22 Haziran 2020 Pazartesi

Günün İlk Yarısı



      Uzunca bir zamanın ardından ve günün ilk yarısından yazıyorum. En son ne zaman bu saatlerde yazmıştım hatırlayamadım şimdi. Fonda tatlı bir rüzgar esintisi ile birlikte ona uyum sağlayan zarif bir müzik var. Günler her zamanki gibi hızla geçerken beni zararsız sıkıntılar sarmaya başladı. Zararsız çünkü hayati değil. Ama sıkıntı işte.. Sağdan soldan geliyorlar arada.


      Günler acabaları takip etmeye başladı. Öyle olsalar ise böyle olsaları.. Bu gidiş nereye bilmesem de yürüyorum kendi seçtiğim taşlı yolların üzerinde. Düşsem de kalkmam gerek. Yolu tamamlamalıyım bir şekilde. Öyle ya da böyle. Bu yol bir şekilde nihayetini görecek.
Çünkü artık böyle olması gerek.
Ne kadar açıklayıcı yazıyorum değil mi?
Olur böyle şeyler..


Kaygı minimal seviyede motive ederken bana etkisi nedir göremiyorum.
Neyse düşünmemekte fayda var. Anın keyfini çıkarmak istiyorum.
Her şey yolunu bulur nasılsa.
Değil mi?

8 Haziran 2020 Pazartesi

Her Güne Bir Yeni Kötü Haber



      Günler, normalleşen hayatın normal olmayan canlılarıyla ve o canlıların zarar verdiği insanların hakkını aramasıyla geçiyor. Bulabildikleri pek söylenemez ama nihayetinde arıyorlar. Bu zaman zarfında yollarına taş değil kayalar konuluyor ama kaybedecek bir şeyi kalmamış insana taş da aynı kaya da.

      Bazen ne oldu bu insanlara diyesim geliyor. Sonra canım teknoloji diyorum.. İnternet olmasa kim duyurabilir sesini böyle? Şimdi kim kime zarar verdiğinde gizli kalabilir ki? Kim kimi ne kadar susturabilir? Bunlar da son demleri.. 
İleride suç işleme imkanı bile olmayacak insanların belki.
Chip sistemi ya da her neyse işte. Konu bu değil.

      Günden güne kötü insanların kötülükleri daha çok açığa çıkıyor. Güven duygusu ise kurumuş bir toprak misali çatlaklarıyla el sallıyor. Tacizcisi, tecavüzcüsü, hırsızı, katili, belalısı, ahlaksızı ve diğerleri.. Çoluk çocuk sahibi insanlar, evleri-yuvaları var. Neden ya? Gerçekten neden? Niye? Nasıl bir hayata kast edebilirsin ki? Senin de eşin var, çocukların var.
Neden? Anlayamıyorum işte nedenini..

Sonra sesini duyurmaya çalışanlar, haksızlığa uğrayanlar, adalet arayanlar..
Adalet neden aranır? Yasalar belli, cezalar belli.
Yetkisi olan kişiler neden halka bu zulmü yaşatır?
Yarın kendi aynı şeyi yaşadığında kime sığınır?
Herkes ettiğini bulur.
Üzerine konuşacak çok şey, anlayacak pek kimse yok.
İçimizden konuşmaya devam..

Saat 02.18 şimdi. Gecenin kalbinden bildiriyorum. Serin bir rüzgar var.
Keşke bu serinlik düşüncelerimize de gelse..
Anlam aramak zorunda kalmasak hiçbir şeye.
Suçluların korunmasına, mağdurları susturmaya neden sormasak..
Kime nasıl güveneceğimizi düşünmek zorunda kalmadan yaşasak.
Ah hayat..
Her güne bir yeni kötü haber ile geçip gidiyorsun..
Tüm bu saçmalıklar dibi gördüğünde iyilik kazanacak.
Ve nihayetinde dünyayı, iyilik kurtaracak.
Kimler geldi geçti..
Nihayetinde tarih iyiliği yazacak.

Durumlar böyle..
Korona yasakları kalkınca sokaklara, park ve bahçelere dökülen insanları saymazsak günler bu haberlerle geçiyor diyebiliriz. Gündemi takip etmemeye çalışacağım ama bu ne kadar mantıklı bilmiyorum. Düşüneceğim..
İnsanların insan gibi yaşadığı, kadınların ve çocukların
daha fazla mağdur olmadığı günler dilerim..      

