15 Aralık 2018 Cumartesi

Ölümle Doğan Ölüm



          Günler tüm yoğunluğuyla ve yorgunluğuyla birer birer geçip gidiyor. Dünya bir başka dönüyor bu aralar sanki. İnsanlar doğuyor ve insanlar ölüyor. Ölüm insanlar içindi değil mi. 3 kişi..

          Ölüm her yerde, ölüm her yaşta beklenmeyen bir misafir gibi. Çokça yaşamış, hayatın tüm engebelerini aşmış biri için bile uygun değil gibi. Konduramıyor insan. O artık yok diyemiyor. Gencecik yaşamların son bulması ayrı bir acı tabi. Hepsi bizim için, hepsi insanlık hali..

           Doğuyoruz ve ölüyoruz. Hayat bu iki kelimenin arasına sıkıştırabildiklerimiz kadar. Tüm hırsımızı, tüm aşkımızı, tüm kinimizi, paramızı ve başarımızı bırakıp gideceğimizi unuturcasına yaşıyoruz. Bırakıp her şeyi gidiyoruz.. İnsan çok garip bir canlı değil mi?

           İnsanlar ölüyor ama ölüm ölmüyor o her ölenle yeniden doğuyor. Yeniden hatırlatıyor insanlara varlığını, bir gün ölen her bedende yeniden doğacağını. Hayat garip. Bu garipliğe sarılan ruhum yaşamın mantığını arıyor.

           Ne için yaşıyoruz? Ne için çırpınıyoruz? Ne için bu çaba? Ne için bu fedakarlıklar? Ne için koşuyoruz? Nereye koşuyoruz? Bu sorular geçiyor aklımdan. Tek bir cevap kalıyor geriye. O bile.. O bile öldü ve gitti.. İsmi bile kalmayacak geriye. Unutulacak birgün. Yaşamamış gibi. Hiç var olmamış gibi. Uğruna çırpındıkları buharlaşıp gitti ve dönmeyecek yaşanan günlerin hiçbiri.. Ne garip.. Ölümle doğan ölümler bunları düşündürdü. İnsan hali.. Cevabını bulamadığım sorularla cenk hali devam ediyor. Bende durumlar böyle, düşünceler yeni düşünceler doğuruyor. Hayat böyle..

İnsan gibi bir yaşam dileğimle..



7 Aralık 2018 Cuma

Soğuk Yalanların Üşüttüğü Bedenler


     
            Yaşıyor muyuz ey dostlar? Nabızlar belirli periyotlarla kontrol ediliyor mu? Aman ihmal etmeyin, hayatın hengamesinde kaybolup gitmeyin. Ben yaşıyor muyum? Sanırım. Belki. Biraz. Bilemedim..

         Biliyorum.. Hayatın düzlükleri, çukurları ve zirveleri vardır. Bir insanı zirveye çıkarabilecek tek güç, bizzat ruhundadır. Ötesi boşluk, ötesi yokluk.. Ruhumuzun derinliklerinden aldığımız bu güç, hava şartları münasebetiyle azalabiliyor bazen. Soğuk yalanların üşüttüğü bedenleri, acımasız yeminler yoruyor. İnsanların, insanlıktan çıkabileceğini gördükçe düşüyor elbet enerji. Bu hoyrat rüzgara kim karşı koyabilir ki?

        Bir diğer yandan ummadığımız güzellikler oluyor. Merhamet dolu bir bakış, sevgi dolu bir gülüş, umut dolu yarınları hatırlatıyor insana.. Dur biraz, nefes al bak yolunda olan bir şeyler var diyor. Merhamet hala var, güven hala var, sevgi hala var, masumiyet hala nefes alıyor diyor. İşte tam olarak bunlara sığındığım, sevginin gücüne yaslandığım, yoğun ve çok yorucu bir dönem yaşıyorum. Özgür günlerimi hatırlayamayacak kadar yoğun, günün nasıl geçtiğini fark edemeyecek kadar kalabalık günler içinde kayboluyorum..

       Geçen günler mi, ömür mü bilmiyorum. Belki de geçen günler değildir, günlerden geçen bizizdir. Kim bilir.. Hayat çok garip.. Öyle garip ki, beterin beterini itinayla gösteriyor, her şey mümkün dediğimiz sınırları biraz daha açmayı başarıyor. Dedim ya işte garip.. Ve mevzu aslında çok derin..

        Yine de sevmeye, daha çok sevmeye, gülümsemeye, olumsuzlukları düşünmemeye devam ediyoruz. Şifayı bulan bırakmasın! Yoksa hazırda bekleyen bir dipsiz kuyu, yutacak taze ruhlar bekliyor..Aman uzak duralım, nabızları kontrol etmeyi unutmayalım! 

