Corona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Corona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Nisan 2020 Pazartesi
Kıyametin Beklenmeyen Hali
Düşünsenize..
Dünyayı sarsan bu virüsü birileri üretti diyelim. (Bununla ilgili birçok iddia var.) Varsayalım ki bunu üreten insanlar devlet destekli. Virüsü üreten elbet çaresini düşünmüş, panzehrini oluşturmuştur. Ama çözüm için büyük bir patlamayı bekliyorlar diyelim. Şu an bir senaryo yazıyoruz o yüzden her şeyi diyebiliriz! Devam..
Kimi güçlü ülkeler virüsün etkisiyle adeta kırılıyor, amaçlanan denge değişimi yavaş yavaş sonuç vermeye başlıyor. Önemli isimlerin birer birer hayata veda ettiği, beyin göçü ile gelen süper zekaları birer birer toprağa veren güçlü ülkeleri düşünelim. Zengin fakir ayrımı yapmaksızın insan eleyen bu virüsün kimse önüne geçemiyor. Virüs için ilaç üretmeye çalışan bilim insanları dahi birer birer pes ettiğini açıklıyor. Dünya asla tahmin edemediği bir savaşın içinde gibi.
Öngörülemeyen ve sonucunun asla kestirilemediği bir savaş..
Ülkeler gün geçtikçe daha çok kayıp verdi, çok çok önemli isimler ve devlet adamları virüs yüzünden -ölümsüz zannettiği- dünyaya veda etti. Bazı ülkeler kurtuldu bu illetten ya da her şeyi kontrol altına aldığını düşündü diyelim. Senaryoyu burada başlatıyorum. Üretilen virüs amaçlanan seyrinden çıkarsa? Asla beklenmeyen bir hal alıp bulaştığı insan iyileşse bile form değiştirip saklanıyorsa? İyileşen ve evlerine dönen insanlar, içinde farklı formlarda bulunan yeni bir virüs taşıyıcısı oluyorsa?
Haydi biraz daha heyecan katalım. Tüm bu salgın krizinin gizlenen panzehri işe yaramazsa? Dünya daha büyük bir kaosa doğru koşarsa? Değişen formuyla birlikte yalnızca insanları değil, yaşayan tüm canlıları öldürmeye başlarsa? Bu virüsün asla önü alınamazsa? Üreten insanların dahi çaresiz kaldığı ve ürettiği virüsün zehriyle yandığı bir dünya.. Çılgınca değil mi?
Bir minik senaryo daha ekleyelim haydi. Düşünsenize, yaşayan tüm canlılar ölüyor dünyada. Bir kuş dahi kalmıyor geride, tek bir balık yüzmüyor denizde. Bakteriler de bir süre sonra ölüyor diyelim. Öyle bir hal.. Işıkları yanan binalar, insan eliyle oluşturulan yapılar, evler, arabalar, kurumaya yüz tutmuş bitkiler, ağaçlar.. Ve ölüm sessizliği..
Senaryoyu derinleştirebiliriz ama daha fazla mevzunun içine girmek istemiyorum şimdi. Nihayetinde beklenen bir kıyamet var inancımıza göre. Kıyametin beklenmeyen bir hali aklımda işte böyle esti. Öyle bir şey olsa, sonrasında ne olur acaba? Yeni bir canlı türü mü ortaya çıkar? Işık yıllarının ardından farklı gezegenlerde yaşayan canlılar mı bu gezegenin akıbetini sorgular bilinmez. Senaryomun bu kısmını da düşüneyim ben en iyisi.
Yarın ne olacak bilmiyoruz. Böyle ilginç günler içinden geçerken umarım Dünya dinlenmiş ve bizi affetmiş olur..