1 Haziran 2020 Pazartesi

Sarı, Sıcak ve Aydınlık


      Ve haziran geldi..

      Saatlerimiz 03.32 ve haziranın ilk gecesinden bildiriyorum şimdi. Serin ve sessiz bir an. Huzur verici. Bu serin huzura biraz atraksiyon katmak için pencereyi de açtım şimdi. Madem yaz, madem serin ve madem ki gece. O zaman karışmak lazım hepsine. Böyle işte..

      Günün konusu olarak çok şey geldi aklıma. Sonra neden bu kadar çok şey olduğunu düşündüm. Sanırım konu bu olacak. Neden bu kadar çok şey var? Ve neden o çok şeyin peşinden koşar insanlar? Neden herkes peşinden koştuğu o çokluğa çok bağlı? Garip değil mi? Çok garip. Bence bunu bir düşünelim. :)

      Karantina günlerinde olduğumuz için olayı şöyle örneklendirmek istiyorum. Balkona ya da pencereye çıkın. Herkes ayrı bir dünyada değil mi? Tüm dikkatleriyle bir şeylere odaklanmışlar. Sonra herhangi bir sosyal medya hesabına girin. Yüzlerce insan. Ayrı dünyalarda ve hepsi de yaptıklarının ve  söylediklerinin en önemlisi olduğuna inanmakta. Biri A derken biri B ile yanıp tutuşmuş halde. Bir diğeri C ile dünyayı sallamak niyetindeyken bir diğeri Ç ile gelecek güzel günlerin derdinde. Ama nihayetinde herkes kendi aleminde. Değil mi? Bence hiçbir doğru o kadar da doğru değildir. Neyse suları bulandırmayalım şimdi. :)

      Bunu kesinlikle yargılamıyorum. Yanlış anlaşılmasın. İnsan her daim arayandır. Bir şeyin eksikliğini hissetmeye görsün, hayatını o eksikliğiyle kaplayandır. Eksikliklerin dolması içinse doymak gerek. Doymak kimi duygular dışındaki her durum için geçerli olmak üzere iyi bir şey. Muhakeme yeteneğini güçlendirir. Afaki tavırlar peşinde koşmazsın. Toktur ruhun ve aklın. Belki de en nihayetinde aslında hiçbir şeyin peşinde o kadar da koşulmaya gerek olmadığını anlarsın. Bu da bir ihtimal tabii. Ve mevzu çok derin.

      Biraz daha bütüne bakacak olursak bu aralar dünya düşünsel bağlamda kaynamaya başladı. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış insanların uyanışı en tehlikeli olandır. Bazen ortalığı karıştıran düşen son damladır. Sanırım o son damlanın yön vereceği günler içindeyiz. Tarihe geçecek günler içindeyiz bence. Tarihe geçenlerden de olabilir miyiz? Bunu kimse tahmin edemez değil mi? Hayatın tatlı cilveleri..

      Hayat gerçekten böyle aslında. Her şey zamanı ve sonuçları belli olmayan o bir damla ile şekil alıyor. Bir şey oluyor. Birdenbire oluyor ve her şey artık bambaşka bir noktaya geliyor. Aslalar mümküne dönüşüyor. Sular bu noktadan sonra durulur mu bilmem. Ortalık sele de dönebilir, sular aniden kuruyup çekilebilir. Ne diyorduk? Her an her şey olabilir.. Bekleyelim.

      Tüm bu kaosun ve doğrular yığınının içinde inandığım tek bir şey var. İyi niyet. Ve bence iyi niyet, sevgi ve saygıdan mürekkep. Ne eksik ne fazla. Tüm planların ötesindeki noktada kazanan her zaman iyi niyet olacak. Dünyayı yalnızca iyilik kurtaracak. Her şeyi sorguladığım şu zaman aralığında aklıma yatan tek şey bu. Evet muhtemelen çok şey olacak. Deli planların kurbanları milyonları bulacak ama hani bir ışık vardır ya tünelin sonunda. İşte o ışıktan bahsediyorum. Kimsenin karartamayacağı bir ışık.
Güneş gibi..
Haziran güneşi..
Sarı, sıcak ve aydınlık..

