27 Ağustos 2019 Salı

Güneşi Uğurlamak



      Kalbini güneşe seren biri, gitmeye hazırlanmış güneşin ardından uzunca bakmak istedi. İzledi. Göğün beyaz bulutların ardındaki maviliğini, pembeleşmeye başlayan sessizliğini ve güneşin turuncu sözlerini dinledi. Dolaştı kalbinin yemyeşil bahçesinde, dolaştı çimenlerin o neşeli tazeliğinde ve aldı mis kokusunu en güzel çiçeklerin. Döndü evine ve bir kuş kondu karşısındaki pencereye. Uzun uzun izledi. Kanat çırpışını ve gözlerinin içine içine bakışını heyecanla bekledi. Penceresinden gelen en sessiz sesleri yazıya geçirmek istedi. Gerçekler kadar siyah mürekkebini çekti hayalleri kadar naif bir kalemin ciğerlerine ve defterine usul usul şu düşüncelerini işledi:


     Görünenin ötesinde bir yaşam var. Aslında gerçek tam olarak söylendiği gibi değil. Hatta bazen yapılanlar dahi bambaşka düşüncelerin izdüşümleri. Hayat sembolik bir yaşantı sanki.. Perde arkasından el sallayan tebessümlerin, heyecanların, hırçınlıkların saklanarak ve varlıklarını ancak -mış gibi yaşayarak hissettirdikleri zamanlar içindeyiz şimdi.

     Hangi mendil kurutur timsahların gözlerinden akan incileri? Hangi merhem şifa olabilir görünmez bir yaraya? Yara nedir? Kalpler devayı nerede bulabilir? Sorular batmakta olan bir güneşin peşinden koşuyor adeta. Yakalayabilirlerse ne ala! Ya yakaladıklarında da cevap bulamazlarsa?

     Yürüyoruz. Yollar belirlenmiş ve sınırlar çizilmiş gibi. Yürüyoruz.. Nihai nokta herkes için farklı olsa da, bazen aynı yolları paylaşıyor ve bazen farkında dahi olmadan uzaklaşıyoruz. Bir başkasının yolu da, hayatı da, varacağı nokta da hep en güzeli. Birbirinin hayatına özenerek biten ömürler kervanı uzaklardan selam ediyor sanki. Buralar karmaşık, sen hayatı olduğu gibi kabullen der gibi..

     Bir kuş bile tepelerden izlemek istiyor şehri. En uzakları görebilmek, gölgeliğe kanat açabilmek istiyor. Yorulduğuna değsin, rüzgarı hissetsin istiyor. Bir kuş.. Hangi ömür bir kuş kadar özgürce yaşıyor bu şehri? Yaklaşıyor şimdi kalabalık, karmaşık, karanlık ve ışık! Hayatta her şey ışığa koşar değil mi? Kalpler de bir ışık arıyor. Bir çiçeği heyecanla kokluyor ve en güzel sesleri hayranlıkla dinliyor.

Şimdi güneş çok uzaklara gidiyor. Ve martılar güneşi sevgiyle uğurluyor..


                                              Görsel alıntıdır.

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Kendi Tahtını Kendi Yapanlar




      Hayatımın belki de en sakin ve yaşamı kabullenmiş zamanlarının içindeyim. Çok şükür. Bu noktaya gelmek benim için büyük meseleydi. Daim olsun. Her şey kendi zamanını bulduğunda, olması gerektiği gibi olacak nasılsa. Çırpınmak boşa, sadece yaşa düsturuyla geçen günler içindeyim.. Zamana ve kadere güvenerek akıbeti beklemekteyim.

      Buraya genellikle aklım ya da ruhum aydınlandığında uğruyorum artık. Bazen de tam tersi, karanlıklarda boğulduğumda bir nefes almak için geliyorum. Nihayetinde dağınık olan bir şeyleri burada toparlıyorum. Kaçabilecek bir yeri olanlara ne mutlu! Benim de seyir tepem tam olarak bu..

