30 Temmuz 2018 Pazartesi

Deniz Tuzuna Saklanmış Düşünceler




    Küçük bir tatilin ardından kürkçü dükkanıma döndüm. Bilgisayarım hep yanımdaydı aslında ama yazmadım ya da yazamadım. Çünkü canım yazmak istemedi. Canım canım.. Onu kıramazdım.
   
    Bu uzaklaşmayla dinlenmiş oldum biraz, arınmış oldum, uzaklaşmış oldum kendimden. Bazen denizin içine saklanıp yuvama döndüm, bazen esen rüzgarla kendimi buldum.. Doğa güzeldi. Yıldızlar çok güzeldi, dolunay çok çok güzeldi. Sessizlik ve gece zaten mükemmeldi. Böyle bir tatildi, bitti..

    Bol bol düşünme fırsatı buldum. Konuşma fırsatı da buldum tabi. Kendimce yeni kararlar aldım. Denizin tuzuna saklayıp yanımda getirdim bazı düşüncelerimi. Ne kadar taze kalır bilinmez ama en azından yanımda. Şimdilik bu yeterli..

    Hayat sürprizlerle dolu.. Bunu 2 defa daha hatırlama şansım oldu şu kısacık tatilde. Hayat çok garip. Hem de çok çok garip. Zaman başka hangi sürprizlerle gelir bilinmez.. Mutluluk getirsin yeter. Durumlar böyle..


21 Temmuz 2018 Cumartesi

Mutluluk Topçukları




        Dışarıdan çok güzel bir müzik geldi şimdi.. Sözlerini anlayamadım fakat gecenin sesi gibiydi. Bazı müzikler gece gibi. Eşsiz.. Ben de tüm yazdıklarımı sildim ve yazıma yeniden başlamaya karar verdim.

      Her müziğin, her kokunun, her anın, her sohbetin, her ilişkinin ve sessizliğin de bir ruhu vardır. Yalnızca o zamana, o insana, o sohbete özgü bir ruh. İnsanı çok mutlu edebilecek, bazen uzak diyarlarda hissettirebilecek bir güç. Bazen bir şehre gittiğinizde o şehrin size özel bir enerjisi vardır. Bunu izah edemezsiniz, tanımsızdır ama vardır. Ve bir de çevrenizdeki insanlar.. Her biriyle bambaşka bir iletişiminiz vardır. Sessizliğiniz bile başkadır. Belki hiç konuşmamışsınızdır, belki sanal dünyanızdadır ama sanki susarak anlaşırsınız. Yıllardır tanıyormuşsunuz gibi sessiz bir yakınlık..

     Hayat bize işte böyle mutluluk topçukları fırlatıyor bence. Karşımıza düştüğünde bizi mutlu ediyor, o anımızı, duygularımızı, düşüncelerimizi değiştiriyor. Bu belki de hayatın bize yön okları olabilir. Dur oradan değil, buradan gitmelisin deme şeklidir. Kim bilir..

     Uzaklardan gelen o tatlı müzik çok gerçekti. Gece kadar güzel ve onun kadar narindi.. Bu gerçekliği görmezden gelmemek gerekiyor demek ki. Bu yazının seyri, gecenin sesiyle değişti..

     Hayatın küçük sürprizlerini kalbimizde büyütüp, gölgesinde serinlemek için gören gözler, duyan kulaklar, hisseden bir kalp diliyorum hepimiz adına. Böyle böyle güzelleşecek dünya. İnanıyorum.. Acı çeken ruha, düşünen akla, sorgulayan vicdana da inanıyorum. Su akacak yolunu bulacak ve hayat bize mutluluk topçukları fırlatacak.. Bugün olmasa da.. Bir gün mutlaka!

19 Temmuz 2018 Perşembe

Bir Fil Ağacın Arkasına Saklanırsa Ne Olur?




      Herkesin hayatında sayıca az olmakla birlikte mutlaka bulunan, kesinlik abideleri vardır mutlaka. Her şeyden eminlerdir. Kesin öyledir. Başka bir ihtimal yoktur. Ne desen inanmaz, kanıtlasan dahi yolundan çıkmaz.. Yorucu tipler.. İşte bunlar hep boş muhabbetler.
   