      Tüm planların ötesinde, doğruluğun ve yanlışlığın merkezinde, iyilerin ve kötülerin içinde ne iyi ne de kötü birinden selam ve sevgilerle..
Allah iç huzuru ve iyilik versin hepimize.
Sağlıklı ve mutlu günlere..

30 Mayıs 2020 Cumartesi

Sonrası Kalır


Bir derin sessizlik..
Gözlerimizin içine bakmayan fotoğraflar gibi geçiyor günlerimiz.
Tarif edilemez bir boşluk var orada.
Hem günün içinde hem de yaşayamadan geçip gitmekte.
Hayat..
Saat an itibariyle 03.28 ve bir gece daha bitiyor böyle.
Sonra yarın gece, yarın gece ve yarın gece..
Peki ya sonra?
Sonrası?

Edip Cansever anlatsın.

' Sonrası Kalır '

On kalır benden geriye dokuzdan önceki on
Dokuz değil on kalır
On çiçek, on güneş, on haziran
On eylül, on haziran..
On adam kalır benden, onu da
Bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan
On adam kalır.

Ne kalır ne kalır
Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
Dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
Onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
On çizik, on çentik, on dudak izi
Bir çay bardağında on dudak izi
Aşklardan sevgilerden
Suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
Akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
Bir de bu kalır.

Ne kalır benden geriye, benden sonrası kalır
Asıl bu kalır.

On yerde adam geçse geçmese
Dağlardan tepelerden inen bir düzlüktüm,
anlaşılır.

Akşam olur, bir günden dibe çökerim
Su içer,dibe çökerim
İyimser bir duvarcıyım, her gün bir tuğla
düşürürüm elimden
Bu yüzden gecikirim
Size bu sıkıntı kalır.

Ne kalır

Kahvelerde kalın kalın kayısı vakti
Dişleri kesmeyenin en az kayısı vakti
Dişleri hiç kesmeyenden
Gün geçer, kendi kalır
Kahvelerde kayısı.

Gezginim, açık denizlerden yanayım
Biraz da Akdenizliyim, bu işte böyle kalır
Akdenizli herkes konuşur duyarlığını
Başka ne kalır
Biz ki bir konuşuruz geriye on şey kalır.

Ben buyum, dersin, arkadaş
Sevgilim, ben buyum
Yüreğim vurgun, dişlerim altın
Ceketim sol omzumda
Vakit vakit incelen vakit.



29 Mayıs 2020 Cuma

Anlar ve Günler


      İnsanız..
        Bazen olmayacak hayaller kurar bazen de olabileceklere bile temkinli yaklaşırız. Çok çok istediğimiz bir şeyden an gelir saniyeler içinde uzaklaşır, asla dediklerimize ise gün gelir en önde koşarız. İnsanız.. Önce konuşur, sonra düşünür, bazen anlar, çoğunlukla da olan olmayan ne varsa akışa bırakırız. Çünkü insan işte böyle karmaşık bir varlık. Tanımsız..

       Az önce aklıma şöyle bir durum geldi. (Bu arada saatlerimiz 03.08'i göstermekte. Benim yaşam saatlerim için normal bir zaman dilimi.) Düşündüm de, bazen deli hayallere kapılıyoruz. Öyle olsa, böyle olsa, şöyle olsa derken adeta kuş olup kanatlanıp uçuyoruz. Belki aylarca ya da yıllarca onun hayalini kuruyoruz ama bir türlü gerçek olmuyor. Olabilecek bir şey olsa da olmuyor. Muhakkak vardır öyle hayalleriniz, anladınız ne demek istediğimi. Neden olmadığını anlayamıyor insan tabii. Neden olmayabilir ki yani? Ufak tefek basit meselelerin nesi böyle zor ki? Düşündükçe düşünüyor insan. Hedefe odaklanarak, duaları dileklerle yarıştırarak..

      Sonra alakasız bir an geliyor ve insan yine alakasız bir başlangıçla birlikte durumun genel özetine bütünsel bakma fırsatını yakalıyor. Ve kalkıyor perde.. O müthiş aydınlık.. Aslında evet olmaması daha mantıklıymış cümlesi sonlandırıyor asırlık meseleyi. Her işte bir hayır varmış.

