aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2021 Pazar

Yaralı Kalplere Sevgilerimle


      Sevgi..
      İnsan ruhuna bahşedilen en güzel ve en güçlü hediye. Kalp tahtında yaşayan ve zaman zaman tüm gövdeye yayılan, bazen köz bazen de kelebek olan sevgi..
Çöle su, yaraya merhem gibi. Bu özel gecede önceliği yaralı kalplere vermek istiyorum şimdi. Gövdede uğuldayan bir köz taşıyan ve yaktıkça yakan bir sıcakla yaşamaya çalışan kalplere..

      Bazen olmuyor değil mi? Nerede yanlış yaptığınızı düşünseniz de boş dolmuyor, dolu almıyor. Her şeyin bambaşka olma ihtimali varken bazen bazı şeyler hiç beklediğiniz seyirde gitmiyor.. Aklınıza dahi gelmeyecek bir süreçten geçiyorsunuz belki. Muhtemelen bugün kalbinizin uğultusunu aklınızda da hissettiniz. İhtimaller deryasında boğulmamak için direndiniz. Belki en derin sularda tek başınıza kalmak değil de kıyıya kadar tek başınıza yüzdüğünüz sudan bir türlü çıkamamak yordu sizi. Çıkabileceğiniz halde çıkamamak. Emin olun ki, sizin suda kalmanızın anlamını anlayabilecek insan zaten kendi çıkmazdı o sudan. Onun tercihiydi ama size daha iyi yüzmeyi öğretti değil mi? İşte bugün hayatınızın böyle bir evresindeydiniz. Ama bakın bugün de bitti. Şimdi size, akıbeti bir kez de ben hatırlatmak isterim. :)

      En uzun geçen gecelerin ardından olduğu gibi sabah olacak. Yavaş yavaş dinecek bu sıcak uğultu. Asla bitmeyecek sandığınız bu hal bitecek. Dolmayacak sandığınız boşluklara daha güzel duygular yerleşecek. Yeniden aydınlanacak kalbiniz ve yeniden esecek en güzel rüzgarlar. O gücü bulduğunuzda çıkacaksınız bu sudan. Derinlerden tek başına yüzerek gelip de ayağının kumlara değdiği yerlerde oyalanan insan elbette çıkacaktır o sudan. Daha da güçlü adımlarla ve geride bıraktığınız hiçbir duygudan pişman olmadan. Kurulanacak ve uzanacaksınız kumsala. Dinlenecek yorulan kalbiniz. Güneşleneceksiniz sonra mis gibi güneş kremi kokusuyla. Ne güzel bir an değil mi? :)

      Suçlamanın ve eleştirmenin ötesinde bir yer var. Daha huzurlu bir yer. Olanın da olmayanın da bir sebebi var. Geçmek gerek. Yürümek ve ilerlemek gerek. Elbet düşeceğiz elbet kararacak günler ama yine doğacak güneş ve kalkacağız ayağa. Geriye dönüp baktığımızda yaşadığımız her duyguya ve sancıya öğrettikleri için teşekkür edeceğiz. Bugün belki hayal gibi geliyor olsa da bu duygu uzaklarda değil. Kalbi iyileştirmek demek, hayatı da iyileştirmek demektir.

      Şimdi gelelim günün şanslılarına.. :)

      Sevgi hayatınızdaki en büyük şansınız ve şifanızdır. O şifaya sarılın ve daima besleyin. O öyle bir sihir ki herkesi iyileştirir ve her şeyi güzelleştirir. Sevginizin ve sevilişinizin kıymetini bilin. Hayatınızdaki en özel insana en özel olduğunu hissettirin. El ne der değil, kalbim ne hisseder diye sorun kendinize. Mutlu edin. Karşınızdaki insandan beklemek yerine önce siz atın ilk adımı. Eritin varsa aranızdaki buzları. Gülümseyin..

