22 Mayıs 2020 Cuma
Deveden Bir Tüy Kopardım
Korona günleri kaldığı yerden devam etmekte. Günler benim için biraz farklı bir zaman aralığında geçse de çok şey öğreniyorum. Cidden çok şey öğreniyorum ve bu beni hem mutlu ediyor hem de biraz üzüyor. Perde arkaları neden bu kadar kirli? Kendi anlayacağım dilden yazmamaya çalışarak bazı çıkarımlarımı paylaşmak istiyorum.
Aklınıza gelebilecek her şey için söylüyorum bunu, istediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz. Bir yerde bir kalabalık varsa ardında maalesef ki büyük dümenler var. Bireylerden bahsetmiyorum bakın. Kalabalıklardan bahsediyorum. İstisnalar kaideyi bozmaz diyeyim ancak bu şahsi fikrim ve gözlemim. Üzülerek söylüyorum ki, iyi niyetiyle avutulan insanlar uykudalar.
Doğruyu anlatmak, iyiyi yaymak, güzeli paylaşmak adı altında oluşturulan güçler daha büyük güçlerin desteğini de arkasına alarak yeni kaynaklar kazanmış oluyor. Bulutları bile yalnızca kendi üzerine çekebilme fırsatı verilse diğer insanlar susuzluktan ölsün biz faydalanalım yeterli, diyebilecek haldeler. Vicdan, insanların çıkarlarıyla olan savaşında perişan halde. Ve bu beni üzüyor. İnsanız.. Kazandıklarınız 70 senelik ömrünüzü ihya ederken sonrası? Dünya kandırmacası.. Ne acı.
Hayatta öğrendiğim birkaç şeyden biri de insanların da tıpkı sinekler gibi ışığa gelmesidir. Bir güruh işte o ışıltıyı çölde susuz kalmışçasına izler ve kendi varlığından daha büyük bir inançla o yansımaları savunurken bu söylediklerim devenin bir tüyü olarak yaşamına devam eder. Oysa birileri şan yapar bir diğerleri gözyaşlarıyla bir çare arar. Oysa kimse karanlıkları görmez, ışıltılara bir parıltı daha katar. Güç her zaman gücü doğurur, güçler birlikte kuvvetli olur. İyilik sahiden nedir? Kendini şad edip diğerlerini perişan etmek mi? Düşünmeli..
Bir diğer öğrendiğim şey ise tabiatta hiçbir boşluğa yer olmayışı. Gidenin yeri muhakkak dolduruluyor. Akıl da gitse, vicdan da gitse, insan da gitse tüm boşlukları birileri muhakkak dolduruyor hem de boşlukların sahibinin ruhu dahi duymadan, adeta bir serum gibi hayata karışıyor. Düşünelim, damarlarımızda serum diye bildiğimiz neler dolaşıyor?
Öyle bir devirdeyiz ki cidden boşluklarımız için tetikte olmamız gerekiyor. Fikri ve manevi boşluklar bilhassa daha öncelikli. Yoksa hali hazırda davetkar ışıklar bizi çağırıyor. Akıbetini ve kimin çıkarı uğruna sürüklendiğimizi bilmeden o ışıklara koşabilir, kalabalıkların görkemiyle yanlış topluluklara karışabiliriz. Kötüyü belki biliriz ama iyi görünümlü kötüleri bilmek büyük iş..
Konu hassas ve mevzu çok derin. Bazen söylediklerinizin de, dinlediklerinizin de, izlediklerinizin de tek muhatabı sizsiniz. Ne kadar doluysanız o kadar iyi anlayabilirsiniz. Bunun için de -bence ve naçizane- tarafsız olmak ve araştırmak gerekiyor. Yalnızca işine gelenle geçirdiğin zaman, düşünmeden koşulan ışıklar içinde bir zulme hissedar yapıyor. Şahsım adına kimseye zerre zararım olsun, benim yüzümden birilerine tüy kadar zarar dokunsun istemem. Tüm çabam bunadır ama nihayetinde ben de insanım ve yaşım gereği boşluklarımı tamamlamalıyım. Yoksa ben de o ışıklara kapılır, iyilerin ardındaki kötülüğü doğrularım sayarım. Boşa geçen bir ömrün acısını başkalarından çıkarırım. Allah korusun.