      İzole bir dünyanın içinde, hayata görmek istediğim gibi baktığım müddetçe hiçbir zaman gördüklerimin pembeliğine güvenemeyeceğim. Aslında bunu da yeni öğrendim. Gördüklerim gerçekler değilmiş. Yalnızca insanların gerçekmiş gibi paylaştıkları naylon bilgilermiş. Keşke öğrenmeseydim. Dümen dolu bir dünya ve bunu gerçekmiş gibi anlatan, paylaşan insanlar. Garip. Yalana neden tenezzül edilir ki? Yani senin olmayan bir hayat ya da yalan söylenen ne varsa işte. İnsan neden yalan söyler ki? O zaman iyi biri mi olacak yani? Bunu da düşüneyim bir ara. Anlayamadım çünkü. Mantığıma yatmamasının sebebi her yalanın bir gün mutlaka ortaya çıkması. Yani kimi kandırıyorlar ki? İlginç..

      Bu gibi sorgulamalar eşliğinde geçiyor günler. İyi veya kötü. Günler böyle. Her şey yaşanması gerektiği şekilde yaşanıyor. Bunu kabullenmek gerek. Her ne oluyorsa olması gerektiği için. Hayatta hiçbir şey boşa değil. Pencerenize konan bir kuş bile size o an hissettiği duygularla aylarca kalıyor aklınızda. Her şeyin bir sebebi ve olanın da olmayanın da bir hayrı var. Buna gün geçtikçe daha çok inanıyorum. Bizim göremediğimiz, düşünemediğimiz durumlar olabiliyor. Yarınlar asla tahmin edemediğimiz sürprizlerle yaklaşıyor ve biz tahmin dahi edemeden ufak tefek şeylerle zaman geçiriyoruz belki de. Olamaz mı? Bence şu hayatta her şey olabilir. Bunu da geç öğrendim ama şükür ki öğrendim. Herkes ve her şey..

      Aklımda konuyla bağlantılı düzinelerce mesele var ama bugünlük bu kadaranı yazmak istedi canım. Hiçbir şey sebepsiz yere yaşanmıyor, hiçbir kuş öylesine penceremize konmuyor, hiçbir söz karşımıza boşa çıkmıyor. Görebilene ya da görmeyi bilene.. Gözlerimizin her daim açık, kalbimizin nefsimizden üstün geldiği sağlıklı ve mutlu nice günlere..
Bakalım yarınlar hangi sürprizlerle gelecek. :)

Selametle..

25 Mayıs 2020 Pazartesi

Bu Bayram Ne Öğrendik?


      Tarihe geçecek bir gün.. Karantina içinde bir bayram geçti bugün. Sokağa çıkma yasaklı hem de. Bayram ve sokağa çıkma yasağı. Ve burası Türkiye. Anlatabiliyorum değil mi? Neyse ki 'geçmiş bayramınız mübarek olsun' kültürümüz de var. :) Umarım yasak sonrası bu yaşanmaz. Tüm bunları düşününce bu bayramın tarihe geçeceğini düşünüyorum, bundan daha olaylı önemli günlerimiz olmazsa tabii.

      Günümüz modern hayatı, her ne kadar bayramlara eski kutsiyeti vermese de bayramlar biraz da olsa bayramdı. Tatilde değil de evde olanlar akraba ziyaretlerini yapar, kolonyalar, şekerler, çikolatalar eşliğinde ve baklava niyetiyle yapılan ama nihai sonuç olarak tatlı börek olan ikramlar üzerine şen kahkahalar atardı. Sarmalar, tatlılar, yemekler derken bu ziyaretlerle birbirinden günden güne uzaklaşan insanlar bu vesileyle tekrar toplanırdı. Kalabalığın verdiği o samimiyeti bu bayram yaşayamadık ve bence biraz da olsa o kalabalıkların kıymetini anladık.. Yani umarım anlamışızdır.

