9 Eylül 2019 Pazartesi

İyilik ve Güzellik Maskesi



      Hayatın kabullenmekte güçlük çektiğim ancak artık güç de olsa fark ettiğim bazı gerçekleri var. Güzel, yakışıklı, kaliteli, pahalı, kıymetli, iyi vb. kelimelerin içini gözlemlerimle doldurmaya başladım. Yazacaklarım şahsi fikrim. Belki ilerde değişir, sonsuza kadar savunmayacağımı belirtir düşüncelerimi paylaşmak isterim.

      Günümüzde bir 'şey' ne kadar rağbet görüyorsa o doğrultuda doğru seçenek oluyor. Perde arkasına ve uygunluğuna bakılmaksızın, o seçildiyse doğrudur algısıyla seçilen oluyor. Çok okunan listelerinde karşımıza çıkan kağıt zayiatları gibi. Üzgünüm ama gerçekler. Reklamın gerçekliğinden ziyade başarılı oluşu meselesi. Bu bazen mantıklı bir tercih sayılabilir, bir nesne için düşünüldüğünde tecrübeler insanlara kolaylık sağlar. Renkleri geçelim, peki ya zevkler? Hangisi mantıklı düşünmek gerek. İstediğimiz mi, istedikleri mi..

      Bir diğer olay şu ki, kabullenmekte gerçekten güçlük çektiğim ancak deneylerin dahi yapıldığı güzel olanı seçme meselesi. Bir insan ne kadar güzel ve yakışıklıysa o boyutta öncelik kazanıyor. İlk bakış. Güzel ya da değil. Bitti. Sonra meziyetler geliyor ancak o ilk bakışı kabul edelim ki var. Bir erkek yakışıklıysa arkadaşlık için dahi öncelik sahibi. Bir kadın güzelse peşinden koşulduğuna değmeli düşüncesi var. Makyaj güzeli olmasının, boyanın altında aslında bambaşka renklerin bulunmasının da önemi yok. İlk bakış. Güzel. Bitti. İlginç değil mi? Hayır ben öyle düşünmüyorum diyenler için belirtmeliyim ki genel gözlemim bu şekilde. Durum sizde farklı olabilir pek tabi..

      Pahalı başka, kıymetli başka diyen Mevlana şu günlerimizi görse neler söylerdi kim bilir.. Pahalı olan iyidir. Tıpkı zengin insanların, yüksek maaşların, lüks evlerin ve arabaların insanları 'iyi' kategorisine aldığı gibi. Üzerinde binlerce liralık aksesuarla gezip, medeniyetten ve insani değerlerden nasibini alamamış kişi, parayla alamayacak bazı özellikleri. Bu bazen unutuluyor. Muhatap her daim 'iyi' olandan seçiliyor. Zaman sürprizlerle dolu. Bugün akan yarın durabilir o zaman aynı insan bugün olduğu gibi 'iyi' olabilecek mi bunu zaman gösterir.

     Bugün Nazım Hikmet'in Sanat Telakkisi isimli şiirini okudum ve bu beni biraz düşündürdü. Fazla düşünmüş olmalıyım ki soluğu burada aldım. Sanırım benim bakış açım da tam olarak böyle. Bir gün işler ters gidip parasız kaldığımızda, sağlığımızı yitirdiğimizde, makyajımızı sildiğimizde, 'iyi' sayılabilecek her ne varsa elimizden yitip gittiğinde maske düşmüş ve gerçek biz ile sahneye çıkmış olacağız. O gün yalnızca gerçek kimliğimiz konuşacak. Yaptıklarımız, düştüklerimiz, elinden tuttuklarımız, okuyup yazdıklarımız, dinlediklerimiz hepsi o zaman ortaya çıkacak. Bunu görmek için o günü beklemeye gerek yok sanıyorum. Mümkün olduğunca 'iyi' anlayışımızın iplerini ellerimizde tutarsak bir şeyler değişir belki. Düşünmek gerekli..

     Son olarak şunu da eklemek isterim ki, 'iyi' bir insanla tanıştığınızda zamanla maskeler birer birer düşüyor ve karşınızda bambaşka ve hiç beklemediğiniz bir insan görüyorsunuz ya hani, işte o an değişiyor 'iyi' ve bir başkası için yarın yine 'iyi' olabilecek kişi sizin için ayrı bir yerde oluyor artık. Dünyaları getirse sizin için artık yeri değişti. Enerji meselesinden ziyade işin bu boyutuna dair fikirlerim bunlar. Sözü Nazım Hikmet'e bırakıyor, şiir gibi günler diliyorum..