     Anladığım kadarıyla şu hayatta kesin diye bir şey yok. Kapılar her zaman açıktır. Asla yapmaz, asla demez, kesinlikle öyle düşünmez diye atıp tutulan cümleler yalnızca havada kalıyor. Hayat öyle garip öyle ilginç ki, bazen ne söylesek boşluğa fırlatılıyor. O yüzden tüm kapılar ben dahil herkes için sonsuza kadar açık. İnsanız..

     Bazen yorulduğumu hissediyorum. İnce düşüncelerden yoruluyorum artık. Nezaketten ziyade fesatlıktan mürekkep bu incelikler, beni insanlardan biraz daha uzaklaştırıyor sanırım. Susmak ya da bazı şeyleri görmezden gelmek, anlamadığımız anlamına gelmiyor malum herkesin bir aklı var sonuçta.. Ve bir de ağacın arkasına saklanan fil misali kendini görünmez, sözlerini duyulmaz, planları anlaşılmaz sanan canlılar.. Beni yoran en çok bunlar. Yine de görmezden-duymazdan gelmeye devam etmekte fayda var. Zaten dünyada binlerce mesele var. Hangisini düşünelim, hangisine üzülelim değil mi? Hayat zor..

Not: Görünmez değiliz. Her sözümüz, her bakışımız, her yaptığımız ayan beyan ortada. Hatırlatmak istedim. Ağacın arkasındaki fillere selam olsun..


Unutarak Özgürleşmek




      Düşündüm de, aslında hayatımın en özgür yıllarını yaşıyorum. Biraz soyut belki fakat çokça özgür.. Kendimden başka kimseye karşı hiçbir sorumluluğum yok. Bu bazen beni sakinleştiren bazen de zamanımın boşluğa akıp gittiğini düşündüren bir düşünce.. Özgürlük bu değilse başka ne? Yerimde olmak isteyen o kadar çok insan var ki..

    Tüm bunlara rağmen herkesin bambaşka bir hayatı, kendince sorunları, soruları var. En özgür, en mutlu, en sağlıklı, en başarılı, en .. en ..  en .. insanları bir araya getirsek eminim dertler derya olur, herkes kendi meziyetini unutur. İnsanoğlu böyle..

    Yine de insanın zorlandıkça daha çok ürettiğine inanıyorum. Bu rahatlık evet bazı noktalarda zihni arındırıyor fakat bazen de yorulmak lazım.. Stres boyutuna varmadan tabi.. Stres hayatımızın her alnında diyen olursa cevabım şu olur: Benim gibi canı çıksa sesi çıkmayan bir insan stres yapıyorsa orada gerçekten bir sorun vardır. Ben bir şeyden şikayet ediyorsam, gerçek anlamda stres yapıyorsam orada büyük bir haksızlık ve dönen dümenler vardır. Net. Kendimi tanıyorum. Bana yanlış yapılmıyor diye gözlerini kulaklarını kapatan biri değilim. Yanlış yanlıştır. Bazı yanlışlar daha çok yanlıştır.

    Hayatımın bana en büyük lütuflarından biri unutkanlık sanıyorum. Ben ne zaman bir şeye gerçekten üzülsem, yukarıda belirttiğim sebeplerle strese girsem, bir süre sonra unutkanlık başlıyor bende. Unutarak özgürleşiyorum bir nevi. Tabi bu da bir sorun olabiliyor ama en azından canım beynim, canımı sıkan ne varsa buharlaştırıyor. İlginç bir mekanizma değil mi? Yapılanları veya söylenenleri unutmasam dahi, acısını unutuyorum en azından. Dünya hassas kalplerin cehennemi gibi..

    İşte böyle düşünceler eşliğinde, blog sayesinde içimi döküyorum. Sanki kimse okumuyor gibi kimse bilmiyor düşüncelerimi.. Buranın en güzel özelliği bu benim için. Burası da bir özgürlük diyarı değil mi? Ben yazarken civarımda birileri olsa, her cümlem kontrol altında olsa, ya da ben yazımı bitirmeden yorumlar yapılsa, yazamazdım. Özgür hissetmiyorsam içimden bile konuşamazdım. Herkes kendi içinde bir alem işte..

