11 Ekim 2021 Pazartesi

Zamanın Ötesinden


      Asırlar sonrasından koca bir merhaba..
Neden bilmiyorum ama uzun süredir yazmak istemedim, canım istemedi. İçimden düşünmek ya da içimden konuşmak daha kolaydı sanki. Daha.. Nasıl desem.. Daha işte. Öyle.. Ben ki canımın istemediği hiçbir şeyi yapmayan biri olarak pek tabii yine dinleyecektim canımın isteğini. Böyle bir gece vakti esti ve buradayım şimdi.

      Günler su misali hızla akarken gün ne zaman başlıyor ne zaman bitiyor çözemiyorum. Düşünmeye fırsatımın dahi kalmayacağı kadar yoğunlaşmak bazen güzel oluyor. Yorgunluğun verdiği vicdani rahatlığın tadı da ayrı güzel. Günler özetle güzel. Elimden geldiği kadarıyla, değiştirebildiğim kadarıyla, dönüştürebildiğim kadarıyla.. İnsan kalben huzurdan başka ne ister? Her şey güzel..

      Onun dışında.. İnsan her şeye alışıyor. En çok da alışmak durumunda kaldıklarına alışıyor. Elinde olmayanlara, anlayamadıklarına, anlaşılamadıklarına, olanlara, olmayanlara.. Her hale uyum sağlıyor. İyi ki böyle. Ay aklıma gelmişken zaman çok garip ya. Çok çok hem de. Keşke uzun uzun yazabileceğim bir konu olsaydı da dökseydim eteğimdeki taşları. Ama olmaz.. 🙃

      Böyle işte günler. Hız, hayret, hasret ve hareket dolu. Çok daha farklı ama olması gerektiği gibi. Daha iyi nasıl olabilir ki? Ruhumun, merdivenleri kendinden emin adımlarla attığı bu zaman dilimi nelere gebe bilmiyorum. Zaman gösterir. Ben de zamanı izliyorum. Asırların özeti böyle. Sevgiyle..

31 Temmuz 2021 Cumartesi

Zaman Eserken


      Asırlar sonra yeniden buradayım. Son yazımın üzerinden 40 gün geçmiş. Bu kadar olmuş mu sahi.. Yazma teşebbüslerimin dahi olmadığı koca 40 gün.. Ben geçen günlere küçük bir özet geçeyim:
      Pandemik sancılarımız kaldığı yerden devam ediyor öncelikle. Kısıtlamalar biraz daha esnetildi. Havaların da ısınmasıyla birlikte maskeler daha çok çeneleri korumaya aldı. Dünya kaynıyor. Ne tür afet ararsak var. Denizler, ormanlar, insanlar.. Üzülmekten yoruldum. Her tür sosyal ve siyasi tahribat mevcut. Kendi sonunu elleriyle hazırlayan başka bir ırk var mıdır? Düşünmek de yordu.

      Benim hayatımdaki bu 40 gün fena değildi. Bir mini tatil, gezi gözlem, bir kuple şans dönmesi derken unutamayacağım olaylar yaşanmadı değil. :) Buraya yazmak içimden gelmedi ama hiçbirini. Neden bilmiyorum, olur böyle şeyler. Ben ve benim gibiler için günü yazmadan bitirmek mümkün değil. Su içmek gibi. Yazmak gerek. Ben de yazdım tabii ama hiçbiri buraya değildi.

      Herkesin şu hayatta çekildiği bir köşesi var. Kiminin bir deniz kenarı, kiminin bir ağaç gölgesi, kiminin daha çok çalışmak, kiminin yazmak, kiminin hobilerinde kaybolmak, kimilerinin arkadaşları, kiminin çiçekleri, böcekleri, kitapları, kalemleri.. Uzar gider bu liste. Hepsi iyi ki var. Ben de herkes gibi biraz ondan biraz bundan beslenerek dolduruyorum ruhumun kuyularını.

      Bu blog nasıl bir akıbet görecek bilemesem de, olmak istediğim zaman buradayım işte. Kimse değil, kendim için. Beklentim değil, keyfim için. Öyle işte.. :)

      Güzel günlerde yeniden burada olmak dileğimle..
      Sevgiyle.

21 Haziran 2021 Pazartesi

Hayatımın Kaldırım Taşları

      
      Ne çok zaman geçmiş buraya yazmayalı. Bazen oluyor böyle. Her şeyden elimi eteğimi çektiğim bir nekahet dönemi esiyor ara sıra, sonra gidiyor. Öyle bir esintiye kapılmışım demek ki. Olsun, herkes evini de yolunu da bilir. Burası da benim evlerimden biri.

      Özet geçecek olursam, pandemik halüsinasyonlar sürüyor ve görünürde pek bir şey değişmese de ben biraz değiştim. İçim değişti. İçimdeki her şey değil tabii ama birçok şey diyelim. :) Hayat yolumda karşılaştığım birçok şey bana farkında olmadan başka bir yol gösterdi. Ben de çok düşündüm tabii bu zaman zarfında. Çok şey öğrendim. Kendim için adımlar attım, kendim için vazgeçtim, kendim için yandım, kendim için eridim. Süblimleştiğimi hissettiğim anlar da oldu bazı zamanlarda, nabzımı kontrol ettim. Geçti günler. Nihayetinde her şey olması gerektiği gibi ve her şey iyi.

      Yazdıklarıma bakış açım da değişti bu arada. Düşünmeden yazdığım birçok şey şimdi bambaşka anlamlar kazanmış. Bunu bilmeden yazmak ama nokta atışı cümleler kurmak sözlerime yüklediğim anlamı değiştirdi. Benim için artık anlamlı yani. Böyle de ilginç bir deneyim oldu diyelim.

      Onun dışında..
      Aylardır süregelen rüya serim devam ediyor. Birbiriyle bağlantılı rüyalar. Hem çok normal hem de alakasız. Rüyaların gizi çözülmediğine göre ‘aman canım rüya işte’ deyip geçelim. Bu hikayede yanan ben olmayacağım ama o artık kesin. Allah koruyor diyelim.. :)

      Son olarak da henüz çıkamadığım bir anlam boşluğunun içindeyim. Bana anlamlı gelmeyen hiçbir şeye kapılamıyorum. Bu da hayatımın kaldırım taşlarını söküp söküp atıyor tabii. Yerine ne koymalıyım, o taşların yerini ne alabilir hala bulamadım. Belki de o taşları tekrar yerine ben koymalıyım. Bu da düşünülmesi gereken bir mesele. Başkasının hayatına yorum yaparken her şey berrak bir gökyüzü gibiyken kendi meselelerimi sis bulutunun içinde çözmeye çalışıyorum. Kendimi sadece ben ikna edebiliyorum o yüzden çözene kadar yola devam edeceğim.

      Daha sakin ve daha dingin hissediyorum kalbimi. Günler nasıl geçiyor bilmesem de daha güzel geçiyor. Bu huzur için şükrediyorum çünkü gerçekten güzel. Duygularımı, başkalarının duygularını, gündemi, hayatı uçlarda hissederken dengeyi mi buldum ne yaptım.. Ben de bilmiyorum. :)

Bende durumlar işte böyle..
Daha güzel günlere, sevgiyle..

17 Mayıs 2021 Pazartesi

Kendi Sularına Dalmak


      Aklımda buraya gelmek ya da yeni bir yazı yazmak yoktu. Birden esti ve şimdi buradayım. Yazıya başlamadan önce de geçen sene yazdığım bir yazıyı okudum. İtiraf etmeliyim ki yazdıktan sonra dönüp arkama pek bakmam. Nadirdir okuduğum. Neden bilmiyorum, alışkanlık gibi. Eski düşüncelerimle karşılaşmak mı istemiyorum acaba? Kendimle karşılaşmaktan mı kaçıyorum ya da? Kendimi sorgulamaya yazıdan sonra devam edebilirim sanırım. Bu arada okuduğum yazı buydu . :)

      Bazı cümlelerimi okurken 'cümlelere bak sen, bunları yazarken bu cümlenin gerçekliğini bilmiyordun acaba hangi hislerle yazıyordun ' diyorum içimden. Kendi sularına dalmak bu olsa gerek. Her geçen yıl biraz daha büyüyen ya da öğrenen ruhum, geçen yıldaki beni çocuk gibi görüyor sanırım. Seneye de kısmet olursa bu yazım için aynı düşünceleri yazarım. :)

      Yazdığım cümlelerin ya da paylaştığım herhangi bir şeyin çoğaldığını görüyorum son günlerde. Birilerinde güzel bir iz bırakmak ve bu izle karşılaşmak tatlı bir tebessüme dönüşüyor yüzümde. Görüp geçiyorum tabii. Büyüyü bozmamak gerek değil mi? Çoğalsın güzel olan her şey, köpürsün, artsın, yayılsın..

      Uzun zamandır yazmamışım bu arada. Bir ay olmuş neredeyse. Zaman ne çabuk geçmiş. Belki de hiç geçmediği için yazmamışımdır bu da bir ihtimal. :) Neyse ki buradayım. Yazarsak durulur sular. Yazmak.. Aslında bu konu da son zamanlarda ilgimi çeken bir mesele. Soruyor musunuz kendinize ben dünyaya ne katabilirim diye? Kendimi ya da varlığımı hangi yolla paylaşabilirim, ne sunabilirim diyor musunuz? Bu mevzunun sonu en kolay ve en severek yapabildiğiniz şeylere geliyor.

      Benim için yazmak hayatımın en kolay ifade biçimi. Saatlerce yazabilirim. Yeter ki essin. Bir kelime bile yeter yazmam için. Hoş, şimdi olduğu gibi herhangi bir kelime de olmayabilir ama yazmak benim için böyle su içmek gibi bir şey işte. İkna olduğum fikirleri de anlatabilirim. Yazmak ve konuşmak.. Öncelikle esmesi ve benim aklıma yatması gerek. Aklıma yatmayan bir şeyi aklımda tutmaya bile üşendiğim bir gerçek. Bu her zaman iyi bir özellik olmuyor tabii.. :)

      Bu gece 17. günlük karantinanın son günüydü. Benim şahsi karantinam çok daha uzun ama o sular çok derin, şimdilik girmeyelim. Geçen zaman zarfında neler neler öğrendim. Algım değişti. Bir diğer hobim de öğrenmek bu arada. Yeni şeyler öğrenmek acayip keyif veriyor bana. Hayata dair bilgiler ama. Hırsla üretilenlerden değil, saf gerçek. Sadece beynin algılamaya yetmediği bilgiler..