4 Nisan 2020 Cumartesi
Mavi Göğün Ardı
Saat 05.28
Gecenin güne ramak kalmış eşiğinden bildiriyorum. Günler geceye, geceler belirsizliğe doğru gidiyor ve günden güne bu belirsizlik gelecek günlerin karanlığından soğuk bir yel estiriyor. Virüs dünyada aldı başını gitti. Bağından boşanmış gibi geziyor tüm bedenleri. Ülkemizde de özgür ruhu devrede. Kimler kaldırabilir bu davetsiz misafiri bilmiyoruz. Biz bunu düşünürken sağlıkçılar da yoğunluk olmasın da insanları tedavi edebilelim diye düşünüyor. Bu ayın kahramanları kesinlikle sağlıkçılar, sağ olsunlar.
Umut dolu açıklamaların yerini, uzman doktorların isyanı almaya başladıkça ben de biraz daha tedirgin hissettim kendimi. Aslında tedirginlikten de ziyade çaresizlik. Kim dinliyor ki bizi.. Bir şeylere geç kalmış olmanın telafisi asla olmayacak çünkü yitip giden canlar olacak. ''Yarın başımıza ne geleceği belli değil, biz sağlıkçılar da dahil olmak üzere herkes birbirinden helallik istemeli.'' dedi bir doktor. Haydi bakalım çöz şimdi bu düğümlü sözcükleri.
Umut dolu sözcükler sıralıyorum kendimce. Sonra kendi kendime soruyorum, onlar bilmiyor da biz mi biliyoruz? Keşke bunu yalnızca ben sormasam, yetkililer de sorsa mesela. '' Milyon kat önlem al, soluduğun havayla bile bulaşabilir sana, neyi bekliyorsun! '' İçimden geçen bu gibi cümleleri, içimin kara kaplı defterlerinde bırakıyorum şimdi. Söz uçacak yazı kalacak ve tarih bu günleri asla unutmayacak. Bir salgın kaç yılda bir kahreder ki bir gezegeni?
Allah affetsin, içimden geçen bir başka düşünce daha var -ne yapayım var işte- ve bu düşünce durup durup yokluyor zihnimi. Şimdi.. Bu salgın yalnızca hijyen kaynaklı olsaydı, kaliteli ve üst düzey ürünlerle temizlenebiliyor olsaydı, uzatmayacağım lafı: yalnızca fakir toplumlarda, susuz bölgelerde ve dolayısıyla temizliğin öncelik olmadığı ülkelerde ya da bölgelerde olsaydı, bu kadar ciddiye alınır mıydı? Ve uzaklardan bir ses yankılandı... Tabii ki alınırdı! İnsan canı her şeyden kıymetlidir! Bunun zengini, fakiri olur mu! İnsan her konumda insandır!
Değildir arkadaş! İnsan her konumda aynı insan değildir! Öyle olsa Afrika örneği akla ilk gelen olmazdı değil mi? Çekmedikleri çile kalmadı. Ne yiyecek var ne su. Salgınlarla ölen onca insan.. Kim bakıyor yüzlerine? Ayağında sağlam ayakkabısı olmayıp elinde silah olan kabileleri ne yapacağız? Kim bakıyor onların dertlerine? Yok mu devlet başkanları? Yöneticileri, kan emicileri, özür dilerim(!) başkanları, vekilleri diyecektim. Hani insan her konumda insandı? Hani kardeştik? O kadar uzağa gitmeye gerek yok aslında. Hala su/s sorunu yaşayan köyler var ülkemizde. 20 saniye ellerini yıkayabilecek suyu olmayan köyler..
Biraz daha iyi imkanlarla halledilebilen bir şey olsaydı bu virüs, bu kadar önlem alınır mıydı, soru işaretleri sarıyor orta beynimi. Yalnızca bizim ülkemizde olan bir olay olsaydı, gidebilen başka ülkelere gider kalan halk bir kafes içinde kırılırdı. Can derdine düşen insan, arkasına bakmaz; tok, açın halinden asla anlamaz. Örnekleri çeşitlendirebiliriz pek tabii. Tüm bunlar şahsi düşüncelerim. Bu kadar kötü düşünmeyi ben de istemezdim ama düşündürdü işte insanoğlu beni.
