19 Temmuz 2018 Perşembe

Unutarak Özgürleşmek




      Düşündüm de, aslında hayatımın en özgür yıllarını yaşıyorum. Biraz soyut belki fakat çokça özgür.. Kendimden başka kimseye karşı hiçbir sorumluluğum yok. Bu bazen beni sakinleştiren bazen de zamanımın boşluğa akıp gittiğini düşündüren bir düşünce.. Özgürlük bu değilse başka ne? Yerimde olmak isteyen o kadar çok insan var ki..

    Tüm bunlara rağmen herkesin bambaşka bir hayatı, kendince sorunları, soruları var. En özgür, en mutlu, en sağlıklı, en başarılı, en .. en ..  en .. insanları bir araya getirsek eminim dertler derya olur, herkes kendi meziyetini unutur. İnsanoğlu böyle..

    Yine de insanın zorlandıkça daha çok ürettiğine inanıyorum. Bu rahatlık evet bazı noktalarda zihni arındırıyor fakat bazen de yorulmak lazım.. Stres boyutuna varmadan tabi.. Stres hayatımızın her alnında diyen olursa cevabım şu olur: Benim gibi canı çıksa sesi çıkmayan bir insan stres yapıyorsa orada gerçekten bir sorun vardır. Ben bir şeyden şikayet ediyorsam, gerçek anlamda stres yapıyorsam orada büyük bir haksızlık ve dönen dümenler vardır. Net. Kendimi tanıyorum. Bana yanlış yapılmıyor diye gözlerini kulaklarını kapatan biri değilim. Yanlış yanlıştır. Bazı yanlışlar daha çok yanlıştır.

    Hayatımın bana en büyük lütuflarından biri unutkanlık sanıyorum. Ben ne zaman bir şeye gerçekten üzülsem, yukarıda belirttiğim sebeplerle strese girsem, bir süre sonra unutkanlık başlıyor bende. Unutarak özgürleşiyorum bir nevi. Tabi bu da bir sorun olabiliyor ama en azından canım beynim, canımı sıkan ne varsa buharlaştırıyor. İlginç bir mekanizma değil mi? Yapılanları veya söylenenleri unutmasam dahi, acısını unutuyorum en azından. Dünya hassas kalplerin cehennemi gibi..

    İşte böyle düşünceler eşliğinde, blog sayesinde içimi döküyorum. Sanki kimse okumuyor gibi kimse bilmiyor düşüncelerimi.. Buranın en güzel özelliği bu benim için. Burası da bir özgürlük diyarı değil mi? Ben yazarken civarımda birileri olsa, her cümlem kontrol altında olsa, ya da ben yazımı bitirmeden yorumlar yapılsa, yazamazdım. Özgür hissetmiyorsam içimden bile konuşamazdım. Herkes kendi içinde bir alem işte..

   Yaza çize güzelleştiriyorum dünyamı. Durumlar böyle..





17 Temmuz 2018 Salı

Aşka Uzanan Merdiven




       Mutluluğu uzaklarda ararız bazen.. İçinde olduğumuz durumda eksik olan bir şeyler vardır. Yetmeyen, ruhu doyurmayan bir döngü içinde kaybolmak gibi.. Gözler uzakları arar, uzaklarda ne olduğunu bilmeden. Belki doğrudur, mutluluk uzaklardadır ama çağırmak lazım bir noktada. Çünkü hayat kısa. Mutlu olmak adına, huzurla yaşamak adına mutluluk adeta bir şifa..

     Bir de sevgi var. Sevmek var, sevilmek var. Bunlar hayatın kuşkusuz en yüce hisleri.. İşte burada bir sorun var. Sevdiğimiz zaman sevgimizi belli etmeme halleri. Bu bir arkadaş, bir sevgili fark etmeksizin sevgimizi esirgiyoruz belki. İfade edemiyor da olabiliriz bilemiyorum. Bir güzel sözle bile buzullar eriyebilecekken, esirgemiyor muyuz kalbimizden geçenleri?

     Şu hayatta biraz olsun şansınız varsa, o yüce histen sizin payınız ayrılmışsa, bunu doya doya yaşayın. Sevmek ve sevilmek kadar mutluluk tozları serpen başka bir şey olmasa gerek. Sevebildiğiniz kadar çok sevin. Sevin ki dünyanız güzelleşsin.. Ve lütfen, sevginizi esirgemeyin. Sevmek ilgilenmektir, bir varlığın diğer varlıklardan farklı olduğunu hissettirme halidir. Ona güzel sözler söylemektir, içinizden geçenleri ifade etmektir. Bunu sevgiden esirgemeyin.. En azından mutlu ederek, daha çok mutlu olabilmek için..