   Yaza çize güzelleştiriyorum dünyamı. Durumlar böyle..





17 Temmuz 2018 Salı

Aşka Uzanan Merdiven




       Mutluluğu uzaklarda ararız bazen.. İçinde olduğumuz durumda eksik olan bir şeyler vardır. Yetmeyen, ruhu doyurmayan bir döngü içinde kaybolmak gibi.. Gözler uzakları arar, uzaklarda ne olduğunu bilmeden. Belki doğrudur, mutluluk uzaklardadır ama çağırmak lazım bir noktada. Çünkü hayat kısa. Mutlu olmak adına, huzurla yaşamak adına mutluluk adeta bir şifa..

     Bir de sevgi var. Sevmek var, sevilmek var. Bunlar hayatın kuşkusuz en yüce hisleri.. İşte burada bir sorun var. Sevdiğimiz zaman sevgimizi belli etmeme halleri. Bu bir arkadaş, bir sevgili fark etmeksizin sevgimizi esirgiyoruz belki. İfade edemiyor da olabiliriz bilemiyorum. Bir güzel sözle bile buzullar eriyebilecekken, esirgemiyor muyuz kalbimizden geçenleri?

     Şu hayatta biraz olsun şansınız varsa, o yüce histen sizin payınız ayrılmışsa, bunu doya doya yaşayın. Sevmek ve sevilmek kadar mutluluk tozları serpen başka bir şey olmasa gerek. Sevebildiğiniz kadar çok sevin. Sevin ki dünyanız güzelleşsin.. Ve lütfen, sevginizi esirgemeyin. Sevmek ilgilenmektir, bir varlığın diğer varlıklardan farklı olduğunu hissettirme halidir. Ona güzel sözler söylemektir, içinizden geçenleri ifade etmektir. Bunu sevgiden esirgemeyin.. En azından mutlu ederek, daha çok mutlu olabilmek için..

     Bu mesele aklıma özenle baktığım bir bitkiden geldi. Aşk merdiveni çiçeğimi çok seviyorum ve onunla özenle ilgileniyorum. 3 - 4 dal büyümüştü sadece ve 3 aydır öylece yaşıyordu kendi kendine. Sonra onu daha güzel görmek istedim ve yeni dallar vermesi için gözlerimle sevdim. Dikkatle suladım, ona güzel sözler söyledim. Kurumuş yapraklarına hafifçe dokunarak dökülenleri aldım. Ona zarar veren, güzelliğine ziyan eden yapraklarından uzaklaştırdım. Günden güne sevgimle değişti, sevgimle güzelleşti. Ve sonunda yeni bir dal verdi, güzelce büyüyor şimdi.. Bu benim sevgimin emeği.. Aşka uzanan bir merdiven gibi.. 
Aşk merdiveni..

     Bakın, bir çiçek sevgiyle büyürken, sevgiyle güzelleşirken sevginin gücüne kim gözlerini kapatabilir şimdi? Onu sevdim ve o güzelleşerek beni daha çok mutlu etti. Bana cevap verdi adeta. Anlatabildim mi? Mutlu olmak istiyorsanız, kısır bir döngü içinde çırpınıyorsanız lütfen sevin. Sevmek emek vermektir, sevmek değer vermektir. Ona zarar veren her şeyi, ona yeni bir zarar vermeden bertaraf etmektir. Ruhuna dokunmaktır, bazen sadece gözlerinle konuşmaktır..

     Ne demişti Süreya? Hayat kısa.. 

     Sevginin sihirli ellerine bırakın kendinizi, mutluluk da gelir, huzur da gelir..

16 Temmuz 2018 Pazartesi

Şifa Bekleyen Düşünceler




      Yaşam denilen kavram her ne ise çok tuhaf bir döngü. Artık tamam. Evet her şey tamam dediğin anda yakalıyor seni. Sil baştan yapıyor bütün düzeni. Gördüğüne, duyduğuna, hissettiğine emin olduğun an büyü bozuluyor. Neden böyle?