Bir diğer mesele daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi insanlara asla yaranamayacağımız konusu. Evet biz kalabalığa düşünmeden koşmamak adına çırpınıyoruz ama yola kaya fırlatamasa da taşlar bırakan birileri olacak muhakkak. Pireleri deve yapanlar kendi bitlerinin farkında olmaz hiçbir zaman. Kendini kusursuz sanan insan, yek diğerini küçük görerek ve küçük düşürerek yükseldiğini sanır, insanların aslında bu küçük tavrı gördüğünün farkında olmadan. Bu insanın kalbinin mayasıdır. Gönülden taşan bazen bir kelimeyle bazen de yandan yandan ve fesatlık dolu bakışlarla karşındakine yansır. Yine de görmezden gelmek lazım. Mümkün olduğunca kendi cephemizde sabır sınırlarını zorlamak lazım. Muhatabınız zaman kaybınızsa uğraşmayın, herkes kendi ışığında yaşasın.
Velhasıl, tüm bunlar içinde kendi yolunu çizmek ve doğru izi bulmak büyük mesele. Hayat karmaşık bir harita gibi. Düşe kalka da olsa, dizimizden akan kanı gözyaşımızla temizleyerek yürümek gerek. Kimseye zarar vermeden, kimsenin yağmur bulutuna göz dikmeden ve kimseyi hayatından bezdirmeden.. Herkes kendi boşluklarını tamamlasın. Kendi eksiklerinin ve kusurlarının tamircisi olmaya kollarını sıvasın. Eminim ki o zaman her şey daha güzel ve adaletli olacak. Güzelliklerle kalp de huzur bulacak vicdan da rahat olacak. Kalplerden ve akıllardan geçeni bile bilen Allah herkese vicdan ve adalet versin. Şimdilik söyleyeceklerim işte bu kadar. Ben de çoğu insan gibi dünyanın rengine kanan bir cahilim, gerçeğe uyanmaktır niyetim.
Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.. :)
17 Mayıs 2020 Pazar
Aristokrat Karıncalar
Dönüp dolaşıp burada buluyorum kendimi. Düşüncelerim soluk alıyor burada. Belki de soluk arıyordur kim bilir. Burası vazgeçilemeyecek bir sığınak benim için. Kollarını her daim sevgiyle açan, yormadan, kırmadan dinleyen ve anlayan; düşünsel bir sığınak..
Günler tüm hızıyla geçip gidiyor. Gidenin yalnızca günler olmadığını anlamaya başladı insanlar. Şimdi, kaza sonrasının şokuyla etrafa boş gözlerle bakan milyonlarca insan var. Ne yapmaları gerektiğini yeni yeni idrak ediyorlar. Hızın verdiği hazzı, görenin oluk oluk koştuğu ışıkların anlamsızlığını fark ediyorlar. Bu iyi bir şey. Bir anda nasıl da değişti her şey..
Bundan böyle hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Çünkü insanlar, balın tadını bir kere aldılar. Başka bir yaşamın mümkün olduğunu, neleri başarabildiklerini ve biraz da sabrı kavradılar. Bu söylediklerim yaşam alanı olan, birbirine saygısını hala koruyan aileler içinde süren yaşamlar için geçerli tabii. Diğerlerini düşünmek dahi istemiyorum. Allah yardım etsin. Korona belasından daha tehlikeli..
Eleme sürecindeyiz. Ben böyle hissediyorum. İşe yaramayan her kim varsa elenecek bu yarışta. Amaçlanan bu olsa da, bu yarışı zerre saymayan insanlar da olacaktır muhakkak. Sanırım bu grup için de biraz da ben varım. Hala kendi keyfime çalışan noktadayım. Bu süreç akla karayı gösterdi. Güven ve etik kavramını gösterdi. Parayı gösterdi. Önemini gösterdi. Paradan da önemli olanı gösterdi. Öncelikleri gösterdi. Değeri gösterdi. Sayabileceğim bir çok şey gösterdi. Görebilenlere tabii.. Görebildiniz mi bu gösterilenleri?