       Bir şeyler okuyor, izliyor ve söyleşileriyle bambaşka insanlar tanıma fırsatı buluyorum. Görünenin ardına dair ipuçlarını bu sayede yakalıyorum. Dikkatimi çeken bazı noktalar var. Bazı insanlar kendi tahtını kendi yapar. Bazı insanların hayatlarının özetinin bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü hayat her insana farklı sürprizler hazırlıyor. Özel bir kutu. İçinde ne olduğunu açandan başkası tam manasıyla bilemeyecek. Kutunun sahibi ona gelen sürprizi ne amaçla kullanırsa, tüm dünya ancak bunu böyle öğrenecek. Konuya dönüyorum. Bazı insanlar kendi tahtını gerçekten kendi yapıyor. Bu şans mı, Allah böyle istediği için mi böyle oluyor yoksa yazgısından ayrılamadığı için mi böyle bilmiyorum. Bir şekilde zirvelerden kuyulara, kuyulardan ovalara çıkan yollara düşen insanlar hayatlarının seyrini bambaşka noktalara taşıyabiliyor. Garip değil mi? Bu hayata gelişimizin muhakkak bir sebebi olmalı. Bir ışık, belki bir nefes, belki de dünyanın yangınını söndürecek tek bir damla su. Hayat bu.. Anlatıldığında hayat filminin değerlendirmesi yapılıyor ancak yaşarken her şey bambaşka. En güzel günler hiç bitmeyecek, gençlik hiç gitmeyecek, sağlık yaşımızla cenk etmeyecek gibi.. Oysa yarınlar bir muammaya teslim. En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız derken şair, ancak bu kadar haklı olabilir..

       Yaşadıklarını kumbaraya, kötü günleri birer fırsata dönüştürmek üzere atan insanlar ilgimi çekiyor. Çok bilgili insanların dikkatimi çektiği gibi. Asla tek bir doğruya takılmayan, yalnızca sorgulayan, tek bir yargıya takılmadan bilgiden bilgiye koşan.. Böyle insanları dinlemek bile beni mutlu ediyor. Keşke etrafımız böyle insanlarla dolu olsa, onlar hep anlatsa.. Neyse ki internet var. Yazılar, videolar uzakları yakın ediyor. Aklımda çok mesele var aslında ama bugün bunu yazmak istedim. Bunu kendime her zaman hatırlatmak isterim. Kuyulardan geçerse yolum, hatırlamam gereken bir doruk var. Ve bazı insanlar tahtını kendi yapar..

                                                                 Görsel alıntıdır.

1 Ağustos 2019 Perşembe

Parlak ve Beyaz Nasihatler



            Saçım ağarır,
            Yaşım bağırır,
            Yaşam daralır,
            Bu dümende..

Birsen Tezer / Delikanlı


      Aklımda bu şarkı var şimdi. Kendi kendine usul usul çalıyor. Keyifle dinliyorum. Aslında bu şarkıyı bugün ilk defa anlıyorum diyebilirim. Bu şarkıyı bugün ilk defa hissettim..

      Bugün saçlarımı toplamak için aynaya baktığımda, tam bağımsız, asi bir tel gördüm. Parlak ve çok güçlüydü. Diğer tellerin yumuşaklığına inat, ben buradayım ve varım beni gör dedi sanki. Bugün  gördüm, kabullendim artık o beyaz teli. Kabullenmek istemedim pek ama varlığı yadsınamaz bir gerçek. ( Bu arada mesele güzellik değil. Sarılara karışıyor, benden başkası anlayamıyor bile. )

      Saçlarımda gördüğüm bu asi ruh, sen büyüdün diyor bana. Bunu kabullen ve kendi yolunu ellerinle yap diyor. Bir şeyler için uğraş, gökyüzünde görmek istediğin yıldızları bizzat sen gökyüzüne yapıştır diyor. Kendini mutlu et ve fark et diyor. Bu dünyada sen de varsın ve bir şeyler yapmalısın artık diyor. Bunun yanında bir şey daha söyledi bana. Eğer bu hayatta beyaz bir tel olacaksan, güçlü ve parlak olmak zorunda kalacaksın. Kalbin eğilip bükülmeyecek, dik durmaya çalışacaksın. Ruhen daha az yorulacak, daha az yıpranacaksın. Madem ki her insan yıllarla bir beyaz tel olmak zorunda, o zaman dinlemek gerek bu söylediklerini. Haklıdır belki..

      Ruhumuz hep hassas bir çocuk. Milyarlarca gezegen gibi milyarlarca insandan biriyiz. Önceliklerimiz, hayata bakışımız, yaşayışımız, sevinçlerimiz, hayallerimiz, hüzünlerimiz çok farklı. Bazen anlamlandıramıyoruz olanı ve biteni. İnsanlık hali..