Bunları düşünmemek adına makalelere açıldım şu saate kadar. Kaybolabileceği bir alan bulduğunda başka bir evrene geçiyor insan. Orada başka bir dünya var. Okudukça devamı geliyor, saatler nasıl geçiyor insan asla anlamıyor. Bu da bir nevi terapi. Bu hassas günler insanı rezil de eder, vezir de eder. Bu yüzden muhakkak bir şeylerde kaybolmak gerekli. Kitap oku, müfredat konularına bak, test çöz, işe yarayan bir şeyler dinle, izle derken sabaha ereceğiz. İleride bu karanlık günleri abarta kabarta anlatıp bir daha yaşanmamasını dileyeceğiz.
Saat 06.06 oldu şimdi. Odamın günle yarışan ışığını kapatıp perdeleri açma vakti. Yeni bir gün doğdu. Mavi göğün ardında tertemiz bir sabah var. Uyandı martılar, kargalar, güvercinler, kumrular.. İşte şimdi martı sesleriyle pır pır eden kalbimi inzivaya çekme vakti. Gün sizin olsun, gecenin karanlığı benim; martı sesleri yeter bana, tüm kuşlar sizin..
Her şeye ama her şeye rağmen sağlıklı ve huzur dolu günler dilerim.
31 Mart 2020 Salı
Karantina Günlükleri
Yine bir gece vakti, güneşe serdim kalbimi..
Film sahnesi gibi geçen karantina günlerine tüm hızımızla devam ediyoruz. Karantina günlükleri oldu bu blog benim için. Şimdilik mahiyeti bu. Zamanla ne olur bilinmez. Gündeme dönecek olursak korku ve kaygı tüm hızıyla devam ediyor. Sanırım ülkece sıkılmaya başladık. Sosyal medya turuyla biraz daha fazla şahit olabiliyoruz bu gibi ayrıntılara. İnsanlar evde sıkıldıkça gönüllü BBG evine çevirdiler hayatlarını. Bir süre sonra verdikleri fazla detaylar onlara bir taş olarak atıldığında muhtemelen bu gönüllü BBG olayından çok pişman olacaklar. Çok sıkıldılar, anlıyorum. Korku, kaygı ve kanında göçebe kültürün özgürlüğü akan insanların karantina içinde olmasının doğal sonuçları bunlar. Hak veriyorum.
Kendimce yeni şeyler öğrenme gayretiyle okumalara, izlemelere devam ediyorum. Günün konusu 'Şizofreni' ve bu konuyla ilgili kimileri genetik olduğunu söylerken kimileri beyinde kimyasal bir bozukluktan dolayı olduğunu söylüyor. Bir başkası psikiyatrinin bir yalan olduğunu söylerken bir başkası insanları ilaçlarla uyuttuklarını ve bedensel problemler ile sosyal problemler giderildiğinde zihinsel problemlerin de çözülebileceğini, ilaçlarla insanı uyuşturmanın yanlış olduğunu söylüyor. Birkaç röportaj dinledim. Bizzat şizofreni hastaları anlatıyor yaşadıklarını. Zor vesselam. Allah hem bedensel hem zihinsel sağlık versin. Gerçekten çok zor..
Konu başladığı yerde kalmıyor tabii.. Onu oku, bunu dinle, şunu izle derken konuya farklı çerçevelerden de bakmaya başlıyor insan. Bir başlığa başka konularla bağlantı kurunca değişiyor mesele. Söylenen her şey kendince haklı olabilir. Hepsi yalan da olabilir. Belki zihinsel hastalıkların asıl tedavisi önümüzdeki uzun yıllar içinde bulunacaktır ve belki de basit bir tedaviyle insanlar ömür boyu sürecek huzur ve sağlığına kavuşacaktır. Sınırları kaldırdım yani. Her şey doğru ya da her şey yanlış olabilir. Hiçbir fikrin tam olarak destekçisi değilim. Arkasında durduğum tek bir şey var ki, her şeyin bir sebebi var..