Sevgiyle..



       

1 Aralık 2018 Cumartesi

Kutu Kutu Günler




      Günler tüm hızıyla geçiyor.. Giden günler mi, ömür mü bilmiyorum. Yalnızca giden bir şeyler var bunu hissediyorum. Hayat her yeni günün ardından yeni şeyler öğretiyor. Bazen yoruyor, bazen yıpratıyor, bazen de her yaşanmışlık biraz daha güç veriyor..

      Neye sığınmalı? Yaşadıklarımıza mı? İyi ki yaşamadıklarımıza mı? Gördüklerimize mi, duyduklarımıza mı? Ya da görmeyip, duymadıklarımıza mı.. Hayat garip.. Fakat dünya herkese başka dönüyor bu kesin..

      Hayaller en üstlerde kalan, en tatlı ve en güzel incirler gibi. Evet varlar, gözlerimizin önünde fakat uzaktalar. Bir tatlı incir hayali, ne kadar yükseğe çıkarabilir ki? Ümit kesilince yerle yeksan olan incirler gibi, dünya hali..

      Velhasıl durumlar karışık. Pandora kutusundan yeni kutular çıkıyor. Bu durum nereye kadar devam eder, neyle nasıl biter bilmiyorum ama kutu içinde kutu ile geçiyor günler. Güzel günler dileklerimle..

      

4 Ekim 2018 Perşembe

Bir Mutluluk Anatomisi




      Şu aralar mutluyum.
      Şaşırtıcı ama gerçekten mutluyum.
      Neden mi?


      Kısa bir özet geçeyim.
      Lise öncesi gerçekten şanslı bir insandım. Ne oldu nasıl oldu anlamadım ama birden değişti her şey. Kabullenemedim uzun süre. Neye elimi atsam kuruturum denir ya hani.. Tam olarak öyle. Akla gelebilecek her konuda aksilikler oldu. En olmayacak, en imkansız durumlar gelip beni buldu. Çok şükür sağlıkla ilgili sorunlar ya da büyük meseleler değildi belki ama güncel hayatın basit meseleleri bile aksilikleriyle çok yordu. Bunlar birikti birikti ve kocaman bir mutsuzluk oldu.

      Şimdi anlattıklarım ve anlatacaklarım, mutsuzluğu gerçekten hissetmeyen, bunu gerçekten bilmeyenler için eminim çok anlamsız gelecektir. Ben o zamanlarda sürekli böyle yazılar okuyorsam, bir ışık arıyorsam eminim bu yazıyı da biri aynı niyetle okuyacaktır. Bu yüzden bu hissi ben de paylaşmak istedim. Neyse konuya döneyim, bence önemli.

      Evet mutsuzluk diye bir olay var. Hissizliği peşinde sürükleyen, hiçbir şeyin yetmediği, hiçbir şeyin keyif vermediği bir hastalık. Bence mutsuzluk gerçekten bir hastalık. Giderek artan hem de.. Tedavisi şart ve en büyük tedavi zaman. İnsan kendini en iyi tanıyan, derdini bilen, dermanını içinde barındıran bir varlık. Deva sizde. Fark edebilene..

      Tüm bunların üzerine bir de mutluluğu başkalarından bekleme olayı var. Yani illa birileri sizi mutlu etmeliymiş gibi ya da birileri için mutlu olmalıymışsınız gibi bir algı. O işler öyle olmuyor işte.. Siz kendinizi mutlu etmezseniz, siz kendinizle mutlu değilseniz mutluluk diye bir şey olmuyor. Olsa da lafta kalıyor. Bence yani..

      Şimdi hayatımda çok şey mi değişti? Hayır. Değişen biraz benim sanırım. İnsan uzun süre diplerde yüzünce, biraz bile güneş görse mutlu oluyor. Yoksa ben yine aynı ben.. Yolda gördüğüm insanların durumuna bile günlerce üzülürüm ben. Kimse bilmez. Biri bir olay anlatır unutur geçer, günlerce düşünür çözüm ararım. Ülkenin hali, insanların kederi, vicdansız canlılar, haksız kazançlar vb. olaylar beni derinden etkiler, üzer. Kendimi böyle meseleleri düşünerek dibe çeken bendim belki. Elimde değil gerçi. Bilemedim şimdi. :)

      Ey mutsuzlar! Dinleyin beni..

