum ortamda tanıdığım birinin kokusunu duyarım. Sonradan bakarım ki gerçekten bulunmuş orada.. Bu bazen güzel tabi.. Bir ayrıcalık belki. Yıllar öncesine baktığınızda sizi mutlu eden anılarınız kokularıyla bile aklınızda, koku albümünüz her zaman yanınızda.
Her zaman böyle olmuyor tabi. Özlemler giriyor bazen devreye. Yeşil simli kalemimin kokusunu özlüyorum mesela. İlk okul çantamı, ilk Arı Maya desenli silgimin kokusunu, bazı anıları, bazı insanları, bazı anları özlüyorum. Unutmak mümkün değil tabi. Tüm bunların kokusunu hala duyuyorum.
Markaların birbirine benzer kokularını da bulabiliyorum kolaylıkla. Bu ayrı bir güzellik aslında. 4. sınıfta bir hocanın parfümü vardı mesela buram buram çiçek acı acı.. Kimsenin sevmediği o yoğun çiçek kokularını çok severim fakat bulamadım onu hala. Sormaya utanmıştım parfümünü çocukluk işte.. Velhasıl koku albümüm her an yanımda. Bardağımda bergamotlu çayımla, koku albümümden bergamotlu günleri hatırlıyorum şimdi.
Bir bardak bergamotlu çay aklıma bunları getirdi..
Görsel alıntıdır.
Kalbinizi Nasıl İmha Edebildiniz?
Herkesin büyüdüğü ya da olgunlaştığı bir dönem vardır. Ben de tam o dönemdeyim sanırım. Bu günleri kalbime yazıyorum en çok. Kalbime sığdıramadıklarımı da ayrıntıları hatırlayabileceğim özetlerle buraya yazıyorum. Yazmak iyi geliyor insana. Gerçekten dinleyen olmayınca yazmak en doğru tercih belki. Zaten kim kimi gerçekten dinleyebilir ki? Herkesin aklı, sorularla kaplı bir defter gibi.. Etiketi ise sessiz gözleri.
İnternet, kitaplarımdan sonra en büyük sığınağım. Yazılar okuyorum, hayat hikayelerinin en sessiz okuyucusu oluyorum bazen, bazen bana enerji veren insanlardan kendime örnekler alıyorum. Bana bir şey katan her paylaşımın, her yazının, her hayatın müdavimi gibiyim. Bazen de rastgele sitelere bir şeyler yazıyorum. Benden hatıra kalsın dercesine, kendimce yazıyorum böyle..
Az önce canım, bir dergide ya da herhangi bir köşede yazar olmak istedi. Her ay yazım bir dergide olsa.. Okuyucularım olsa, mailler mektuplar havada uçuşsa, birileri yazımı gerçekten beklese.. Yazdıklarım bir insana ışık olsa.. Güzel hayaller. Belki bir gün gerçek olur kim bilir.. Hayaller bizi ayakta tutan, belki bir sayfa daha yazdıran güzel sebepler..
Bakmayın şimdi bu kadar hayal dolu olduğuma. Ben ağır derbederlerden biriyim. Bir şeye üzülmem ve suratımın düşmesi için benim kötü bir şey yaşamam gerekmez. Başkalarının gülüp geçtiği hayatlar, benim uykusuzluk sebebim. İnsanların yalan söylemesi, birilerine ihanet etmesi, kötü sayılabilecek her ne varsa işte, beni yaralar. Fazla hassasım belki. Düşünürüm, çareler ararım, yeni yollar bulurum kendimce. Başkasının yaşadığından sana ne, sen kendi hayatındaki güzelliklere bak diyenlere hayranım. Soruyorum sizlere. Kalbinizi nasıl imha edebildiniz? Belki de bu konuda henüz büyümedim. Durumlar böyle..
Bir gece vakti yine düşünüyorum. Okuduğum kitapta geçen olayın akıbetini şimdiden görüyorum ve kendimi teskin ediyorum sürekli. O gerçek değil İnci.. O gerçek değil.. Kurmaca hepsi. Hayat da gerçek bir kurmacadır belki..
Okumaya devam!
İyi ki varsın
Sessizliğin içinde sesimi dinleyen sayfam..
4 Temmuz 2018 Çarşamba
Kalbi Uzay Boşluğuna Fırlatmak Gerek
Yaşanmamış yıllar, görülmemiş diyarlar, tanınmamış insanlar, sevilmemiş ruhlar var. İyilik bilmeyen kalpler, sebebi bilinmeyen haller, açıklanamayan sözler var. Hayatın hegemonyasında, tanımlanamayan haksız üstünlükler..
Dünya, kapalı kutuların içindeki kapalı kutular misali. İçinde bir şey var umuduyla durmadan açılan, açtıkça hayal kırıklığının ardından gelen taze bir merakla daha çok uğraşılan.. Burası, yoruldukça daha çok koşulan bir yer sanki.. Dünya hali..
Hayatın ezici üstünlüğünün ardında bir yaşama tutunma telaşı, ileriyi görmek adına daha çok silinen gözler, vazgeçişler, kabullenişler. Hepsi insan için hepsi bir anlığına da olsa huzur bulabilmek için değil mi?