Günler böyle böyle geçiyor. Bir belirsizliğin içinden bir başka belirsizliğe doğru yürüyoruz. Kendimizi inceleme, kendimizi gözlemleme fırsatı bulduğumuz şu günlerin tek iyi yanı bu olsa gerek. Günün temposu içinde unutuyorduk kendimizi. Biraz durmak herkese iyi geldi. Dilerim ki bu günler aklımızı ve kalbimizi arındırsın, gelecek yeni günlere anlam ve kıymet katsın.
Sağlık ve mutluluk dolu günlere..
29 Mart 2020 Pazar
Geceye Sayıklamalar
Saat 03.08 ve ben gecenin kalbinden bildiriyorum. Bulutlar hüngür hüngür ağlıyor akşamdan beri. Uğulduyor camlar. Günler, her geçen saat biraz daha fazla benziyor film sahnelerine. Bir belirsizliğin içinde savrulan minik karıncalardan biri olarak yazmak ve karanlığın ortasındaki boşluğu doldurmak istiyorum.
Açlık Oyunları gibi akşamdan akşama ölü sayısını öğrendiğimiz günler içindeyiz. Şaka gibi ama değil. Her şey gerçek. Hatta öğrendiklerimizin törpülenmiş gerçekler olduğunu düşünürsek durum vahim. Tenha sokaklar, sessizlik ürkütüyor herkesi. Belirsizliğin içinde savrulup giden yapraklar gibiyiz. Kadere boyun eğdik, akıbeti beklemekteyiz. Bir bela ki sardı dünyayı. Şimdi gündem dünyanın en ücra köşesinde bile aynı.
Sanırım en yakınlarımızın ya da bizzat bizim belamız olmadan gerçek manada idrak edemeyeceğiz bu virüsü. Korku her yerde aynı. Yüzlerce insanın isyanı, sağlıkçıların haklı kaygıları derken adım adım gidiyoruz bu belaya. Üretilmiş olduğu iddiaları, sonra onu yalanlayan tezler, tezleri dalgaya alan yorumlar derken geçiyor günler. Ünlü bir doktor açıklama yapıyor, bambaşka ayrıntılara dikkat çekiyor. Sonra bir omurgasız, alanında uzman olan bu profesörü halkı galeyana getirmekle suçluyor vs. Ülkece ibretlik günler geçirdiğimiz kesin. Samimiyetin ölüm getirdiği bir millet olarak bayrak artık bizim.
Bazen diyorum ki, sen bu kaosun tozu dahi değilsin. Senin aldığın önlem yalnızca uzaklardan izlenip gülünebilecek önlemler. Hayatını ultra kontrol içinde yaşayan kimseler bile kapılıp giderken salgın zincirine, sen sadece bekle diyorum kendime. Ne olacaksa olacak, sadece sabırla bekle.
Bundan sonra hiçbir şey aynı olmayacak, biliyorum. Beklediğim kaos buymuş demek ki. İçimdeki ses, start verildi diyor. Kıyameti de görürsek tamamdır. İçim biraz daha rahat artık. Dünyanın ne kadar basit olduğunu, en büyük işlerin dahi minicik bir virüs için durduğunu, o minicik virüsün ülkeleri mahvedebilecek güçte olduğunu ve en önemlisi bir gün aniden gidebileceğimizi hatırlattı bana ve birçok insana. Aslında her şey formalite bir abartı ile yaşanırken şimdi ne kadar da basitleşti. Oluruna gidildi. Ertelenmesi imkansız olan ne varsa şimdi bir pencerenin ardında sokağı gözlüyor. İşte dünya..
İtalya iptal. İspanya ise bayrak savaşında. Bir doktor iki hafta sonra sağlam adam bulamayacağız diyor, sanırım bir sonraki bayrak bizde. Ne desek boş, yaşayıp göreceğiz. Bir zamanların salgın hastalıklarıyla ölen milyonlarca insana şimdi yazık olmuş aslında tedavisi varmış diyorsak bundan yıllar sonra da yazık koronadan ölmüşler denecek. O yüzden bekleyeceğiz, göreceğiz. En nihayetinde sular durulacak ve iyilik kazanacak. Kötülük üzerine çalışan, kötülüğü çoğaltan ve insana hüzün veren şeyler için uğraşanlar muhakkak anlayacak.