Bizim adımıza alınan kararlar, bizim yürümemiz için açılan yollar, yalnızca bakmamız istenilen pencereler birer birer değerini kaybedecek. Olacak bunlar, yaşanacak her şey. Sadece zaman.. Güç bir şeyleri örtecek olsa da, zaman rüzgarına karşı koymak imkansız olacak. Böyle düşünüyorum, şimdilik..
Velhasıl bende çok daha evvelden başlayan şeylerin adım adım tercih edildiğini görmek mutluluk verici. Görünmezliğin verdiği huzuru henüz tatmadı millet. Hırsların boşluğunu.. Markaların savaşı arasında ezilen karınca ordusu henüz mevzuyu tam olarak yakalayamadı ama olacak. O da olacak..
Neler olmuyor ki?
Saat 04.21 oldu. Gün benim için bitiyor artık. Yeni güne sağlık, huzur ve yeni bilgiler diliyorum. Nihayetinde hepimiz kendi dünyalarımızın aristokrat karıncalarıyız, savaştan korunup zamandan payımızı dolduralım..
14 Mayıs 2020 Perşembe
Bendirimde Kuş Sesleri
Günler sonra buradayım.
Yazmak istemediğimden değil aslında. Akışa bıraktım. Günleri, gündemi, her şeyi.. Bendirim geldiğinden beri günümü onunla dolduruyorum diyebilirim. Bugün 11 gün olmuş bendirimle tanışalı. Sevgimiz daim olsun dilerim. :)
Karantina günleri devam ediyor, normalleşme süreci başladı ancak hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, bu kesin. İnsanlar birbirinden daha da uzaklaşacak. Ne garip değil mi? Sevdiklerimize sarılmak bile vicdani bir tercih sayılacak. Hayat.. Ayrıntıları düşünmek, gündemin siyasi saçmalıklarına bulanmak, atılanları tutmak istemiyor, bendirime daha çok bağlanıyorum.
Bu süreçte internetteki bendir derslerinden yardım almaya çalıştım ama ben öyle öğrenemiyorum sanırım. Kendi kendime, bendirimi dinleye dinleye öğrendim bir şeyler, bendirim öğrettikçe ben de keyfe çalıyorum bakalım. Her noktasından farklı bir ses geliyor, bunu keşfetmek bana heyecan veriyor. Kendi kendime ne kadar ilerlerim bilmiyorum ama zaman ne gösterir bilinmez. Şimdilik içgüdüsel tekniğe devam ediyorum.
Günler böyle böyle geçiyor işte. Aradığım anlamı, bendirimin kasnağına taktım her dokunuşta sallanıyor bir düşünce. Kader, kısmet, nasip ekseninde bir bendir sevdasıdır gidiyor böylece. Bu günlerin özeti budur. Umarım bundan sonraki süreçte de güzel şeyler olur.
Selametle..
30 Nisan 2020 Perşembe
Sulara Bırakılan Zamanlar
Tatlı bir öğlen güneşinin altında, yalın ayakla yaptığınız bir kır gezisini düşünün. Yemyeşil çimenlerin arasında, baharın neşesi kırmızı gelincikler ve kalbi güneşi andıran beyaz kır çiçekleri eşliğinde yürümektesiniz. Adımlarınızı attıkça çimenlerin sıcaklığını ve aynı zamanda birkaç kurumuş otun ayaklarınıza hafiften battığını hissediyorsunuz. Yer yer unutma beni çiçekleri, karabaşlar ve kasımpatı demetleri.. Öyle keyifli bir yürüyüş ki..