      Şu hayatta her şey var. Her şey. Yalancılar var. Vicdansızlar var. Ahlaksızlar var. Melek yüzlü şeytanlar var. En en en kötüler var. Ve bunların belirli bir yaş aralığı yok. Hepsi görünüşte insan. İş bunlara ikinci şansı vermemekle başladı bende. Bile bile macera aramaya gerek yok değil mi? Bir diğer mesele, mutlu olmadığın yerde olmamak. Mutlu değilsen, huzurlu değilsen, için içini yiyorsa, o enerji seni yoruyorsa kaç git ve gizlen. Hayat kısa. Ve bu hayatta üzülecek gerçekten çok şey var. Üzülme hakkını onlara kullan. Zor durumda olan çok insan var. Hem madden hem manen.. Elinden geleni yap, bu herkesi mutlu eder. İçindeki zerre kalan enerjiyi de hak edene kullan. Sen düştüğünde elini uzatmayan insanları da unutma.

       Biliyorum.. Lafla, siparişle olmuyor hiçbiri. Ve diyorum ki, insanın kaçacağı bir hobisi olmalı bu yüzden. Aklını dağıtan, onu yolda ve anda tutan bir hobisi olmalı. Mükemmel yapmadığınız, türlü materyallerle boğuşmadığınız her ne varsa işte. (Bakın şu yazı bile benim için bir hobi. Ben de bunlarla mutlu oluyorum işte..) Hayatta üzülecek, düşünecek, eksik olan, eksiği yolumuzda engeller çıkaran dünya kadar mesele var. Mutlu olmak için bir şeyler yapmadan olmuyor cidden..

      En etkili yöntemlerden biri de güzel düşünmek. Güzel düşünmelere, güzel bakıp güzel görmelere kefilim. Güzelliğin iyi gelmediği ne olabilir ki? Kabul.. Fesatlık, hırs, kıskançlık içimizde var. İnsanız sonuçta nefsimiz var. Elimizden geldiğince bunlardan uzaklaşmak, kendimizi kötü düşüncelerden alıkoymak, başkalarının mutluluğuyla mutlu olmak bu kadar zor olmamalı. Elimizden geleni yapalım, iç huzurunu kendi içimizi temizleyerek yakalamaya başlayalım. Daha kolay olacak her şey..

     Aklıma gelen tüm bu aşamalar yıllarımı aldı. Çok zorluklar gördüm. Belki de sadece bana göre çok zordu hepsi. Gururumla, hayatımla, insanlarla, uzaklarımla, yakınlarımla türlü mücadelelerim oldu. Hepsi hayat tecrübesi olarak kaldı şimdi. Hayat böyle.. En dibi gösteriyor bir şekilde. Hayata erken atılmanın kazançları bu belki. Belki de mesleğim gereği çok insan tanımanın yıpratıcı güzelliği.

      Velhasıl.. Sevgili mutsuzlar. Durumlar böyle. Son günlerde huzurluyum, mutluyum diyebilirim. Çok şükür. Yarınlar Allah'a emanet tabi. Bazen düşeceğiz, bazen üzüleceğiz, bazen yalnızlıktan üşüyeceğiz ama yine kalkacağız ayağa ve yine güleceğiz. Hayat böyle değil mi? Her şey gelip geçici..

      Bu günlerde mutluyum evet ama hayatımda sorunlar, olaylar, saçmalıklar yok mu? Tabi ki var. Hatta anlatsam bir destan da o olur ama gerek yok. Güzel bakalım güzel görelim değil mi? :) Güzelliğe odaklanalım, daha çok mutlu olmak için bir şeyler yapalım. Mesela gülümseyelim. Mutlu olan insanların gülümseyişi ile mutlu olalım. İnsanlar ne der olayını da geçelim artık. İnsanlar her zaman bir şey der. En iyisini yaptığınızda da en kötüsünü yaptığınızda da mutlaka bir şeyler der. Geçin onları. İç sesinizi, kalbinizi, vicdanınızı dinleyin. Onlar hep iyiyi güzeli söyler. Güzelliğin o güzel ezgisini dinleyelim. İşte böyle böyle düzelecek her şey..

    Kötü enerjiden kaçtığınız, insanlara ışık saçtığınız mutlu bir ömür dilerim..



     

       

      

1 Ekim 2018 Pazartesi

Peki Ya Sonra?




         Sevelim sevmeyelim, beğenelim beğenmeyelim içinde bulunduğumuz şu hayatta bir amacımız var. Bir yaşam amacı, bir plan, bir hayal artık her neyse. Elde etmek için ya da standartları yükseltmek için elimizden geleni yapıyoruz değil mi? Motive eden bir güç var çünkü. Hayallerimiz !!! Su akıyor ve yolunu buluyor ve mutlu son bir şekilde geliyor. Her sorun bir gün bitiyor, istediğimiz şeyler hayatımızdan mutlaka geçiyor..