      Sanırım uzun zamandır buraya yazmadığım için klavyeden çekemiyorum parmaklarımı. Konuyu bağlamadım bir türlü. :) Ama olsun.. Buralara yolu düşenleri, bu cümleye kadar okumaya gelenleri kendimden gördüğüm için burada yazmak ayrı bir keyif. Anlaşılacağımı bilmek tatlı bir keyif veriyor. Belki bir gün bambaşka bir yerde yazarım ve yazdığım her bir kelime hayal bile edemeyeceğim yerlere ulaşır. Hayatta her şey mümkün. :)

      Bu düşünceleri bulmam, şu dinginliği yakalamam yıllarımı aldı. Düzeltmem ya da yön vermem gereken şeyler hala var. Geriden geldiğim, olmam gereken çizgide olmadığım yıllar.. Su akar yolunu bulur diyor kapanışı yapıyorum. Aradığımızı bulduğumuz ve kendimizle kavuştuğumuz günler diliyorum.

      Sevgiyle..

      

23 Nisan 2021 Cuma

Bekleyiş


      Hep bir şeyleri bekliyoruz. Yazın ardından güzü, karın ardından güneşi.. Bitişlerin ardından başlangıçları, hatırlanmayı, kazanmayı, ulaşmayı, yeni kararları.. Hepimiz bir şeyleri bekliyoruz. Beklediğimiz geldiğinde ve o anın menziline girildiğinde yeni beklentileri, diğerlerini ve ötekileri.. Hep bekliyoruz.

      Peki ya hiç olmasaydı bu beklemek hissi? Kalmasaydı sabahlara bir çıra, güneşi ne tutuşturabilirdi? Ne kalırdı günlerden, aylardan, senelerden hatıra? Hep beklenmiş, hep gelmiş ama hiç ulaşılamamış yerler mi? Ne yakabilirdi ıslanmış hayalleri o çıradan başka? Yarınları ne ısıtabilirdi? Ne kaldı geçen senelerin ardında? Beklenenler mi, gelenler mi?

      Bir yer var. Hüznün ya da sevincin olmadığı, sadece yaşamı izlediğin büyülü bir yer. Akıp giden zamanı, hayatı, insanları yalnızca gözlemleyebildiğin. Her zaman varamadığın, istediğin kadar kalamadığın, seyir tepesine vardığında sana ayrılan süreyi sessizce kullandığın sonra tekrar karıştığın hayata.. Kendini bile izleyebildiğin, sözlerin ve eylemlerin ardını görebildiğin ama kelimelere dökmemen gereken bir yer. Tam da anladığın anda, bulduğun anda o kokunun rengini, çözdüğün sırada bütün düğümleri, suya düşen pamuk şekerini izlemek gibi bir an yaşatan ve önce görünen sonra kaybolan bir yer..

      Beklemek olmasaydı, istemek, dilemek ve ümit etmek olmasaydı nereye çıkardı yollar? Nereye yürürdü insan? Nerede dinlenirdi, nerede yeni hayaller için beslenirdi? En büyülü tepelere seyir beklentisi.. Bu yüzden yarınlara anlam katan bu yüce kavram iyi ki var. Yola anlam ve adımlara güç veren, sihirli sözcük..

      Kim bilir neleri bekleyeceğiz daha. Neleri gözleyecek gözlerimiz. Hangi yollara bakacağız uzun uzun. Hangi hayalleri besleyeceğiz. Her beklenti, yarınları ısıtacak güneşi tutuşturmaya bir çıra. Her bir çıra yeni bir alevin, yeni bir deneyimin habercisi olacak umutlara. Anlam katacak, kalacağımız eski fotoğraflara, anlara, anılara. Kim nasıl yandıysa bu çırayla, merhem olacak belki bir başkasına.

      Böyle böyle geçecek işte zaman ve yarınları, ömrünün sonuna kadar ısıtacak güneş. Doğuşlarıyla ve batışlarıyla gündüzün ve gecenin sırlarını gösterecek. Biz de izleyeceğiz en büyülü tepelerden. Susarak, dinleyerek, bekleyerek..

4 Nisan 2021 Pazar

Hayatın Akide Şekerleri


      Hani bazı anlar vardır, kalbiniz pır pır eder. Sanki boğazınızda bir heyecan topu seker. Ben alakasız bir seyirde yeni bir şey öğrendiğimde böyle anlar yaşıyorum bazen. Bu da öyle anlardan biri. Soluğu burada aldım bu yüzden. Burası kürkçü dükkanıydı değil mi? :)

      Hayat esrarengiz bir öğretmen. Acımıyor ama öğretiyor. Hatta kendi de öğretmiyor, sen öğreniyorsun. O sadece bir sorun ortaya bırakıyor. Sorunun ne olduğunu bile bilmediğiniz, çözümünü nerede arayacağını kestiremediğiniz.. Adına sorun diyorum ama sorun mu o bile muamma. Öyle bir kara delik. Anlayamadığınız ve anlamlandıramadığınız bir durum işte. Herkes o sorundan başka bir şey anlıyor ve kendi yaşam penceresinden yorumluyor. Birbirinden alakasız yüzlerce anlam. Herkes kendi pandorasını kendi yolunda aramaya başlıyor. Bilirsiniz..

      Önce 'bu neydi şimdi' karşılaşması yaşanıyor. Sonra 'nasıl yani' sezonuna geçiliyor. Ardından 'ne alaka' faslı, müteakiben 'büyük patlama' ve kapanış.

      Büyük bir sessizlik başlıyor önce. Sorulara cevap bulamadıkça ruhun isyanı peyda oluyor. Delicesine akan bir nehirde savrulurken, nereye tutunsam telaşı düşüveriyor zihne. Nereden yakalasam? Hangisi bunun çaresi ya da hangisi bunun mantıklı cevabı? Yanlış nerede ya da ne yapmalı..

      Pençe savururcasına uzanıyor kollar, boşa çıkıyor dallara tüm uzanışlar. Ele gelen dallar, yetmiyor akla. O değil, bu değil, şu ikna edemiyor beni, öteki beni kurtarabilecek kadar güçlü değil vs. Tam bir fikri cenk hali ama nehir bir yandan sürüklemeye devam ediyor tabii. Nereye götürdüğü bile belli değil. Sonra yorulan kollar bırakıyor kendini nehre, yol belli değil ama yön belli. Artık ne olacaksa olsun, hiçbir önemi yok hali.

      Savaşmak yerine kendini nehre bıraktığında, normalde gitmeyeceğin uzaklıklara ulaştığında ve gördüğünde oradaki manzarayı, neden hiçbir dala tutunamadığını ya da hiçbir dalın tutunacağın bir dal olmadığını anlıyorsun. Görmek için bakmak gerekir. Bakmak içinse sebep.. Bir sebebin sana bambaşka pencerelerden baktırması, hayatın seni törpülemesi ve eğitmesi demek. Bu neden basit bir soru ya da birilerinin açıklayabileceği bir cevap içermiyor diye düşünüyorsun ama öyle olmuyor işte. Sorularına kimse cevap veremiyor çünkü kimse kendi dersini tamamlayamamış ki.. Herkes kendi nehrinde savruluyor. Olmadı bataklığında canı sıkılıp senin kaosundan anladığı kadar bir top çamur atıyor. Anlamıyor da işte anladığını sanıyor. Suçlamamak lazım tabii çünkü insanlar ancak kendi kalbinin ve zihninin genişliğindeki pencereden bakıyor. Ellerinde çiçekler varsa çiçek atıyor, çamur varsa çamur. Sana uzatabileceği maksimum şey budur.

      Yanıyor işte birden tüm ışıklar. Delicesine akan bir nehirdeyken, doğru olduğunu zannettiğin şeylerin boşa tutunduğun dallar olduğunu görüyorsun. Bir yolcuğun bambaşka bir yola uzanışı, hayatın kıyağı değilse nedir? Bunlar hayatın akide şekerleri olsa gerek. Çok sert, kıramıyorsun ama çok lezzetli. Hem de tarçınlı. Beklemen gerekiyor. Düştüysen bir nehre, çıkamıyorsan içinden o suya teslim olman gerekiyor. Sulara karışmak değil de nehrin devamını görmek için kendini hayatta tutman yeter. Sonra bir şeyler bambaşka şeylere vesile oluyor zaten.

      Herkes kendi hayat eğitiminde. Herkes kendi savaşında. Bu çok güzel yollarda da olabiliyor delicesine akan nehir sularında da. Sen aklının ucundan geçmeyen cevapları bulana kadar ders devam ediyor. Bunun da evrilmiş hali olacaktır muhtemelen. Seni bir hazine bulmuşçasına heyecanlandıran bu cevapların ötesini de sunacaktır zaman. Hayat daima akıyor ve eleniyor boş dallar. Neye uzanman ve uzandığında da yakalayabilecek kadar güçlü kolların olması gerektiğini öğretiyor hayat. Kendinle karşılaştırıyor. Müthiş bir şey değil mi? Kendinle karşılaşmak ve daha önce bakmadığın ve görmediğin bakış açılarıyla törpülenmek, yontulmak ya da şifalanmak. Bitti mi? Hayır. Bitmek diye bir şey yok ki. Seviye atlama hali. Hayat öğretmeni yeni bir level açıyor olsa da ne dersin sonu geliyor ne de değişimin.