    Öyle yaşamlar öyle yaşanmışlıklar var ki, insanın kalbinde bir sızı bırakıyor bazen. Bazen o sızılar kalplerden gözlere sızıntı yapıyor ve ardından derin bakışlar.. Altı dolu, altı yaralı. Nedeni safi bir acı.. Başkalarının sızılarıyla sızlar mı bir insanın kalbi?

    Hayat garip.. Ve bazen öyle gariplikler oluyor ki, şaşırmıyorsun. Evet bu hazinenin üstüne ancak bu yakışırdı diyorsun. İmkansızlar mümkün oluveriyor işte. Hayat çok garip..

    Günler geçiyor.. Hayaller yalnızca hayal olarak kalıyor. Yaşam diye bir gerçek var, sebebi bu olabilir belki. Tüm rolleri, tahtları ve minderleri o hazırlıyor. Sana en güzel tahtı gösterirken bazen bir minder bile bulunamıyor. Bazen minderi gösterip, bulutların üzerine çıkarıyor. Yaşam tam bir belirsizlik hali. Yarınlar sürpriz..

    Sessizliğin sesinden medet umarak, sorulara cevaplar arayarak düşünmeye devam.. Düşünmek şükür ki sonsuz bir kaynak. Cevaplar ise yarınlarda gizli. Yarınları bekliyorum. Sessizce, sakince, düşünceler eşliğinde..

Lütfen.. Ama lütfen güzel şeyler olsun.
Herkes için..
Şifasını bekleyen tüm kalpler ve ruhlar ve düşünceler için..
Bizim için..



14 Temmuz 2018 Cumartesi

Bir Tatlı Esinti ve Hayatın İki Gerçeği




          Pencereden tatlı bir rüzgar esti az evvel. Mutfağın beyaz ve narin tülünü aralayıp yanıma kadar geldi. Rüzgarı hissetmek ne kadar güzel değil mi?

       Bu durumdan benim kadar memnun olmayan biri vardı aramızda.. Ocak. Sönmek üzereydi. Bir elimde kaşıkla birlikte, daldım derin düşüncelere..

       Hayatımızda bizi adeta tatlı bir rüzgar gibi mutlu eden, heyecanlandıran, ruhumuzu doyuran, kalbimizi ısıtan ve nefes aldıran bir şeyler var. Hep var. Ve hatta iyi ki varlar.. Bir de ocak misali korumak zorunda olduklarımız var. Bunlar düşüncelerimiz, değerlerimiz, ailemiz, işimiz, hobilerimiz, arkadaşlarımız, belki de kendimiz olabilir. Rüzgarlara kapılmak ne kadar kolay değil mi? Sonunu bilmediğimiz bir tatlı esinti sarıyor belki kalbimizi, hayallerimizi. Sonrası boşluklarla dolu tabi.

      Rüzgarlar güzeldir, kendini kaptırmak için uygun yer ve zaman doğru belirlendiği sürece daha da güzeldir. Ocak söndüğünde rüzgar da biter genellikle. Dengeyi kurmak lazım. Ve bazen ocak için, rüzgara karşı durmak lazım. Bizi biz yapan her ne varsa, işte onlar çok kıymetli. Korumak gerekli.

     Bu durumu hayatımızın birçok noktasında yorumlayabiliriz aslında. Rüzgar ve ocak. Hayatın iki gerçeği. Ve bu iki gerçeği daha çok düşünmeli..

Hayal Koleksiyoneri




       Hayaller kuran çocuklar, yarınlara umutla koşar. Azimle, heyecanla, kararlılıkla.. Sarılır hayalindeki atlılara. Dört nala koşar yolun sonuna.. Ya sonra?

       Sonrası..

       Boşluk .

       Şöyle bir düşündüm de şu hayatta neye heveslendiysem, neyi istediysem, neyi beğendiysem hayallerimde bile yok şimdi. Öyle bir kabulleniş, öyle bir vazgeçiş.. Hayallerimi süsleyen her ne varsa, koleksiyonumda sıra sıra dizili. Muhtelif zamanlarda nazenin hayallerimin tozunu almak, acılı bir keyif hali..

      Bir zamanlar kalbimde hayalden hayale koşan bir çocuk vardı. Her yeni güne, yeni bir umutla başlardı.. Büyüdü şimdi. Ruhu hala çocuk fakat kendi değil. O artık bir hayal koleksiyoneri..