Erkek güzeli “Biblos ilâhı genç Adonis” köprü başında karşıma çıksa, belki bakmadan geçerim de; Filozofumun yuvarlak gözlüklü gözüne, ve ateşçimin dört köşe terli bir güneş gibi yanan yüzüne
bakmadan geçemem..
      

6 Eylül 2019 Cuma

Yollar




                         '' Canımın içi,

                         bunlar yalnızca romanlarda olur..''


                         Ve belki biraz da filmlerde..



      Her şey yola çıkmakla başlar filmlerde. Bir yol. Varılacak noktanın belli olmadığı, heyecanın asla son bulmadığı bir yol. Tesadüfler silsilesi, sürprizler hengamesi arasında ilerleyen zaman. Bazen hüzün bazen heyecan ama hep yolunda giden plan..


      Hayatımız neden yaşamak istediğimiz bir film gibi değil? Tercih imkanımız olsaydı keşke seçebilseydik her şeyi. Doğacağımız memleketi, geçeceğimiz yolları, çıkacağımız yokuşları ve nihayetinde kavuşacağımız manzarayı. Aynı gözlerle bakar mıydık, bir yıldızın şavkıyla bu kadar huzur dolar mıydık bilinmez tabi ama öyle de yaşanabilirdi..

      Düşüncelerimi gurub zamanı bir serçenin ötüşüne bırakıyor, maviliklere saklanan turunculuğu uğurlamaya gidiyorum. Bunlar ne kitaplarda ne filmlerde olabilecek anlar. Yaşamayı seçiyorum..

27 Ağustos 2019 Salı

Güneşi Uğurlamak



      Kalbini güneşe seren biri, gitmeye hazırlanmış güneşin ardından uzunca bakmak istedi. İzledi. Göğün beyaz bulutların ardındaki maviliğini, pembeleşmeye başlayan sessizliğini ve güneşin turuncu sözlerini dinledi. Dolaştı kalbinin yemyeşil bahçesinde, dolaştı çimenlerin o neşeli tazeliğinde ve aldı mis kokusunu en güzel çiçeklerin. Döndü evine ve bir kuş kondu karşısındaki pencereye. Uzun uzun izledi. Kanat çırpışını ve gözlerinin içine içine bakışını heyecanla bekledi. Penceresinden gelen en sessiz sesleri yazıya geçirmek istedi. Gerçekler kadar siyah mürekkebini çekti hayalleri kadar naif bir kalemin ciğerlerine ve defterine usul usul şu düşüncelerini işledi:


     Görünenin ötesinde bir yaşam var. Aslında gerçek tam olarak söylendiği gibi değil. Hatta bazen yapılanlar dahi bambaşka düşüncelerin izdüşümleri. Hayat sembolik bir yaşantı sanki.. Perde arkasından el sallayan tebessümlerin, heyecanların, hırçınlıkların saklanarak ve varlıklarını ancak -mış gibi yaşayarak hissettirdikleri zamanlar içindeyiz şimdi.

     Hangi mendil kurutur timsahların gözlerinden akan incileri? Hangi merhem şifa olabilir görünmez bir yaraya? Yara nedir? Kalpler devayı nerede bulabilir? Sorular batmakta olan bir güneşin peşinden koşuyor adeta. Yakalayabilirlerse ne ala! Ya yakaladıklarında da cevap bulamazlarsa?

     Yürüyoruz. Yollar belirlenmiş ve sınırlar çizilmiş gibi. Yürüyoruz.. Nihai nokta herkes için farklı olsa da, bazen aynı yolları paylaşıyor ve bazen farkında dahi olmadan uzaklaşıyoruz. Bir başkasının yolu da, hayatı da, varacağı nokta da hep en güzeli. Birbirinin hayatına özenerek biten ömürler kervanı uzaklardan selam ediyor sanki. Buralar karmaşık, sen hayatı olduğu gibi kabullen der gibi..

     Bir kuş bile tepelerden izlemek istiyor şehri. En uzakları görebilmek, gölgeliğe kanat açabilmek istiyor. Yorulduğuna değsin, rüzgarı hissetsin istiyor. Bir kuş.. Hangi ömür bir kuş kadar özgürce yaşıyor bu şehri? Yaklaşıyor şimdi kalabalık, karmaşık, karanlık ve ışık! Hayatta her şey ışığa koşar değil mi? Kalpler de bir ışık arıyor. Bir çiçeği heyecanla kokluyor ve en güzel sesleri hayranlıkla dinliyor.