     Bu mesele aklıma özenle baktığım bir bitkiden geldi. Aşk merdiveni çiçeğimi çok seviyorum ve onunla özenle ilgileniyorum. 3 - 4 dal büyümüştü sadece ve 3 aydır öylece yaşıyordu kendi kendine. Sonra onu daha güzel görmek istedim ve yeni dallar vermesi için gözlerimle sevdim. Dikkatle suladım, ona güzel sözler söyledim. Kurumuş yapraklarına hafifçe dokunarak dökülenleri aldım. Ona zarar veren, güzelliğine ziyan eden yapraklarından uzaklaştırdım. Günden güne sevgimle değişti, sevgimle güzelleşti. Ve sonunda yeni bir dal verdi, güzelce büyüyor şimdi.. Bu benim sevgimin emeği.. Aşka uzanan bir merdiven gibi.. 
Aşk merdiveni..

     Bakın, bir çiçek sevgiyle büyürken, sevgiyle güzelleşirken sevginin gücüne kim gözlerini kapatabilir şimdi? Onu sevdim ve o güzelleşerek beni daha çok mutlu etti. Bana cevap verdi adeta. Anlatabildim mi? Mutlu olmak istiyorsanız, kısır bir döngü içinde çırpınıyorsanız lütfen sevin. Sevmek emek vermektir, sevmek değer vermektir. Ona zarar veren her şeyi, ona yeni bir zarar vermeden bertaraf etmektir. Ruhuna dokunmaktır, bazen sadece gözlerinle konuşmaktır..

     Ne demişti Süreya? Hayat kısa.. 

     Sevginin sihirli ellerine bırakın kendinizi, mutluluk da gelir, huzur da gelir..

16 Temmuz 2018 Pazartesi

Şifa Bekleyen Düşünceler




      Yaşam denilen kavram her ne ise çok tuhaf bir döngü. Artık tamam. Evet her şey tamam dediğin anda yakalıyor seni. Sil baştan yapıyor bütün düzeni. Gördüğüne, duyduğuna, hissettiğine emin olduğun an büyü bozuluyor. Neden böyle?

    Öyle yaşamlar öyle yaşanmışlıklar var ki, insanın kalbinde bir sızı bırakıyor bazen. Bazen o sızılar kalplerden gözlere sızıntı yapıyor ve ardından derin bakışlar.. Altı dolu, altı yaralı. Nedeni safi bir acı.. Başkalarının sızılarıyla sızlar mı bir insanın kalbi?

    Hayat garip.. Ve bazen öyle gariplikler oluyor ki, şaşırmıyorsun. Evet bu hazinenin üstüne ancak bu yakışırdı diyorsun. İmkansızlar mümkün oluveriyor işte. Hayat çok garip..

    Günler geçiyor.. Hayaller yalnızca hayal olarak kalıyor. Yaşam diye bir gerçek var, sebebi bu olabilir belki. Tüm rolleri, tahtları ve minderleri o hazırlıyor. Sana en güzel tahtı gösterirken bazen bir minder bile bulunamıyor. Bazen minderi gösterip, bulutların üzerine çıkarıyor. Yaşam tam bir belirsizlik hali. Yarınlar sürpriz..

    Sessizliğin sesinden medet umarak, sorulara cevaplar arayarak düşünmeye devam.. Düşünmek şükür ki sonsuz bir kaynak. Cevaplar ise yarınlarda gizli. Yarınları bekliyorum. Sessizce, sakince, düşünceler eşliğinde..

Lütfen.. Ama lütfen güzel şeyler olsun.
Herkes için..
Şifasını bekleyen tüm kalpler ve ruhlar ve düşünceler için..
Bizim için..



14 Temmuz 2018 Cumartesi

Bir Tatlı Esinti ve Hayatın İki Gerçeği




          Pencereden tatlı bir rüzgar esti az evvel. Mutfağın beyaz ve narin tülünü aralayıp yanıma kadar geldi. Rüzgarı hissetmek ne kadar güzel değil mi?

       Bu durumdan benim kadar memnun olmayan biri vardı aramızda.. Ocak. Sönmek üzereydi. Bir elimde kaşıkla birlikte, daldım derin düşüncelere..

       Hayatımızda bizi adeta tatlı bir rüzgar gibi mutlu eden, heyecanlandıran, ruhumuzu doyuran, kalbimizi ısıtan ve nefes aldıran bir şeyler var. Hep var. Ve hatta iyi ki varlar.. Bir de ocak misali korumak zorunda olduklarımız var. Bunlar düşüncelerimiz, değerlerimiz, ailemiz, işimiz, hobilerimiz, arkadaşlarımız, belki de kendimiz olabilir. Rüzgarlara kapılmak ne kadar kolay değil mi? Sonunu bilmediğimiz bir tatlı esinti sarıyor belki kalbimizi, hayallerimizi. Sonrası boşluklarla dolu tabi.

      Rüzgarlar güzeldir, kendini kaptırmak için uygun yer ve zaman doğru belirlendiği sürece daha da güzeldir. Ocak söndüğünde rüzgar da biter genellikle. Dengeyi kurmak lazım. Ve bazen ocak için, rüzgara karşı durmak lazım. Bizi biz yapan her ne varsa, işte onlar çok kıymetli. Korumak gerekli.

     Bu durumu hayatımızın birçok noktasında yorumlayabiliriz aslında. Rüzgar ve ocak. Hayatın iki gerçeği. Ve bu iki gerçeği daha çok düşünmeli..