      Şimdilerde ise tamam demeyi, peki demeyi, öyle de olabilir sorun değil demeyi, vazgeçmeyi ve bazen kalbine sırtını dönmeyi öğrendi. Ya da hayat ona, şimdilik bunları öğretti. Tam bir koleksiyoner değil mi! Envaiçeşit hayalleri ceplerinde, tüm yüküyle adım adım yürüyor şimdi.

Büyümek kolay değil!
Sadece alışmak gerekli.
Kalbimde bir hayal koleksiyoneri,
Hayaline ''Peki..'' dedi.
Sadece peki..


                                                  Görsel alıntıdır.

       

        

12 Temmuz 2018 Perşembe

Karmaşık Seslerin Tam Karşısında




     Düşüncelerimiz hayatımızın eşsiz güzellikleri gibi. Düşündüğümüz gibi hissedebilmemiz ayrı bir lütuf.. Düşündüğün her neyse öylesin. Onun gibisin. Onunlasın. Hayallerden bahsetmiyorum. Mesela güzel olduğunu düşünmenden, sağlıklı olduğunu düşünmenden, iyilikten, doğruluktan, merhametten.. Sevdiğini düşünmenden, sevildiğini düşünmenden. Belki gerçekler bunların tam tersi.. Yine de bunlar insana güç veren düşünceler değil mi?

    Hayatın seyri bazen bizden bağımsız ilerliyor. Dün düşündüğümüz her ne varsa bugün buharlaşıyor. Yarın ne olacağını bilmeden tabi. Hayat garip.

    Bu ne kadar mümkün bilmiyorum fakat güzel düşünmek gerek. Mümkün olabildiğince pozitif düşünmek gerek. Yoksa içimizin en derin kuyusu dört gözle içine düşmemizi bekliyor. Bazen ayağımız takılıyor kıyısına geliyoruz ama bir vesileyle ayağa kalkıyoruz yeniden. Bu vesileler ayakta durmayı öğretip gittikten sonra başlıyor belki asıl sınav.. Tekrar düşmeme çabası ve sessizlik..

    Sessizliğin sesini dinliyorum şimdi. Kendi kalbimin sesini duymaya çalışıyorum, aklımdan geçenlerin ezgisine kapılarak.. Çünkü hayat çok garip. Durumlar anlam veremediğim karışıklıktaki şarkılar gibi aslında. Ben de uzaklarda, o karmaşık seslerin tam karşısında sessizce uçuşan melodileri izliyorum. Göklerde süzülen kuşlar gibi..

     Sessizliğin sesini dinliyorum ve anlıyorum şimdi..

                                                Görsel alıntıdır.

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Her Şey Geçer




     Şu hayatta hangi dert sizinle kaldı? Ya da hangi mutluluk? Hangi hüzün yapıştı yakanıza? Ya da hangi gülüş terk etmedi sizi? Hangi durum sonsuza kadar devam etti?

     Hayatınızın en mutlu günü? Buruşturulup atılan sayfalarda şimdi..
     En kötü gününüzün acısını hatırlayın. Unuttu içiniz o acıyı ve gitti..
     En çok savunduğunuz düşüncelere suçlu gözlerle el sallıyorsunuz şimdi..

     Sanırım iyi gün, kötü gün diye bir şey yok. An var. Şu an. Şimdi. Öncesi geçmiş, sonrası hayali. Neler neler geçti gitti. Kim bilir neler neler gelecek.. Bazen yanlış trenler doğru istasyona götürecek sizi, bazen doğru trenler yanlış istasyonlara.. Hayat bu değil mi?

    Hayat planladığımız gibi gitmiyor bazen. Yapılan alfabe planları bile işe yaramıyor.. Mutluluk nerede bilmiyoruz fakat inatla aramaya devam ediyoruz. Yarınlar sürprizlerle dolu..

    Söyleyecek çok şeyim olduğunda genelde susarım. Böyle bir suskunluk işte. Günler karışık geçiyor bende. Yani garip biraz. Aslında çok garip ama geçer..
Şu hayatta her şey geçer..