      En büyük başarı, en büyük zenginlik size sevgiyle bakan gözlerde gizli. Bu sevgiyi besleyin. Hayat arkadaşınıza sevginizi hissettirin. Hayatınızdaki en önemli insan eşinizdir ve eşinizi kimse için ve geçici hiçbir dürtü için kaybetmeyin. Sevgi ruhu zenginleştirir. Eşinizi, sevgilinizi, ailenizi mutlu ettikçe mutlu olacağınızı bilin. Bu bir sihir ama zehir de olabilir. Sevginizi, sadakatinizle besleyip kendinize ve şu kısa ömrünüze güzel günler verin. Daha mutlu ve daha huzurlu bir toplum olacağımıza eminim. :)

      Sevginizin ve saygınızın daim olduğu bir ömür dilerim. 

      
        

25 Mayıs 2020 Pazartesi

Bu Bayram Ne Öğrendik?


      Tarihe geçecek bir gün.. Karantina içinde bir bayram geçti bugün. Sokağa çıkma yasaklı hem de. Bayram ve sokağa çıkma yasağı. Ve burası Türkiye. Anlatabiliyorum değil mi? Neyse ki 'geçmiş bayramınız mübarek olsun' kültürümüz de var. :) Umarım yasak sonrası bu yaşanmaz. Tüm bunları düşününce bu bayramın tarihe geçeceğini düşünüyorum, bundan daha olaylı önemli günlerimiz olmazsa tabii.

      Günümüz modern hayatı, her ne kadar bayramlara eski kutsiyeti vermese de bayramlar biraz da olsa bayramdı. Tatilde değil de evde olanlar akraba ziyaretlerini yapar, kolonyalar, şekerler, çikolatalar eşliğinde ve baklava niyetiyle yapılan ama nihai sonuç olarak tatlı börek olan ikramlar üzerine şen kahkahalar atardı. Sarmalar, tatlılar, yemekler derken bu ziyaretlerle birbirinden günden güne uzaklaşan insanlar bu vesileyle tekrar toplanırdı. Kalabalığın verdiği o samimiyeti bu bayram yaşayamadık ve bence biraz da olsa o kalabalıkların kıymetini anladık.. Yani umarım anlamışızdır.

      Ben insanların birbiriyle görüşmediği sürece kalben birbirlerinden de uzaklaştığı kanaatindeyim. Gözden ırak olan gönülden, akıldan, vicdandan ve dilden de ırak oluyor. Bir şeyler soğuyor gibi. Yitiriyor kişiler samimiyetini. Bunlar genel gözlemim tabii, istisnalar elbette vardır. Sıklıkla karşılaşsa, düşüncelerini paylaşsa ve arada bir muhabbet bağı oluşsa eminim ki insanlar daha farklı olacaklar. Şimdi kalabalıklar içinde yalnız insanlar bir arada yaşıyor, birbirlerinden bağımsız şekilde tabii. Umarım ki bu bayram arkadaşlığın, akrabalığın, sohbetin, samimiyetin biraz da olsa kıymeti anlaşılmıştır. Biz doğuştan sosyal varlıklarız ve birbirimize muhtacız. Bakın muhtacız. Karnı doyan insan değer görmek ister. Bu değer bir çay-kahve sohbetinde hissedilir. Tüm bunlar şahsi düşüncelerim.

      İnsanlarla ilişkileri güçlü tutmak, sınırları belirli sohbetler yapmak eminim ki herkese iyi gelir. Bir insanın sözlerinden ziyade yaptıklarına bakarsanız, insanlarla genel ilişkilerine, önceliklerine ve hırs-kıskançlık seviyesine bakarsanız sanıyorum ki oturup ne kadar samimiyetle konuşabilir, ne kadar güvenilir olduğunu anlarsınız. Ortak hobiler, ortak fikirler elbet ki samimiyeti arttırır ancak bunlar çok da önemli değil. Kaliteli insanların her tür fikir ve görüşe saygılı olduğunu düşünenlerdenim. Bir şeyleri aşmış insan, dinler ve değer verir. Büyük saçmalıklardan bahsetmiyorum tabii anladınız sanıyorum ne demek istediğimi. Mesele eğitim de değil. Eğitim başka hayat tecrübeleri bambaşka meseleler. Öğütler, öneriler, fikirler eminim ki tüm insanlara bu gibi sohbetlerde birer ışık oluverir.

