24 Aralık 2020 Perşembe

Aynı Mayayla Karılmış Ruhlar


      Saat 01.00

      Bir film izledim bu gece. Filmi izlemeden önce yorumlara baktım şöyle, zaman kaybı olduğu ve tam bir saçmalık olduğu yazıyordu. Hiç güzel bir film olmadığı, konusunun bile saçma olduğu yazıyordu. Tam da filmin içindekiler gibi. Filmin karakterleri birer birer yorum yapmıştı sanki. Oysa bahsettiği konu o kadar önemliydi ki..

      Çok büyük bir yanlış vardı ve herkes yanlışı daha yanlış bir yönde aradı. Hayatın çok içinden bir yanlıştı bu. Bugün bile aynı yanlışın yapıldığı ve yanlış yönlerde yanlışın arandığı bir durum. Bir ışığa koşan kalabalığın ışık kapatıldığında, yokmuş gibi davranması.. Ne acı. Sanki orada değilmiş ve aslında hiç olmamış gibi.. Bu bencilliğin çok daha tehlikelisi belki. Ne kadar sığ..

      Görmek ve duymak istemediklerimize yok gibi davranmak, içimizde kaynayan bir nehir varken methiyeler savurmak biz insanlardan başka hiçbir canlının yapmayacağı ve belki de yapamayacağı kadar aciz bir tavır olsa gerek. Neden böyle, nasıl değişir gibi soruları geçtim artık. Anlıyorum. Bu böyle.. Anlamak kabullenmek midir, bilmiyorum. Anlıyorum ama kabul etmiyorum kendi içimde.

      Artık biliyorum ki, hepimizin ışığı birden kapanabilir, dünyamız ansızın kararabilir. Yeniden aydınlanmayacağından değil. Aydınlanır elbet.. Hiçbir karanlık sonsuz değil. Ama birden ışıklar kapanabilir. Anlıyorsun değil mi? Zifiri bir karanlığın içinde bulmak kendini, an meselesi.. Ve o karanlıkta kimse olmayabilir. Kendinden başka, aklından başka, kalbinden başka..

      Anladım ki -evet bunu anlamam yıllarımı aldı- hepimiz insanız ama aslında öyle değil. Hangimiz insan ve hangimiz değil bilmiyorum. İsimler değişebilir ama bu hiç önemli değil. İnsanlık, altı uzun bir listeyle doldurulabilecek erdemler bütünü. Kimileri elinden geldiğince o erdemlere tutunmak için çabalarken kimileri karanlıkların gücüne güvenir halde. Işıklar kapandığında yok gibi davranmak da bir tercih. İnsanlık adını verdiğimiz listede bulunmayan bir tercih..

      Lafta oluk oluk akan tüm erdemler, uygulamada hikaye. Kelimelerden kuleler inşa etmekten başka bir şey değil. Kulelerin duvarları o kadar yükseltiliyor ki, görünmüyor içerisi. Evet, nihayetinde anladım. Kabul etmemek ayrı bir sancı ama biliyorum ki sancılar da nasırlaşır.

      Sözler ve gerçekler.. İki ayrı uçurum gibi. Bu film, hayat ve insanlar böyle anla artık, dedirten gerçekleri hatırlattı. İyiliğin azlığını, kötülüğün fazlalığını, karanlıkların minicik bir mumla aydınlandığını, kötülerle dolu yaşama son sözü söyleyenin sadece iyiler olduğunu ve hiçbir şeyin tesadüf olmadığını..

      Velhasıl.. İçinde bulunduğumuz, karla kaplı karanlık bir orman ortasında, ışıksız bir kulübe bulmak gibi bir durum. Güvenli mi bilmiyorsun, ısınmıyorsun ama dışarıda da değilsin. Gerçekliğin soğuğundan sığınacağın bu kulübe başka bir tercihin olamadığı için evin. Soğuğu, korkuyu, karanlıklar içinde bir sığınak bulduğunu, lafların bazen sadece çöp olduğunu anlaman gerek. Anlamak bazen hissizleştirir insanı. Belki de bu sadece ruhen büyümek..

      Düşünülecek, derinlerinde yüzülecek, öğrenilecek ve yazılacak ne çok şey var değil mi? Okuyan var mı? Anlayan ya da anlamak için uğraşan var mı? Tıpkı o film altındaki yorumlar gibi her şey. Anlayamadığını yok etmeyi tercih eden zihniyet, fikirleri ne kadar anlamlandırır? Neyse ki biz anladık ve hissizleşti anlayan yanımız. Buraya kadar okumuş olman bile anlamayı tercih edenlerin safına alır seni. Aynı yoldayız. Biz yazarız, okuruz, anlamaya daha çok uğraşırız. Dünya böyle.. Zifiri bir karanlığın içinden yazıyorum şimdi. Işıklar kapanmaz artık ancak açılır bizde.

      Anladığımız ve yargılamak yerine anlama ihtiyacını içimizde taşıdığımız hayatı, aynı ihtiyaçtan mürekkep ve ruhu aynı mayayla karılmış insanlarla sürdürmek dileğimle..
Sevgiyle..

12 Aralık 2020 Cumartesi

Siz Hiç Kendinizle Karşılaştınız Mı?

 

      Karantina gecelerinin birinden yazıyorum şimdi. Saat 01.43 az önce 2013 yılında defterime yazdığım yazıları okudum. Yılların özetini geçerek bir yazı daha yazdım. Tamamladım o yılları. Tuhaf bir duygu. Siz hiç kendinizle karşılaştınız mı? Ben karşılaştım. Aradan yıllar geçti ama o anki duygularım karşımdaydı sanki. Bu defter bugün tesadüfen geçti elime. Tesadüfen geçen defterde, geçen yıllarımı gördüm az önce. Bazen tebessümle bazen de dolarak gözlerim, okudum işte. Asi ergen yıllarımdı, ne cümleler yazmışım. Aslında o zamanlar da farkındaymışım her şeyin, hissettiğim ve düşündüğüm her şey doğruymuş. Yıllar sonrasından bildiriyorum, haklı çıktım..

      Sarılmak istedim kendime. Korkma geçer, geriye kalırsa bir iz kalır ve seni sen yapan bir his kalır demek istedim, şimdi dinlediğim şarkının da dediği gibi.. Yıllar geçti. Yıllar.. Zaman su gibi değil mi? Bazen buz gibi bazen de fokur fokur kaynayan bir su.. Hayallere bile hevesin kalmadığı zamanları görmüşüm. Dünyanın sonu sandığım şeyleri yerinde bırakmanın en büyük özgürlük olduğunun tadına varmışım. Kaybetmişim, kazanmışım. Kendim olmayı başarmışım ama birçok şeyi başaramamışım. Kaçtıklarımın üstüne daha çok gitmişim, sabit duran şeylerden ne çok kaçmışım. Büyümüşüm velhasıl..

      Hayat eksiklerle dolu. Hatalarla belki. Hatanın nerede olduğunu göremediğimiz hatalar. Çaresi yok yani. Görmek gerekiyor, anlamak gerekiyor, öğrenmek gerekiyor. Beylik laflar etmişim ama haklıymışım. Haklı olmasam daha iyi olurmuş aslında ama hayat.. Ben de iyi kötü bunları yaşamalıymışım. Şans, kader, akıl her ne denirse artık..

      Hayatımda şükretmem gereken şeyler var. Bunların başında yazmak geliyor sanırım. Yazabilmek.. Bir sığınak olmuş benim için. Mutluyken de üzgünken de yalnızken de yazmışım. Hoş yine aynıyım. Yine soluğu yazıda alırım. Hayatımın hangi döneminde nasıl bir kârını göreceğim bilmem ama belki de en iyi yaptığım şey yazmaktır. Belki de bu da değildir. Bilmiyorum. Birden kendimle karşılaşıp konuşmuş gibi oldum. Hâlâ kendi cümlelerimin etkisi altındayım. Ne garip..

      Söyleyecek çok şey var ama onları içimden söylesem daha iyi olacak sanırım. Hepimizin içinde, içinden söylediği şeyler vardır değil mi? Yalnız değilimdir belki. Belki de düşüncelerimle yapayalnızımdır. Her şey olabilir. Hayatta aslında her şey olabilir. Bu yazı birazcık fazla samimi oldu. En azından benim için. Yıllar öncesine gidip gelmiş gibi bir duygu içinde olarak.. Ne diyelim, hayat.. İyisiyle kötüsüyle yaşamak..

      Saat 02.09 olmuş. O yıllarda da gece kuşuymuşum. Çok daha eski yazılarımda da durum hiç farklı değilmiş gerçi. Gecenin sessizliği ve sakinliği huzur veriyormuş hep. Kıyamam ya.. Asi ergen canım kendim.. Kendime sarılıp kendimi gerçekten sevdiğimi söylemek isterdim. Böyle tarifsiz duygular içindeyken mevzuyu burada bırakayım. Yarınlar sürprizlerle dolu. Tutunduğum ve insanlara uzattığım dalları kırmayacağım. Evet, yarın sürprizlerle dolu.

Sağlıklı, mutlu bir hayat dilerim.

Hepimiz için..

24 Kasım 2020 Salı

Kokusunda Sevgi Bulunan Kelimeler


      Dönüp dolaşıp buraya geldim. Burada olmak, kendi içimde yaşamak, aklımın odalarında dolaşmak gibi. Yazdıklarımın belki de tek okuyucusu benim. Bu da ayrı bir özgürlük veriyor gibi. İç sesim söylüyor, ben de yazıyorum. Düşünsel özgürlüğün zirve hali. En azından benim için.. Şimdi iç sesimi klavye ile buluşturma vakti.