                                                Görsel alıntıdır.
       

8 Temmuz 2018 Pazar

İşte Öyle Bir Şey




Hani ıssız bir yoldan geçerken,
Hani bir korku duyar da insan
Hani bir şarkı söyler içinden,
İşte öyle bir şey..


Tam olarak böyle bir şey.
Anlatabildim mi?


Görsel alıntıdır.

6 Temmuz 2018 Cuma

Telepatik Sohbetler




         Bu yazıma Mario Levi'nin muhteşem bir cümlesiyle başlamak istiyorum:
                  ''Hissedebilenlerle susarak da anlaşabilirsiniz.''

       Sizce de öyle değil mi? Biriyle aynı anda, birbirinizi düşünerek aramanız, aynı anda özlem duymanız, birbirinden habersiz yazılan aynı cümleler.. Telepatik bir sohbet değil mi?

       Telepatinin bir çok tanımı var aslında. Bunlardan biri, Birinin düşündüklerini veya uzakta geçen bir olayı hiçbir bağlantı olmadan algılama, uza duyum.(TDK) Benim için en uygun anlamı susarak anlaşabilmek sanırım. Konuşmadan, bakışmadan, sadece anlayabilmek ve anlaşabilmek. Sessizliğin içindeki sesleri biriktirerek telepatik bir sohbet.. Çok keyifli..

       Kelimeler yoruldu, dil sustu artık.. Susarak anlatmak, sessizliği dinlemek lazım. Bu sessizliğe gerçekten ihtiyacı var insanların. Çok sesli koro halini almış şu dünyada, saatlerce konuşulanlar anlaşılmıyorsa, susarak anlatmayı denemek lazım. Sessiz, sakin dolu dolu bir iletişim için telepatik sohbetleri deneyin..


                                                  Görsel alıntıdır.             

5 Temmuz 2018 Perşembe

Koku Albümü




     Bazı kokular vardır, insanı yıllar öncesine hatta ilk çantasına götürür. Kokulu silgisine dokundurur, kokulu kalemleriyle yeniden yazdırır. Bir çiçeğin kokusu, yıllar öncesinden bir parfüm kokusu, anıları, heyecanları, çocukluğu ve yaşamında iz bırakan kitaplarının kokusu. Burnunun ucundadır. Ve bazı kokular burnu sızım sızım sızlatır..

    Koku çok ilginç bir duyu. En azından benim için. Kolay kolay unutmam çünkü. İnsanların da eşyaların da evlerin de kokularını unutmam. Her evin bir kokusu vardır gerçekten. Yıllar önce benim için önemli bir gün kokusuyla vardır aklımda. Bulunduğum ortamda tanıdığım birinin kokusunu duyarım. Sonradan bakarım ki gerçekten bulunmuş orada.. Bu bazen güzel tabi.. Bir ayrıcalık belki. Yıllar öncesine baktığınızda sizi mutlu eden anılarınız kokularıyla bile aklınızda, koku albümünüz her zaman yanınızda.

    Her zaman böyle olmuyor tabi. Özlemler giriyor bazen devreye. Yeşil simli kalemimin kokusunu özlüyorum mesela. İlk okul çantamı, ilk Arı Maya desenli silgimin kokusunu, bazı anıları, bazı insanları, bazı anları özlüyorum. Unutmak mümkün değil tabi. Tüm bunların kokusunu hala duyuyorum.

    Markaların birbirine benzer kokularını da bulabiliyorum kolaylıkla. Bu ayrı bir güzellik aslında. 4. sınıfta bir hocanın parfümü vardı mesela buram buram çiçek acı acı.. Kimsenin sevmediği o yoğun çiçek kokularını çok severim fakat bulamadım onu hala. Sormaya utanmıştım parfümünü çocukluk işte.. Velhasıl koku albümüm her an yanımda. Bardağımda bergamotlu çayımla, koku albümümden bergamotlu günleri hatırlıyorum şimdi. 

Bir bardak bergamotlu çay aklıma bunları getirdi..

                                                 Görsel alıntıdır.

Kalbinizi Nasıl İmha Edebildiniz?