      Bugün böyle bir yazı yazacağımı düşünmemiştim. Zaten düşünmediğimiz neler yaşıyoruz nelerle karşılaşıyoruz değil mi? Bu yazı burada dursun, bana da bir hatırlatma olsun. Hayat koca bir ayna. Benim anlatımım tümüyle bir genelleme ama yolu buradan geçerek bu yazıyı okuyan herkes kendi hayatında uyarlayacaktır muhtemelen. İstediğiniz gibi düşünebilirsiniz. Uzun ve karanlık yollarda yürüdüğünüz bir anda denk geldiyseniz, umarım bu yazı bir ışık olur. Cevap burada değil. Bu sadece bir ışık. Yol da sizin, karanlık da. Bir şekilde yürünecek o yol. Adım adım ilerlemekte ve yorulunca dinlenmekte fayda var.

      Durumlar böyle..
      Bundan sonraki süreçte zihnimde yanan ışıkları beslemem ve sönmesine fırsat vermemem gerek ki hem aydınlanayım hem de ısınayım. Yeni deneyimlere ve yollara bana katacaklarını düşünerek adımlar atayım. Bu da böyle bir andı.

      Tüm yolların ve yokuşların en güzel yerlere götürmesi dileğimle.
      Sevgiyle..

      

22 Mart 2021 Pazartesi

Savaş Meydanında Bırakılan Kılıçlar


      Yine bir gece vakti, güneşe serelim kalbimizi..

      Bir süredir yazmadım buraya. Birkaç girişimim olmadı değil ama paylaşacağım an vazgeçip sildim. Önemli olan yazmaktı, ben de yazdım işte paylaşmasam da olur dedim, sildim. Olur bazen böyle şeyler. Neler olmuyor ki..

      Gündemin bir kuple özetini geçeyim. Virüs dalga dalga dalgalanıyor tıpkı aklımız ve kalbimiz gibi. :) Günlerde büyük değişiklikler olmamakla birlikte gündem çorba oldu tabii. Ülkece kalbimiz kırılmış gibi. Öyle bir durgunluk ve öyle bir vazgeçiş hali. İçimden konuşmayı tercih ediyorum. Çünkü hayata ve ilahi adalete güveniyorum. Hem kimin yaptığı kimde kalmış ki?

      Kendi gündemimin özetini geçeyim biraz da. İçimdeki ses, tatlım boşuna takılıyorsun bazı konulara. Bak sen gel bana inan her şey çok güzel olacak diyor. Mantığımsa, saçmalama canım artık ne nasıl güzel olabilir ki, yanlış sularda yüzüyorsun diyor. Bir gün birini dinliyorum, diğer gün diğerini. Böyle böyle geçiyor günler. Ama en nihayetinde kaderin dediği oluyor. Hayatta hiçbir şey, evet hiçbir şey boşuna yaşanmıyor. Tesadüf diye geçmek de bir tercih ama o işler öyle olmuyor. Kendi gündemimi yine bayağı açık ve anlaşılır yazdım. Muhtemelen yıllar sonra okursam ben dahi bu karmaşayı hatırlayamayacağım.

      İlginç zamanlar vesselam. Oluyor bir şeyler, sonra bambaşka şeylere kalıyor meydan. Bir savaş başlıyor sonra aniden bırakılıyor kılıçlar. Öyle garip günler içindeyim. Ülkenin genel ruh hali bana da sirayet etmiş olacak ki, ben de bıraktım her şeyi kendi haline. Hayatı izlemeye çalışıyorum öylece. Çünkü hiçbir şey planlandığı gibi gitmiyor. Ne kötü ne iyi belli dahi olmuyor. Akıllanıyoruz işte. Öğreniyoruz kuyuların zemin desenini. Sonra aniden bir manzaranın karşısında buluyoruz kendimizi. Güllük gülistanlık bir kış bahçesi..

      Nihayetinde bir yerlere çıkacak yollar, hangi yolu seçsek de kaderin dönüm noktaları var. Göreceğiz.. Bugün bu gamsız ruh halim konuştu, ben yazdım. Uzun zaman geçti malum yazmayalı. Çok şey oldu arada ama onlar da o günlerin süsü olarak kalsın. Durumlar böyle, keyifler yerinde. Daha güzel günlere hep birlikte, sevgiyle.. :)

( Seçim mottosu gibi oldu ama olsun. Kalpler bir olsun.. )

9 Mart 2021 Salı

Yetinmeyi Bilir Misin?

 

Yetinmeyi bilir misin? Sana verdiği kadarıyla hayatın.. Hoş bilsen de bilmesen de, Yara bere içinde bu yollardan geçeceksin.

...

      Bu gecenin konusu 'yetinmek' olsun istedim. Az önce keşfette gezerken bir gönderiye denk geldim, şöyle bir cümle vardı içinde: 'Yetinmek zorunda değilsin.' Çok basit gibi görünen derin bir cümle. Bir yandan okşuyor nefsi diğer yandan boşluğa sürüklüyor sanki. Yetinmek zorunda değil miyiz? Yetinmeyelim mi? Bu konu üzerine konuşalım istedim. Söz şimdi iç sesimin.

      Yetinmek belki de çölde yürürken mataranın dibinde kalan suyu gözlemek gibidir. Yanar kavrulursunuz belki ama çölü aşma umudunun verdiği iradeyle içmezsiniz. Sadece arada ona bakar, çantanıza tekrar yerleştirirsiniz. Çünkü yol uzundur ve su bitmemelidir. Mataradaki varlığını bilmek bile çölünüze serap gibidir. Yetinmeniz gerekir.

      Belki çölde değilsiniz. Bir ummanın ortasında sandalınızdan atlayıp keyifle yüzmektesiniz. Suyla çevrilidir etrafınız. Uçsuz, bucaksız, sonsuz suyla.. Sandalda var olan bir şişe sudan daha çok olan ve sonsuz maviliğin içindeki serin sularla çepeçevre sarılmış bir haldesiniz. Ama bilirsiniz ki her su içilmez. Okyanusun ortasında bile olsanız, her şey o bir şişe içilecek suyun bitimine kadardır. Yetinmeniz gerekir.

      Daha çoğunu istemek, çölün ortasındaysam ve bir adım sonrasının garantisi yoksa diyerek o suyu bitirmek ya da okyanustaysam ve suyla sarmalanmışsam su sudur, nidalarıyla tuzlu suyla susuzluğu gidermek gerçek bir çözüm olmasa gerek. Yetinmek.. Varlığın içinde belki de yokluğu seçmek. Ne kadar zor değil mi?

      Olan kadarına boyun eğmek ya da olan kadarına şükretmek.. Belki de bakış açısı belirliyor elimizdekilerin değerini ya da hayatımızdaki varlığını. Belki de şarkının da belirttiği gibi yetinmeyi bilsek de bilmesek de yara bere içinde geçeceğiz bu yolları. Hayatın yolları neden yarasız beresiz geçilmiyor sahi? Bu da ayrı bir mesele olsun, zamanını bekleyedursun.

      Yetinmeye güzellemeler yapılabilir elbet. Her şeye yapılabileceği gibi.. Hayatın verdiği kadarına şükredebilecek ve ötesinin kaderden olduğuna rıza gösterebilecek bir kalbi bulmak kolay olmasa gerek. Hayatın verdiği kadarının şu anki yolunda olması gereken miktarda olduğunu görebilmek ya da anlayabilmek.. Yetinmek. Yokluğun değil var olanın yeterli olduğunu hissedebilmek. Derin mevzu bu aslında. Bir düşünceden geçerken başka bir düşünceye yol çıkıyor. Daha da derinlere inmeden basit bir çıkarım yapmak istiyorum gözlemlerimden kalanlarla.

      Yokluğun değil de elinde olanın varlığına odaklanan her insan mutlu. Bu çaba göstermemek olarak anlaşılmasın konu o değil çünkü. Olan kadarına rıza gösteren, daha çoğunu istersem azı kaybedeceğimi biliyorum diyerek hareket eden insanlar gerçekten kazanıyor. Nefse bunu dinletmek öyle zor ki, insanız ve içimizde bazen 'ben şimdi sadece o şekeri istiyorum' diyen bir çocuk ağlıyor bazen. Başka şekerleri değil, sadece onu ve yarın değil, şimdi. Bu kadar ısrarla isteyen çocuğa o şeker de alınmıyor zaten. Bu da hayatın bir irade terbiyesi olsa gerek. Ne zaman ki vazgeçiyor o zaman geliyor şeker. Garip bir döngü. Vazgeçebilmeyi ya da ayarında istemeyi öğrenmek bile insanı şekillendiren büyük bir törpü.

      Aklımdan yetinmekle bağlantılı çok konu geçiyor. Muhtelif konulara örnek olarak gördüğüm insanlara ait yıllar yıllar öncesinde şahit olduğum ufacık olaylar ve o olaylara karşın söyledikleri birkaç basit cümle aklıma geliyor. Düşünüyorum da.. Evet istediklerine ulaştılar. Belki yetine yetine bitmiştir değeri. Bu da bir ihtimal ama kazandılar. Elindekinin değerine odaklanarak, olmayanların çözümünü de zamana bırakarak. Kazandılar. Ne zamanla ne de elde olmayanla savaşılmıyor. Yürünen yollar değişse de varılan yer belirlenmiş oluyor. Konu buradan da dallanıp budaklanır ama artık kapanışı yapalım.

      Bir labirentin içinde yürüyoruz ve yürürken seçtiğimiz yollar beklenmedik yerlere çıkarıyor bazen. Sonra başka yollar seçiyoruz ve başka hayatlar geçiyor gözlerimizden. Vesileler, tesadüflere dönüşüyor, tesadüfler gerçekliğe. Biz sadece yürüyoruz. Bazen yetinerek bazen direnerek. O yolları yara bere içinde bile olsa geçiyoruz. Yetinmek.. Var olana kadarına şükretmek.. Zorunda olmasak bile tercih etmek.. Yapabilir miyiz? Zor ama denemek gerek. Görmek ya da duymak istemesek bile hayat bunu zaten bir şekilde öğretecek. Canım hayat.. Sen ne güzel bir öğretmensin.

      En güzel yollardan geçip en güzel yerlere varmanız dileğimle.