      Sevmek, sevildiğini hissetmek, toplumda bir yer edinmek, değer görmek, değerli görüldüğünü bilmek, insanların hayatına dokunduğunu görebilmek, önemsenmek, bir insan için en büyük mutluluk olsa gerek. Benim gibi duygularıyla ve kelimelerle yaşam enerjisi bulan biri için böyledir diyebilirim. Muhakkak vardır benim gibi düşünenler. Kokusunda sevgi bulunan bir kelimenin nasıl iyi geldiğini, günü nasıl güzelleştirdiğini bilirler elbet. İşte bugün böyle bir gündü. Hatırlanmak, gün boyu sevgi ve saygı dolu cümlelerle sarmalanmak ne güzel..
(Fonda hala bildirim sesleri var. Minnettarım, şanslı olmak bu olsa gerek. :) )

      Hayatın bazen şanstan ibaret olduğunu düşünüyorum. Bazı anlarda yani. Karşınıza çıkan, yaşadığınız, etkileşim halinde olduğunuz iyi kötü her şeyin bir kazanç olduğunu düşünüyorum. En kötü tecrübelerin dahi bir sebebi olduğunu ve aslında bambaşka bir olayda avantaja dönüştüğünü düşünüyorum. Düşünebilmem için aklımın ikna olması gerek. Aklımı ikna edebilecek tek şey ise yaşam ve yaşanan gerçek. Yaşamın içinde bunları görmek, meseleye olan inancımı arttırıyor benim. Evet her şey başka bir şeye dönüşmek üzere fragmanı gösterilen bir film gibi. Yaşadığımız anlık hüzün, bütünden bir parça ama asıl mevzu bambaşka. İşte bunu da zaman gösteriyor yalnızca. Zaman.. Sihirli sözcük. Olmazları olduran, mümkünleri imkansız kılan, büyü..

      Kalabalıkların aslanları, içinde süt dökmüş bir kedi taşır. Bu kedi bazı zamanlarda tenhalığından kaçar ve kalabalıklarda dolaşır. Sonra tekrar bulur yerini. Her şey normal seyrine ulaşır. İnsanız.. Bazen içimizdeki o süt dökmüş kedinin başını okşayıp özgürlüğüne kavuşturmalıyız. Dönüp dolaşıp geleceği yer nasılsa bellidir. İçinizdeki süt dökmüş kedi yalnızca sevgiye gelir. Kendinizi ve içinizdekini sevin. Her şey güzelleşir. Nihayetinde herkes kendini ve kendi içini en iyi bilendir. Değil mi? Kendinizi kalabalıklar içinde yalnız hissettiğinizde, kuyruğunuzu indirmek durumunda kaldığınız ve bunun bir saçmalık olduğunu hissettiğinizde bu durumu hatırlayın.

      İnsanız.. Gücümüzün içinde güçsüz yanlarımızın da olabileceğini ama her şeyin olması gerektiği haline dönebileceğini unutmamalıyız. Bunu bugün kendime hatırlattım. Görebildiğimiz her şey, bizim ona ayırdığımız değer kadar kıymetli. Her şeyin yeri de kıymeti de ayrı. Değer kotamızı doğru şekilde paylaştırmak gerek. Bu en mantıklısı. Dünyayı sevgi güzelleştirecek.
Bunu böyle dağa taşa yazacağım. :)

      Günün kapanışını yaparken iç sesime teşekkür ediyor ve kulağımın her zaman onda olduğunu hatırlatıyorum. Hatalarımın, yanlışlarımın, heyecanlarımın, öfkemin, sevgimin, merhametimin tek kaynağını, duygulardan mürekkep bir insan olduğum gerçeğine bağlıyorum. Aklımın, kalbimin ve ruhumun daha çok törpülenmesi gerek. İyi olan her şeyi severek ve öğrenerek..

Buraya kadar kimler okudu asla bilmeyeceğim.
Muhtemelen düşünceler ve kalpler bir..
Sağlıklı, huzurlu, neşe dolu günler dilerim.

Sevgilerimle..

21 Kasım 2020 Cumartesi

Kürkçü Dükkanı

                                    Kürkçü dükkanıma selam olsun..

     Herkesin hayatında bir kürkçü dükkanı vardır. Benim de dönüp dolaştığım ve nihayetinde soluğu aldığım yer burası. Buz gibi bir ayazda, karda, fırtınada, ıssız yollarda zifiri karanlıkta dolaştıktan sonra sıcacık bir dağ evine kavuşmak gibi.. Bazen de alev alev yanan bir yerden kaçarken bulduğum çok serin bir ağaç gölgesi.. İşte benim için burası böyle bir yer. En azından kaçacağım bir yer var. Bu bir şans değil mi? Kaçmak.. Ama nereye? Nereye kadar? Ve niye?

      Aslında gerçek anlamda kaçtığım hiçbir yer olmadı. En kuru ayazda, en karanlık yolda bile bile dolaştım. Ben bir adım attıysam düşünmüşümdür, keyif alırım. Üşüyen insan elbet sıcak arar. Sıcaktan bunalan da soğuk bir su arar. Nihayetinde insanız. Düşe kalka yolumuzu tamamlayacağız. Ben de tüm yorucu ve keyifli yolculukların ardından soluğu burada alırım. Çözemediğim meselelerde, anlayamadığım şey her neyse burada kalbimi ısıtır ya da yanan kalbime bir serin gölge ararım. İnsanım..

      Bugün 21 Kasım. Ruh da 21 gramdı değil mi? Ruh gidince beden 21 gram eksilirmiş. Bu nereden aklıma geldi bilmiyorum ama 21 gram eksilen için bunun pek bir önemi olmasa gerek. Belki de önemlidir. Bilemeyiz. Dünya hali.. Bazı şeyleri bizzat yaşamadan asla öğrenemeyeceğiz.

      Haydi biraz da güncelden söz edelim. Belki de hayatımın en huzurlu zaman dilimindeyim. En azından benim için huzurlu. Ve aslında mutlu. İçim o kadar rahat ki.. Pürüzler yok mu, elbet var. Ama hayat bir törpü.. O yüzden içim çok daha rahat. Su kendine akacak bir yol buluyor. Her şey daha iyiye, daha güzele dönüşmüş oluyor. Böyle düşününce serin bir nefes alıyor insan. Hayatımda değişen bir şey olmasa da bazen bu nefese ihtiyaç duyabiliyor insan. Oyalanıyoruz işte günlerin getirdikleriyle. Götürdüklerini sevgiyle uğurluyoruz. Böyle böyle geçiyor günler. Geçecek ki daha güzel günleri görelim. Anlamsızlığın ve doyumsuzluğun kol gezdiği bu zamanda iyi hissetmenin kıymetini bilelim. Yine bir gece vakti güneşe serdim kalbimi. Ama uykum geldi. Bu defa gözlerimle savaşmak yerine rüyalarımla uğraşacağım. Bakalım bugün hangi rüyalarla gecemi aydınlatacağım. Ki benim rüyalarım günlük hayatla dolu bir macera filmi gibi. Bakalım ve görelim..

Huzur, sağlık ve mutluluk dilerim..

11 Kasım 2020 Çarşamba

Okyanusun Ortasındaki Çöl Serabı


      Sizi bundan yıllar yıllar öncesine götüreceğim.     --->  (Linke tıklayınız.)

       Yıl 2015.

      Mayıs tüm hızıyla ilerliyor. Tezimi teslim etmem gerekiyor. Yurt odamda yalnızım. Sessiz ve telaşlı bir yalnızlık. Her geceyi sabah ediyorum. Kocaman pencereden görebildiğim açıklık, çok aydınlık. Dağ olmaya tenezzül etmemiş bir tepeden süzülen ay ışığı giriyor içeriye. Serin bir rüzgar esiyor, dalgalanıyor perdeler. Gece yıldızlar, gündüz güneş ve bulutlar benimle yaşıyor. Kaç gün doğumu izledim böyle bilmiyorum. Kaç bulutu sığdırdım kalbime ve onlarla birlikte yükseldim o zamanlar, bilmiyorum. Kalabalık bir yalnızlığın içinde durmadan yazıyorum. Durmadan, uyumadan, sorumlu olduğum 14 kitap konusuyla beni darmaduman etmiş halde. Aklım, kalbim, hayallerim ve gerçekler büyük bir savaş içinde. Ben o savaşın ortasında yazıyorum yine de. Şimdi diyebilirim ki, ben bir savaş gördüm. O günlerde çıkan bu şarkıyı döngüye alıp kaç karanlıktan aydınlığa aktım, kaç aydınlığı karanlığa bağladım saymadım. Bu şarkı benim için o günler demek. Şimdi yine döngüde çalıyor peş peşe. Velhasıl çetin günlerdi, serde kavak yelleri vardı. Geçti..

      Zaman o kadar hızlı geçiyor ki.. Aynada bıraktığımızı bile aynı yerde bulamıyoruz bazen. Atıp tuttuklarımıza dönüp bakmaya tenezzül etmediğimiz zamanlar oluyor. En önemlilerin aslında o kadar da önemli olmadığı, hayal olarak yüceltilenlerin aslında sadece hayallerde yüce olduğu zamanlar işte. Gülüp geçebiliyormuşuz gözümüzde dağ ettiklerimize. Ne kadar güçlü olduğumuzu fark edebiliyormuşuz. Bazen gurur duyabiliyormuşuz kendimizle bazen de dolu gözlerle sarılabiliyormuşuz kendimize. Oluyormuş bunlar. Zaman öğretiyormuş. Sonra öğrendiklerimiz de değişebiliyormuş. Hiçbir şey planlandığı gibi olmuyor, sadece olması gerekenler oluyormuş. İyi ya da kötü. Ve her şey insana hayatın hazinesinden bir inci bırakıyormuş. Bak bunu da bununla hatırla der gibi. O kadar çok inci var ki ellerimde. İnci, incilerin içinde. Rengarenk inciler.. Yalnızca kalp gözüyle görülebilen inciler içinde bir yaşam var elimizde.