      Velhasıl bir beyaz tel size neler der bilmiyorum ama bana bugün bunları söyledi. Nasihatlerini dikkatle dinledim. Sanırım artık bir şeyler değişmeli. Günler sağlık, huzur ve mutlulukla dolsun ve şans hep bizimle olsun..
Görsel alıntıdır.

30 Temmuz 2019 Salı

Bazen Anlam Olmaz



         Şu hayatta neyi yadırgasam, neyi anlamlandıramasam, neyi kınasam bizzat yaşıyorum. Hem de sindire sindire. Öyle böyle değil.. Tamam büyük konuşmuşum da, cahil cesaretiydi hepsi. İnsanlık halleri. Allah affetsin..

        Hiç unutmam, bundan yıllar yıllar evvel insanlar neden sıkılır derdim. Yani nasıl sıkılabilir. Yapacak o kadar çok şey var ki.. Sıkılmak nasıl bir şey acaba derdim. Her şeyden, abartmıyorum her şeyden sıkılıyorum şimdi. Tahammül sınırım serçe parmağımla yarışır. Belki geçici bir durumdur ki umuyorum öyledir, her şeyden çabucak sıkılıyorum. Pollyanna ile yarışan düşüncelerim bile yerini ibretlik bir şekilde gerçekçiliğe bırakmaya başladı. İnanmadığım, hissetmediğim, doğru bulmadığım hiçbir şeyi yansıtmıyorum. Çünkü sıkılıyorum.

        İşin bir de laf anlatma kısmı var tabi. Hayatımızdaki olumlu şeylere bakmamızı öneren iyi niyet cümleleri.. Sağlığımıza şükür tabi ama mesele bu değil ki.  Bu aralar böyle. Her şey hissettiğim gibi. Bu tatili böyle planlamamıştım ama değişen şeyler var ve  yeni bir düzen üzerine yapılan yeni planlar.. Zaman güzellikler getirsin diyor, zamana ve akışına güvenmeyi tercih ediyorum.


14 Temmuz 2019 Pazar

Karmakarışıklaşmaktayız



        Zaman tüm hızıyla geçiyor. Değişiklikler olmakla birlikte asıl beklediğim değişikliklerden eser yok. Nihayetinde su yolunu bulacak fakat çok garip bir ülke olduk vesselam. Ne için ne yapmamız gerektiğini kestirmek çok güç. At izi içinden it izini ayıramadığımız zamanlardayız. Bu sözün asıl anlamını insan göre göre anlıyormuş. Durumlar karışık..

       Takıldığım meseleler yalnızca beni mi böyle düşündürüyor bilemesem de görünmez bir kasırga içinde çırpınıyoruz. Akıbet Allah’a emanet. Ne olacağı belli olmadığı gibi ne olduğu da belli değil. Ne zaman son bulacağı tam bir belirsizlik. Garip..

      Aklımdan taşanlar şimdilik burada dursun. Kalplerimiz huzurlu, günlerimiz umut dolu olsun. Gerisini bir şekilde halledeceğiz artık. Ama şunu belirtmeliyim ki, sıkıldım. Hayırlısı bakalım..


                                                                   Görsel alıntıdır.

28 Haziran 2019 Cuma

Uzaktaki Yakınlar ve Zoraki Dostluklar




        Bu yazıyı hiçbir yerde paylaşmak istemiyorum. Denk gelen okusun artık. İnsan bazen saklanmak istiyor. Düşüncelerinin farklı beyinlerde mutasyona uğramasını istemiyor. Bazen anlaşılamamak da yoruyor. Nihayetinde yazı insanın zehrini alır. Ben de şifa için buradayım. Başlayalım!

       Bu aralar okumadığım zamanlarda videolar izliyorum. Bana birileri bir şeyler katsın, başka yolların da var olduğunu hatırlatsın istiyorum. Bugün bunlardan birini izledim. 3 - 4 arkadaş birlikte felsefeden, edebiyattan, sinemadan, sanattan yer yer psikolojiden, bazen sosyolojiden mevzuya girip, genel anlamda hayat mefhumundan gün yüzüne çıkıyorlar. Güzel bir sohbet yani. Fikirler, tecrübeler, bilgiler masada uçuşuyor adeta, muazzam bir muhabbet hali..