        Herkesin büyüdüğü ya da olgunlaştığı bir dönem vardır. Ben de tam o dönemdeyim sanırım. Bu günleri kalbime yazıyorum en çok. Kalbime sığdıramadıklarımı da ayrıntıları hatırlayabileceğim özetlerle buraya yazıyorum. Yazmak iyi geliyor insana. Gerçekten dinleyen olmayınca yazmak en doğru tercih belki. Zaten kim kimi gerçekten dinleyebilir ki? Herkesin aklı, sorularla kaplı bir defter gibi.. Etiketi ise sessiz gözleri.

      İnternet, kitaplarımdan sonra en büyük sığınağım. Yazılar okuyorum, hayat hikayelerinin en sessiz okuyucusu oluyorum bazen, bazen bana enerji veren insanlardan kendime örnekler alıyorum. Bana bir şey katan her paylaşımın, her yazının, her hayatın müdavimi gibiyim. Bazen de rastgele sitelere bir şeyler yazıyorum. Benden hatıra kalsın dercesine, kendimce yazıyorum böyle..

     Az önce canım, bir dergide ya da herhangi bir köşede yazar olmak istedi. Her ay yazım bir dergide olsa.. Okuyucularım olsa, mailler mektuplar havada uçuşsa, birileri yazımı gerçekten beklese.. Yazdıklarım bir insana ışık olsa.. Güzel hayaller. Belki bir gün gerçek olur kim bilir.. Hayaller bizi ayakta tutan, belki bir sayfa daha yazdıran güzel sebepler..

     Bakmayın şimdi bu kadar hayal dolu olduğuma. Ben ağır derbederlerden biriyim. Bir şeye üzülmem ve suratımın düşmesi için benim kötü bir şey yaşamam gerekmez. Başkalarının gülüp geçtiği hayatlar, benim uykusuzluk sebebim. İnsanların yalan söylemesi, birilerine ihanet etmesi, kötü sayılabilecek her ne varsa işte, beni yaralar. Fazla hassasım belki. Düşünürüm, çareler ararım, yeni yollar bulurum kendimce. Başkasının yaşadığından sana ne, sen kendi hayatındaki güzelliklere bak diyenlere hayranım. Soruyorum sizlere. Kalbinizi nasıl imha edebildiniz? Belki de bu konuda henüz büyümedim. Durumlar böyle..

     Bir gece vakti yine düşünüyorum. Okuduğum kitapta geçen olayın akıbetini şimdiden görüyorum ve kendimi teskin ediyorum sürekli. O gerçek değil İnci.. O gerçek değil.. Kurmaca hepsi. Hayat da gerçek bir kurmacadır belki..
Okumaya devam!

İyi ki varsın
Sessizliğin içinde sesimi dinleyen sayfam..

    

     

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Kalbi Uzay Boşluğuna Fırlatmak Gerek




      Yaşanmamış yıllar, görülmemiş diyarlar, tanınmamış insanlar, sevilmemiş ruhlar var. İyilik bilmeyen kalpler, sebebi bilinmeyen haller, açıklanamayan sözler var. Hayatın hegemonyasında, tanımlanamayan haksız üstünlükler..

      Dünya, kapalı kutuların içindeki kapalı kutular misali. İçinde bir şey var umuduyla durmadan açılan, açtıkça hayal kırıklığının ardından gelen taze bir merakla daha çok uğraşılan.. Burası, yoruldukça daha çok koşulan bir yer sanki.. Dünya hali..

      Hayatın ezici üstünlüğünün ardında bir yaşama tutunma telaşı, ileriyi görmek adına daha çok silinen gözler, vazgeçişler, kabullenişler. Hepsi insan için hepsi bir anlığına da olsa huzur bulabilmek için değil mi?

     Ah bir de gündem var tabi. Gündemi takip etmek, şöyle oturup ağız tadıyla bir akşam haberi seyredebilmek için kalbi uzay boşluğuna fırlatmak gerek. Başka türlüsü imkansız oldu artık. -Yapabilir miyim?- Dünyada ne çok acı var.. Ve bu acılar düştüğü yeri değil, ülkeyi yakar. Bunlar böyle acılar. Kaldırabilene tabi..