Dünya, insana malzeme olmayacak. Bunu gördükleri anda iş işten geçmiş olacak. Bomba, nükleer silah, virüs, bakteri derken ipin ucu elbet kendilerine de dokunacak. Filler tepişirken ezilen karıncalardan biri olarak ilahi adalete güvenim sonsuz. Akıbeti hayretle takibe devam. Şimdi biraz yağmur izleyip kalbimi ferahlatayım en iyisi.
Allah tüm insanları affetsin, merhamet versin..
22 Mart 2020 Pazar
Film Sahnesi Gibi
Bir dönem garip bir şekilde bir şeyleri beklerdim. Ne olduğunu bilmediğim şeyler.. Sanırım 2020 ile birlikte beklediğim şeylerin gerçek olduğunu görüyorum. Yarınımız garanti değil. Öyle günlerden geçiyoruz şimdi. Cidden ilginç günler. Herkes evinde, sokaklarda korkutucu bir sessizlik.. Çoğu mağaza kapandı. İnatla açık olan firmalar da neyi bekliyor bilmiyorum. Durum gerçekten ciddi. Sanki bir film sahnesinin içindeymişiz gibi. Ve bunların henüz başlangıç olduğunu düşünüyorum.
Yayılım hızında 1. sıradayız şu an. Bundan sonraki süreç daha da vahim olacağa benziyor. Belirli bir yaşın üzerindeki insanlar pek de önemsemeden dışarı çıkmaya devam ediyordu ki bugün ona da kısıtlama geldi. Çünkü yaşla birlikte risk de artıyor. Bu kısıtlamaların etkisini ve alacağı hali zamanla göreceğiz. Son açıklanan rakamlara göre 947 hasta ve 21 vefat eden insan var. En yakınlarımız ya da bizzat biz yaşadığımızda daha iyi anlayacağız bunun bir film sahnesi olmadığını.
Bir video gördüm az önce. Mavi bir torba ile gömülüyordu biri. Ne sevdikleri vardı orada ne sevenleri. İnsan durup düşünüyor, içi acıyor. Böyle bir ölümü iki hafta öncesine kadar tahmin edebilir miydi? Bir başka paylaşımda ise kamyon arkasındaki tabutları gördüm. Düşünmek bile korkunç değil mi? Yüzlerce yorum binlerce teori var. Çin kontrol altına aldı ama biz mücadeleye yeni başlıyoruz. Yeni günlerden umut ışığı bekliyorum.
Kandil gecesinin ortasında tüm dünyanın bu beladan kurtulmasını diliyorum..
19 Mart 2020 Perşembe
Corona Günlerinde Karantina
Bir süredir dünya gündeminde bir minik illet var. Covid-19 ya da Corona.. Minik dediğime bakmayın. Çin ile başladı, İtalya ile zirve yaptı adeta. İran keza bezmiş durumda. Mesafelerin yalnızca saatlerde kaldığı yeni dünyada, bu virüsün ülkemizi teğet geçmesi beklenemezdi pek tabii.. Bizde ilk vakanın görülmesiyle ve bu sayıların artmasıyla birlikte meselenin ciddiyeti ufak da olsa fark edildi. Okullar hafta başı itibariyle tatil edildi.
Bence ilk adımda yapılabilecek en mantıklı hamleydi. Gerçekçi olalım ve okullarımızın hallerini şöyle bir düşünelim. Tuvaletlerde sabun ve peçetelerin bulunmadığı bir okulda hijyeni kontrol altında tutmak ne kadar mümkün olabilir ki? Yanlış anlaşılmasın.. Yerleştirilen sabunlukların nasıl parçalandığına, peçetelerin nasıl savrulup atıldığına bizzat şahidim. İstediğiniz kadar düzen yaratın, düzeni bozanı destekleyen bir sistemle olmaz o iş. Konu bu değil tabii.. Kalabalıkları kontrol altına almak için en mantıklı hamle işte bu tatildi..