     Hepimiz farklı zamanlarda aynı yollardan geçiyoruz. Başka amaçlarla, başka hayallerle, başka adımlarla. Ama aynı yolda. Bazen karşılaşıyoruz, bazen ayrılıyoruz. Ama hepimiz yürüyoruz zamanın içinde. Bazen okyanusun ortasında küçük bir kara parçası arayan ve bazen de çölün serabına kapılan insanlar gibi.. Heyecanla, umutla..

      Yarınlar ne getirir bilmiyor olsak da geçmişe şöyle bir dönüp bakmak güzeldir. İçinde olduğunuz her anı, her duyguyu ve her heyecanı yalnızca siz bilebilirsiniz. Ve biraz da sizin gibiler sezebilir. İşte bugünlük böyle.. Ne demiş Teoman? 😏

'' N'apim, tabiatım böyle.. ''


      En mutlu ve en huzurlu olduğunuz anlarda olmanız dileklerimle.
      Sevgiyle.. :)



                                                                                               Görsel klipten alıntıdır.

      

4 Kasım 2020 Çarşamba

Yaz Gibi Bir Güz


      Asırlar sonra yeniden buradayım. Aslında yazma planım yoktu. Birden burada buldum kendimi. Küçük bir özet geçeyim şimdi.

      Ekim ayı, sonbahar tatili oldu benim için. Güzel bir aydı. Yeni bir yaşa girdim, yeni şeyler öğrendim, yeni insanlar tanıdım, yeni yerler gördüm, yenilerle dolu bir aydı. Tertemiz hava ve tertemiz su ile yaşadığımı hatırladım. Yazın cıvıltısı bittiğinden civarda pek kimse kalmamıştı. Virüsün giderek yaygınlaştığı bu zaman diliminde kimsenin olmaması ayrı bir şans oldu. Yalnızlığı, sessizliği ve sakinliği çok seven biri olarak hayatımda ilk kez gerçekten tatil yapmış gibi hissettim. Bu bana çok iyi geldi. Ruhum dinlendi. Kendimi daha çok sevdim. Ve aslında hayatın o kadar da ciddiye alınmaması gerektiğini ve huzurun gerçekten yaşandığı yerlerin olduğunu fark ettim. Bu benim için müthiş bir kazanç oldu. Kararlar aldım. Hayaller kurdum. Planlar yaptım. Perdenin arka tarafı da var sonuçta. Oralarda dolaştım biraz. Güzeldi her anlamda. Bana güzel duygular ve düşünceler kattı bu ay.

      Bir hafta önce denizde yüzerken şimdi deli gibi yağmur yağıyor. Doğup büyüdüğüm şehrin havasını yadırgıyorum. Pencereden başımı uzatıp temiz bir hava soluyamamak.. Ne garip. Anladım ki ben kalabalıkların insanı değilim. Deniz görmem gerek, gördüğüm denize girebilmem gerek. Doğal bir yaşam hayali kurup geldim. Şehrin kaosunda boş işleri çok ciddiye alarak yaşıyoruz. Bomboş insanları muhatap alarak pirelerin deve oluşunu seyrediyoruz. Bu çok saçma. Ama gündemimiz tam olarak bu. Oysa daha farklı bir hayat mümkün. Bakalım zaman ne gösterecek..

      Aklımda o kadar çok şey var ki.. İcraat henüz olmasa da olur sanıyorum. Hayat hala düzlüğü göstermedi, yokuşlarını tırmanmaya devam ediyorum. En güzel manzaralar en yüksek tepelerin ardındaydı değil mi? Biraz daha yürüyelim bakalım.. Hep birlikte göreceğiz. Zaman sağlık, huzur ve daha çok mutluluk getirsin dilerim. Hepimiz için..




 

28 Eylül 2020 Pazartesi

Çölün Ortasındaki Aqua Park

 

      Hiç yaşadınız mı bilmem, bazen hisleriniz yüksek sesle konuşur. Bağırır adeta onu duymanız için. Aklınız, hislerinizin yalnızca his olduğunun ve bir mantık ilgisinin olmadığının farkındadır. Her şey olması gerektiği gibidir, hayat yolundadır ama hisleriniz hala aynı şeyleri yüksek sesle anlatır. Bunu hiç yaşadınız mı?

      Nasıl tarif etsem..

      Çölün ortasındayım. Kumların ortasında, bu manzaranın bir şaheser olduğu bilinciyle bağdaş kurmuş oturmaktayım. Sonsuz sayıdaki kumlar süzülüyor ellerimden. Parmaklarımla dalgalar çiziyorum yere, sonsuz sayıdaki kumlara sonsuzluk izlerini bırakıyorum ellerimle. Velhasıl oldukça keyifli bir an. Güneş tam tepemde. Aldığım nefes, tüm bu turunculuğun içinde dalgalanan sıcak havadan sıcak bir yudum içmek gibi. Çöl, kum, dalgalanan sıcak hava.. Ve burada, uzaklarda görünen bir serap dahi yok. Tek bir çalı, çalının tutunabileceği bir toprak parçası yok. Çünkü hepsi uçurumdan okyanusa yuvarlanan bir parsel toprak gibi bilinmezliğe karışmış. Etrafta hiçbir şey yok. Barkanlarla dolu bir vaha, bazen kum fırtınaları ve daha çok sıcak hava..

      İç sesim diyor ki, buraya 'Aqua Park' gelecek. Çölün kızgın kumlarının arasına büyük bir havuz yerleşecek. Turuncuların içinde bir mavilik.. Hava sıcak ama su serin. Öyle bir güzellik.

      Hayal değil, hedef değil, istek değil, beklemek değil. Hiçbiri değil. His. Sadece his. Zerre mantığı olmayan, akla bile uymayan, kendi bağımsızlığını kendi ilan etmiş ve topraklarında kimsenin yaşamadığı bir his. Ciddiye alıp dinlemesem de söyleyip duruyor aynı şeyleri. Tanımsız ve tarifsiz.. Mantığım bu sesi ciddiye dahi almıyor. Savaşmıyor duymamak için. Garip..

      Çölün ortasındaki Aqua Park..

      Görebiliyor musunuz hislerimi? Turunculuğun içindeki mavi.. Gariptir ki, ben görebiliyorum. Tabii ki bu sadece bir his. His olduğu için görebiliyorumdur belki. Tanımsız ve tarifsiz.. Nihayetinde zaman neler getirir, neler götürür bilmiyorum. Hislerle savaşılır belki ama zamanla savaşılmaz, bunu biliyorum. Bu yüzden hepimize içinde bulunduğumuz anda huzuru ve sevinci bulmamızı diliyorum.

      Zaman hepimiz için güzel şeyler getirsin..


Görsel alıntıdır.


      

26 Eylül 2020 Cumartesi

Buraya Dikensiz Bir Gül Bıraktım

 

      Asırlar sonra yine geldim. Bu aralar bilgisayardan biraz uzağım. Biraz.. Tamam tamam günlerdir şarjı bile yok. :) Kabloyla uğraşmak dahi istemedim. Hemen küçücük bir özet geçeyim:

      Günler, diğer günlerde olduğu gibi tüm hızıyla geçiyor. Pandemi de aynı seyrinde. Özgürce takılan insanlar keza.. Her şey aynı. Tarih değişiyor olsa da cam fanusumun dışında pek bir şey değişmiyor. Yeni bir gün, yine bir gün..

      Bendeyse durumlar biraz daha farklı. Malum pandemi hayatıma çok şey kattı. Günlerimi tarif etmem gerekirse: Bir şeyler oluyor. Sonra hiçbir şey olmuyor.. Sonra olacakmış gibi oluyor. Ve ardından canım mantığım, ''Boş hayallere kapılmak yerine işine bakar mısın tatlım?'' diyor. Ben de işime bakıyorum. :) Velhasıl neler oluyor ve neler olacak ben de çözemedim. Bir şeylerin olacağı kesin. Kesin bir şey olacak! (Olmadı..) :) Ne olacak bunu zamanla göreceğiz. Zaman.. Hayatımda bazen her şeyi yokuşa sürse de ben yine de zamana inanıyor ve güveniyorum. Olacak olan oluyor, olmayacak olan olmuyor. Bir şeyler oluyor. Şimdi böyle söyleyince aklıma Lale Müldür geldi. Sanırım olan ve olmayanların sadece birer seyircisiyiz. Çok açıklayıcı (!) cümleler kurdum biliyorum ama zaten mevzu sadece benimle ilgili. Bence yeterince açık oldu yani.
İşte günlerimin özeti.. :)

      Bu aralar içimde tarifsiz bir huzur var ve minicik bir heyecan. Ülke pandemi ve ekonomik buhranlarla çalkalanırken nasıl bu heyecanı içimde bulabiliyorum bilmiyorum ama güzel bir his. Kendime, kendim için çizdiğim bir yolda, kenarlara ektiğim minik çiçeklerin büyüyüp serpilmesi, yüzüme gülümsemesi bana güç veriyor. Belki de bu huzurun sebebi, gülümseyen bu çiçeklerde kendimi görebilmemde gizlidir. Her şey olabilir. :)

      Bir diğer mesele..
      Bu hassas bir konu ama yazmak istiyorum. Beni hoş görün. Aslında burada sadece kendim için konuşmuyorum. Kendi üzerimden anlatmayı tercih ediyorum.
      Yıllardır kendimi ruhen eğitmeye çalışıyorum. Kendime bunun için bir dünya kurdum. İçinde her şey olunca kendi kendine yeten bir dünya oldu. Komplike değil neyse ki, içinde kolaylıkla bulabiliyorum kendimi. Bu günlerde bu durumu sorgulamıyorum desem yalan olur. Ben ruhumu törpülemeye çalışıyorum ama hayat böyle değil. İnsanların dili adeta bir parça zehir. Ve ben edebiyatçıyım. Bu zehir belki de bende çoğu zehirden daha kuvvetlidir. Olayın vehametini anlatabiliyorum değil mi? :)

      Bu konuyu biraz açmak istiyorum. Bir nevi pansuman mahiyetinde olsun. İnsan bazen düşüncelerinin gazlı bezlerini değiştirmeli değil mi? Düşüncelerin akıbetini izlemeli. Bu yüzden bunu yazmak istiyorum. Konuya döneyim.
      Yıllardır cidden ruhumu törpülemeye çalışıyorum. Başkalarının eksiklerine ve kusurlarına odaklanmak yerine kendime bakıyorum. Hiçbirimiz mükemmel değiliz ve olamayız. Bu yüzden kimsenin hakkında kötü düşünmemeye, kötü konuşmamaya çalışıyorum. İnsanız ve nefsimiz var.. İçimden bile kötü konuşmamaya gayret ediyorum. Çünkü o cümleleri duyan yalnızca benim. Kelimeler silahlardan daha kuvvetli. Kalbimi kir ve barut ile karartmak yerine güzel düşüncelerin ve cümlelerin tadını çıkarmaya çalışıyorum. Çabalıyorum.