      Ben insanların birbiriyle görüşmediği sürece kalben birbirlerinden de uzaklaştığı kanaatindeyim. Gözden ırak olan gönülden, akıldan, vicdandan ve dilden de ırak oluyor. Bir şeyler soğuyor gibi. Yitiriyor kişiler samimiyetini. Bunlar genel gözlemim tabii, istisnalar elbette vardır. Sıklıkla karşılaşsa, düşüncelerini paylaşsa ve arada bir muhabbet bağı oluşsa eminim ki insanlar daha farklı olacaklar. Şimdi kalabalıklar içinde yalnız insanlar bir arada yaşıyor, birbirlerinden bağımsız şekilde tabii. Umarım ki bu bayram arkadaşlığın, akrabalığın, sohbetin, samimiyetin biraz da olsa kıymeti anlaşılmıştır. Biz doğuştan sosyal varlıklarız ve birbirimize muhtacız. Bakın muhtacız. Karnı doyan insan değer görmek ister. Bu değer bir çay-kahve sohbetinde hissedilir. Tüm bunlar şahsi düşüncelerim.

      İnsanlarla ilişkileri güçlü tutmak, sınırları belirli sohbetler yapmak eminim ki herkese iyi gelir. Bir insanın sözlerinden ziyade yaptıklarına bakarsanız, insanlarla genel ilişkilerine, önceliklerine ve hırs-kıskançlık seviyesine bakarsanız sanıyorum ki oturup ne kadar samimiyetle konuşabilir, ne kadar güvenilir olduğunu anlarsınız. Ortak hobiler, ortak fikirler elbet ki samimiyeti arttırır ancak bunlar çok da önemli değil. Kaliteli insanların her tür fikir ve görüşe saygılı olduğunu düşünenlerdenim. Bir şeyleri aşmış insan, dinler ve değer verir. Büyük saçmalıklardan bahsetmiyorum tabii anladınız sanıyorum ne demek istediğimi. Mesele eğitim de değil. Eğitim başka hayat tecrübeleri bambaşka meseleler. Öğütler, öneriler, fikirler eminim ki tüm insanlara bu gibi sohbetlerde birer ışık oluverir.

      Velhasıl ilk kez böyle bir bayram yaşayan canım ülkem umarım kendi payına düşen mesajı almıştır. Umarım insanlar birbirinden uzaklaşmaz pandemi sonrası saygı ve sevgi çerçevesinde daha çok kaynaşır. Umarım güzel insanlar tanır, samimi dostluklar kurar, aile bağlarımızı biraz daha sağlamlaştırırız. Sağlığın ve sevginin anlaşıldığı bir bayram olması dileklerimle..

      Huzurlu, mutlu ve kalabalıklar içinde şen kahkahaların atıldığı nice bayramlara Türkiye..

22 Mayıs 2020 Cuma

Deveden Bir Tüy Kopardım


      Korona günleri kaldığı yerden devam etmekte. Günler benim için biraz farklı bir zaman aralığında geçse de çok şey öğreniyorum. Cidden çok şey öğreniyorum ve bu beni hem mutlu ediyor hem de biraz üzüyor. Perde arkaları neden bu kadar kirli? Kendi anlayacağım dilden yazmamaya çalışarak bazı çıkarımlarımı paylaşmak istiyorum.

      Aklınıza gelebilecek her şey için söylüyorum bunu, istediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz. Bir yerde bir kalabalık varsa ardında maalesef ki büyük dümenler var. Bireylerden bahsetmiyorum bakın. Kalabalıklardan bahsediyorum. İstisnalar kaideyi bozmaz diyeyim ancak bu şahsi fikrim ve gözlemim. Üzülerek söylüyorum ki, iyi niyetiyle avutulan insanlar uykudalar.

      Doğruyu anlatmak, iyiyi yaymak, güzeli paylaşmak adı altında oluşturulan güçler daha büyük güçlerin desteğini de arkasına alarak yeni kaynaklar kazanmış oluyor. Bulutları bile yalnızca kendi üzerine çekebilme fırsatı verilse diğer insanlar susuzluktan ölsün biz faydalanalım yeterli, diyebilecek haldeler. Vicdan, insanların çıkarlarıyla olan savaşında perişan halde. Ve bu beni üzüyor. İnsanız.. Kazandıklarınız 70 senelik ömrünüzü ihya ederken sonrası? Dünya kandırmacası.. Ne acı.