       Sonra düşündüm. Etrafımızda bu sohbet var mı? Çevremizdeki insanların sohbet anlayışı bu gibi konular mı? Yalnızlıktan şikayet eden yüzlerce insan varken, neden kimse birbiriyle konuşmuyor? Neden buna rağmen yalnızlıktan şikayet eden insan yalnızlığa koşuyor? Garip değil mi?

       Bunları düşünürken kendimce şöyle bir noktaya vardım. Etrafımızda insanlar çok ama fikri ortaklık çok da yok. Aradığımız şey orada değil. Sevgi bazen keyfe yeterli değil. Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle fikri denkliğin varlığıyla karşılaştık. Belki yolda dahi karşımıza çıkmayacak olan fakat bizim gibi düşünen, bizim zevk aldığımız konulardan, müziklerden, kitaplardan zevk alan insanların varlığı ancak diğer yandan da uzaklığı, yalnız bir hayata sevk etti bizi. Sohbet ve eğlence anlayışımızın farklı olduğu insanlarla zoraki dostluklar yolu bir noktada tıkıyor tabi. Sevgiden bahsetmiyorum. İnsanlar arkadaşlarını sevebilir ama onlarla aynı düşünceye ve hobilere sahip olmayabilir. İnce mevzu. Hepimizin eksikleri, yanlışları var. Ama mühim olan keyif halinde olmak değil mi dostlar? Maksadımız anlaşılmak ve anlamak değil mi? Ruhu ve aklı doldurmak değil mi? Bugün aklıma böyle bir mesele geldi ve belki bu fikrim değişir kim bilir.. Yanlış anlaşılmaları düzeltmeye uğraşacak enerjiyi ve sabrı kendimde göremediğim için bu yazıyı burada sonsuzluğa bırakıyor, aradığımızı bulduğumuz şen ve bilgi dolu sohbetlerin olduğu arkadaşlıklar diliyorum. Nihayetinde göçüp gideceğiz vesselam, ruhumuzu doyuralım değil mi?


24 Haziran 2019 Pazartesi

Bir Damla Mürekkep




        Hayatta -anladığım kadarıyla- ne yaparsan yap, hevesini kıracak, yoluna taş koyacak bir şey, bir damla mürekkebini dahi esirgeyecek bir kalem muhakkak vardır. Dünya hali..

        Demek ki, bir şeye heveslendiğinde çabucak yorulmamak ve hedeflediğin noktaya pes etmeden ulaşabilmek için ‘kalite’ ile yola çıkmak, karşına ilk çıkana koşmamak gerekiyormuş. Bir plan yaparken kalemi, defteri, yerini, yurdunu, eşini, dostunu kaliteli olandan seçmek gerekiyormuş. Bunu alakasız bir şekilde bir kez daha görmüş ve deneyimlemiş oldum şimdi. Önemini fark edemediğimiz  ne çok şey var değil mi?

        Bir diğer yandan, yaşanan olumsuzlukların insana üzerine konuşacak/yazacak malzeme verdiği doğrudur ancak sırf bu faydası var diye olumsuzluklara hoş gözle bakmaya gerek yok sanıyorum. Misafir olduğumuz dünyadan sessiz sakin geçmek varken böyle maceralar  aramaya lüzum olmadığını düşünüyorum. Ne yazık ki karşımıza çıkan zorlukların ardı arkası kesilmiyor tabi, gölge gibi hep peşimizde sanki..

        Kıyamayıp atamadıklarımız, etrafımızdan ve hayatımızdan uzaklaştıramadıklarımız  bizzat bize kıyıyor sanki. Hayat her noktada böyle mi sahi? “Emek olmadan yemek olmaz.” ya da “ Cefa çekmeyen nutkuna eremez.” gibi sözler boşa söylenmiş olamaz değil mi? Belki de imkansızlıklar dahilinde söylenen, insanın sabrına güç kuvvet vermek için saçılan sözlerdir hepsi. Olamaz mı? Olabilir tabi..

        Konu bambaşka bir seyirde ilerleyecekken, canım yazmak istediğinde karşıma ilk çıkan bir tükenmez kalemin esirgediği bir damla mürekkeple konu nerelere geldi.. Ne diyorduk sahi? Kalite..

         Kalite her daim ayrıntıda gizli..



Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...