      Sevgiyle..



Not: Bu şarkıyı Sezen Aksu'dan dinlemenizi tavsiye ederim. :)

26 Şubat 2021 Cuma

İçinde Yaşamak İstediğim Zihinler


      Güzel kelimeler, zarif ve güçlü kelimelerden mürekkep cümleler, düşünceler.. Bende akıl ve irade kadar hayranlık uyandırır. Okuduğum ya da dinlediğim anda o zihnin içinde yaşamak isterim. Neyle karşılaşacağınızı asla kestiremeyeceğiniz odalarında.. Ve o zihnin içinde var olan her odanın kapısını açmak, içeride neler olduğuna bakmak isterim. Her ortamın bir kokusu vardır. O kokuyu merak ederim. Bilirsiniz, aynı yere başka gözlerle bakarız. Ben bir yere bakarken benim gördüğümün de ötesini merak ederim. Duyguların ve düşüncelerin beslendiği kaynak her zaman ilgimi çeker. Payıma düşen her zerreyi keyifle aklıma işlerim.

      Okuduğunuz ya da dinlediğiniz cümleler, sizde de hayranlık uyandırır mı? Herhangi bir konuda sizin düşünemediğiniz bir versiyonla karşılaşmak, nasıl bir etki bırakır? Bir tüy gibi uçuşan ve usul usul en uygun yere konan kelimeler, kelimelerin ahengi, anlam ve duygu çeşitliliği.. Nihayetinde tüm bunlar bir zihnin zenginliğini hissedebilme hali. Müthiş değil mi?

      Bunun bir de içinde bulunduğu ya da karşılaştığı bir durumu ifade edebilme hali var. Sade ancak basit olmayan bir dil ile durum karşısındaki duruşunu resmetme ve o resmi usta bir ressam gibi boyutlandırarak ifade etme hali.. En uzun cümlelerin dahi altından kalkabilecek kadar güçlü kelimelerin seçimleriyle boyanmış bir tablo gibi. İşte bu konuşulduğunda dilde, düşünüldüğünde zihinde öyle güzel bir tat bırakıyor ki..

      Az önce işte böyle bir yazı okudum ve bu yazı beni, gündüz gözüyle buraya getirdi. Yazmak için genellikle gecenin sessizliğini ve dinginliğini tercih ederim. Böyle zamanlar da oluyormuş demek ki.. Dışarıda şimdi ışıl ışıl parlayan ve sevgiyle saran bir güneş var. Bir de masmavi gökte salına salına uçan martıların sesleri. Rüzgarla dans eden tüller, güneşin ışıklarını odama süzüyor. Yere yansıyan şekiller bazen harflere dönüşüyor. işte böyle huzurlu ve keyifli bir an içindeyim. Ruhumu beslediğime ve neyle beslendiğimi beyaz bir sayfaya işlediğime göre artık gidebilirim.

      Sağlık, huzur ve sevgi dolu günlerde sesinize yankı bulabilmeniz dileğimle.

      Sevgiyle.. :)

16 Şubat 2021 Salı

Zaman Usulca Yağarken


      Öyle güzel bir an içindeyim ki..
      Dışarıda bembayaz bir örtü, gökte pamuktan bölünmüş gibi uçuşan karlar var. Karşımda sonsuz bir gökyüzü ve salına salına süzülüyor kuşlar. Güzel bir rüyanın ardından güne erkenden uyandım bugün. Karanlığın ardından doğan günü gördüm. Zifiriden beyaza.. Şükrettim sonra. Şansıma, gördüklerime, duyduklarıma, olana ve olmayana..

      Sıcacık bir peteğin yanındayım şimdi. Bu güzel kar manzarasının tadını çıkarıyorum. Elimde ruhumu saran kitabım, penceremin pervazında da serçeler var. Tatlı tatlı ötüşüp pervazdaki ekmeği yiyorlar. Ben de doyuyorum onlarla. Ufacık kanatlarında, heyecanlarında özgürlüğü buluyorum.

      Öyle huzurlu bir an bu. Öyle kabullenmiş ve öyle kendinden emin.. Yazgısına rıza göstermiş, gelmişi ve geleceği olduğu gibi kabullenmiş, aklı yaratan aklın daha akıllı olmasına güven duyan, hiçbir şeye sarılmayan ama her şeyi saran. Olması gereken her şeyin zaten olacağına inanan. Öyle bir huzur.. İşte öyle bir an.

      Mevsimleri izlemek, düşen kar tanelerinde zamanı bulabilmek, huzur veriyor insana. Gökten zaman yağıyor sanki. Düşen karlar, su oluyor toprağa. Can oluyor. Bu dumanlı uçuş, doğacak yeni filizlerin habercisi. Bitecek kışın, gelecek baharın.. Bir mevsim daha gözlerimizin önünde böyle süzülüyor şimdi.

    Günü, okuyacağım birkaç sayfadan sonra başlatacağım. Önce ruhumu doyuracağım sonra bedenimi. Kalbimi, aklımı, gözlerimi.. Günü anlamlandırmak adına yapılacak ne varsa yapacağım herkes gibi. Güzel bir sabahın içindeyim. Bu huzur dolu anı olduğu gibi yazmak istedim. Bir güzel kuş bir parça kar yedi şimdi. Kuşlar kar yer mi? Yermiş. :) Dışarıda ve içeride yaşayan herkesin güzel sabahları olmasını dilerim.

      Sevgilerimle..



14 Şubat 2021 Pazar

Yaralı Kalplere Sevgilerimle


      Sevgi..
      İnsan ruhuna bahşedilen en güzel ve en güçlü hediye. Kalp tahtında yaşayan ve zaman zaman tüm gövdeye yayılan, bazen köz bazen de kelebek olan sevgi..
Çöle su, yaraya merhem gibi. Bu özel gecede önceliği yaralı kalplere vermek istiyorum şimdi. Gövdede uğuldayan bir köz taşıyan ve yaktıkça yakan bir sıcakla yaşamaya çalışan kalplere..

      Bazen olmuyor değil mi? Nerede yanlış yaptığınızı düşünseniz de boş dolmuyor, dolu almıyor. Her şeyin bambaşka olma ihtimali varken bazen bazı şeyler hiç beklediğiniz seyirde gitmiyor.. Aklınıza dahi gelmeyecek bir süreçten geçiyorsunuz belki. Muhtemelen bugün kalbinizin uğultusunu aklınızda da hissettiniz. İhtimaller deryasında boğulmamak için direndiniz. Belki en derin sularda tek başınıza kalmak değil de kıyıya kadar tek başınıza yüzdüğünüz sudan bir türlü çıkamamak yordu sizi. Çıkabileceğiniz halde çıkamamak. Emin olun ki, sizin suda kalmanızın anlamını anlayabilecek insan zaten kendi çıkmazdı o sudan. Onun tercihiydi ama size daha iyi yüzmeyi öğretti değil mi? İşte bugün hayatınızın böyle bir evresindeydiniz. Ama bakın bugün de bitti. Şimdi size, akıbeti bir kez de ben hatırlatmak isterim. :)

      En uzun geçen gecelerin ardından olduğu gibi sabah olacak. Yavaş yavaş dinecek bu sıcak uğultu. Asla bitmeyecek sandığınız bu hal bitecek. Dolmayacak sandığınız boşluklara daha güzel duygular yerleşecek. Yeniden aydınlanacak kalbiniz ve yeniden esecek en güzel rüzgarlar. O gücü bulduğunuzda çıkacaksınız bu sudan. Derinlerden tek başına yüzerek gelip de ayağının kumlara değdiği yerlerde oyalanan insan elbette çıkacaktır o sudan. Daha da güçlü adımlarla ve geride bıraktığınız hiçbir duygudan pişman olmadan. Kurulanacak ve uzanacaksınız kumsala. Dinlenecek yorulan kalbiniz. Güneşleneceksiniz sonra mis gibi güneş kremi kokusuyla. Ne güzel bir an değil mi? :)

      Suçlamanın ve eleştirmenin ötesinde bir yer var. Daha huzurlu bir yer. Olanın da olmayanın da bir sebebi var. Geçmek gerek. Yürümek ve ilerlemek gerek. Elbet düşeceğiz elbet kararacak günler ama yine doğacak güneş ve kalkacağız ayağa. Geriye dönüp baktığımızda yaşadığımız her duyguya ve sancıya öğrettikleri için teşekkür edeceğiz. Bugün belki hayal gibi geliyor olsa da bu duygu uzaklarda değil. Kalbi iyileştirmek demek, hayatı da iyileştirmek demektir.

      Şimdi gelelim günün şanslılarına.. :)

      Sevgi hayatınızdaki en büyük şansınız ve şifanızdır. O şifaya sarılın ve daima besleyin. O öyle bir sihir ki herkesi iyileştirir ve her şeyi güzelleştirir. Sevginizin ve sevilişinizin kıymetini bilin. Hayatınızdaki en özel insana en özel olduğunu hissettirin. El ne der değil, kalbim ne hisseder diye sorun kendinize. Mutlu edin. Karşınızdaki insandan beklemek yerine önce siz atın ilk adımı. Eritin varsa aranızdaki buzları. Gülümseyin..

      En büyük başarı, en büyük zenginlik size sevgiyle bakan gözlerde gizli. Bu sevgiyi besleyin. Hayat arkadaşınıza sevginizi hissettirin. Hayatınızdaki en önemli insan eşinizdir ve eşinizi kimse için ve geçici hiçbir dürtü için kaybetmeyin. Sevgi ruhu zenginleştirir. Eşinizi, sevgilinizi, ailenizi mutlu ettikçe mutlu olacağınızı bilin. Bu bir sihir ama zehir de olabilir. Sevginizi, sadakatinizle besleyip kendinize ve şu kısa ömrünüze güzel günler verin. Daha mutlu ve daha huzurlu bir toplum olacağımıza eminim. :)

      Sevginizin ve saygınızın daim olduğu bir ömür dilerim. 