      Hayatta öğrendiğim birkaç şeyden biri de insanların da tıpkı sinekler gibi ışığa gelmesidir. Bir güruh işte o ışıltıyı çölde susuz kalmışçasına izler ve kendi varlığından daha büyük bir inançla o yansımaları savunurken bu söylediklerim devenin bir tüyü olarak yaşamına devam eder. Oysa birileri şan yapar bir diğerleri gözyaşlarıyla bir çare arar. Oysa kimse karanlıkları görmez, ışıltılara bir parıltı daha katar. Güç her zaman gücü doğurur, güçler birlikte kuvvetli olur. İyilik sahiden nedir? Kendini şad edip diğerlerini perişan etmek mi? Düşünmeli..

      Bir diğer öğrendiğim şey ise tabiatta hiçbir boşluğa yer olmayışı. Gidenin yeri muhakkak dolduruluyor. Akıl da gitse, vicdan da gitse, insan da gitse tüm boşlukları birileri muhakkak dolduruyor hem de boşlukların sahibinin ruhu dahi duymadan, adeta bir serum gibi hayata karışıyor. Düşünelim, damarlarımızda serum diye bildiğimiz neler dolaşıyor?

      Öyle bir devirdeyiz ki cidden boşluklarımız için tetikte olmamız gerekiyor. Fikri ve manevi boşluklar bilhassa daha öncelikli. Yoksa hali hazırda davetkar ışıklar bizi çağırıyor. Akıbetini ve kimin çıkarı uğruna sürüklendiğimizi bilmeden o ışıklara koşabilir, kalabalıkların görkemiyle yanlış topluluklara karışabiliriz. Kötüyü belki biliriz ama iyi görünümlü kötüleri bilmek büyük iş..

      Konu hassas ve mevzu çok derin. Bazen söylediklerinizin de, dinlediklerinizin de, izlediklerinizin de tek muhatabı sizsiniz. Ne kadar doluysanız o kadar iyi anlayabilirsiniz. Bunun için de -bence ve naçizane- tarafsız olmak ve araştırmak gerekiyor. Yalnızca işine gelenle geçirdiğin zaman, düşünmeden koşulan ışıklar içinde bir zulme hissedar yapıyor. Şahsım adına kimseye zerre zararım olsun, benim yüzümden birilerine tüy kadar zarar dokunsun istemem. Tüm çabam bunadır ama nihayetinde ben de insanım ve yaşım gereği boşluklarımı tamamlamalıyım. Yoksa ben de o ışıklara kapılır, iyilerin ardındaki kötülüğü doğrularım sayarım. Boşa geçen bir ömrün acısını başkalarından çıkarırım. Allah korusun.

      Bir diğer mesele daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi insanlara asla yaranamayacağımız konusu. Evet biz kalabalığa düşünmeden koşmamak adına çırpınıyoruz ama yola kaya fırlatamasa da taşlar bırakan birileri olacak muhakkak. Pireleri deve yapanlar kendi bitlerinin farkında olmaz hiçbir zaman. Kendini kusursuz sanan insan, yek diğerini küçük görerek ve küçük düşürerek yükseldiğini sanır, insanların aslında bu küçük tavrı gördüğünün farkında olmadan. Bu insanın kalbinin mayasıdır. Gönülden taşan bazen bir kelimeyle bazen de yandan yandan ve fesatlık dolu bakışlarla karşındakine yansır. Yine de görmezden gelmek lazım. Mümkün olduğunca kendi cephemizde sabır sınırlarını zorlamak lazım. Muhatabınız zaman kaybınızsa uğraşmayın, herkes kendi ışığında yaşasın.

      Velhasıl, tüm bunlar içinde kendi yolunu çizmek ve doğru izi bulmak büyük mesele. Hayat karmaşık bir harita gibi. Düşe kalka da olsa, dizimizden akan kanı gözyaşımızla temizleyerek yürümek gerek. Kimseye zarar vermeden, kimsenin yağmur bulutuna göz dikmeden ve kimseyi hayatından bezdirmeden.. Herkes kendi boşluklarını tamamlasın. Kendi eksiklerinin ve kusurlarının tamircisi olmaya kollarını sıvasın. Eminim ki o zaman her şey daha güzel ve adaletli olacak. Güzelliklerle kalp de huzur bulacak vicdan da rahat olacak. Kalplerden ve akıllardan geçeni bile bilen Allah herkese vicdan ve adalet versin. Şimdilik söyleyeceklerim işte bu kadar. Ben de çoğu insan gibi dünyanın rengine kanan bir cahilim, gerçeğe uyanmaktır niyetim.

Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.. :)
      

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...