Etrafınızı çevreleyen ulu söğütlerin rüzgarla sallanışı, sallandıkça sarıyla yeşil arası taze yapraklarının telaş dolu hışırtısı ve uzaklardan esen tatlı bir yel ile birlikte dalgalanan kar beyazı keten gömleğiniz size yeni bir serinlik vermekte. Yürüdükçe ısınıyor kalbiniz ve dağılıyor tüm düşünceleriniz. Bazen beyaz bir yumak gibi zıplayan tavşanlar çıkıyor karşınıza bazen de bir diğer adımını sorgulayan gezgin kaplumbağalar. Adımlar ve duruşlar.. Bir karga sesi sarıyor sonra her yeri. Peşinden de minik serçeler ve kırlangıçlar.. Bu tatlı öğlen vakti, cennetten kısa bir zaman yansıması sanki..
Yürüdükçe bir yeşillik çarpıyor gözünüze. Bunlar bir sıralı bir ağaç ordusu. Farklı farklı türler kardeşçe dizilmişler. Ve ardından rüzgarla gelen ıhlamur kokusu. Yürüdükçe yaklaşan bu koku temiz ve taze. Baharın tüm işvesiyle kaplıyor her yeri. Yaklaştıkça duyulan bir ses var şimdi. Bu ses belli ki suyun doğaya seslenişi. Hızlandıkça adımlar, biraz daha görünür oluyor tüm uzaklıklar. Yeşil ve mavi arasında kararsız kalmış, yatağını beyaz ve gri taşlardan yapmış küçük bir nehir, ağaçların ardına gizlenmiş bir hazine gibi usul usul akıyor şimdi. Her bir adımda serinliği duyuluyor yavaşça. Önce çimenler serinliyor, gittikçe nemleniyor tüm yeşillikler. Uzaklardan gelen kuş cıvıltıları eşliğinde izlerken akan nehri, akan sularda arınma isteği geliyor şimdi. Güneşin kalbi saran sıcacık kolları, ıhlamurların taze kokusu, yeşillerin ışıltısı ve nehrin şarkısı.. Ne muazzam bir an değil mi?
Sonra atılır adımlar ve çekilir paçalar. Adım adım yürünür akmakta olan sulara. Bir nehre, durduğu yerde kaç kere girmiş olur bir insan? Serinliğiyle bir iğne gibi saplanan sulara kaç kere dokunabilir? Kaç kere arınabilir akan suyla insan? Zaman mı daha hızlıdır yoksa bir nehirden akan mı? Kim kavuşur gerçeğe sonradan? Nehirleri aşan mı, ömrü gençlikten alan mı?
Serin sulara attığı adımlarda da bunları düşünebilir insan. Düşünmek istediği ne varsa, kaçmak istediklerinden ya da.. Anlayamadığında olan biteni, yaralı bir kuşa acıdığından belki ya da acıttığında canını insanların dayanılmaz kalpsizliği.. İnsan hep düşünendir. Sonra bir bir serin sulara bırakır tüm fikirleri. Yürür nehrin içinde. Bu defa ayağına batan kuru bir ot değil, beyaz ve gri bir taş kümesidir. Yürür yine de. Serin suların usul usul akışını izleyerek, akan suların salınışını huzurla takip ederek. İnsan biraz da nehirlerin içinde saklanmış taşlar gibidir. Yosunlandıkça yumuşayan, en narin sularla birlikte yaşayan, üşüyen bir taştır belki. Bu düşünceleri de suya bırakmak gerekli..
Adım adım çıktığınızı düşünün o sudan. Olan ve olmayan her ne varsa akıp gidiyor şimdi. Her bir adımla uzaklaşıyorsunuz soğuktan ve irili ufaklı batan taşlardan. Sudan çıktıkça adımlar ısınıyor, güneş kollarını bir şal gibi sarıyor ve ıhlamur kokusu yeniden sarıyor etrafı. Burundan kalbe dolan bir koku bu. Anıların kokusu, doğanın kokusu. Serin sularla üşüyen kalbi bu yeşil çimenlere uzanıp güneşin tatlı sıcaklığıyla ısıtma vakti. Dinleyelim şimdi toprağı, onun da anlatacağı bir şeyler vardır belki..
