2020 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2020 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2020 Pazar

2040 Yılına Selam Olsun


      Bu aralar aklımın köşesinden yirmi yıl sonra nerede olacağım düşüncesi geçiyor. Neden bilmiyorum. Herhangi bir hayal ve beklentiyle değil de akıbeti merak ediyorum. Allah ömür verir de o yılları görürsem neler yaşamış, neleri aşmış, nelerden ders almış olacağım acaba? Bir yandan belirsizlik, sisli bir ormanda yürümek gibi tedirginlik verse de bir diğer yandan heyecan duyuyorum.

      Nasıl bir insan olacağım acaba? İyi biri miyim? Neşem benimle mi yoksa almışlar mı elimden? Neler çıkmış karşıma, kimleri tanımış, kimlerin ışığıyla aydınlanmış ve belki de aydınlatmış olacağım hayatımda? Nasıl bir ortamın içinde, kimlerle dostluklar kurmuş olacağım gibi sorularla aklımın köşesi seyran yeri. Böyle böyle geçiyor işte günler. Ömür gibi.. İnanıyorum ki hayaller evet güzel ama kader adını verdiğimiz, çok daha evvelden çizilen bir rota var hepimiz için. Asıl heyecan veren de bu benim için.

      Dünya bir sahne ve hepimizin bir rolü var bu sahnede. Rolünü bitiren geri dönüyor. Madem ki böyle, lezzet almak gerek. Ciddi anlamda yaşam mottom bu. Keyif almak, aydınlanmak ve aydınlatmak gerek. Bir ömür ancak böyle güzel yaşanır değil mi? Bence öyle. Yani şimdilik. Bilmiyorum, düşünceler de değişir..

      Hayat aynı zamanda bir yol gibi. Muhteşem bir zeka dizayn etmiş sanki. Neler yaşayacağını, nelerle savaşacağını, kimlerle karşılaşacağını, tedbirlerinin nasıl havada kalacağını, hayallerin ve gerçeklerin hangi sulara karışacağını, hangi yangınlardan kurtulacağını kestiremiyor insan. Yol bazen günlük güneşlik bazen de alevden seller gibi. Öğrendiğim birkaç şey ise zaman geçmezken ömür biter ve bir anda değişebilir her şey. Bundan başka bir şey bilmiyor ve hiçbir şeyi çok da ciddiye alamıyorum. Çünkü gerçeğin de bir gerçeği vardır, şimdilik böyle düşünüyorum.

      Aklımdan yalnızca sorular geçmiyor elbette. Hala bir şey arıyorum. Ne arıyorum tam olarak bilmiyorum. Bazen ona yaklaşmış gibi oluyorum sonra yine, alıyor bir düşünce.. Belki de ömür arayarak geçen bir şeydir? Aramak bahanesidir yaşam denen meselenin. İnsanı adım adım yürüten, seneleri alıp götüren bir arayıştır belki. Olamaz mı? Bu da olabilir. Olmayabilir de ama şimdilik bu aklıma yatıyor diyelim. :)

      Velhasıl karantina günleri böyle düşüncelerle geçiyor işte. Yalnızlığımın içinde kalabalığım diyebilirim ve bu kalabalık benim dinlediğim, okuduğum, izlediğim insanlarla dolu. İnternet büyük hikmet.. Ben de bir şeyler arıyorum kendimce. Umarım hakikatten kendi payımı da bulurum diyerek kapanışı yapıyor, sağlıklı günler ve güzel bir ömür diliyorum..

      

11 Nisan 2020 Cumartesi

Sokağa Çıkma Yasağı


      Bugün kayıtlara geçmeli. Bunun için telefonla da olsa yazmaya karar verdim. Gerçi ülkemizde her yeni güne bir yeni olay serisi devam ediyor ancak yine de unutulmasın. Saat 01.05 bundan 3 saat öncesine gidelim haydi.