      
        

13 Şubat 2021 Cumartesi

Kabulleniş Evresi


      Hayatınızın nasıl bir evresindesiniz? Nasılsınız? Nasıl hissediyorsunuz? Gerçekten samimiyetle soruyorum bunu. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Kalbinizin atışı nasıl? İçinizde esen rüzgarlar nasıl peki? Duruldu mu sular? Kabullendiniz mi? Geldiğiniz noktada huzuru bulabildiniz mi?

      Ben son zamanlarda nasılım..
      Bugün 3 defa geldim buraya. Yazdım, yazdım, yazdım.. Sonra vazgeçip sildim. Birbirinden bağımsız konulardı kelimelere dökülenler. Esen rüzgarlardı. Neden bilmiyorum ama mühim olan yazmaktı o anlarda, yazdım ve sildim. Gecenin sakinliği ve sessizliğiyle yeniden burada buldum kendimi. Bu defa olacak sanki. :)

      Ben hayatımın kabulleniş evresindeyim sanırım. Kabulleneceğim çok şey var. Gündemim yalnızca kendi hayatım. Bir şeyler oluyor ve bambaşka şeylere vesile oluyor. İlginç bir döngü gibi. Diğer yandan perdeler aralanıyor bazen. Bir zamanlar çok istediğim şeylerin neden olmadığını sorgularken öyle şeyler oluyor ki, iyi ki benim istediğim gibi olmamış diyorum. Sonra ya öyle olsaydı diyorum. Allah beni korumuş ve aslında bana bambaşka şeyler saklıyormuş hissi. Benim asla göremeyeceğim kadar yükseklerden bir elin hayatıma dokunması gibi. Hayranlık, sevinç ve minnet karışımı bir duygu hali. Biraz garip deneyimler oluyor benim için.

      Şimdi.. Gerçekçi olalım. Her insan dönüp kendi hayatına baksa binbir eksiklik bulabilir. Bulunur yani kimin hayatı her haliyle mükemmel ki? Kimsenin başkasının hayatındaki kusurlara odaklanmaya yüzü olmaz aslında böyle düşününce. Aynayı kendine çevirince.. Ve aslında şöyle de bir olay var ki, hayatımızda olan şeyler başkaları için aynı seviyede etkiye sahip değil. Biri için maddi meseleler çok büyük olayken benim için değil. O durumu neden dert ettiğini anlayamam belki bile. Ben manevi bir meseleyi dağ gibi büyütürken gözlerimde, bir başkası için bu bir tepe bile değil. Başkalarının hayatında olan ya da olmayan şeyler, bizde bıraktığı etki gibi değil. Herkesin kuyusu kendine derin. Şimdi bunun üzerine yazmak istiyorum işte.

      Bu noktaya gelmem biraz zamanımı aldı ama hayatımda olan ya da olmayan her şeyde benim için bir fayda var aslında. Her şey nasıl olması gerekiyorsa öyle oluyor. Bahçemde güller sümbüller bitmiyor her zaman. Özenle baktığım çiçeklerin gözlerimin önünde kuruyup gitmesi tabii ki üzüyor beni de. Her insan gibi.. Kalbimde filizlendirdiğim, içime akan yaşlarla beslediğim çiçeklerimin hali üzmüyor değil. Her şey nasıl olması gerekiyorsa öyle oluyor yine de. Bazen de bambaşka güzellikte bir çiçek büyüyor. Ansızın başka bir çiçek tomurcuklanıyor. Hayat zaten böyle bir şey değil mi..

      Kabullenişimin en büyük sebebi hayatımda olan ya da olmayan her şeyin benim iyiliğim için olduğunu bilmem ve hissedebilmem diyebilirim. Bilmek bazı şeyleri dindirmese de, kabulleniş getiriyor. Olan ya da olmayan her şey bana bir şey öğretiyor. Evet gerçekten öğretiyor. Bazı sorularıma hala cevap bulamadım ama biliyorum ki onları da öğreneceğim. Çünkü hiçbir sorum havada kalmadı şimdiye kadar. Zamanı gelince açan kaktüs çiçekleri gibi görünür olacak ve olay örgüsü muhtemelen hayranlık bırakacak.

      Bu çok çok derin bir mevzu aslında. Ben bu derinliğin henüz yüzeyindeyim belki. Görmem gereken, anlamam gereken neler neler var kim bilir.. Açmam gereken pencereler ya da kapatmam gereken kapılar var belki. Belki de hiçbir zaman hiçbirini kapatmamak gerekli. Bilmiyorum ki.. Öğreniyorum işte herkes gibi.

      Şimdi yazdıklarıma şöyle bir bakınca hayatımdan kasırgalar geçmiş gibi duruyor ama öyle değil tabii. Kasırga olmasa da şiddetli rüzgarların estiğini, geçtiğini, yerini tatlı meltemlerin aldığını, yağmurların ve karların yağdığını sonra yeniden güneş açtığını söyleyebilirim.

      Bilmiyoruz arkadaşlar.. Yarınların ne getireceğini, ufacık bir değişimin nerelere götürebileceğini, kaderin ana kayalarının ne kadar yakınımızda olduğunu ve hangi vesileyle o yolu bulacağımızı bilmiyoruz. Elimizde olan şeylerin dışındaki durumlardan bahsediyorum. Bir anda aklımıza gelen bir fikrin nerelere kadar ulaşacağını kestiremiyoruz. İşte bu çok heyecan verici. Çünkü en nihayetinde biliyorum ki, olan da olmayan da bir şeyler öğretecek bize. Tesadüflerin ya da ufacık şeylerin düşünülenden bambaşka bir hal aldığını görmek ya da duymak kaderin üstündeki kadere döndürüyor yüzleri. Ve saat tam olarak 02:00 kapanışı yapma vakti.

      Bu konuda uzun uzun yazmak istiyorum ama yeterince yazdım zaten. Yarınların hepimize güzellikler getirmesini ve kalbimizin huzuru hissetmesini diliyorum. Bunu tüm samimiyetimle diliyorum. Kalbiniz huzuru gerçekten hissetsin. Hayatınızdaki her şey en iyi haline evrilsin. Esenlikler dilerim.

Sevgilerimle..
      

4 Şubat 2021 Perşembe

SENİ AFFEDİYORUM



      Bambaşka savaşların içinden çıkıp gelmiştin belki. Yanlış zamandı, yanlış yerdi. Seni de çok kırmışlardı belki. Paramparça etmişlerdi hayallerini, düşüncelerini, özgüvenini.. Seni affediyorum.

      Aslında öyle demek istememiştin, doğru ifade edememiştin kendini, katran karası kalplerden bulaşmıştı zehirli kelimeler cümlelerine. Duyduğum sen olsan da belki de o kelimeler sana ait değildi. Affediyorum seni.

      Sana verilmemişti belki hakkın olan, övülmemiştin hiç hayatında, okşanmamıştı saçların. Hiçbir başarın görülmemişti, senin için en güzel olan gözlere.. Belki o gözleri kendi üzerinde bile görmemiştin hiç. Bundan sebepti belki gülen gözlerin ardında herkese öfke dolu olan bakışın. Seni affediyorum.

      Seni desteklemek yerine hep bir hatanı aramışlardı belki. Belki de senin döktüğünü bir başkası toplamadı hiç. Hiçbir el dokunmadı omuzlarına, düşecekken yaslanamadın hiçbir dostuna. Dostun bile olmadı, dost zannettiklerinden gördün her şeyi. Tutmak yerine itmeyi onlardan öğrendin belki.. Seni affediyorum.

      Haklının yanında değil güçlü olanın yanında olmanı öğütlemişlerdi belki sana. Sen haklı olduğunda bulamamıştın belki kimseyi yanında. Sıra sende değilse sorun değil sandın. Vicdanın gerçeği söylüyordu belki ama yine de güçlünün yanında kaldın. Affediyorum seni.

      Hep bir kusur bulunmuştu belki yaptıklarına. Gösterdiğin gayreti fark edememişlerdi hiç. Fedakarlıkların ödüllendirilmedi, emeklerin değer görmedi. Beğenilmedi hiçbir şeyin, belki de beğenmemeyi, beğensen bile belli etmemeyi, takdir etmemeyi onlardan öğrendin. İçindekini böyle azaltmayı seçtin belki. Affediyorum seni.

      Söylemek istediğin sözler vardı. Anlatmak istediğin, paylaşmak istediğin anıların, duyguların vardı. Duygularını ve düşüncelerini öyle saçtılar ki sokağa, hislerini öyle çok bıraktılar ki soğuklarda, olması ve yapılması gerekeni bu zannettin. Kuleler ördün kendine, yükseklerden bakınca herkesten üstün olacağını zannettin. Sana yapılanı, doğru olan bildin. Affediyorum seni.

      Belki de fırtınalar koparken aklında, alabora olmamak adına çırpınırken ruhun fırtınada, yardım için uzattığım ellerden fırtınalara çekmeyi denedin. Ben kapılmam ki fırtınalara, göremedin. Sonra boş kaldı ellerin. Oysa seni oradan çıkarabilirdim. Seni de böyle çekmişlerdi belki dipsiz bir kuyuya. Belki de doğrusu bu sanıyordun. Seni onların doğruları bırakmıştı orada. Seni affediyorum.

      Böldüğüm elmanın en güzel tarafını sana uzatmıştım. Söyledim sana en güzelin ve en çoğun bu olduğunu. Sen sana uzanan diğer elmaların daha güzel olacağını sandın, onu aradın. Olmadığını gördüğünde, benim sana uzattığım elmayı aradın ama bilirsin elma bekleyince kararır. Elmamın yarısını senin için harcadım ama sorun değil, ben yarısıyla da doyarım. İçimden gelmese uzatmazdım. Suçlamıyorum aslında seni. Belki de hiç inanmadılar sana. Uzatmadılar böldükleri bir elmanın en çoğunu ve en güzelini. Düşünmediler belki de kendilerinden önce seni. Öncelik hiç sen olmadın.. Denk gelmedin belki.. Bundan dolayı kaybettin uzatılan en güzeli. Bana da yar olmadı, sana da. Hep en güzeli uzattığımdan, en güzel ve en çok olan bana yine gelir nasılsa. Umarım en güzeli ve en çoğu paylaşmayı sen de öğrenirsin. Affediyorum seni.