      Benim kalbim kırılmıyor mu? Herkes kalbimi kıramaz benim ama elbet kırılıyor tabii. Kelimelerin gücünü bilen insanlar acımasızca ortaya serpiştirebiliyor en zehirlileri. Dil gerçekten bazen bir ilaç bazen de bir zehir.. Keşke bunu herkes bilse ve dikkat etse değil mi? Bu konuda nefsimle büyük bir cenk halindeyim.

      Şöyle bir düşünelim.. İstesek her insan ya da her olay hakkında, onu yerin dibine sokacak ve bir daha asla çıkarmayacak cümleler kuramaz mıyız? Eleştirecek malzeme yakalayamaz, kusur arasak bulamaz mıyız? Öyle de bir buluruz ki.. Yeter ki niyetlenelim, karşımızdakini kırmaktan çekinmeyelim. Bunu kolaylıkla yapabiliriz. Öyle ince yönlerden ve arka bahçelerden eleştiririz ki karşıda ne kalp kalır ne akıl. İnsan dili cidden zehir. Bunu gerçekten istesek yapabiliriz. İnsanlar aynaya bakmadan, kendi hayatlarını sorgulamadan atıp tutarken bu ihtimali unutuyor maalesef. Ama mühim olan böyle yapmamak tabi.. Kalp kırmamak. Kusur aramak yerine iyiliğe odaklanmak, saygı duymak..

      Hani herkes kendi özelliklerini bilir ya, işte ben de kendi dilimi biliyorum. Kelimelerim birer zehir olabilir. Olmaması için o kadar direniyorum ki.. Kalbimi kıran cümlelerin benimle ilgili değil, söyleyenin içindeki boşluklarla ilgili olduğunu biliyor olsam da, boş konuşmalardan ve düşünmeden ortaya atılan cümlelerden ibaret olduğunu biliyor olsam da bazen ortalığı yakacak kelimeler geçiyor gözümün önünden, tutuyorum kendimi, o kelimelere kapatıyorum gözlerimi. İnsanlar söyledikleri karşısında susanı ya da makul karşılamaya çalışanı saf da zannediyor olabilir. Ben bunu attım ortaya ama o bendeki daha büyük kusuru fark etmiyor ve belki de bilmiyor, diyor olabilir. Belki bu daha farklı bir izlenim bırakıyordur. Söylenilenlerin ya da imaların karşıda bir karşılığı olmadığı zannına kapılıyorlardır. Bu gibi durumlarda zihnimde kopan fırtınaları bir bilseler keşke.. Kelimeleri nasıl tutup çektiğimi bir görseler.. İki kelime ile mevzuyu ebediyete kadar kapatabilecek ve bir daha açılamaz hale getirebilecekken yapmamayı tercih ediyorsam genel anlamda insanlara ve kalplerine verdiğim değerdendir. Biraz da kelimelerin açabileceği yaraları bildiğimden, başkasını acıtmak istemediğimdendir. Yine de kalbimi korumak adına bu tür insanlardan uzaklaştığımı ekleyeyim. Sivri dillerle savaşabilecek gücü yok kalbimin. Kalbim kendini törpülemeye ve hayallerine harcıyor tüm enerjisini. Daha kendi içindeki savaşı kazanabilmiş değil. Olumsuzluklarla yormasın kendini. Canım kalbim..

      Şimdi bunları yazınca ortalık karışmış gibi bir izlenim doğmasın. Hayatım gayet sakin ve kendi hengamesinde sürüp gidiyor. :) Ben kendi dünyamı güzelleştirmek için çabalıyorum. Dışarıda neler oluyor, ilgimi bile çekmiyor. Bu noktaya gelmek büyük emek gerektirdi.. Emek verdim, geldim. Huzur kolay kazanılmıyor. Ummandan huzur adında bir katre yakaladım diyebilirim. Ama daha çalışmalar bitmedi.. :)

      Yukarıdaki düşünceler benim genel gözlemim. İnsanların pek de düşünmeden konuşuyor olmalarına karşı kendimce böyle bir düşünce denizine girdim. Belirttiğim gibi mevzu tam olarak ben de değilim. Herhangi bir sosyal mecraya girin, gönderiler altındaki toplu yorumlara bakın.. Bu bile insanların sevgi dolu cümlelerine (!) dair genel bir izlenim verebilir. Dilleriyle zehir saçan insanların devrindeyiz.. Çok garip. :)

      Oysa bir ihtimal daha var. İnsanlar küçücük iltifatlarla, güzel temennilerle, farklarının farkında olduğunu hissettirdiğin sözlerle o kadar mutlu oluyor ki.. Çok basit bir şey bu ama bunu esirgiyoruz. Küçücük bir güzel dilek. Minicik.. Zor değil. Çiçek açar her yer.. Gül bahçesine döner. Cidden zor değil. Birkaç hoş söz, hissettirilen iyi niyet hangimizin omzuna yük olabilir ki? Hayat cidden çok zor ve kimse aynı noktada başlayıp aynı düzlükte yürümüyor. Biz bari birbirimize kelimelerimizle birer çiçek uzatalım değil mi? Dikenlerini kopararak tabii. Uzattığımız çiçeği almak için bize uzanan elleri kanatmayalım. Yapabiliriz bence. Yaparız değil mi?

      Bu yazıyı artık tamamlayıp uzay boşluğuna bırakıyorum. Kimler okuyacak kestiremesem de okuyanların da benzer düşüncelerin kenarından en az bir kez olsun geçmiş olabileceğini varsayıyorum. (Zaten öyle olmasan şimdi burada olmaz, bu yazı seni sarmaz ve düşüncelerime zaman ayırmazdın. Bambaşka hayatlarda benimle ortak düşünceler taşıyan insanların varlığını bilmek, fikri yalnızlığıma su serpiyor. İyi ki varsın.)

      Sözün özü.. Kendi ellerimizden tutarak, kendi enerjimizden güç bularak nice güzel yolları dolaşmak dileklerimle.. Umarım nefsimizle savaşımızda fazla yorulmadan mutlu, huzurlu, sağlıklı bir hayat yaşarız. Ulaştığımız noktadan geriye dönüp baktığımızda, geçip giden yıllara tatlı bir tebessüm bırakırız. Güzel bakıp güzel gördüğümüz ve güzel kelimeler duyduğumuz nice güzel, çiçek gibi günlere..

Selam ve sevgilerimle.. :)




2 Eylül 2020 Çarşamba

Kurallar Kime?


      Saat 01.42
      Düşünceler deryasında dalgaları saymak adına mantıklı bir saat gibi.

      Tüm dünyada, etik kuralların bir avuç insan için yaratıldığını düşünüyorum. Gecenin fikri bu. Her konuda tüm dünyanın önceliği ahlakken asla ama asla bu kurala göre yaşayan yok. Herkesin dilinde olan insan ahlakı, iş ahlakı vs vs ahlakı tamamen laf. Gerçekten laf. Hoş benim hala şaşırıyor olmam bu dünyada yaşamıyor olmamın bir kanıtı da neyse. Anlayamıyorum..

      Herkes çok doğru, herkes çok iyi, ahlak abidesi insanların her biri.. Perdeler açıldığında ise düşüyor maskeler. Çok çok garip. İnsanlara güvenimin 0 noktasına ulaşmasına zerreler kalmışken düşünmek istedim. Bir avuçtan öteye geçemeyen insanlar doğruluğun ödülünü almak yerine bedelini ödüyor olabilir mi? Bu da ayrı mesele tabii..

      Herkesin her konuda çok ahlaklı olduğu bir zamanda bu kadar ahlaksızlık kimden? Ve neden..Bu bir soru değil. Belki de yanlış olan o bir avuç insan taneleridir. Bilemiyorum ama böyle olduğunu düşünüyorum. Aynı dünyada değiliz. Zaman ne gösterir bilinmez tabii ama garip ya.

      Bu yazı burada dursun.