28 Nisan 2020 Salı
Bozkır Süvarileri
Saat 02.37 ve gecenin zifiri karanlığında yazıyorum şimdi. Tam şu an o kadar huzurlu hissediyorum ki kendimi. Bir hafiflik var kalbimde. Anladım ki ben gece insanıyım. Ciddi anlamda gece zihnim açılıyor, kendimi daha rahat hissediyorum. Bunu yeni keşfetmedim aslında. Çocukken de gece kendimi daha mutlu hissederdim. Bunun bilimsel bir izahı var mıdır bilmem ki mutlaka vardır, gece kendimi daha mutlu ve huzurlu hissediyorum işte. Neden insanlara zaman dilimini seçme hakkı verilmiyor sahi? Her tür meseleyi şu saatlerde huzur ve dikkatle çözebilirim. Sonra bakarım yıldızlara biraz parıltılarla dolar kalbim. Günümü böylece güzelleştiririm. Bu bence bir tercih meselesi ama zaman ne gösterecek bilinmez tabii..
Belirsizliğe doğru yürümeye devam ediyoruz yine. Aslında çoğu şey belli de ilahi sürprizlere daima açık olan kapılardan bir şeyler bekliyor insan. Gün, doğumlarla ve ölümlerle geçiyor. Bir hayat bitip yeni bir hayat başlıyor. Ne muazzam döngü değil mi? Bu yalnızca insan için geçerli değil tabii. Akla gelebilecek her şey bu döngünün canlı bir örneği. Her şey.. Önce doğuyor, sonra parlıyor, azalıyor ve ölüyor. Öldükçe yeniden doğuyor, bittikçe yenisi yapılıyor, koparıldıkça yenisi dikiliyor toprağa. Değişiyor, dönüşüyor, aynılığıyla başkalaşıyor adeta. Müthiş..
Bundan sebeptir ki, her şey değişir ve dönüşür çünkü aslında her şey bir bütündür diye düşünerek bağlanamıyorum hiçbir meseleye. Hepsi birbiriyle bağlantılı, birbirini besleyerek varlığını sürdürmüş, ömrünü doldurmuş düşünceler. Günler geçiyor. Bir şeyler duyuyoruz, bir şeyler okuyoruz. İnanıyoruz, hissediyoruz, kavrıyoruz. Sonra bitiyor her şey. Yeni bir ışık doğuyor, gerçekliğin tahtında hükümranlığını sürdürüyor. Ben yine kendi dilimle konuşmaya başladım sanırım. Olur öyle şeyler, takılmayalım.
Herkes bir şey ve aslında hiçbir şey. Atını alanın koştuğu, tökezleyenin toz olduğu bir dünya bu. Gözleriyle gördüğünü algılayamayıp, işittiğine sorgusuz sualsiz saplanan insanların çağı bu. Sürsünler atlarını! Bozkırlar sizindir be hey atlılar! Süzgeç yok nasılsa, yaşayın mutluca, huzurluca. Ey Süvariler! Unutmayın ki, ilahi kamera anbean kayıtta.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir, diye bir söz var. Kısmen katılıyor kısmen de yarınların sürprizlerle dolu olduğunu düşünüyorum. Buna inanmamak daha mantıklı ama yaşadığım birkaç olay, bu sürprizlerin varlığını daha geçerli kılıyor. Yarınlardan ne bekliyoruz bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki geçiyor hayat. Tüm dereler nehirlere kavuşacak. Nehirler denize ve hepsi nihayetinde toprakta can bulacak. İşte hayat..
Gördüğüm, duyduğum, dinlediğim ne varsa bir lezzet arıyorum şu zamanlarda. Arayan buluyor elbet. Bulduğum kadarına şükür diyerek günümü güzelleştiriyorum kendimce. Hayat tam bir trajedi olmakla birlikte bu güzelliklerle değerleniyor bence. Trajedinin kaynağı insanlar olmasa, kalbinin kötülüğüyle boş işler peşinde koşmasa ne de güzel olur dünya. Ah dünya, canım dünya..