Ah bir de gündem var tabi. Gündemi takip etmek, şöyle oturup ağız tadıyla bir akşam haberi seyredebilmek için kalbi uzay boşluğuna fırlatmak gerek. Başka türlüsü imkansız oldu artık. -Yapabilir miyim?- Dünyada ne çok acı var.. Ve bu acılar düştüğü yeri değil, ülkeyi yakar. Bunlar böyle acılar. Kaldırabilene tabi..
İnsan neye sığınmalı? Neye sarılmalı? Ona uzanan dallara güvenmiyorsa, her seferinde boşluğa atıldıysa kalbi, dünyaya hangi gözle bakmalı? Başkalarına güç veren eller, kendini yerden kaldırmaya yetmez bazı zamanlar. O zamanlar işte bunlar. Dünyada çok acı var. Güzelliklerin de çoğu sahte.. İnsan şimdi hangisine yanmalı?
Düşün dur, elinden bir şey gelmez bazen. Kaçsan ne kadar uzağa gidebilirsin ki? Zaten ne kadar kaçsan da yakalar seni bir çocuğun bir çift mavi gözleri..
Bunları hep yazıyorum.. Elbet gün gelir o mavi gözler öcünü alır bu dünyadan belki..
3 Temmuz 2018 Salı
Başımıza Taş Yağsa Hakkıdır
Destan yazdım sildim. Allah belasını versin tüm pisliklerin!!! Bütün hepsinin!!! Tecavüzcülerin, katillerin, buna yardım ve yataklık eden leş sürülerinin!!!
Böyle köklü bir medeniyet, iyiliğiyle anılan bir millette tecavüzcüler katiller ne kadınlarda, ne çocuklarda, ne hayvanlarda yaşama hakkı bırakmıyorsa bunlarında üstüne ceza bile almıyorsa, başımıza taş yağsa hakkıdır!!! Sesi çıkmaz kimsenin! O ses de bastırılır!!!
2 Temmuz 2018 Pazartesi
Perde Arkası Sendromu
İnsan hayalleriyle yaşayan, düşleriyle yaşama tutunan bir varlıktır.. Planlar yapan, ulaşmak istediği her şeyi yücelten, yücelttiklerine daha çok bağlanan.. Daimi bir çaba hakim yani.. Henüz ulaşamadığı, yanına dahi yaklaşamadığı hayalleri çok kıymetli.
Bir de bunun perde arkası var tabi. Hayaller ve hayatlar meselesi bir nevi. Konu her ne olursa olsun o işin bir mutfağı var. Önce toplanan malzemeler geliyor, hayallerin hakkında duyulanlar görülenler birikiyor ve sonra hepsinin senteziyle hayaller yeniden doğuyor sanki. Peki bu yeniden doğuş hali?
Ulaştınız artık. Elde ettiniz ve olayın bizzat içindesiniz. Gördünüz ki hayalleriniz aslında bambaşka hayatlarla destekli. Dönen dümenler, iyi niyet nidalarının arkasındaki maddi temenniler, görünen her şey kendince bir çıkar içinmiş değil mi? Hayat.. Her şey bir rüyadan ibaretti.
Artık tadı kalmadı tabi, gördünüz ki hiçbir şey sandığınız gibi değil. Ayrıntılarını bilmediğiniz ne varsa, hayalleri süsleyecek kadar parlak olsa da gerçekler bambaşka. Ben buna perde arkası sendromu diyorum kendimce. Çünkü perde arkasını bildiğimiz ne varsa bizden artık bir adım uzakta.
Bu yüzdendir ki insanlar her zaman elde etmek için uğraşır. Hayal ettiklerinin perde arkası da hayal ettiği gibi olduğunda durulur belki.. Bulamazsa sürekli bir arayış, daimi bir kıvranışla yalpalanır. İnsanlık hali..
Bazen bazı meselelerin perde arkasını bilmekten kaçarım. Bırakırım o insan, o iş, o sektör, o cemiyet, o ahali hayallerimdeki gibi kalır. Dokunmam, örselemem, kurcalamam. Uzaklardan yaşarım. O zaman ne bir hayal kırıklığı yaşanır ne de yanlış sularda yüzme hissi. Mis gibi.. Perde arkası sendromu yakalayamaz böylece beni..
Bu bir tercih! Hayatı kolaylaştıran bir tercih belki. Aslında bazen uzaktan bakmak, yakından bakmaktan daha güzel gösterir her şeyi. İncinmeden, kırılmadan da yakın olmaktır.
Uzaklar bazen en yakındır.
En yakınların en uzaklarda olması gibi..
Görsel alıntıdır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Çatırtıları Duydunuz mu?
Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :) Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...
-
TİMSAH HEYKELİ Kadıköy’de bulunan, her ne kadar dikkat çekmese dahi buluşma...
-
Dün gece Lale Müldür'ün, Mağaradakiler adlı edebiyat dergisiyle söyleşisine denk geldim. Ve dün gece itibariyle kendisine hayr...
-
Mutluluk.. Üzerine söylenmiş milyonlarca söz, yazılmış trilyonlarca yazı var. İnsanlığın yegane arzusu, duaları...






