23 Ağustos 2020 Pazar

His Bulutu


      Yapması gereken çok şey olup hiçbir şey yapamayanlar online mı?
Neyse ki ben sizler adına da buradayım. :) Uzun zaman oldu değil mi? Bir yanım yaz dedi bir yanım sadece oku. Ben de hem okudum hem de bendirimle zaman geçirdim. Yazdığım da oldu. Ama buraya  değil. :)
      Bir minik karantina atlattık bu dönemde. Şimdilik kazasız belasız ilerliyoruz ama yarınlar sürprizlerle dolu malum.. Neler olacak bilmiyoruz. Ülkece kendi canımızdan da büyüklerimizin canından da geçmiş halde sokaklardayız. Virüsü uzay boşluğuna fırlatmış edasıyla büyük bir rahatlığın pençesinde takıldık. Ekonomi, gündem ruhumu yıpratan tek şey. Umudum az olmakla birlikte her şeyin değişeceğine ve daha güçlü bir hale dönüşeceğine inanmayı tercih ediyorum. Bu zaman zarfında da kendimi iyi ve mutlu hissettiğim durumlara odaklanıyorum. Kendimizi ruhen sarmamız, bazen kendi ellerimizden tutmamız gerek. Güçlü duvarlara sahipseniz şanslısınız.
      Planlarım var, hedeflerim var ama..
Bir cümlede ama varsa önceki cümlenin hükmü yoktu değil mi? Tamam tamam.. :) Kendi cevabımı kendim veriyorum böyle. Evet planlarım var ve hedeflerim var ancak bu aralar toparlayamıyorum aklımda. Biliyorum ki ben onu muhakkak halledeceğim. Çünkü karar verdim. Bana mantıklı geldiyse ben onun peşinden giderim. Gönül ister ki sistemli bir çalışma ile sürüp gitsin her şey. Daha kolay ilerlesin. Her şey gönlün istemesiyle olmuyor tabii, keşke olsa, ah bir olsa..  Bir şeylere uzaklaştıkça  gözde büyüyor ve büyüdükçe daha da uzaklaşılıyor ya tam da öyle bir haldeyim.. Garip ama böyle. Ya da bu aralar böyle.. Sağlık olsun.. :) Su akar ve nasılsa yolunu bulur. İnanıyorum.

      Bu aralar içimde  bir his var. Adı ve tarifi yok. Böyle garip bir his. Aslında sebebi de yok. Neden bilmiyorum. Bu his bulutunun etrafımı sardığını hissediyorum. Sakinlik verdiğini.. Nihayetinde his, belki de ben öyle zannediyorum. Olamaz mı? :) Olur öyle şeyler. Mantıklı bir açıklama bulamadığım için böyle yorumluyor da olabilirim. :) Bu hissin hissettirdikleri de sanırım şöyle: Zaman  aksın, sen yoluna devam et. Olurlar da olmazlar da senden bağımsız nasılsa. Yaşanacak olanlar zaten yaşanacak.  Sen sadece devam et. Yürü ama etrafa bakmadan yürü. Neler oluyor neler olmuyor demeden yürü. Bir şeyler değişecek..

      Velhasıl günler böyle geçiyor. Bir yerlere akıyor zaman. Nereye aktığını bilmiyor ve artık sorgulamıyorum. Kendime odaklanmış durumdayım. Daha iyi hissetmek için duygularımı ve düşüncelerimi sorguluyorum. Bir şeylerin değişmesi gerekiyor bu dünyada. Ben de o uzun zincirin bir halkası olarak kendimden başlamayı tercih ediyorum. Ve biliyorum ki her şey sevgi, iyi niyet ve hoşgörü ile güzelleşecek. En sağlam değişim böylelikle gerçekleşecek. Gündüzleri bulutlara, geceleri yıldızlara, aya ve doğanın kalbindeki çiçeklere, ağaçlara, kuşlara hayranlıkla, arındırıyorum kalbimi.. Her şeye kocaman bir OLSUN diyerek yolumu çiçeklendirmeye çalışıyorum. Bu da işte böyle bir çaba.. :)

      Günler sağlık, huzur ve sevgiyle dolsun.
      Herkes çok mutlu olsun. :)

Bulutlar böyleyken kalbim pır pır eder. :)


5 Temmuz 2020 Pazar

Dolunay Söylencesi



      Yine bir gece vakti..
      Gecenin manzarası, dolunay. Öyle güzel ki.. Uyuyanlar neler kaçırdığını bilmiyor. Hayran hayran bakıyorum göğe. Sanki gökte kocaman bir inci asılmış gibi. Işık saçıyor. Tek başına. Gürül gürül akan bir ışık hüzmesiyle gücünü ispatlarcasına. Kalbi hiç kırılmazmış gibi. Hiç yargılanmazmış gibi. Dolunay..

       Gecenin başlı başına bir saygınlığı olduğuna inananlardanım. Gündüzden daha farklı. Daha başka ve belki de daha anlamlı. Geceye şer yüklemek ya da gece uyumamaya farklı anlamlar yüklemek bana anlamsız geliyor. Gecenin verdiği ilhamı hangi zaman dilimi verebilir ki? Bu sessizliği ve derinliği hangi aralıkta bulabiliriz? Gecenin kıymeti baki..

       Kalbimde diri tutmaya çalıştığım bir çiçek var. Minicik. Beyaz ve sarı arasında bir renkte ve henüz 4 yapraklı. Büyüyecek mi bilmiyorum bu çiçek. Toprağını beğenecek mi, büyütebilecek miyim bilmiyorum. Aslında onu beslemek için ne yapmam gerektiğini de fazla bilmiyorum ama gözümle seviyorum onu. Umarım susuz bırakmam. Yetersizce sulamam. Çünkü bir çiçeğe ihtiyacım var. Yolumdaki papatyaları yolanlar o güzelliği benden esirgedi. Kalbimdeki bu çiçeğe sarılıyorum şimdi. Umarım mis gibi kokan güzel bir çiçek olur..

      Günler bazen dingin bazen dopdolu geçerken akan zaman nerede bilemiyorum. Bildiğim tek şey insanın her nereye giderse gitsin, hangi yokuştan inerse insin önce kendine sarılması ve önce kendini koruması. Sevebilecek bir kalple yaşamak gerek. Akıp giden zamanı sevgiyle uğurlaması gerek. Düşeceğiz, kalkacağız, bazen uzattığımız güllerin dikenleri batırıldığından kanayacağız ama asla kimseyi kanatmayacağız. Hep gül uzatacağız. Hep güzel bakacağız. İyilik dileyip iyilik bulacağız. Zor değil. Başarırız..

      Yine bir gece vakti, dolunaya serdim kalbimi..
      Kurudu. Toplamam gerekli.
      Sağlık, huzur ve en önemlisi sevgi dolu günler diliyor, dolunay söylencesini burada bitiriyorum. 🌕


27 Haziran 2020 Cumartesi

Yakın Uzaklar



Saat 04.32
Tam şu anda, hafif ve serin bir rüzgar ve ezan var.
Gecenin kalbinden bildiriyorum.
Bir gün daha bitti..
Günler görece dolu geçmekle birlikte zaman nereye akıyor merak ediyorum.
Bu gidiş nereye?
Az önce keşfette dolaşırken yaşlı iki ayrı insan gördüm.
Yaşlandığının farkına varmadan adım adım yaşlanan iki insan.
İki asık surat, iki suskun bakış.
Maziyi hasretle yad eden bu insanlar bir zamanlar çocuktu.
Geçmedi zaman, akmadı an.
Sonra büyüdüler, serpildiler, başka telaşlarla zamanın geçmesini beklediler.
Ve işte o yaşa geldiler.
İnsan bir geçiş sürecinde olduğunu ve artık 1.kuşağa ait olmadığını hissettiği an tanımsız bir hüzün ve anlamsız kabullenememe boy gösteriyor.
Değişiyor artık. Yüzü bile değişiyor insanın. Ne garip..
Önce ilk kuşağa ait hissetmeme, sonra zamanın geçmesini isteme, neler olduğunu kestirememe derken adım adım gidiyoruz gördüğüm resimlere.
İnsan yaşlanacağına ya da öleceğine inanamıyor.
Allah bunu insana bir ödül olarak vermiş olmalı.
Belirsizliğin kaygısı korkutsa bile aslında o korkuyu derinden hissedemiyorsun.
Ödül gibi..
Yaşama hep bağlı ama bir gün gidecek gibi..
Bir gün -ömür olursa- bembeyaz olacak saçlarım.
Ne hissedeceğim acaba o yaşta?
Üzgün müyüm, kırgın mıyım?
Yoksa kalabalık bir aile içinde neşeyle geçmişe gururla mı bakmaktayım?
Faydalı bir ömür yaşadım diyebilecek miyim?
Çok insan sevdim, çok insan tarafından sevildim..
Hayallerimi gerçekleştirdim diyebilecek miyim?
Ne kalacak benden geriye?
Kaç sene daha adım hatırlanacak?
Sadece merak..
İnsan biraz derinden düşündüğünde bu sorular muhakkak karşısına çıkıyor.
Günlerim, gün batarken hafif bir rüzgarla düz bir yolda yürümek gibi.
Ne eksik ne fazla.
Sessiz ve huzurlu.
Böyle günlerin ardını merak ediyorum.

Güzel günler olsun..

22 Haziran 2020 Pazartesi

Günün İlk Yarısı



      Uzunca bir zamanın ardından ve günün ilk yarısından yazıyorum. En son ne zaman bu saatlerde yazmıştım hatırlayamadım şimdi. Fonda tatlı bir rüzgar esintisi ile birlikte ona uyum sağlayan zarif bir müzik var. Günler her zamanki gibi hızla geçerken beni zararsız sıkıntılar sarmaya başladı. Zararsız çünkü hayati değil. Ama sıkıntı işte.. Sağdan soldan geliyorlar arada.


      Günler acabaları takip etmeye başladı. Öyle olsalar ise böyle olsaları.. Bu gidiş nereye bilmesem de yürüyorum kendi seçtiğim taşlı yolların üzerinde. Düşsem de kalkmam gerek. Yolu tamamlamalıyım bir şekilde. Öyle ya da böyle. Bu yol bir şekilde nihayetini görecek.
Çünkü artık böyle olması gerek.
Ne kadar açıklayıcı yazıyorum değil mi?
Olur böyle şeyler..