Yıldızlardan yaptığım bir demet bırakıyorum buraya.
Okuyan göğe baksın. Bütün sır orada.
26 Nisan 2020 Pazar
2040 Yılına Selam Olsun
Bu aralar aklımın köşesinden yirmi yıl sonra nerede olacağım düşüncesi geçiyor. Neden bilmiyorum. Herhangi bir hayal ve beklentiyle değil de akıbeti merak ediyorum. Allah ömür verir de o yılları görürsem neler yaşamış, neleri aşmış, nelerden ders almış olacağım acaba? Bir yandan belirsizlik, sisli bir ormanda yürümek gibi tedirginlik verse de bir diğer yandan heyecan duyuyorum.
Nasıl bir insan olacağım acaba? İyi biri miyim? Neşem benimle mi yoksa almışlar mı elimden? Neler çıkmış karşıma, kimleri tanımış, kimlerin ışığıyla aydınlanmış ve belki de aydınlatmış olacağım hayatımda? Nasıl bir ortamın içinde, kimlerle dostluklar kurmuş olacağım gibi sorularla aklımın köşesi seyran yeri. Böyle böyle geçiyor işte günler. Ömür gibi.. İnanıyorum ki hayaller evet güzel ama kader adını verdiğimiz, çok daha evvelden çizilen bir rota var hepimiz için. Asıl heyecan veren de bu benim için.
Dünya bir sahne ve hepimizin bir rolü var bu sahnede. Rolünü bitiren geri dönüyor. Madem ki böyle, lezzet almak gerek. Ciddi anlamda yaşam mottom bu. Keyif almak, aydınlanmak ve aydınlatmak gerek. Bir ömür ancak böyle güzel yaşanır değil mi? Bence öyle. Yani şimdilik. Bilmiyorum, düşünceler de değişir..
Hayat aynı zamanda bir yol gibi. Muhteşem bir zeka dizayn etmiş sanki. Neler yaşayacağını, nelerle savaşacağını, kimlerle karşılaşacağını, tedbirlerinin nasıl havada kalacağını, hayallerin ve gerçeklerin hangi sulara karışacağını, hangi yangınlardan kurtulacağını kestiremiyor insan. Yol bazen günlük güneşlik bazen de alevden seller gibi. Öğrendiğim birkaç şey ise zaman geçmezken ömür biter ve bir anda değişebilir her şey. Bundan başka bir şey bilmiyor ve hiçbir şeyi çok da ciddiye alamıyorum. Çünkü gerçeğin de bir gerçeği vardır, şimdilik böyle düşünüyorum.
Aklımdan yalnızca sorular geçmiyor elbette. Hala bir şey arıyorum. Ne arıyorum tam olarak bilmiyorum. Bazen ona yaklaşmış gibi oluyorum sonra yine, alıyor bir düşünce.. Belki de ömür arayarak geçen bir şeydir? Aramak bahanesidir yaşam denen meselenin. İnsanı adım adım yürüten, seneleri alıp götüren bir arayıştır belki. Olamaz mı? Bu da olabilir. Olmayabilir de ama şimdilik bu aklıma yatıyor diyelim. :)
Velhasıl karantina günleri böyle düşüncelerle geçiyor işte. Yalnızlığımın içinde kalabalığım diyebilirim ve bu kalabalık benim dinlediğim, okuduğum, izlediğim insanlarla dolu. İnternet büyük hikmet.. Ben de bir şeyler arıyorum kendimce. Umarım hakikatten kendi payımı da bulurum diyerek kapanışı yapıyor, sağlıklı günler ve güzel bir ömür diliyorum..