Şimdi güneş çok uzaklara gidiyor. Ve martılar güneşi sevgiyle uğurluyor..


                                              Görsel alıntıdır.

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Kendi Tahtını Kendi Yapanlar




      Hayatımın belki de en sakin ve yaşamı kabullenmiş zamanlarının içindeyim. Çok şükür. Bu noktaya gelmek benim için büyük meseleydi. Daim olsun. Her şey kendi zamanını bulduğunda, olması gerektiği gibi olacak nasılsa. Çırpınmak boşa, sadece yaşa düsturuyla geçen günler içindeyim.. Zamana ve kadere güvenerek akıbeti beklemekteyim.

      Buraya genellikle aklım ya da ruhum aydınlandığında uğruyorum artık. Bazen de tam tersi, karanlıklarda boğulduğumda bir nefes almak için geliyorum. Nihayetinde dağınık olan bir şeyleri burada toparlıyorum. Kaçabilecek bir yeri olanlara ne mutlu! Benim de seyir tepem tam olarak bu..

       Bir şeyler okuyor, izliyor ve söyleşileriyle bambaşka insanlar tanıma fırsatı buluyorum. Görünenin ardına dair ipuçlarını bu sayede yakalıyorum. Dikkatimi çeken bazı noktalar var. Bazı insanlar kendi tahtını kendi yapar. Bazı insanların hayatlarının özetinin bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü hayat her insana farklı sürprizler hazırlıyor. Özel bir kutu. İçinde ne olduğunu açandan başkası tam manasıyla bilemeyecek. Kutunun sahibi ona gelen sürprizi ne amaçla kullanırsa, tüm dünya ancak bunu böyle öğrenecek. Konuya dönüyorum. Bazı insanlar kendi tahtını gerçekten kendi yapıyor. Bu şans mı, Allah böyle istediği için mi böyle oluyor yoksa yazgısından ayrılamadığı için mi böyle bilmiyorum. Bir şekilde zirvelerden kuyulara, kuyulardan ovalara çıkan yollara düşen insanlar hayatlarının seyrini bambaşka noktalara taşıyabiliyor. Garip değil mi? Bu hayata gelişimizin muhakkak bir sebebi olmalı. Bir ışık, belki bir nefes, belki de dünyanın yangınını söndürecek tek bir damla su. Hayat bu.. Anlatıldığında hayat filminin değerlendirmesi yapılıyor ancak yaşarken her şey bambaşka. En güzel günler hiç bitmeyecek, gençlik hiç gitmeyecek, sağlık yaşımızla cenk etmeyecek gibi.. Oysa yarınlar bir muammaya teslim. En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız derken şair, ancak bu kadar haklı olabilir..

       Yaşadıklarını kumbaraya, kötü günleri birer fırsata dönüştürmek üzere atan insanlar ilgimi çekiyor. Çok bilgili insanların dikkatimi çektiği gibi. Asla tek bir doğruya takılmayan, yalnızca sorgulayan, tek bir yargıya takılmadan bilgiden bilgiye koşan.. Böyle insanları dinlemek bile beni mutlu ediyor. Keşke etrafımız böyle insanlarla dolu olsa, onlar hep anlatsa.. Neyse ki internet var. Yazılar, videolar uzakları yakın ediyor. Aklımda çok mesele var aslında ama bugün bunu yazmak istedim. Bunu kendime her zaman hatırlatmak isterim. Kuyulardan geçerse yolum, hatırlamam gereken bir doruk var. Ve bazı insanlar tahtını kendi yapar..

                                                                 Görsel alıntıdır.

1 Ağustos 2019 Perşembe

Parlak ve Beyaz Nasihatler



            Saçım ağarır,
            Yaşım bağırır,
            Yaşam daralır,
            Bu dümende..

Birsen Tezer / Delikanlı


      Aklımda bu şarkı var şimdi. Kendi kendine usul usul çalıyor. Keyifle dinliyorum. Aslında bu şarkıyı bugün ilk defa anlıyorum diyebilirim. Bu şarkıyı bugün ilk defa hissettim..