Kaygı minimal seviyede motive ederken bana etkisi nedir göremiyorum.
Neyse düşünmemekte fayda var. Anın keyfini çıkarmak istiyorum.
Her şey yolunu bulur nasılsa.
Değil mi?

8 Haziran 2020 Pazartesi

Her Güne Bir Yeni Kötü Haber



      Günler, normalleşen hayatın normal olmayan canlılarıyla ve o canlıların zarar verdiği insanların hakkını aramasıyla geçiyor. Bulabildikleri pek söylenemez ama nihayetinde arıyorlar. Bu zaman zarfında yollarına taş değil kayalar konuluyor ama kaybedecek bir şeyi kalmamış insana taş da aynı kaya da.

      Bazen ne oldu bu insanlara diyesim geliyor. Sonra canım teknoloji diyorum.. İnternet olmasa kim duyurabilir sesini böyle? Şimdi kim kime zarar verdiğinde gizli kalabilir ki? Kim kimi ne kadar susturabilir? Bunlar da son demleri.. 
İleride suç işleme imkanı bile olmayacak insanların belki.
Chip sistemi ya da her neyse işte. Konu bu değil.

      Günden güne kötü insanların kötülükleri daha çok açığa çıkıyor. Güven duygusu ise kurumuş bir toprak misali çatlaklarıyla el sallıyor. Tacizcisi, tecavüzcüsü, hırsızı, katili, belalısı, ahlaksızı ve diğerleri.. Çoluk çocuk sahibi insanlar, evleri-yuvaları var. Neden ya? Gerçekten neden? Niye? Nasıl bir hayata kast edebilirsin ki? Senin de eşin var, çocukların var.
Neden? Anlayamıyorum işte nedenini..

Sonra sesini duyurmaya çalışanlar, haksızlığa uğrayanlar, adalet arayanlar..
Adalet neden aranır? Yasalar belli, cezalar belli.
Yetkisi olan kişiler neden halka bu zulmü yaşatır?
Yarın kendi aynı şeyi yaşadığında kime sığınır?
Herkes ettiğini bulur.
Üzerine konuşacak çok şey, anlayacak pek kimse yok.
İçimizden konuşmaya devam..

Saat 02.18 şimdi. Gecenin kalbinden bildiriyorum. Serin bir rüzgar var.
Keşke bu serinlik düşüncelerimize de gelse..
Anlam aramak zorunda kalmasak hiçbir şeye.
Suçluların korunmasına, mağdurları susturmaya neden sormasak..
Kime nasıl güveneceğimizi düşünmek zorunda kalmadan yaşasak.
Ah hayat..
Her güne bir yeni kötü haber ile geçip gidiyorsun..
Tüm bu saçmalıklar dibi gördüğünde iyilik kazanacak.
Ve nihayetinde dünyayı, iyilik kurtaracak.
Kimler geldi geçti..
Nihayetinde tarih iyiliği yazacak.

Durumlar böyle..
Korona yasakları kalkınca sokaklara, park ve bahçelere dökülen insanları saymazsak günler bu haberlerle geçiyor diyebiliriz. Gündemi takip etmemeye çalışacağım ama bu ne kadar mantıklı bilmiyorum. Düşüneceğim..
İnsanların insan gibi yaşadığı, kadınların ve çocukların
daha fazla mağdur olmadığı günler dilerim..      

1 Haziran 2020 Pazartesi

Sarı, Sıcak ve Aydınlık


      Ve haziran geldi..

      Saatlerimiz 03.32 ve haziranın ilk gecesinden bildiriyorum şimdi. Serin ve sessiz bir an. Huzur verici. Bu serin huzura biraz atraksiyon katmak için pencereyi de açtım şimdi. Madem yaz, madem serin ve madem ki gece. O zaman karışmak lazım hepsine. Böyle işte..

      Günün konusu olarak çok şey geldi aklıma. Sonra neden bu kadar çok şey olduğunu düşündüm. Sanırım konu bu olacak. Neden bu kadar çok şey var? Ve neden o çok şeyin peşinden koşar insanlar? Neden herkes peşinden koştuğu o çokluğa çok bağlı? Garip değil mi? Çok garip. Bence bunu bir düşünelim. :)

      Karantina günlerinde olduğumuz için olayı şöyle örneklendirmek istiyorum. Balkona ya da pencereye çıkın. Herkes ayrı bir dünyada değil mi? Tüm dikkatleriyle bir şeylere odaklanmışlar. Sonra herhangi bir sosyal medya hesabına girin. Yüzlerce insan. Ayrı dünyalarda ve hepsi de yaptıklarının ve  söylediklerinin en önemlisi olduğuna inanmakta. Biri A derken biri B ile yanıp tutuşmuş halde. Bir diğeri C ile dünyayı sallamak niyetindeyken bir diğeri Ç ile gelecek güzel günlerin derdinde. Ama nihayetinde herkes kendi aleminde. Değil mi? Bence hiçbir doğru o kadar da doğru değildir. Neyse suları bulandırmayalım şimdi. :)

      Bunu kesinlikle yargılamıyorum. Yanlış anlaşılmasın. İnsan her daim arayandır. Bir şeyin eksikliğini hissetmeye görsün, hayatını o eksikliğiyle kaplayandır. Eksikliklerin dolması içinse doymak gerek. Doymak kimi duygular dışındaki her durum için geçerli olmak üzere iyi bir şey. Muhakeme yeteneğini güçlendirir. Afaki tavırlar peşinde koşmazsın. Toktur ruhun ve aklın. Belki de en nihayetinde aslında hiçbir şeyin peşinde o kadar da koşulmaya gerek olmadığını anlarsın. Bu da bir ihtimal tabii. Ve mevzu çok derin.

      Biraz daha bütüne bakacak olursak bu aralar dünya düşünsel bağlamda kaynamaya başladı. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış insanların uyanışı en tehlikeli olandır. Bazen ortalığı karıştıran düşen son damladır. Sanırım o son damlanın yön vereceği günler içindeyiz. Tarihe geçecek günler içindeyiz bence. Tarihe geçenlerden de olabilir miyiz? Bunu kimse tahmin edemez değil mi? Hayatın tatlı cilveleri..

      Hayat gerçekten böyle aslında. Her şey zamanı ve sonuçları belli olmayan o bir damla ile şekil alıyor. Bir şey oluyor. Birdenbire oluyor ve her şey artık bambaşka bir noktaya geliyor. Aslalar mümküne dönüşüyor. Sular bu noktadan sonra durulur mu bilmem. Ortalık sele de dönebilir, sular aniden kuruyup çekilebilir. Ne diyorduk? Her an her şey olabilir.. Bekleyelim.

      Tüm bu kaosun ve doğrular yığınının içinde inandığım tek bir şey var. İyi niyet. Ve bence iyi niyet, sevgi ve saygıdan mürekkep. Ne eksik ne fazla. Tüm planların ötesindeki noktada kazanan her zaman iyi niyet olacak. Dünyayı yalnızca iyilik kurtaracak. Her şeyi sorguladığım şu zaman aralığında aklıma yatan tek şey bu. Evet muhtemelen çok şey olacak. Deli planların kurbanları milyonları bulacak ama hani bir ışık vardır ya tünelin sonunda. İşte o ışıktan bahsediyorum. Kimsenin karartamayacağı bir ışık.
Güneş gibi..
Haziran güneşi..
Sarı, sıcak ve aydınlık..

      Tüm planların ötesinde, doğruluğun ve yanlışlığın merkezinde, iyilerin ve kötülerin içinde ne iyi ne de kötü birinden selam ve sevgilerle..
Allah iç huzuru ve iyilik versin hepimize.
Sağlıklı ve mutlu günlere..

30 Mayıs 2020 Cumartesi

Sonrası Kalır


Bir derin sessizlik..
Gözlerimizin içine bakmayan fotoğraflar gibi geçiyor günlerimiz.
Tarif edilemez bir boşluk var orada.
Hem günün içinde hem de yaşayamadan geçip gitmekte.
Hayat..
Saat an itibariyle 03.28 ve bir gece daha bitiyor böyle.
Sonra yarın gece, yarın gece ve yarın gece..
Peki ya sonra?
Sonrası?

Edip Cansever anlatsın.

' Sonrası Kalır '

On kalır benden geriye dokuzdan önceki on
Dokuz değil on kalır
On çiçek, on güneş, on haziran
On eylül, on haziran..
On adam kalır benden, onu da
Bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan
On adam kalır.

Ne kalır ne kalır
Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
Dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
Onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
On çizik, on çentik, on dudak izi
Bir çay bardağında on dudak izi
Aşklardan sevgilerden
Suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
Akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
Bir de bu kalır.

Ne kalır benden geriye, benden sonrası kalır
Asıl bu kalır.

On yerde adam geçse geçmese
Dağlardan tepelerden inen bir düzlüktüm,
anlaşılır.

Akşam olur, bir günden dibe çökerim
Su içer,dibe çökerim
İyimser bir duvarcıyım, her gün bir tuğla
düşürürüm elimden
Bu yüzden gecikirim
Size bu sıkıntı kalır.

Ne kalır

Kahvelerde kalın kalın kayısı vakti
Dişleri kesmeyenin en az kayısı vakti
Dişleri hiç kesmeyenden
Gün geçer, kendi kalır
Kahvelerde kayısı.

Gezginim, açık denizlerden yanayım
Biraz da Akdenizliyim, bu işte böyle kalır
Akdenizli herkes konuşur duyarlığını
Başka ne kalır
Biz ki bir konuşuruz geriye on şey kalır.