Hayal Koleksiyoneri




       Hayaller kuran çocuklar, yarınlara umutla koşar. Azimle, heyecanla, kararlılıkla.. Sarılır hayalindeki atlılara. Dört nala koşar yolun sonuna.. Ya sonra?

       Sonrası..

       Boşluk .

       Şöyle bir düşündüm de şu hayatta neye heveslendiysem, neyi istediysem, neyi beğendiysem hayallerimde bile yok şimdi. Öyle bir kabulleniş, öyle bir vazgeçiş.. Hayallerimi süsleyen her ne varsa, koleksiyonumda sıra sıra dizili. Muhtelif zamanlarda nazenin hayallerimin tozunu almak, acılı bir keyif hali..

      Bir zamanlar kalbimde hayalden hayale koşan bir çocuk vardı. Her yeni güne, yeni bir umutla başlardı.. Büyüdü şimdi. Ruhu hala çocuk fakat kendi değil. O artık bir hayal koleksiyoneri..

      Şimdilerde ise tamam demeyi, peki demeyi, öyle de olabilir sorun değil demeyi, vazgeçmeyi ve bazen kalbine sırtını dönmeyi öğrendi. Ya da hayat ona, şimdilik bunları öğretti. Tam bir koleksiyoner değil mi! Envaiçeşit hayalleri ceplerinde, tüm yüküyle adım adım yürüyor şimdi.

Büyümek kolay değil!
Sadece alışmak gerekli.
Kalbimde bir hayal koleksiyoneri,
Hayaline ''Peki..'' dedi.
Sadece peki..


                                                  Görsel alıntıdır.

       

        

12 Temmuz 2018 Perşembe

Karmaşık Seslerin Tam Karşısında




     Düşüncelerimiz hayatımızın eşsiz güzellikleri gibi. Düşündüğümüz gibi hissedebilmemiz ayrı bir lütuf.. Düşündüğün her neyse öylesin. Onun gibisin. Onunlasın. Hayallerden bahsetmiyorum. Mesela güzel olduğunu düşünmenden, sağlıklı olduğunu düşünmenden, iyilikten, doğruluktan, merhametten.. Sevdiğini düşünmenden, sevildiğini düşünmenden. Belki gerçekler bunların tam tersi.. Yine de bunlar insana güç veren düşünceler değil mi?

    Hayatın seyri bazen bizden bağımsız ilerliyor. Dün düşündüğümüz her ne varsa bugün buharlaşıyor. Yarın ne olacağını bilmeden tabi. Hayat garip.

    Bu ne kadar mümkün bilmiyorum fakat güzel düşünmek gerek. Mümkün olabildiğince pozitif düşünmek gerek. Yoksa içimizin en derin kuyusu dört gözle içine düşmemizi bekliyor. Bazen ayağımız takılıyor kıyısına geliyoruz ama bir vesileyle ayağa kalkıyoruz yeniden. Bu vesileler ayakta durmayı öğretip gittikten sonra başlıyor belki asıl sınav.. Tekrar düşmeme çabası ve sessizlik..

    Sessizliğin sesini dinliyorum şimdi. Kendi kalbimin sesini duymaya çalışıyorum, aklımdan geçenlerin ezgisine kapılarak.. Çünkü hayat çok garip. Durumlar anlam veremediğim karışıklıktaki şarkılar gibi aslında. Ben de uzaklarda, o karmaşık seslerin tam karşısında sessizce uçuşan melodileri izliyorum. Göklerde süzülen kuşlar gibi..

     Sessizliğin sesini dinliyorum ve anlıyorum şimdi..

                                                Görsel alıntıdır.

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Her Şey Geçer




     Şu hayatta hangi dert sizinle kaldı? Ya da hangi mutluluk? Hangi hüzün yapıştı yakanıza? Ya da hangi gülüş terk etmedi sizi? Hangi durum sonsuza kadar devam etti?

     Hayatınızın en mutlu günü? Buruşturulup atılan sayfalarda şimdi..
     En kötü gününüzün acısını hatırlayın. Unuttu içiniz o acıyı ve gitti..
     En çok savunduğunuz düşüncelere suçlu gözlerle el sallıyorsunuz şimdi..

     Sanırım iyi gün, kötü gün diye bir şey yok. An var. Şu an. Şimdi. Öncesi geçmiş, sonrası hayali. Neler neler geçti gitti. Kim bilir neler neler gelecek.. Bazen yanlış trenler doğru istasyona götürecek sizi, bazen doğru trenler yanlış istasyonlara.. Hayat bu değil mi?

    Hayat planladığımız gibi gitmiyor bazen. Yapılan alfabe planları bile işe yaramıyor.. Mutluluk nerede bilmiyoruz fakat inatla aramaya devam ediyoruz. Yarınlar sürprizlerle dolu..

    Söyleyecek çok şeyim olduğunda genelde susarım. Böyle bir suskunluk işte. Günler karışık geçiyor bende. Yani garip biraz. Aslında çok garip ama geçer..
Şu hayatta her şey geçer..

                                                Görsel alıntıdır.
       

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...