            

      10 Nisan 2020 akşam 21.50’de 31 ilde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 00.00 itibariyle halk sokağa çıkamayacak dendi. Bunun üzerine halk akın akın marketlere, fırınlara, tekellere gitti. Yetti mi? Hayır. Bursa ilinde pazar kuruldu halk alışverişini dahi yaptı. Bir fırının önünde kavgaya tutuşan cengaverleri de unutmamak gerek tabii.. Markete Cola almak için mi giden ararsınız, Luppo için gideni mi.. Tam bir trajedi!

      Haftalardır gönüllü karantina uygulaması ile evinde oturan halk, gün itibariyle bağından boşanmış gibi döküldü sokaklara. Havalar ısınıyor ve insanlar sokaklara dökülmesin bu hafta sonu diye yapılan bu uygulama, haftalardır evde kalan halka amacını unutturdu adeta. Bıraksalardı insanları, muhtemelen bu kadar yayılmazdı. Akıbet tam bir muamma.

      Velhasıl maşallah dediğimiz 3 gün yaşadı, tüm ülke 2 günlük sokağa çıkma yasağının haberiyle akın akın kalabalığa karıştı. Haftalardır belirli bir çizgide ilerleyen vaka sayısı 14 günün sonunda nasıl bir hal alacak düşünmek dahi istemiyorum. İyi bir şey yapmaya çalışırken bence çok daha kötü bir şey yapıldı.

      Yapılacak şey yasağın ilan haberinin yanında fırınların, eczanelerin ve açık olacak diğer kurumların da belirtilmesiydi. Halk büyük bir belirsizlik içinde ekmek almaya koştu. Sonra kuru pasta sırası ekranlarda yer buldu. Dünyanın gündeminde olabiliriz şu an. Hayretle izliyorlar bizi. Gerçekten. Eminim ki bugün dışarı çıkıp alışveriş yapan insanların yarısından fazlasının evinde yeterince stok vardır. Ne desek boş.. Bilinçsizlikten de farklı bir durum bu aslında. Acımasızca. Olan sağlık çalışanlarına olacak, malzeme yetersizliğiyle kıvranılacak günler kapıda.

      Haftalardır yasak gelmeli diyen insanları dinlemeyip, önerilere ekonomik fikirlerle sırt dönüp ani bir kararla sokağa çıkma yasağı getirmek nelere mâl olacak hep birlikte göreceğiz. Cidden her günümüz bir olay. Oysa bu süreci güzel idare etmiştik. İnsanlar evindeydi. Bugün kaç bin kişi enfekte oldu Allah biliyor. Bilim kurgu filmi gibi günlere kendi imzamızı da atmış olduk. Ah o pazar alışverişi yok mu.. Gözlerim kanıyor. Aklım zaten firarda.

      Umudum kalmadı ama Allah akıl, fikir, sağlık, huzur ve cehaletle savaşmaya sabır versin diliyorum. Tüm dünya ile birlikte yalnızca virüsle değil, cehaletle de savaşıyoruz.
      Güzel günlere..

11 Nisan Cumartesi
       01.32

19 Mart 2020 Perşembe

Corona Günlerinde Karantina


      Bir süredir dünya gündeminde bir minik illet var. Covid-19 ya da Corona.. Minik dediğime bakmayın. Çin ile başladı, İtalya ile zirve yaptı adeta. İran keza bezmiş durumda. Mesafelerin yalnızca saatlerde kaldığı yeni dünyada, bu virüsün ülkemizi teğet geçmesi beklenemezdi pek tabii.. Bizde ilk vakanın görülmesiyle ve bu sayıların artmasıyla birlikte meselenin ciddiyeti ufak da olsa fark edildi. Okullar hafta başı itibariyle tatil edildi.