25 Nisan 2020 Cumartesi
Bir Yeni Heves
Saat 02.22 bir deli baş ağrısıyla yazıyorum şimdi. Günlerdir içimden gelmiyordu yazmak. Zorlamadım ben de kendimi, geceye kısmetmiş.. Karantina günlerimiz kaldığı yerden devam ediyor. Sokağa çıkma yasağı içindeyiz hatta. Bu bile normalleşti. Virüsü kabullendik. En önemli işler askıda bekliyor şimdi. Ne garip değil mi? Arsızlığa vuran, inatla gezip dolaşan olmuyor mu? Oluyor tabi.. İnsan. Kıvrımlar herkeste aynı değil demek ki.
Günler aynı hızla geçmekle birlikte biraz daha farklı bir heyecana büründü benim için. Yine bir gece vakti 03.00 sularında 'bendir' düştü aklıma. Erbane ve bendir arasında kaldım aslında sonra düşündüm taşındım bendirde karar kıldım. Sabahında siparişimi verdim 20 Nisan'dan beri beklemedeyim. Bir yandan da kendimi dinliyor, heyecanımın geçip geçmediğini, hevesimin bitip bitmediğini sorguluyorum. Günler geçti ama benim gönlüm geçmedi. Uzun zamandır ilk kez heyecan duyuyorum. Bu benim için çok güzel bir şey tabii.
Bendir, def diye de bilinen, herhangi bir zil ve halka eklentisi olmayan, vurmalı bir müzik aleti. Çalabilir miyim bilmiyorum. Ama yaparız bir şeyler. Heyecan olursa her şey olur, zor gelmez denemeler. Heves ne büyük hikmet.. Heyecan duymak, beklemek.. Ben uzun zamandır bu kadar heves duymamışım demek ki bir şeye. Gönlüm aç kalmış. Umarım bendire hevesim ve heyecanım daim, yolumuz uzun olur.
Diğer yandan sanal dünyada, gerçek dünyamızdan dahi göçmüş insanlar tanıyorum. Onlarla yapılan sohbetleri, röportajları dinliyorum. Böylelikle yeni pencereler açıyorum kendime. Düşünemediklerimi söyleyen, göremediklerimi görebilen insanları dinliyorum kendimce. Ben her insandan bir şeyler öğrenebileceğimizi düşünenlerdenim. Kimilerinden bir şey, kimilerinden çok şey öğrenilir bu ayrı mesele tabii. Bu doğrultuda kişi bazında zaman ayarlamasını yapmak önemli. Çok çok kıymetli insanlar dinliyorum. Tapmadan dinliyorum. Kıymetinin bilincinde olarak ama onunda bir insan olduğunu, zaafları ve nefsi olduğunu unutmadan..
Dünya çok büyük vesselam. Yaşadığım alan zerresi dahi değil ve ben o zerrenin zerresine bile vakıf değilim. Çok farklı kültürler, çok farklı yerler, çok farklı yaşamlar var. Çok çok farklı işte.. Zaman nehrinden testiyi doldurmaya çalışıyorum kendimce. Bazen, bölgesel olarak önümüze attıkları kemiklerle oyalandığımızı ve bize öğretilen komik bilgileri ciddiye alarak dünyayı kurtardığımızı sanarak yaşıyormuş gibi yaptığımızı düşünüyorum. Şahsi fikrim şimdilik böyle. Daha farklı bir düşünceye kapılırsam devrin düzenini daha anlamlı bulurum belki. Zaman.. Hiçbir şey o kadar da önemli değil. Anlatacak çok şey var ama uzatmaya gerek yok diyerek kapanışı yapayım artık.
Öteki olan her şeye saygı ve sağlık dolu günlere..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Çatırtıları Duydunuz mu?
Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :) Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...
-
TİMSAH HEYKELİ Kadıköy’de bulunan, her ne kadar dikkat çekmese dahi buluşma...
-
Dün gece Lale Müldür'ün, Mağaradakiler adlı edebiyat dergisiyle söyleşisine denk geldim. Ve dün gece itibariyle kendisine hayr...
-
Mutluluk.. Üzerine söylenmiş milyonlarca söz, yazılmış trilyonlarca yazı var. İnsanlığın yegane arzusu, duaları...