Ben buyum, dersin, arkadaş
Sevgilim, ben buyum
Yüreğim vurgun, dişlerim altın
Ceketim sol omzumda
Vakit vakit incelen vakit.



29 Mayıs 2020 Cuma

Anlar ve Günler


      İnsanız..
        Bazen olmayacak hayaller kurar bazen de olabileceklere bile temkinli yaklaşırız. Çok çok istediğimiz bir şeyden an gelir saniyeler içinde uzaklaşır, asla dediklerimize ise gün gelir en önde koşarız. İnsanız.. Önce konuşur, sonra düşünür, bazen anlar, çoğunlukla da olan olmayan ne varsa akışa bırakırız. Çünkü insan işte böyle karmaşık bir varlık. Tanımsız..

       Az önce aklıma şöyle bir durum geldi. (Bu arada saatlerimiz 03.08'i göstermekte. Benim yaşam saatlerim için normal bir zaman dilimi.) Düşündüm de, bazen deli hayallere kapılıyoruz. Öyle olsa, böyle olsa, şöyle olsa derken adeta kuş olup kanatlanıp uçuyoruz. Belki aylarca ya da yıllarca onun hayalini kuruyoruz ama bir türlü gerçek olmuyor. Olabilecek bir şey olsa da olmuyor. Muhakkak vardır öyle hayalleriniz, anladınız ne demek istediğimi. Neden olmadığını anlayamıyor insan tabii. Neden olmayabilir ki yani? Ufak tefek basit meselelerin nesi böyle zor ki? Düşündükçe düşünüyor insan. Hedefe odaklanarak, duaları dileklerle yarıştırarak..

      Sonra alakasız bir an geliyor ve insan yine alakasız bir başlangıçla birlikte durumun genel özetine bütünsel bakma fırsatını yakalıyor. Ve kalkıyor perde.. O müthiş aydınlık.. Aslında evet olmaması daha mantıklıymış cümlesi sonlandırıyor asırlık meseleyi. Her işte bir hayır varmış.

      İzole bir dünyanın içinde, hayata görmek istediğim gibi baktığım müddetçe hiçbir zaman gördüklerimin pembeliğine güvenemeyeceğim. Aslında bunu da yeni öğrendim. Gördüklerim gerçekler değilmiş. Yalnızca insanların gerçekmiş gibi paylaştıkları naylon bilgilermiş. Keşke öğrenmeseydim. Dümen dolu bir dünya ve bunu gerçekmiş gibi anlatan, paylaşan insanlar. Garip. Yalana neden tenezzül edilir ki? Yani senin olmayan bir hayat ya da yalan söylenen ne varsa işte. İnsan neden yalan söyler ki? O zaman iyi biri mi olacak yani? Bunu da düşüneyim bir ara. Anlayamadım çünkü. Mantığıma yatmamasının sebebi her yalanın bir gün mutlaka ortaya çıkması. Yani kimi kandırıyorlar ki? İlginç..

      Bu gibi sorgulamalar eşliğinde geçiyor günler. İyi veya kötü. Günler böyle. Her şey yaşanması gerektiği şekilde yaşanıyor. Bunu kabullenmek gerek. Her ne oluyorsa olması gerektiği için. Hayatta hiçbir şey boşa değil. Pencerenize konan bir kuş bile size o an hissettiği duygularla aylarca kalıyor aklınızda. Her şeyin bir sebebi ve olanın da olmayanın da bir hayrı var. Buna gün geçtikçe daha çok inanıyorum. Bizim göremediğimiz, düşünemediğimiz durumlar olabiliyor. Yarınlar asla tahmin edemediğimiz sürprizlerle yaklaşıyor ve biz tahmin dahi edemeden ufak tefek şeylerle zaman geçiriyoruz belki de. Olamaz mı? Bence şu hayatta her şey olabilir. Bunu da geç öğrendim ama şükür ki öğrendim. Herkes ve her şey..

      Aklımda konuyla bağlantılı düzinelerce mesele var ama bugünlük bu kadaranı yazmak istedi canım. Hiçbir şey sebepsiz yere yaşanmıyor, hiçbir kuş öylesine penceremize konmuyor, hiçbir söz karşımıza boşa çıkmıyor. Görebilene ya da görmeyi bilene.. Gözlerimizin her daim açık, kalbimizin nefsimizden üstün geldiği sağlıklı ve mutlu nice günlere..
Bakalım yarınlar hangi sürprizlerle gelecek. :)

Selametle..

25 Mayıs 2020 Pazartesi

Bu Bayram Ne Öğrendik?


      Tarihe geçecek bir gün.. Karantina içinde bir bayram geçti bugün. Sokağa çıkma yasaklı hem de. Bayram ve sokağa çıkma yasağı. Ve burası Türkiye. Anlatabiliyorum değil mi? Neyse ki 'geçmiş bayramınız mübarek olsun' kültürümüz de var. :) Umarım yasak sonrası bu yaşanmaz. Tüm bunları düşününce bu bayramın tarihe geçeceğini düşünüyorum, bundan daha olaylı önemli günlerimiz olmazsa tabii.

      Günümüz modern hayatı, her ne kadar bayramlara eski kutsiyeti vermese de bayramlar biraz da olsa bayramdı. Tatilde değil de evde olanlar akraba ziyaretlerini yapar, kolonyalar, şekerler, çikolatalar eşliğinde ve baklava niyetiyle yapılan ama nihai sonuç olarak tatlı börek olan ikramlar üzerine şen kahkahalar atardı. Sarmalar, tatlılar, yemekler derken bu ziyaretlerle birbirinden günden güne uzaklaşan insanlar bu vesileyle tekrar toplanırdı. Kalabalığın verdiği o samimiyeti bu bayram yaşayamadık ve bence biraz da olsa o kalabalıkların kıymetini anladık.. Yani umarım anlamışızdır.

      Ben insanların birbiriyle görüşmediği sürece kalben birbirlerinden de uzaklaştığı kanaatindeyim. Gözden ırak olan gönülden, akıldan, vicdandan ve dilden de ırak oluyor. Bir şeyler soğuyor gibi. Yitiriyor kişiler samimiyetini. Bunlar genel gözlemim tabii, istisnalar elbette vardır. Sıklıkla karşılaşsa, düşüncelerini paylaşsa ve arada bir muhabbet bağı oluşsa eminim ki insanlar daha farklı olacaklar. Şimdi kalabalıklar içinde yalnız insanlar bir arada yaşıyor, birbirlerinden bağımsız şekilde tabii. Umarım ki bu bayram arkadaşlığın, akrabalığın, sohbetin, samimiyetin biraz da olsa kıymeti anlaşılmıştır. Biz doğuştan sosyal varlıklarız ve birbirimize muhtacız. Bakın muhtacız. Karnı doyan insan değer görmek ister. Bu değer bir çay-kahve sohbetinde hissedilir. Tüm bunlar şahsi düşüncelerim.

      İnsanlarla ilişkileri güçlü tutmak, sınırları belirli sohbetler yapmak eminim ki herkese iyi gelir. Bir insanın sözlerinden ziyade yaptıklarına bakarsanız, insanlarla genel ilişkilerine, önceliklerine ve hırs-kıskançlık seviyesine bakarsanız sanıyorum ki oturup ne kadar samimiyetle konuşabilir, ne kadar güvenilir olduğunu anlarsınız. Ortak hobiler, ortak fikirler elbet ki samimiyeti arttırır ancak bunlar çok da önemli değil. Kaliteli insanların her tür fikir ve görüşe saygılı olduğunu düşünenlerdenim. Bir şeyleri aşmış insan, dinler ve değer verir. Büyük saçmalıklardan bahsetmiyorum tabii anladınız sanıyorum ne demek istediğimi. Mesele eğitim de değil. Eğitim başka hayat tecrübeleri bambaşka meseleler. Öğütler, öneriler, fikirler eminim ki tüm insanlara bu gibi sohbetlerde birer ışık oluverir.

      Velhasıl ilk kez böyle bir bayram yaşayan canım ülkem umarım kendi payına düşen mesajı almıştır. Umarım insanlar birbirinden uzaklaşmaz pandemi sonrası saygı ve sevgi çerçevesinde daha çok kaynaşır. Umarım güzel insanlar tanır, samimi dostluklar kurar, aile bağlarımızı biraz daha sağlamlaştırırız. Sağlığın ve sevginin anlaşıldığı bir bayram olması dileklerimle..

      Huzurlu, mutlu ve kalabalıklar içinde şen kahkahaların atıldığı nice bayramlara Türkiye..

22 Mayıs 2020 Cuma

Deveden Bir Tüy Kopardım


      Korona günleri kaldığı yerden devam etmekte. Günler benim için biraz farklı bir zaman aralığında geçse de çok şey öğreniyorum. Cidden çok şey öğreniyorum ve bu beni hem mutlu ediyor hem de biraz üzüyor. Perde arkaları neden bu kadar kirli? Kendi anlayacağım dilden yazmamaya çalışarak bazı çıkarımlarımı paylaşmak istiyorum.

      Aklınıza gelebilecek her şey için söylüyorum bunu, istediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz. Bir yerde bir kalabalık varsa ardında maalesef ki büyük dümenler var. Bireylerden bahsetmiyorum bakın. Kalabalıklardan bahsediyorum. İstisnalar kaideyi bozmaz diyeyim ancak bu şahsi fikrim ve gözlemim. Üzülerek söylüyorum ki, iyi niyetiyle avutulan insanlar uykudalar.

      Doğruyu anlatmak, iyiyi yaymak, güzeli paylaşmak adı altında oluşturulan güçler daha büyük güçlerin desteğini de arkasına alarak yeni kaynaklar kazanmış oluyor. Bulutları bile yalnızca kendi üzerine çekebilme fırsatı verilse diğer insanlar susuzluktan ölsün biz faydalanalım yeterli, diyebilecek haldeler. Vicdan, insanların çıkarlarıyla olan savaşında perişan halde. Ve bu beni üzüyor. İnsanız.. Kazandıklarınız 70 senelik ömrünüzü ihya ederken sonrası? Dünya kandırmacası.. Ne acı.