      Başka bir ihtimali düşünelim şimdi.. Senin yerine geçeceğim. Belki de öyle bir an geldi ki, tam olarak karşındaydım ama anlayamadım sözlerini. Göremedim asla düşüncelerini, hislerini. Bilemedim belki de iyi niyetini, yanlış anladım seni. Fark edemedim belki de yapmaya çalıştığın iyiliği. Özür dilerim. Hayatıma kattığın ve iyiliğim adına yapmaya çalıştığın her şey için teşekkür ederim. Umarım bana olan iyiliğinin kat kat fazlası bulur seni. Affedebilir misin beni?


- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -


      Yıllar geçerken hayatımızdan da binlerce insan geçti. Her biri, iyi kötü başka bir iz bıraktı kalbimizde. Başka şehirlere, başka ülkelere gidenler oldu, koptu bazen irtibat ama izler unutulmaz. Kimileri kalbimizin ortasında ateşler yaktı, közler bıraktı. Bırakılan közleri ısınmak için kullanmayı öğretti kimileri. Sağlam basmamızı öğretecek kadar ansızın itiverenler oldu. Hakkınız olanı almanızı, kendinize saygınızı korumanızı, kimsenin hakkınızda atıp tutmasına ve iyi niyetinizin suistimal edilmesine fırsat vermemeniz gerektiğini, meydanı boş zannedip yaptıklarıyla hatırlatanlar oldu.. Bildiği yolları yanlış tarif edenler.. İlk kez çıktığın bir yolda, yanlışa gittiğin her adımda keyiflenenler.. Bilirsiniz, karşılaşmışsınızdır siz de. Başkaları geldi sonra. Çiçekler ekti yollara, filizlendirdi. Gösterdi bildiği doğruları. Uzattı ellerini, yokuşlarda destek verdi. Karanlık gecelere ışık oldu, kuyulara merdiven.. Böldüğü elmanın en güzelini uzattı. Herkes hayatımıza bir şeyler kattı ve gitti. Belki yolda karşılaşsak hemen tanıyamayız birbirimizi, değişmişizdir belki. Belki de yıllar geçmemiş gibi uzanırız birbirimize. Kim bilir..

      Ben bugün anlamaya çalıştım herkesi. Birden içimden böyle bir his geldi. Kırıldığım ve küstüğüm herkesi affettim. Affetmek baştan başlamak değildir aynı yola. Yol yüründü ve bitti. Yeni yollardan geçeceğim tabii ki. Bu yalnızca bir yükü bırakmak gibi. Dağlara küsen tavşan misali haberi olmasa da kimsenin, ben affetmek istedim. Onlar, onlara yapılanı doğru zannetti. Onları da birileri üzmüştü büyük ihtimalle. Umarım onlar da bantlayabilir kalplerini. Bu daha fazla müsamaha göstereceğim anlamına gelmiyor tabii. Ben kendimi koruyabilecek kadar güçlü değilsem, uzatamam kimseye ellerimi. Bu yüzden kimse kimseye yedirmeyecek kendini. Umarım benim de bilerek ya da bilmeyerek kırdığım kalpler beni affeder. Kimsenin kötü bir anısı olmak istemem. Olduysam da hayatlarında her şey çok güzel olsun diye dua ederim onlar için. Belki akıllarına gelirim, bana ulaşamasalar da affederler beni. Kim bilir..

      Hepimiz değerliyiz ama çok da önemli değiliz. İyi niyet gösteririz. Affederiz, af dileriz. Büyük değiliz kimseden, küçük de değiliz. Düşündükleri kadar aptal ya da zannettikleri kadar akıllı değiliz. İnsanız sadece.. Değişiriz, törpüleniriz, öğreniriz.. Damarlarda gezinmeye gerek yok, yaşayalım işte kendi bahçemizde mis gibi. Aklımda dahi yokken böyle bir yazının sonuna geldiğime uyandım şimdi. Canım ilham perilerim.. :)

      Duygularımı, düşüncelerimi, hislerimi sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim. Bu yazıya kimler denk gelecek bilmesem de, en samimi duygularımı bölüştüm sizinle. Hayatınızın bir savaş meydanındaymışçasına tetikte değil de, doğanın kalbinde mis kokulu çiçeklerle dolu bir botanik bahçedeymişsiniz gibi huzurla geçmesini dilerim..

      Sevgilerimle..



Görsel alıntıdır.




27 Ocak 2021 Çarşamba

Cam Fanusun Ardındaki Gerçek Yaşam


      Saat 02.12

      Bilgisayarı kapatıp kitabımı okumaya başlamıştım ki, bu konuyu yazmam gerektiğini hissettim. Çünkü bazı durumların konuşulması gerekir. Bu yazı bir gün birine denk gelecek ve kendinden bir şeyler bulabilecek. Bu yüzünden yazmak istiyorum. Yazmak bazen bir şeyi yıkamak ve temizlemek gibi. Görünür olsun tüm renkleri. Yazacaklarım, benim yıkadıklarım diyebilirim. Tecrübeyle sabit bir kendimle yüzleşme olacak benim için. Başlayabiliriz.. :)

      Bazen çok nezih, çok kibar, çok tatlı biriyle tanışırsınız. Tanışmak da değil de bir konu hakkında fikir danışır ya da herhangi bir şey anlatır size. Öyle bir karşılaşma hali diyelim. Öyle kibardır ve öyle saygılıdır ki.. Hayat yolunda nelerle karşılaşacağını az çok tahmin edersiniz. Bir şey diyemezsiniz, haddiniz değildir. Kıyamazsınız ama birileri kıyacaktır bilirsiniz neyse ki herkes için hayat en iyi öğretmendir. Herkes yaşaması gerekeni yaşar ve öğrenmesi gerekeni bir şekilde öğrenir. Böyle temiz kalpli insanların hayat yolunun dikensiz güllerle çevrelenmesini diliyorum.

      Adeta cam bir fanusta büyümüş ve hayatın h'sinden bihaber biri olarak gerçek dünyayla tanışmış, kendi fanusuyla törpülenmiş bir varoluşla diyebilirim ki, nezaketi acizlik zanneden, saygının yetersizlik olduğunu düşünen ciddi bir kitle var. Yüzü asla kızarmadan yalan söyleyen, kendi çıkarı uğruna tür ve şekil değiştirebilen canlılar var. Karpuz seçer gibi insan seçen ama bunu incelikle yapan öyle ki, ne yaptığını bile fark edemeyeceğiniz insanlar var. Bambaşka amaçlarla bambaşka hikayeler anlatan ve insanlarda asla gerçek olmayan izlenimler yaratan oluşumlar var. Ah bir de.. Kendi amacı uğruna senin doğrularını manipüle edip değerlerini değersiz göstermeye çalışan varlıklar, omurg.. :)

      Neyse ki sürecin herhangi bir yerinde uyanıyorsunuz gerçeğe ve sizin en rahat edeceğiniz şekilde yapılmış, sizi koruyan camdan fanusa tosluyorsunuz nihayetinde. Daha önce aklınıza yatmayan şeyleri görseniz bile suçlamıyorsunuz  kimseyi. Her şeyin sizin sanrınız olduğunu sanıp fesat düşüncelerinizle kendinizi suçlayacak kadar bilmiyorsunuz hayatı. Görmemişsiniz ki.. Hayatınızda hiç olmamış çünkü öyle kurgular. Yaşamışsınız öylece. Sadece anlamaya çalışmışsınız ama gerçek hayatın ne kadar gerisinde olduğunuzu bile kavrayamayacak kadar gerçeğe uzaksınız.

      Etrafınızda dönen dünyaya mı şaşırasınız, kanayan ellerinize mi korkasınız, kırılan fanusunuza mı yanasınız, bir süre idrak etmek zor oluyor tabii. O uyanış çağı herkeste farklı zamanlara tekabül etse de aralanıyor perdeler. Büyümek bu belki. Belki sıcacık evden, kar fırtınasına ilk kez çıkma hali. Her şey denebilir. Şimdi bu cümlelerimi okurken kimileri diyecek ki, aynı dünyada mı yaşıyoruz acaba.. Şunu söyleyecek kimileri de, hani benim gençliğim nerede.. :)

      Bunlar yaşanıyor arkadaşlar. Var böyle hayatlar. Tecrübeyle sabit. Geriden geldik ama geçtik bu yolları. Zordu ama geçti. :) Hayatı, insanları her yeni gün biraz daha öğreniyoruz. iyinin daha iyisini, beterin daha beterini görüyoruz. Hayat öğretmenimiz acımıyor, öğretene kadar derse devam ediyor. Nihayetinde iyiliğimiz için.. Devam etsin. :) Kendi varlığımızı hayatın bize öğrettikleriyle birlikte var edeceğiz. Bu cümlelerin üzerine, henüz hayata açılmamış bir temiz kalp muhtemelen ürkecektir. Keşke birileri de bana söyleseydi ben de biraz ürkseydim. Naçizane hislerimi de buraya iliştireceğim, yıllar önce geçtiğim yoldan şimdi geçen ve bu yazıya denk gelen neferler için. :)

      Şimdi ben senim. Sen de bensin. Samimiyetle oku bunları. Normalde böyle yazmam ama madem denk geldin. İyi niyetimle yazdığımı iyi niyetinle okuyabilirsin. Korkmalı mısın? Tabii ki korkabilirsin. Bazen bilmediği bir yolda yürümekten bile korkabilir insan. Ürkebilir karanlıktan ya da tanımadığı insanlara güvenmek durumunda kalmaktan. Korkabilirsin başaramamaktan, ulaşamamaktan, kırılmaktan ya da yanlış anlaşılmaktan. Hepsi bizim için.. Unutmamalısın ki, hayat bir yol ve yürüyeceksin. İster korkarak yürürsün istersen 'Allah'a emanetiz artık' diyerek yürürsün. Bu bir seçim. Korksan da, kırılsan da, dökülsen de yürüyeceksin. O fanus kırıldıysa kalamazsın kırıkların arasında. İlerleyeceksin. İyi niyetini kimse bilmese bile senin bilmen gerekir. Yaptığın her şeyi yıllar sonra bile düşüneceksin. Çıkacak karşına. İyi ki böyle yapmışım diyebilmenin o masum sevinci öyle tatlı ki.. Hayat bir seçim. Kimseye akıl danışamayacağın anlar gelecek ve ardında büyük planların olduğunu sezdiğin seçimler yapman gerekecek. İşte o anlarda aklını ve sezgilerini dinleyeceksin. Bedelini senin ödeyeceğin her seçimin tek sorumlusu sensin. Arkadaşların ya da yakınların değil. Sen bilirsin..

