24 Aralık 2020 Perşembe

Aynı Mayayla Karılmış Ruhlar


      Saat 01.00

      Bir film izledim bu gece. Filmi izlemeden önce yorumlara baktım şöyle, zaman kaybı olduğu ve tam bir saçmalık olduğu yazıyordu. Hiç güzel bir film olmadığı, konusunun bile saçma olduğu yazıyordu. Tam da filmin içindekiler gibi. Filmin karakterleri birer birer yorum yapmıştı sanki. Oysa bahsettiği konu o kadar önemliydi ki..

      Çok büyük bir yanlış vardı ve herkes yanlışı daha yanlış bir yönde aradı. Hayatın çok içinden bir yanlıştı bu. Bugün bile aynı yanlışın yapıldığı ve yanlış yönlerde yanlışın arandığı bir durum. Bir ışığa koşan kalabalığın ışık kapatıldığında, yokmuş gibi davranması.. Ne acı. Sanki orada değilmiş ve aslında hiç olmamış gibi.. Bu bencilliğin çok daha tehlikelisi belki. Ne kadar sığ..

      Görmek ve duymak istemediklerimize yok gibi davranmak, içimizde kaynayan bir nehir varken methiyeler savurmak biz insanlardan başka hiçbir canlının yapmayacağı ve belki de yapamayacağı kadar aciz bir tavır olsa gerek. Neden böyle, nasıl değişir gibi soruları geçtim artık. Anlıyorum. Bu böyle.. Anlamak kabullenmek midir, bilmiyorum. Anlıyorum ama kabul etmiyorum kendi içimde.

      Artık biliyorum ki, hepimizin ışığı birden kapanabilir, dünyamız ansızın kararabilir. Yeniden aydınlanmayacağından değil. Aydınlanır elbet.. Hiçbir karanlık sonsuz değil. Ama birden ışıklar kapanabilir. Anlıyorsun değil mi? Zifiri bir karanlığın içinde bulmak kendini, an meselesi.. Ve o karanlıkta kimse olmayabilir. Kendinden başka, aklından başka, kalbinden başka..

      Anladım ki -evet bunu anlamam yıllarımı aldı- hepimiz insanız ama aslında öyle değil. Hangimiz insan ve hangimiz değil bilmiyorum. İsimler değişebilir ama bu hiç önemli değil. İnsanlık, altı uzun bir listeyle doldurulabilecek erdemler bütünü. Kimileri elinden geldiğince o erdemlere tutunmak için çabalarken kimileri karanlıkların gücüne güvenir halde. Işıklar kapandığında yok gibi davranmak da bir tercih. İnsanlık adını verdiğimiz listede bulunmayan bir tercih..

      Lafta oluk oluk akan tüm erdemler, uygulamada hikaye. Kelimelerden kuleler inşa etmekten başka bir şey değil. Kulelerin duvarları o kadar yükseltiliyor ki, görünmüyor içerisi. Evet, nihayetinde anladım. Kabul etmemek ayrı bir sancı ama biliyorum ki sancılar da nasırlaşır.

      Sözler ve gerçekler.. İki ayrı uçurum gibi. Bu film, hayat ve insanlar böyle anla artık, dedirten gerçekleri hatırlattı. İyiliğin azlığını, kötülüğün fazlalığını, karanlıkların minicik bir mumla aydınlandığını, kötülerle dolu yaşama son sözü söyleyenin sadece iyiler olduğunu ve hiçbir şeyin tesadüf olmadığını..

      Velhasıl.. İçinde bulunduğumuz, karla kaplı karanlık bir orman ortasında, ışıksız bir kulübe bulmak gibi bir durum. Güvenli mi bilmiyorsun, ısınmıyorsun ama dışarıda da değilsin. Gerçekliğin soğuğundan sığınacağın bu kulübe başka bir tercihin olamadığı için evin. Soğuğu, korkuyu, karanlıklar içinde bir sığınak bulduğunu, lafların bazen sadece çöp olduğunu anlaman gerek. Anlamak bazen hissizleştirir insanı. Belki de bu sadece ruhen büyümek..

      Düşünülecek, derinlerinde yüzülecek, öğrenilecek ve yazılacak ne çok şey var değil mi? Okuyan var mı? Anlayan ya da anlamak için uğraşan var mı? Tıpkı o film altındaki yorumlar gibi her şey. Anlayamadığını yok etmeyi tercih eden zihniyet, fikirleri ne kadar anlamlandırır? Neyse ki biz anladık ve hissizleşti anlayan yanımız. Buraya kadar okumuş olman bile anlamayı tercih edenlerin safına alır seni. Aynı yoldayız. Biz yazarız, okuruz, anlamaya daha çok uğraşırız. Dünya böyle.. Zifiri bir karanlığın içinden yazıyorum şimdi. Işıklar kapanmaz artık ancak açılır bizde.

      Anladığımız ve yargılamak yerine anlama ihtiyacını içimizde taşıdığımız hayatı, aynı ihtiyaçtan mürekkep ve ruhu aynı mayayla karılmış insanlarla sürdürmek dileğimle..
Sevgiyle..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...