      Hayatta öğrendiğim birkaç şeyden biri de insanların da tıpkı sinekler gibi ışığa gelmesidir. Bir güruh işte o ışıltıyı çölde susuz kalmışçasına izler ve kendi varlığından daha büyük bir inançla o yansımaları savunurken bu söylediklerim devenin bir tüyü olarak yaşamına devam eder. Oysa birileri şan yapar bir diğerleri gözyaşlarıyla bir çare arar. Oysa kimse karanlıkları görmez, ışıltılara bir parıltı daha katar. Güç her zaman gücü doğurur, güçler birlikte kuvvetli olur. İyilik sahiden nedir? Kendini şad edip diğerlerini perişan etmek mi? Düşünmeli..

      Bir diğer öğrendiğim şey ise tabiatta hiçbir boşluğa yer olmayışı. Gidenin yeri muhakkak dolduruluyor. Akıl da gitse, vicdan da gitse, insan da gitse tüm boşlukları birileri muhakkak dolduruyor hem de boşlukların sahibinin ruhu dahi duymadan, adeta bir serum gibi hayata karışıyor. Düşünelim, damarlarımızda serum diye bildiğimiz neler dolaşıyor?

      Öyle bir devirdeyiz ki cidden boşluklarımız için tetikte olmamız gerekiyor. Fikri ve manevi boşluklar bilhassa daha öncelikli. Yoksa hali hazırda davetkar ışıklar bizi çağırıyor. Akıbetini ve kimin çıkarı uğruna sürüklendiğimizi bilmeden o ışıklara koşabilir, kalabalıkların görkemiyle yanlış topluluklara karışabiliriz. Kötüyü belki biliriz ama iyi görünümlü kötüleri bilmek büyük iş..

      Konu hassas ve mevzu çok derin. Bazen söylediklerinizin de, dinlediklerinizin de, izlediklerinizin de tek muhatabı sizsiniz. Ne kadar doluysanız o kadar iyi anlayabilirsiniz. Bunun için de -bence ve naçizane- tarafsız olmak ve araştırmak gerekiyor. Yalnızca işine gelenle geçirdiğin zaman, düşünmeden koşulan ışıklar içinde bir zulme hissedar yapıyor. Şahsım adına kimseye zerre zararım olsun, benim yüzümden birilerine tüy kadar zarar dokunsun istemem. Tüm çabam bunadır ama nihayetinde ben de insanım ve yaşım gereği boşluklarımı tamamlamalıyım. Yoksa ben de o ışıklara kapılır, iyilerin ardındaki kötülüğü doğrularım sayarım. Boşa geçen bir ömrün acısını başkalarından çıkarırım. Allah korusun.

      Bir diğer mesele daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi insanlara asla yaranamayacağımız konusu. Evet biz kalabalığa düşünmeden koşmamak adına çırpınıyoruz ama yola kaya fırlatamasa da taşlar bırakan birileri olacak muhakkak. Pireleri deve yapanlar kendi bitlerinin farkında olmaz hiçbir zaman. Kendini kusursuz sanan insan, yek diğerini küçük görerek ve küçük düşürerek yükseldiğini sanır, insanların aslında bu küçük tavrı gördüğünün farkında olmadan. Bu insanın kalbinin mayasıdır. Gönülden taşan bazen bir kelimeyle bazen de yandan yandan ve fesatlık dolu bakışlarla karşındakine yansır. Yine de görmezden gelmek lazım. Mümkün olduğunca kendi cephemizde sabır sınırlarını zorlamak lazım. Muhatabınız zaman kaybınızsa uğraşmayın, herkes kendi ışığında yaşasın.

      Velhasıl, tüm bunlar içinde kendi yolunu çizmek ve doğru izi bulmak büyük mesele. Hayat karmaşık bir harita gibi. Düşe kalka da olsa, dizimizden akan kanı gözyaşımızla temizleyerek yürümek gerek. Kimseye zarar vermeden, kimsenin yağmur bulutuna göz dikmeden ve kimseyi hayatından bezdirmeden.. Herkes kendi boşluklarını tamamlasın. Kendi eksiklerinin ve kusurlarının tamircisi olmaya kollarını sıvasın. Eminim ki o zaman her şey daha güzel ve adaletli olacak. Güzelliklerle kalp de huzur bulacak vicdan da rahat olacak. Kalplerden ve akıllardan geçeni bile bilen Allah herkese vicdan ve adalet versin. Şimdilik söyleyeceklerim işte bu kadar. Ben de çoğu insan gibi dünyanın rengine kanan bir cahilim, gerçeğe uyanmaktır niyetim.

Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.. :)
      

17 Mayıs 2020 Pazar

Aristokrat Karıncalar



      Dönüp dolaşıp burada buluyorum kendimi. Düşüncelerim soluk alıyor burada. Belki de soluk arıyordur kim bilir. Burası vazgeçilemeyecek bir sığınak benim için. Kollarını her daim sevgiyle açan, yormadan, kırmadan dinleyen ve anlayan; düşünsel bir sığınak..

      Günler tüm hızıyla geçip gidiyor. Gidenin yalnızca günler olmadığını anlamaya başladı insanlar. Şimdi, kaza sonrasının şokuyla etrafa boş gözlerle bakan milyonlarca insan var. Ne yapmaları gerektiğini yeni yeni idrak ediyorlar. Hızın verdiği hazzı, görenin oluk oluk koştuğu ışıkların anlamsızlığını fark ediyorlar. Bu iyi bir şey. Bir anda nasıl da değişti her şey..

      Bundan böyle hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Çünkü insanlar, balın tadını bir kere aldılar. Başka bir yaşamın mümkün olduğunu, neleri başarabildiklerini ve biraz da sabrı kavradılar. Bu söylediklerim yaşam alanı olan, birbirine saygısını hala koruyan aileler içinde süren yaşamlar için geçerli tabii. Diğerlerini düşünmek dahi istemiyorum. Allah yardım etsin. Korona belasından daha tehlikeli..

      Eleme sürecindeyiz. Ben böyle hissediyorum. İşe yaramayan her kim varsa elenecek bu yarışta. Amaçlanan bu olsa da, bu yarışı zerre saymayan insanlar da olacaktır muhakkak. Sanırım bu grup için de biraz da ben varım. Hala kendi keyfime çalışan noktadayım. Bu süreç akla karayı gösterdi. Güven ve etik kavramını gösterdi. Parayı gösterdi. Önemini gösterdi. Paradan da önemli olanı gösterdi. Öncelikleri gösterdi. Değeri gösterdi. Sayabileceğim bir çok şey gösterdi. Görebilenlere tabii.. Görebildiniz mi bu gösterilenleri?

      Bizim adımıza alınan kararlar, bizim yürümemiz için açılan yollar, yalnızca bakmamız istenilen pencereler birer birer değerini kaybedecek. Olacak bunlar, yaşanacak her şey. Sadece zaman.. Güç bir şeyleri örtecek olsa da, zaman rüzgarına karşı koymak imkansız olacak. Böyle düşünüyorum, şimdilik..

      Velhasıl bende çok daha evvelden başlayan şeylerin adım adım tercih edildiğini görmek mutluluk verici. Görünmezliğin verdiği huzuru henüz tatmadı millet. Hırsların boşluğunu.. Markaların savaşı arasında ezilen karınca ordusu henüz mevzuyu tam olarak yakalayamadı ama olacak. O da olacak..
Neler olmuyor ki?

      Saat 04.21 oldu. Gün benim için bitiyor artık. Yeni güne sağlık, huzur ve yeni bilgiler diliyorum. Nihayetinde hepimiz kendi dünyalarımızın aristokrat karıncalarıyız, savaştan korunup zamandan payımızı dolduralım..

14 Mayıs 2020 Perşembe

Bendirimde Kuş Sesleri


      Günler sonra buradayım.
      Yazmak istemediğimden değil aslında. Akışa bıraktım. Günleri, gündemi, her şeyi.. Bendirim geldiğinden beri günümü onunla dolduruyorum diyebilirim. Bugün 11 gün olmuş bendirimle tanışalı. Sevgimiz daim olsun dilerim. :)

      Karantina günleri devam ediyor, normalleşme süreci başladı ancak hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, bu kesin. İnsanlar birbirinden daha da uzaklaşacak. Ne garip değil mi? Sevdiklerimize sarılmak bile vicdani bir tercih sayılacak. Hayat.. Ayrıntıları düşünmek, gündemin siyasi saçmalıklarına bulanmak, atılanları tutmak istemiyor, bendirime daha çok bağlanıyorum.

      Bu süreçte internetteki bendir derslerinden yardım almaya çalıştım ama ben öyle öğrenemiyorum sanırım. Kendi kendime, bendirimi dinleye dinleye öğrendim bir şeyler, bendirim öğrettikçe ben de keyfe çalıyorum bakalım. Her noktasından farklı bir ses geliyor, bunu keşfetmek bana heyecan veriyor. Kendi kendime ne kadar ilerlerim bilmiyorum ama zaman ne gösterir bilinmez. Şimdilik içgüdüsel tekniğe devam ediyorum.

      Günler böyle böyle geçiyor işte. Aradığım anlamı, bendirimin kasnağına taktım her dokunuşta sallanıyor bir düşünce. Kader, kısmet, nasip ekseninde bir bendir sevdasıdır gidiyor böylece. Bu günlerin özeti budur. Umarım bundan sonraki süreçte de güzel şeyler olur.

      Selametle..

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...