Bu tatili yanlış anlayanlar oldu bir süre. Keyif turları yapıldı birkaç gün. Kimi veliler, ''Okullar tatilse biz de evde çalışırız!'' nidalarıyla tüm sınıfı evinde toplayıp ders çalıştırdı. Evet evet yaşandı bunlar. Belki de virüs yayıldıkça yayıldı böylece. Bilmiyoruz.. İyi niyetle yapılan şeylerin bedelini nasıl ödeyeceğimizi göremiyoruz. Okulların tatili ve öğrencilerin akıbeti düşündürdü biraz sistemi. Bu bir rekabet ortamına dönüştü, konferanslar yapıldı, kriz çözümleri arandı. Oysa yapılacak tek şey kalabalıktan uzak kalmak, bu kriz anını evde sükunetle karşılamaktı. Durum şimdi nedir bilmiyoruz. Açıklama yapanları tekrar görebilecek miyiz, kestiremiyoruz.
Ülkece virüsün 14 günlük kuluçka süresinin içindeyiz aslında. Belki de ilk haftasındayız hala. Ölümler şimdiden başladı. Son açıklanan vaka sayısı 191 olarak aktarıldı. Süreç nasıl ilerleyecek bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey durum gerçekten ciddi ama biz hala kabullenemedik bu ciddiyeti. Tüm dünya, evden çıkmayın uyarılarında bulunuyor. Kendi durumlarını, içinde oldukları çıkmazı anlatmaya çalışıyor.
Bu süreçte marketler talan edildi. Güvenlik ve can telaşına düşen insan, ihtiyaçlar hiyerarşisinin 1.basamağına keskin bir çizgiyle indi. Maslow nur içinde yatsın, haklıymış. Bir diğer yandan sokaklar tenha, insanlar tedirgin ve ürkütücü bir sessizliğin hakim olduğu günlerin içindeyiz. Hastaneler giderek yoğunlaşıyor. Günün pelerinsiz kahramanlarıysa sağlıkçılar. Canları pahasına oradalar. Hakları ödenmez asla. Hepsine hem bedenen hem de ruhen güç diliyorum.
Bir başka konu ise halka evinizden çıkmayın çağrıları yapılıyor. Tamam çıkmayalım ki olması gereken de bu. Virüs sonuçta. İnsanların birbirine bulaştırmaması için gereken şey bu. Peki çalışan insanlar? Toplu taşıma kullananlar? Evimizde bir kişi dahi karışıyorsa kalabalığa, ne anlamı kalıyor bizim evde olmamızın? Haydi bakalım ben cevap bulamadım..
Market çalışanları, kargo çalışanları ve diğer sektörlerde çalışan insanlar işe gitmek zorunda. Firmalar gelecek ekonomik sıkıntıları düşünerek personel çıkarmak için fırsat kolluyor durumda. Verilen izinler keza ücretsiz izin. Devlet emriyle kapatılan dükkanların personelleri ya ücretsiz izinde ya da yıllık izin hakları gasp ediliyor adeta. Bunu görmezden mi gelelim şimdi? Konu girişinde belirttiğim çalışanlara dönecek olursak ne şartlarda çalışıyor? Bu düşünüldü mü? Kasiyerler maskesiz, eldivensiz -artık koruyucu ne olabilirse- yüzlerce insanla yakın temasta. Onların canı yok mu acaba? Virüs onlara ve evlerindeki insanlara işlemiyor mu? Çalışanların güvenliği göz ardı ediliyorsa kimse ülkenin teyakkuzda oluşundan bahsetmesin. Şahsi fikrim bu.