      Velhasıl ilk kez böyle bir bayram yaşayan canım ülkem umarım kendi payına düşen mesajı almıştır. Umarım insanlar birbirinden uzaklaşmaz pandemi sonrası saygı ve sevgi çerçevesinde daha çok kaynaşır. Umarım güzel insanlar tanır, samimi dostluklar kurar, aile bağlarımızı biraz daha sağlamlaştırırız. Sağlığın ve sevginin anlaşıldığı bir bayram olması dileklerimle..

      Huzurlu, mutlu ve kalabalıklar içinde şen kahkahaların atıldığı nice bayramlara Türkiye..

1 Şubat 2020 Cumartesi

En Büyük Kale: AİLE



      Mutluluk paylaştıkça mı çoğalır? Yapılan iyi işler ve verilen emekler takdir edildiğinde mi anlam kazanır? Mutluluk sevdiklerimizle mi vardır? Hayatımızı anlamlı kılan sevdiklerimizin varlığı mıdır?

      Yoldayım. Karşımda iki teyze gözlerinden inciler dökerek bunun üzerine konuştu az önce. “ Mutlu olduğumuz anları annemize babamıza anlatırız onlar da mutlu olsun diye. Yaptığımız şeyleri onayladıklarında, beğendiklerinde nasıl mutlu oluruz değil mi? Sevdiklerimizin etrafımızda olması bizi de mutlu eder bu sebeple.” dedi bir tanesi. Sonra diğeri, “ Sen en azından bunu yaşamışsın bak, ben onları hiç tanımadım. Şimdiyse torunlarımızı gördükçe mutlu oluyoruz, onların neşesiyle hayat buluyoruz “ dedi. Dökülmeye devam ederken inciler, düşündüm ben de. Mutluluk aslında ne?

      Aile deyince akan sular duruyor. Bu kimisi için bir kale kimisi içinse içi doldurulamayacak bir boşluk. Bir yara, bir sızı. Hangisi denirse..
Güven, huzur, sevgi dolu bu kale, insana bir cesaret ve sığınacak bir alan veriyor. Mutlu ediyor, hastayken üzeri örtülüyor, zor durumda uzanan bir el oluyor işte bu sıcak kale. Sonra bu kale kendi içinden yeni kaleler doğuruyor. Çocuklar büyüyor, yeni kaleler kuruluyor. Birbirine görünmez iplerle bağlı onlarca aile. Başarılar, heyecanlar, düğünler, bayramlar derken aynı duygular dolaşıyor farklı kalelerde. Önemi bir kere daha anlaşılıyor böylece.

      İnsan, elindekinin kıymetini yalnızca kaybettiğinde anlayan bir canlı. Ayrılıkların ve küslüklerin ardından yapılan iyiliklerin ve iyi anların hatırlanması da bundan sebeptir belki. Kaybedilen hep kıymetli. Oysa ellerimizdeki altın ve inciler ne kadar sıradan değil mi? Onların hepsi bir başkasının tanıyamadım dediği imkansız hayali.

      Hassas bir konu. Biliyorum.  Aile herkes için hassas bir nokta. Belki değerini bilemediğimiz belki de hiç tanıyamadığımız bir yuva. Yaş aldıkça değerini öğrendiğimiz ve mutluluğu paylaşacak kimsemiz kalmadığında önemini fark ettiğimiz bu kale, herkese sığınak olsun dilerim.
Ben şimdi evime geldim.
Aileme. Kaleme..
Düşünmeye devam. Selametle..


20 Haziran 2018 Çarşamba

Mutluluk Zebanileri



        Mutluluk..
        