      Bence ilk adımda yapılabilecek en mantıklı hamleydi. Gerçekçi olalım ve okullarımızın hallerini şöyle bir düşünelim. Tuvaletlerde sabun ve peçetelerin bulunmadığı bir okulda hijyeni kontrol altında tutmak ne kadar mümkün olabilir ki? Yanlış anlaşılmasın.. Yerleştirilen sabunlukların nasıl parçalandığına, peçetelerin nasıl savrulup atıldığına bizzat şahidim. İstediğiniz kadar düzen yaratın, düzeni bozanı destekleyen bir sistemle olmaz o iş. Konu bu değil tabii.. Kalabalıkları kontrol altına almak için en mantıklı hamle işte bu tatildi..


      Bu tatili yanlış anlayanlar oldu bir süre. Keyif turları yapıldı birkaç gün. Kimi veliler, ''Okullar tatilse biz de evde çalışırız!'' nidalarıyla tüm sınıfı evinde toplayıp ders çalıştırdı. Evet evet yaşandı bunlar. Belki de virüs yayıldıkça yayıldı böylece. Bilmiyoruz.. İyi niyetle yapılan şeylerin bedelini nasıl ödeyeceğimizi göremiyoruz. Okulların tatili ve öğrencilerin akıbeti düşündürdü biraz sistemi. Bu bir rekabet ortamına dönüştü, konferanslar yapıldı, kriz çözümleri arandı. Oysa yapılacak tek şey kalabalıktan uzak kalmak, bu kriz anını evde sükunetle karşılamaktı. Durum şimdi nedir bilmiyoruz. Açıklama yapanları tekrar görebilecek miyiz, kestiremiyoruz.


      Ülkece virüsün 14 günlük kuluçka süresinin içindeyiz aslında. Belki de ilk haftasındayız hala. Ölümler şimdiden başladı. Son açıklanan vaka sayısı 191 olarak aktarıldı. Süreç nasıl ilerleyecek bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey durum gerçekten ciddi ama biz hala kabullenemedik bu ciddiyeti. Tüm dünya, evden çıkmayın uyarılarında bulunuyor. Kendi durumlarını, içinde oldukları çıkmazı anlatmaya çalışıyor.


      Bu süreçte marketler talan edildi. Güvenlik ve can telaşına düşen insan, ihtiyaçlar hiyerarşisinin 1.basamağına keskin bir çizgiyle indi. Maslow nur içinde yatsın, haklıymış. Bir diğer yandan sokaklar tenha, insanlar tedirgin ve ürkütücü bir sessizliğin hakim olduğu günlerin içindeyiz. Hastaneler giderek yoğunlaşıyor. Günün pelerinsiz kahramanlarıysa sağlıkçılar. Canları pahasına oradalar. Hakları ödenmez asla. Hepsine hem bedenen hem de ruhen güç diliyorum.

      Bir başka konu ise halka evinizden çıkmayın çağrıları yapılıyor. Tamam çıkmayalım ki olması gereken de bu. Virüs sonuçta. İnsanların birbirine bulaştırmaması için gereken şey bu. Peki çalışan insanlar? Toplu taşıma kullananlar? Evimizde bir kişi dahi karışıyorsa kalabalığa, ne anlamı kalıyor bizim evde olmamızın? Haydi bakalım ben cevap bulamadım..

      Market çalışanları, kargo çalışanları ve diğer sektörlerde çalışan insanlar işe gitmek zorunda. Firmalar gelecek ekonomik sıkıntıları düşünerek personel çıkarmak için fırsat kolluyor durumda. Verilen izinler keza ücretsiz izin. Devlet emriyle kapatılan dükkanların personelleri ya ücretsiz izinde ya da yıllık izin hakları gasp ediliyor adeta. Bunu görmezden mi gelelim şimdi? Konu girişinde belirttiğim çalışanlara dönecek olursak ne şartlarda çalışıyor? Bu düşünüldü mü? Kasiyerler maskesiz, eldivensiz -artık koruyucu ne olabilirse- yüzlerce insanla yakın temasta. Onların canı yok mu acaba? Virüs onlara ve evlerindeki insanlara işlemiyor mu? Çalışanların güvenliği göz ardı ediliyorsa kimse ülkenin teyakkuzda oluşundan bahsetmesin. Şahsi fikrim bu.