Aslında yazacak çok mesele var. Ülke panayır yeri vesselam. Her tip insan var. Karantinadan kaçan umrecileri mi, karantinadan kaçırılan üst düzey insanların çocuklarını mı hangisini anlatsak? Kaçmasın diye onu tutan polisin, bende varsa sana da geçsin diye düşünerek yüzüne tüküren 'insan' görünümlü canlı, umreden geldi ancak yaptığı şeyin cinayete teşebbüsten farkı var mı? Ülkede durumlar ibretlik ve günden güne karmaşık bir hal almaya başladı.
Şimdilik ekonomi düşünülerek (sanırım) sokağa çıkma yasağı gelmedi. Sonradan geç kaldık diyeceklerini az çok kestirebiliyoruz. İnsanlar sokaklarda dolaştıkça, işe gitmek için metroları ve diğer toplu taşımaları kullandıkça bu virüs hızla yayılacak ve hiçbirimizin can güvenliği kalmayacak. Dünya kırılırken bize bir şey olmaz diye düşünmek ya da biz o kadar fazla etkilenmeyiz diye düşünmek boş bir hayal olacak. Umarım güzel şeyler olur ancak olabilmesi için mantıklı adımlar atılmalı bence. Yine belirteyim ki bunlar şahsi fikrim. Yıllar sonra bu yazıyı okuduğumda ( o yıllara ulaşabilirsem) nasıl zamanlardan geçtiğimizi hatırlamak isterim.
Bense bu zaman dilimini kendimce fırsata çevirmeye çalışıyorum. Okuyor, yazıyor, izliyor, notlar alıyor kısaca kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Tüm yaptıklarımın özeti bu. Hem keyif alıyor hem de eksiklerimi tamamlamaya çalışıyorum. Ülke ülke geziyor, dinlemediğim müzikleri dinliyor, belgeseller, operalar, müzeler ile hayatımı renklendiriyorum. Kendim için yapabileceğim en iyi şeyler bunlar şimdilik. İnsanların ne yaptığıyla ilgilenmek yerine kendi eksiklerimi kapatmaya çalışıyorum. Bu da benim yaşam tercihim diyelim.
Ülkece hassas bir dönemdeyiz. Hatta tüm dünyanın ortak derdi, bu minik illet diyebiliriz. Bu hassas sürecin çok iyi yönetilmesi gerek. Basit bir grip değil. Binlerce insan ölüyor ve önüne geçilemiyor. Zengini fakiri yok bu virüsün, öyle bir bela.. Zengin daha farklı hastanelerde tedavi olur, karantinası özel alanlarda olur ama nihayetinde ortak bir bela. Sonumuz hayır olsun diyelim.
Olumlu yaklaşmaya çalıştım bir süre ama ben sokağa çıkma yasağının acilen başlatılması taraftarıyım. Kasiyerler, işçiler, kargo çalışanları beni üzüyor. Güvenlik önlemleri alınmadan çalıştırılmaları üzüyor. Olan yine gariban insana oluyor. Gözlerimi kapatamıyorum. Durumlar böyle işte.. Neler hayal ederken neleri yaşadığımız bir 2020-Mart içerisinden yazıyorum. Bu günleri de gördük diyorum. Sezon sonuna doğmuşuzdur belki. Tüm sosyal medya haklı olabilir. Umarım bir an evvel önlemler arttırılır ve bu illet can almayı bırakır. Kıyamet fragmanı günler başlıyor gibi. Moral ve iyi enerjilere ihtiyacımız var. Estikçe yazacak ve düşüncelerimi sanal defterime bırakacağım böyle.
Sağlık ve huzur dolu günler diliyor, Allah'a emanet günlerden bir yazı bırakıyorum.
Okuyana selam olsun..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Çatırtıları Duydunuz mu?
Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :) Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...
-
TİMSAH HEYKELİ Kadıköy’de bulunan, her ne kadar dikkat çekmese dahi buluşma...
-
Dün gece Lale Müldür'ün, Mağaradakiler adlı edebiyat dergisiyle söyleşisine denk geldim. Ve dün gece itibariyle kendisine hayr...
-
Mutluluk.. Üzerine söylenmiş milyonlarca söz, yazılmış trilyonlarca yazı var. İnsanlığın yegane arzusu, duaları...