        Üzerine söylenmiş milyonlarca söz, yazılmış trilyonlarca yazı var. İnsanlığın yegane arzusu, duaların baş tacı.. Yanlış mıyım?

         Az önce İnstagram'da bir yazı okudum. Yazı isyan doluydu. İsyan ve bezmişlik. Profili incelediğimde karşımda sadece mutlu bir aile tablosu vardı. Gezilen görülen yerler, mutlu bir çift ve mutlu bir çocuk. İdeal aile tablosu yani.. O zaman bu isyan nedendi? Sorun neydi? Bir çok insanın hayali olan mutluluğu yakalamış bir aile neyden bezmişti?
         
         Kıskançlık...

         Kıskançlık deyince ufak tefek sanmayın sülale karışmış resmen. Mutluluk zebanileri iş başında. Alenen kamuoyu duyuru yapılmış o hesapta. Kimsenin hayatı beni ilgilendirmiyor açıkçası ama insanların psikolojisi ilgimi çekiyor. İnsanlar neden ulaşamadığı mutlulukları kıskanır? Haydi kıskandın tamam, insansın nefsin var.. Peki sana ait olmayan o ütopyayı bozmaya ne hakkın var? Konuyu alenen anlatmaya gerek yok fakat özetle bu. İşin kötüsü bu ve bunun gibi örnekler sayıca fazla. Oturdum düşündüm..
         
         Aslında hayatımız engebelerle dolu. Bazen çukurda, bazen düzlükte, bazen zirvelerdeyiz.. Tüm yollar insanlar için. Hepsini gösteriyor hayat. Başka yol kalmadığında insan çukurda bulabiliyor kendini.. Bakıyorsun ki etrafında kimse yok. Aslında varlar bir halka halinde çevreni sarmışlar ama uzaklardan eleştiri bombardımanına başlamışlar, yardım eli uzatmak yok.. Şöyle yapsaydın, böyle yapsaydın, ben demiştim, bak işte gördün vs.. Yarın o çukura düşmeme garantileri varmış gibi davranıyorlar. İçten içe bir acıma ve şeytani bir hazla ben çok iyiyim, çok başarılıyım, çok iyi bir işim var, evim var, hayatım var. Ama bak o şimdi çukurda, o kötü durumda fikrinin, tezahürü var suratlarda.. Ne acı değil mi?

         Düşmez kalkmaz bir Allah.. Peki zirvelerde olduğunda? O halka yine etrafında. Ben senin iyiliğin için söylüyorum ile başlayan, sen çok değiştin ile biten cümleler..
         Canını dişine takarak tırmandığın o zirveler dert olur millete.. Haksız kazançtır, haksız başarıdır, haksız bir yuva sıcaklığındasındır, hak etmediğin noktadasındır o halkaya göre. İşin en kötüsü de o halkanın hep hayatında olmasıdır.

        Bizler başkalarının mutluluğunu, başarısını, huzurunu çekemiyoruz. Anladığım kadarıyla bizde olmayan başkasında olduğunda, en karanlık zamanlarda biri parladığında ona yakıştıramıyoruz bu ışıltıyı. Vicdansız mıyız? Kıskanç mıyız? Fesat mıyız? Neyiz biz? Adımız insan.. Peki ya kalbimiz?

         Bu gibi örnekler beni düşündürüyor açıkçası. Bu gidiş nereye diyorum bazen.. Hangimizin etrafında yok o halka? Hangimiz kendi zirvelerimizden çukurlara inmedik? Hangimiz yürümedik düzlüklerde tek başımıza?

         Velhasıl.. Hayat engebelerle dolu. Bugün zirve yarın çukur.. Siz yine de çok mutlu olun. Mutluluk zebanileri değil, çok mutlu insanlar olun. Ailenizle, işinizle, sevdiklerinizle.. Mutluluk size ne ifade ediyorsa peşinden koşun. Düşünün.. Hayat böyle çok daha güzel olur değil mi?

Selametle..

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...