    İnsan neye sığınmalı? Neye sarılmalı? Ona uzanan dallara güvenmiyorsa, her seferinde boşluğa atıldıysa kalbi, dünyaya hangi gözle bakmalı? Başkalarına güç veren eller, kendini yerden kaldırmaya yetmez bazı zamanlar. O zamanlar işte bunlar. Dünyada çok acı var. Güzelliklerin de çoğu sahte.. İnsan şimdi hangisine yanmalı?

    Düşün dur, elinden bir şey gelmez bazen. Kaçsan ne kadar uzağa gidebilirsin ki? Zaten ne kadar kaçsan da yakalar seni bir çocuğun bir çift mavi gözleri..
Bunları hep yazıyorum.. Elbet gün gelir o mavi gözler öcünü alır bu dünyadan belki..

3 Temmuz 2018 Salı

Başımıza Taş Yağsa Hakkıdır




      Destan yazdım sildim. Allah belasını versin tüm pisliklerin!!! Bütün hepsinin!!! Tecavüzcülerin, katillerin, buna yardım ve yataklık eden leş sürülerinin!!!
      Böyle köklü bir medeniyet, iyiliğiyle anılan bir millette tecavüzcüler katiller ne kadınlarda, ne çocuklarda, ne hayvanlarda yaşama hakkı bırakmıyorsa bunlarında üstüne ceza bile almıyorsa, başımıza taş yağsa hakkıdır!!! Sesi çıkmaz kimsenin! O ses de bastırılır!!!

2 Temmuz 2018 Pazartesi

Perde Arkası Sendromu




      İnsan hayalleriyle yaşayan, düşleriyle yaşama tutunan bir varlıktır.. Planlar yapan, ulaşmak istediği her şeyi yücelten, yücelttiklerine daha çok bağlanan.. Daimi bir çaba hakim yani.. Henüz ulaşamadığı, yanına dahi yaklaşamadığı hayalleri çok kıymetli.

      Bir de bunun perde arkası var tabi. Hayaller ve hayatlar meselesi bir nevi. Konu her ne olursa olsun o işin bir mutfağı var. Önce toplanan malzemeler geliyor, hayallerin hakkında duyulanlar görülenler birikiyor ve sonra hepsinin senteziyle hayaller yeniden doğuyor sanki. Peki bu yeniden doğuş hali?

      Ulaştınız artık. Elde ettiniz ve olayın bizzat içindesiniz. Gördünüz ki hayalleriniz aslında bambaşka hayatlarla destekli. Dönen dümenler, iyi niyet nidalarının arkasındaki maddi temenniler, görünen her şey kendince bir çıkar içinmiş değil mi? Hayat.. Her şey bir rüyadan ibaretti.

      Artık tadı kalmadı tabi, gördünüz ki hiçbir şey sandığınız gibi değil. Ayrıntılarını bilmediğiniz ne varsa, hayalleri süsleyecek kadar parlak olsa da gerçekler bambaşka. Ben buna perde arkası sendromu diyorum kendimce. Çünkü perde arkasını bildiğimiz ne varsa bizden artık bir adım uzakta.

      Bu yüzdendir ki insanlar her zaman elde etmek için uğraşır. Hayal ettiklerinin perde arkası da hayal ettiği gibi olduğunda durulur belki.. Bulamazsa sürekli bir arayış, daimi bir kıvranışla yalpalanır. İnsanlık hali..

      Bazen bazı meselelerin perde arkasını bilmekten kaçarım. Bırakırım o insan, o iş, o sektör, o cemiyet, o ahali hayallerimdeki gibi kalır. Dokunmam, örselemem, kurcalamam. Uzaklardan yaşarım. O zaman ne bir hayal kırıklığı yaşanır ne de yanlış sularda yüzme hissi. Mis gibi.. Perde arkası sendromu yakalayamaz böylece beni..

      Bu bir tercih! Hayatı kolaylaştıran bir tercih belki. Aslında bazen uzaktan bakmak, yakından bakmaktan daha güzel gösterir her şeyi. İncinmeden, kırılmadan da yakın olmaktır.
      Uzaklar bazen en yakındır.
      En yakınların en uzaklarda olması gibi..
     
Görsel alıntıdır.

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...