      Her şey çok kötü değil elbet. Bir diğer yanda aydınlık bir dünya var. Denge.. Sihirli kelime. Ben önemini yeni öğrendim ama seninle de paylaşmak isterim. Denge her konuda, her alanda ve her duyguda öyle önemli ki.. İlerlediğin yollarda iyiliğin hala yaşadığını, ilahi adaletin tecellilerini göreceksin. En kötü insanın başına gelen şeylere bile içten içe sevinmeyeceksin. Onun neden melek gibi bir bebekken, büyüdükçe şeytanın sağ kolu olmak için çırpındığını düşüneceksin. Geçecek aklından bunlar. Yol devam ettikçe yılların karartamadığı kalpleri tanıma şansın olacak. İçinde hala gencecik bir kalp taşıyan ve hayatının her noktasında iyiliğin ve doğruluğun en değerli ahlak kurallarını uygulayan insanların varlığıyla neşeleneceksin. Karardığında dünya, bu insanların bir cümleleri bile aydınlatmaya yetecek her yeri. Her zaman kendini suçlamamayı, saygının ve nezaketinin sınırlarını, kimin hangi dilden anladığını öğrenecek ve değerine yönelik yanlış anlaşılmalara fırsat vermemeyi öğreneceksin. Hatalar yapacaksın ama her hatadan bir hazine kazanacaksın. Törpüleneceksin.. 

      Şimdi böyle yazıyorum ama ben ne yaşadım, ne öğrendim, okyanusun bir zerresini doldurabildim mi muamma.. Kim bilir daha neler yaşayacak ve neler öğreneceğim. Artık her zaman her şeyin bana iyilikle döneceğini biliyorum diyebilirim. Çok üzülsem de bana bir şey öğretir yaşadığım. Bunu bilmek öyle bir huzur verdi ki.. Hayatımın en huzurlu zaman diliminde, bu huzurun da verdiği sakinlikle gecenin üçünde yazıyorum böyle. Çünkü solan güle bile üzülen birini anlayabilirim. Başka güllerin yaşamaya devam ettiğini hatırlatmak isterim. Hayat beynin yekpare kanatları gibi. Neyi ararsan buluyorsun içinde. İyiyi de kötüyü de. Her zaman bu denge olmasa bile olabildiğince iyiye meyletmek gerek. Işık yalnızca kendi içindeymiş. Huzur tatlı ve ılık bir şeymiş. Yine dengeye çıkıyor kapılar. :)

      Tüm samimiyetimle kendi deneyimimden yola çıkarak yazdığım bu yazı, dilerim ki yıllar öncesindeki benlerden birine denk gelir. İyi niyetimin yanına bir tutam güç ekleyerek hayatın en çok dikensiz güller uzatmasını temenni ediyorum. Dalgalar duruluyor, su yolunu bir şekilde buluyor. Başkalarıyla değil kendimizle meşgul olduğumuz ve iyi niyetimizden emin olduğumuz sürece doğru yolu gösteren iyi insanlar yolumuza çıkacaktır elbet. Bu yazıyı bana yazdıran kişinin haberi yok tabii ki ama dilerim ki, saygısının ve nezaketinin anlaşılabildiği toprakların çiçeği olur. En güzel çiçeklerle yolları kavuşur.

      Ayrıca buraya kadar sabırla okuyarak düşüncelerime değer verdiğiniz için teşekkür ederim. Saygı, sevgi ve huzur dolu bir hayat dilerim. :)

17 Ocak 2021 Pazar

Etkisiz Elemanlar



      Karlı, hafif rüzgarlı ve pür sessiz bir geceden yazıyorum şimdi. Birkaç saat evvel yine buralardaydım aslında. Yazdım, yazdım, yazdım. Sonra sildim. Bazen böyle uzay boşluğuna gönderdiğim hassas mevzular olabiliyor.
      Ben şimdi kendi dünyama döneyim.

      Bazen ansızın bir şey olur. Beklemediğiniz bir anda.. Sonra başka şeyler onu takip eder ve bambaşka şeyler olur. Yaklaşıyordur yaklaşmakta olan. Hayatınızın farklı bir level başlangıcıdır bu. İplerin elinizden kaçtığı, aslında yakalamak isteseniz yakalayabileceğiniz ama çok da büyük meseleler olmadığı ve neler olacağını da merak ettiğiniz için izin verdiğiniz, sıkı sıkı tuttuğunuz iplerin ellerinizden süzülerek aktığı ve adım adım uzaklaştığı o tarifsiz anlar.. Bilirsiniz.

      Zaman geçer. Seyir bazen öyle değişir ki.. Ait olmadığınız bir zaman içinde, ait olmadığınız bir pencereden akışı izlersiniz. İyi ya da kötü. Bilirsiniz o an sizin değildir, siz de o anın içinde değilsiniz. Geçerken uğramak gibi.. Ama değil. Her şey gerçektir.

      Geçip giden ipleri ya da akıbeti sorgulamanın hiçbir anlamının olmadığı zamanlarda bazen kendiliğinden bazen de çeşitli vesilelerle bir ışık belirir. Anlık bir idrak gibi belirir o eşsiz soru: Ben şimdi neredeyim? Bu soruyu sormak yeni bir level kapısını açmak demektir. Bir şeyler olmuştur. Sonra başka şeyler, bambaşka şeylere vesile olmuştur. Neredeyim demek, aklın evine dönmek demektir. Eve dönüşler günü sorgulamayı beraberinde getirir. Bu yoldan geçtim, bunu yaşadım, bunu gördüm. Peki.. Bana ne kattı? Ne öğrendim? Ne hissettim? Ne kadar değiştim?

      Bazen her şey öyle bir noktaya gelir ki, yaşadığınız alakasız şeylerin aslında sizi bambaşka bir şeye ulaştırmak için yaşandığını görürsünüz. Etkisiz elemanların savaşı aslında bir savaş değil, gösteridir. Sadece sizin onu görmeniz gerekmiştir. Hepsi bu. Hayat hepimiz için öyle eşsiz bir öğretmen ki.. Acımıyor ve öğretiyor. Tek kişilik dev kadro gibi öğretene kadar devam ediyor. Zamanla çabuk öğrenmeyi de öğrenmiş oluyorsunuz. Her şey bir başka deneyimi de beraberinde getiriyor.

      Velhasıl..
      Mevzu aslında çok derin ama.. Derinlerde yüzecek zaman değil şimdi. Düşüncelerime bir özet geçtim. Okuyanda ne gibi çağrışımlar uyandırır bilmiyorum ama aynı seyirde olduklarım yakalayabilir düşüncelerimi. Artık biliyorum ki, her zaman bir şeyler olacak. Sonra başka şeyler bambaşka şeylere vesile olacak. Ben ancak idrak edebildiğim kadarıyla anlayacağım mevzuyu. Bazen de tercih ettiğim ve merakla beklediğimi görmüş olacağım. Hepsi bana bir şeyler katacak. Büyüyecek ruhum. Olacaklara ya da olması muhtemel olacaklara izin vermeyi öğreneceğim. Sıkı sıkı tuttuğum iplerin, ellerimden akıp gitmesine fırsat vereceğim. Hepsi bir deneyim.. :)


      Böyle işte..
      Huzur ve kar dolu bembeyaz bir geceden sevgilerle..
      

      

9 Ocak 2021 Cumartesi

Günler Geçerken


      Yeni yıl, yeni bir düzen getirdi bana. Günden güne değişiyor her şey. Her şey derken benim için önemli olan şeyler yani. Bugün biraz bundan bahsetmek istiyorum. Bu benim için gerçekten önemli.

      Yılların asi ergeni ruhum, şimdiye kadar hiçbir plan ve programı kabullenemedi. Ben de aklımın ve kalbimin rüzgarı nereye eserse oraya doğru gittim. Pişman değilim, güzel şeyler öğrendim çünkü. Alakasız görünen ama beni doyuran şeylerdi o rüzgar içinde bulduğum. İçinde olduğum durum da çok farksız değil aslında sadece not alıyorum, hepsi bu.

      İnsan kendini en iyi bilendir. Kusurlarını, yeteneklerini, kapasitesini en iyi görendir. Dili ne söylerse söylesin, iç sesini en iyi işitendir. İşte ben de kendimi bildiğim için kendimi zorlamak, sabır sınırlarımda dolaşmak istemedim. Tatlı tatlı programlar yapmayı tercih ettim kendim için. Çok basit görünen ama benim için o kadar zor bir şeydi ki..

      Mesela siz.. Herhangi bir plana kaç dakika ayırabilirsiniz? Başından kalkmadan, dikkatiniz dağılmadan kaç dakika (saat diyemedim bile) durabilirsiniz? İşte ben öyle sabırsızım ki sürekli başka rüzgarlar esiyor aklımda. Dünyayı kurtarmıyorum elbet ama aklımda esen her rüzgara kapılıyorum, ne yapayım?  :) Yine de kızmıyorum kendime çünkü o rüzgarda enerji buluyorum. Bu yüzden bu duruma el attım kendimce.