      Aslında yazacak çok mesele var. Ülke panayır yeri vesselam. Her tip insan var. Karantinadan kaçan umrecileri mi, karantinadan kaçırılan üst düzey insanların çocuklarını mı hangisini anlatsak? Kaçmasın diye onu tutan polisin, bende varsa sana da geçsin diye düşünerek yüzüne tüküren 'insan' görünümlü canlı, umreden geldi ancak yaptığı şeyin cinayete teşebbüsten farkı var mı? Ülkede durumlar ibretlik ve günden güne karmaşık bir hal almaya başladı.

      Şimdilik ekonomi düşünülerek (sanırım) sokağa çıkma yasağı gelmedi. Sonradan geç kaldık diyeceklerini az çok kestirebiliyoruz. İnsanlar sokaklarda dolaştıkça, işe gitmek için metroları ve diğer toplu taşımaları kullandıkça bu virüs hızla yayılacak ve hiçbirimizin can güvenliği kalmayacak. Dünya kırılırken bize bir şey olmaz diye düşünmek ya da biz o kadar fazla etkilenmeyiz diye düşünmek boş bir hayal olacak. Umarım güzel şeyler olur ancak olabilmesi için mantıklı adımlar atılmalı bence. Yine belirteyim ki bunlar şahsi fikrim. Yıllar sonra bu yazıyı okuduğumda ( o yıllara ulaşabilirsem) nasıl zamanlardan geçtiğimizi hatırlamak isterim.

      Bense bu zaman dilimini kendimce fırsata çevirmeye çalışıyorum. Okuyor, yazıyor, izliyor, notlar alıyor kısaca kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Tüm yaptıklarımın özeti bu. Hem keyif alıyor hem de eksiklerimi tamamlamaya çalışıyorum. Ülke ülke geziyor, dinlemediğim müzikleri dinliyor, belgeseller, operalar, müzeler ile hayatımı renklendiriyorum. Kendim için yapabileceğim en iyi şeyler bunlar şimdilik. İnsanların ne yaptığıyla ilgilenmek yerine kendi eksiklerimi kapatmaya çalışıyorum. Bu da benim yaşam tercihim diyelim.

      Ülkece hassas bir dönemdeyiz. Hatta tüm dünyanın ortak derdi, bu minik illet diyebiliriz. Bu hassas sürecin çok iyi yönetilmesi gerek. Basit bir grip değil. Binlerce insan ölüyor ve önüne geçilemiyor. Zengini fakiri yok bu virüsün, öyle bir bela.. Zengin daha farklı hastanelerde tedavi olur, karantinası özel alanlarda olur ama nihayetinde ortak bir bela. Sonumuz hayır olsun diyelim.

      Olumlu yaklaşmaya çalıştım bir süre ama ben sokağa çıkma yasağının acilen başlatılması taraftarıyım. Kasiyerler, işçiler, kargo çalışanları beni üzüyor. Güvenlik önlemleri alınmadan çalıştırılmaları üzüyor. Olan yine gariban insana oluyor. Gözlerimi kapatamıyorum. Durumlar böyle işte.. Neler hayal ederken neleri yaşadığımız bir 2020-Mart içerisinden yazıyorum. Bu günleri de gördük diyorum. Sezon sonuna doğmuşuzdur belki. Tüm sosyal medya haklı olabilir. Umarım bir an evvel önlemler arttırılır ve bu illet can almayı bırakır. Kıyamet fragmanı günler başlıyor gibi. Moral ve iyi enerjilere ihtiyacımız var. Estikçe yazacak ve düşüncelerimi sanal defterime bırakacağım böyle.

     Sağlık ve huzur dolu günler diliyor, Allah'a emanet günlerden bir yazı bırakıyorum.
Okuyana selam olsun..

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...