      Bugün saçlarımı toplamak için aynaya baktığımda, tam bağımsız, asi bir tel gördüm. Parlak ve çok güçlüydü. Diğer tellerin yumuşaklığına inat, ben buradayım ve varım beni gör dedi sanki. Bugün  gördüm, kabullendim artık o beyaz teli. Kabullenmek istemedim pek ama varlığı yadsınamaz bir gerçek. ( Bu arada mesele güzellik değil. Sarılara karışıyor, benden başkası anlayamıyor bile. )

      Saçlarımda gördüğüm bu asi ruh, sen büyüdün diyor bana. Bunu kabullen ve kendi yolunu ellerinle yap diyor. Bir şeyler için uğraş, gökyüzünde görmek istediğin yıldızları bizzat sen gökyüzüne yapıştır diyor. Kendini mutlu et ve fark et diyor. Bu dünyada sen de varsın ve bir şeyler yapmalısın artık diyor. Bunun yanında bir şey daha söyledi bana. Eğer bu hayatta beyaz bir tel olacaksan, güçlü ve parlak olmak zorunda kalacaksın. Kalbin eğilip bükülmeyecek, dik durmaya çalışacaksın. Ruhen daha az yorulacak, daha az yıpranacaksın. Madem ki her insan yıllarla bir beyaz tel olmak zorunda, o zaman dinlemek gerek bu söylediklerini. Haklıdır belki..

      Ruhumuz hep hassas bir çocuk. Milyarlarca gezegen gibi milyarlarca insandan biriyiz. Önceliklerimiz, hayata bakışımız, yaşayışımız, sevinçlerimiz, hayallerimiz, hüzünlerimiz çok farklı. Bazen anlamlandıramıyoruz olanı ve biteni. İnsanlık hali..

      Velhasıl bir beyaz tel size neler der bilmiyorum ama bana bugün bunları söyledi. Nasihatlerini dikkatle dinledim. Sanırım artık bir şeyler değişmeli. Günler sağlık, huzur ve mutlulukla dolsun ve şans hep bizimle olsun..
Görsel alıntıdır.

30 Temmuz 2019 Salı

Bazen Anlam Olmaz



         Şu hayatta neyi yadırgasam, neyi anlamlandıramasam, neyi kınasam bizzat yaşıyorum. Hem de sindire sindire. Öyle böyle değil.. Tamam büyük konuşmuşum da, cahil cesaretiydi hepsi. İnsanlık halleri. Allah affetsin..

        Hiç unutmam, bundan yıllar yıllar evvel insanlar neden sıkılır derdim. Yani nasıl sıkılabilir. Yapacak o kadar çok şey var ki.. Sıkılmak nasıl bir şey acaba derdim. Her şeyden, abartmıyorum her şeyden sıkılıyorum şimdi. Tahammül sınırım serçe parmağımla yarışır. Belki geçici bir durumdur ki umuyorum öyledir, her şeyden çabucak sıkılıyorum. Pollyanna ile yarışan düşüncelerim bile yerini ibretlik bir şekilde gerçekçiliğe bırakmaya başladı. İnanmadığım, hissetmediğim, doğru bulmadığım hiçbir şeyi yansıtmıyorum. Çünkü sıkılıyorum.

        İşin bir de laf anlatma kısmı var tabi. Hayatımızdaki olumlu şeylere bakmamızı öneren iyi niyet cümleleri.. Sağlığımıza şükür tabi ama mesele bu değil ki.  Bu aralar böyle. Her şey hissettiğim gibi. Bu tatili böyle planlamamıştım ama değişen şeyler var ve  yeni bir düzen üzerine yapılan yeni planlar.. Zaman güzellikler getirsin diyor, zamana ve akışına güvenmeyi tercih ediyorum.


14 Temmuz 2019 Pazar

Karmakarışıklaşmaktayız



        Zaman tüm hızıyla geçiyor. Değişiklikler olmakla birlikte asıl beklediğim değişikliklerden eser yok. Nihayetinde su yolunu bulacak fakat çok garip bir ülke olduk vesselam. Ne için ne yapmamız gerektiğini kestirmek çok güç. At izi içinden it izini ayıramadığımız zamanlardayız. Bu sözün asıl anlamını insan göre göre anlıyormuş. Durumlar karışık..

       Takıldığım meseleler yalnızca beni mi böyle düşündürüyor bilemesem de görünmez bir kasırga içinde çırpınıyoruz. Akıbet Allah’a emanet. Ne olacağı belli olmadığı gibi ne olduğu da belli değil. Ne zaman son bulacağı tam bir belirsizlik. Garip..

      Aklımdan taşanlar şimdilik burada dursun. Kalplerimiz huzurlu, günlerimiz umut dolu olsun. Gerisini bir şekilde halledeceğiz artık. Ama şunu belirtmeliyim ki, sıkıldım. Hayırlısı bakalım..


                                                                   Görsel alıntıdır.

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...