      İşte yeni düzenimde durum daha farklı. Yarın ne yapacağımı biliyorum artık. Bildiklerim dışında şeyler de yapabilirim tabii ki. Özgürüm. Kısıtlamıyorum kendimi. İstediğimi istediğim saatte yapabilirim. Gecenin kaçında bitirmek istersem bitirebilirim o planları. Makul bir plan yapıp o planı yazarak başladım bu düzene. Yaptıklarımın yanına tik attım. Mantıklı planlar yazdım, yazmış olmak için değil. Sanırım bu yüzden hala kopmadım. Her bitene bir tik atmak önce keyif veriyordu, şimdi bu kadar mıydı, bitti mi moduna giriyorum. Daha 9 gün öncesine kadar yılkı gibi gezen ruhum, şimdi planlara doyamadı. :)

      Alışkanlık kazanmak 21 gün sürer diyorlar. Haklılardır muhtemelen. Benim için o en fazla 3 gün sürer. Ya devam ederim ya da her şey biter. Bu yüzden tedirginlikle geçti birkaç günüm ama hepsini yaptım, yapamadıklarımı ertesi günün planına ekleyerek tamamladım. Şimdi de yapmam gereken şeyler var aslında. Saat tam 21.56 ama yapacağım. İstersem uykumdan da zaman ayırabilirim çünkü özgürüm ben. İstersem oyalanırım, istersem sabahlarım. Seçim benim. (Alt mesajı anlamışsınızdır siz :) ama ben şimdi ona odaklanmamayı tercih ediyorum.)

      Şaka bir yana, kabul ediyorum ki ilk günlerde zorlandım biraz. Nelerle meşgul olacağımı belirlemiş olmak, kendim yazsam bile o plana uymak kolay değildi. Neyse ki kendimi zorlamadan hallettim. Güzel gidiyorum şimdi. Gün içinde nelerle meşgul olduğumu görüyor olmak, düşünmek ve sorgulamak yerine sadece yapıyor olmak, nelere kapıldığımın farkında olmamı sağladı biraz. Benim için okumayı öğrenmek gibi bir şey bu. Çok saçma geliyordur ama böyle işte. Alışacağım kendi tasarladığım plan düzenime.

      Velhasıl günler böyle böyle geçiyor işte. Arayarak, bularak, sorarak, düşerek, kanayarak, gülerek, ağlayarak.. Yürüyorum ve öğreniyorum. Hatalar yaptım ve hala yapıyorum. Ama öğreniyorum. Geriden geliyorum belki. Belki de bazen önden ben gidiyorum ama bir şekilde yürüyorum. Çünkü hepimizin bir yolu var. Ne başkası benim yolumdan sorumlu ne de ben başkasının. Düşsem de sekerek yürüsem de yol sadece benim.

      Umarım hepimiz çok güzel yollardan geçeriz. Hepimizin içinde her zaman dingin ve huzurlu bir kalp atıyor olur. İyi duygularla ve güzel manzaralarla yollarımız rengini bulur. Saat 22.22 kendime açık bir çay alıp yoluma devam edeceğim şimdi.

Allah hepimize daimi bir huzur versin.
Çok içten diledim bunu şimdi.

      Sağlıklı, mutlu, huzur dolu günlere..
      Sevgiyle..

1 Ocak 2021 Cuma

Başlangıç: 2021


      Bu yazıya neden film adı gibi bir başlık seçtiğimi bilmesem de yeni yıl yeni başlangıçlar gibidir benim için. Bazen yanılsam bile genellikle her şeyin nasıl başlarsa öyle devam edeceğine ve başlangıçların, akıbetin iskeletini oluşturduğuna inanırım. Bu yüzden başlık ' Başlangıç: 2021 ' oldu. Haydi başlayalım!

      Hayatıma ve hayata bakış açıma dair aldığım kararları severek uyguluyorum uzun zamandır. Özetle, değerli şeylere değer vermek ve kendi değerimi bilerek en başta kendime hak ettiğim değeri göstermek gibi basit bir adım benimkisi. Basit dedim ama aslında uygulamak o kadar basit değil tabii. İnsanız ve negatif kasırgalara meyilli yanımız, pozitif meltemlere dönüp bakmıyor genellikle. Dünyaya savaşmaya ve kazanmaya geldiğimizi zannederek harcadıklarımızı, zamanla mumla arıyoruz. İşte benim dönüşüm kararlarım da böyle bir fikir üzerine başlamıştı.

      Bu yıla dair aldığım -benim için- en büyük ve en önemli karar, planlı olmak. Plan ve programa önem veren, attığı her adıma dair bir liste belirleyen insanların '' Nasıl yani? Planlı yaşamıyor musun sen, nasıl olur bu! '' dediğini duyar gibiyim. Evet pek plan yapmıyorum-dum. Yapmaya çalışacağım artık. Bunu da öğreneceğim umarım. Ödev listesi gibi olmayacak tabii ki, kendimi tanıyorum yapmam çünkü. Mümkün olduğu kadar güne yön vermek gayesiyle yeni yıla böyle bir adım atıyorum. Plana pek de ihtiyaç duyduğumu söyleyemem, spontane şeyler daha çok keyif verir bana, yapılacak işler de zaten yapılacaktır ama ay sonunda ya da yıl sonunda nelerle meşgul olduğumu görmek biraz heyecanlandırıyor beni. Çünkü aklıma esen rüzgarları, peşinden merakla koştuğum fikir yıldırımlarını gözlemleme imkanım olacak. Kendimi bununla motive etmekten ziyade buna gerçekten heyecan duyuyorum. Yeni şeyler öğrenmeye aşık biri olarak rotamı gözlemlemenin keyifli olacağına inanıyorum. Nihayetinde şahsi bir mesele bu tabii, ben bunun kendim için keyifli bir süreç olacağını düşünüyorum.

      Ben hayatın hırs yapacak ve zirvede olduğuna inandırılmış kavramların peşinden koşacak kadar basit olduğunu düşünmüyorum. İnsan olmak bence, kendine başkalarının çizdiği ama içine sinmeyen çitlerden sınır koymamayı gerektiriyor. Duygularım da düşüncelerim de hislerim gibi değişebilir, başkalarının zirveleri onlara heyecan verse de bana yolun ortasına vardığımda hiçbir şey ifade etmeyebilir Bu yüzden kendi yolumu kendim belirlemeyi tercih ediyorum. Her şeyin sonunda dönüp kendime baktığımda, rahat bir vicdan bulmak benim en büyük hayalim ve içime sinecek zaferimdir.

      Bu yıla dair bir diğer karar, sanrıları gerçek saymamak olacak. Hislerime ve saniyeler içinde aklımda beliren tabloya genellikle güvenirim. Bazı durumlar için elbette hislerime güveneceğim ama bu yıl akıbeti düşünmeden süreci izlemek istiyorum. Birçok konuda böyle bir seyir hedefim var artık. Sanrıları gerçek saymak yerine, hayatı izlemeyi tercih edeceğim. Zaman ne gösterir bilmesem de bunu deneyimlemek istedim. Bu biraz beni zorlayabilir. :)

      Geçen yıla (dün bile bu geçen yıla dahil oldu, yakınlar bazen en uzak olabiliyor değil mi) şöyle bir baktığımda aslında istediğim birçok şeyin olduğunu gördüm. Gerçekten, kalben ve ruhen neye ihtiyaç duymuşsam o olmuş. Bunun daha önceleri de farkında olduğumu söyleyemem. Zararın neresinden dönülse kardır, unutsam bile bunu hatırlatacağım kendime. İstediğin ve ruhunda ihtiyaç olarak hissettiğin şeylerin gerçek olması -çok basit görünen şeyler bile olabilir, ihtiyaçların zerresi bile edinildiğinde şifa olabilir- en büyük şanslardan biridir muhtemelen. Şansımı fark ettim. Fark etmek.. Bu çok güzel bir kazanım oldu benim için.

      Olmuşlarla oyalanmak ve olacaklarla zaman harcamak yerine olduğum yerde, hayatıma bütünsel bakabildiğim ölçüde mutlu olduğumu öğrendim. Başkalarının gözleriyle ve başkalarının sözleriyle değil. Gözler de sözler de benim. Zaten herkesin gözleri ve sözleri ancak kendi hayatındaki boşluklarını doldurmaya, kendi karanlığını aydınlatmaya ancak yeter diye düşünerek kendi hayatımla bizzat ilgilenmeye karar verdim. Fazla tevazunun sonundan bildiriyorum bunu. Herkese tavsiye ederim. :)

      Kendi dilimizle konuştuğumuzda, bulunduğumuz ortamda bizi anlayan kimse olmuyorsa iletişim kuramayacağız demektir. Hepimizin bir ölçüde meramını anlatabilmesi gerekir değil mi? Yeni yıla dair kararlarımdan biri de bu oldu. Bu da biraz zorlayacak gibi görünüyor ama kaybedilecek değerli bir şey yoksa bir şey kaybetmiş olmayız değil mi? :)

      Benim 2021 stratejim şimdilik böyle. Eserse elbet bir şeyler eklenir. Amaç hayatı kolaylaştırmak ve güzelleştirmektir. Bu niyetle yeni yıldan hepimiz için başta akıl ve beden sağlığı diliyorum. Buna ihtiyacı olan koca bir dünya var, görebiliyorum. Sonra biraz da heyecan, çok mutluluk, çok neşe, çok bilgi, çok doğa, deniz, orman, iyi insanlarla yürünen yollar diliyorum. İyi anlamda değişmek ve dönüşmek için azim gerek. Bu azmin daim olmasını ve kalbimize dönüşüm ilhamının yuva yapmasını diliyorum. Her ne olursa olsun.. Düşsek bile kalkıp yola devam edeceğiz. Potansiyelimizin her bir zerresini heyecanla kullanarak daha ileriye yürüyeceğiz. Başkalarının ilerisi değil, bizim ilerimiz. Farkındalıklarla dolu yepyeni bir yılı sevgiyle kucaklıyorum. Bana getirecekleri ve katacakları için şimdiden heyecan duyuyorum. Aynı heyecanı kalbinizde ve aklınızda duyabilmeniz dileğimle.

      
        Sağlıklı, mutlu nice senelere..
        Sevgiyle.. :)

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...