      Nihayetinde amacımıza ulaşıyoruz. O çok istediğimiz artık bizim. Kavuştuk, kazandık, elde ettik. Ya sonra? Tüm çaba, gösterilen müsamaha, sabır ve dua bunun için miydi, nidaları işte bu bitişlerden sonra başlıyor değil mi? Hayallerimiz belki de bizim tasarımımız olduğu için güzeldi. Gerçekler bambaşka bir dünyada seyir etti. Hayat..

      Bir şeyi ki bu şey her ne olursa olsun çok istemek gerçekten güzel bir duygu olsa gerek.. Yarın için hayalini kurduğun bir dünya var sonuçta. Mutlu eden, düşündükçe yüzünü gülümseten planların olması cidden güzel. Peki her şey tamam olduğunda? İşte oradaki sonra, bir son gibi.. Hayallerinin bitişi ve gerçeklerle tanışmak gibi. Ürkütüyor biraz değil mi? Bitti. Tüm hayaller bitti, ihtimaller, sevinç heyecan bitti. Hayal ettiğimizi bulamadık belki.. İşte bu bitişler çok düşündürüyor beni.

       Velhasıl hayaller çok güzel ama peki ya gerçek dünya?
       Kavuştuk diyelim hayallere, peki ya sonra?

                                           Görsel alıntıdır.

28 Eylül 2018 Cuma

Eylül Döküntüleri




      Günler bazen çabucak, bazen de ömürmüş gibi geçiyor. Şu aralar çabucak geçen günler yaşıyor gibiyim. Hayat her zaman işvesi ve cilvesiyle hatırlatıyor kendini, olanlar pek şaşırtmıyor. Her şey tıpkı beklediğim gibi. Bazen yoruluyorum ama hayat engebeli yollarla doluydu zaten değil mi?

     Hayatın bir akışı var. Bazen bu akışa taş atıp dalgalandırıyoruz günleri. Yine de değiştiremiyoruz hiçbir şeyi, olacak olan bir şekilde oluyor, su daima yolunu buluyor. Tıpkı yaşanılan günler gibi. Garip..

     Her gün bir macera, her macera bir tecrübe. Hepsini atıyorum heybeme. Artık hepsi benimle. Hayatın engebelerinde yürürken aradığımı buluyorum heybemde. Durumlar böyle..

     Bazen aklıma bunu da yazmalısın dediğim konular geliyor. Dur diyorum kendime. Sus ve yalnızca içinden konuş. Kalpler hassas bir terazide tartılıp duruyor bu günlerde. İnsanlar şaşırtmaya çalışsa da bazen beni, bünye alışık alakasız çeşitlere.. İnsanoğlu.. Garip.. Dünya hali böyle..

    Uzunca bir aradan sonra yazmak güzeldi, şimdiyse aklımı önce dağıtacak sonra derleyip toplayacak bir şeylerle meşgul olma vakti.
     Bu yazı sessiz ve sakince bir köşede yaşasın şimdi.
     Eylül döküntüleri gibi..

                        Görsel alıntı olmakla birlikte, hayatımın özetidir.

7 Eylül 2018 Cuma

Kanatlara Takılan Mandallar




      Hayat fark edilmeyi bekleyen yıldızlarla dolu.. Birer hazine olarak bekleyen, hiçbir şartta kapağını dahi aralamayan bir hazine olan insanlarla.. Evet o insanlar biziz. Sen, ben ve biz..

      Haydi biraz gerçekçi olalım. Sürekli susturduğumuz iç sesimizi son sese ayarlayıp, biraz da ona konuşma hakkı tanıyalım..

      Çok güzel resimler yapıyoruz belki, bakan yok. Çok güzel şiirler-öyküler yazıyoruz belki, okuyan yok. Mükemmel yemekler yapıyoruz belki, lutfedip tadına bakan yok. İnsanlara her tökezlediğinde koşuyoruz belki, biz yerle yeksan olduğumuzda elini uzatan yok. Çok güzel şarkılar söylüyoruz belki, duyan yok. Mükemmel bir el becerimiz var belki, ilgilenen yok. Çok farklı ve ince düşüncelerimiz var belki, anlamaya çalışan yok. İşimiz için, daha faydalı olabilmek için okuyor, yazıyor, kendimizi geliştiriyoruz belki, bu emeğimizin farkında dahi olan yok. Hayatımız bu döngüde sürüp gidiyor belki, çığlığımızı duyan yok.. Değil mi?
    
      İçimizde bir yerlerde, kapalı sandıklar ardında bekleyen bu hazineyi bizden başka bilen yok..

      Her yıldız parlamak, her insan fark edilmek ister.. Başarabildiği her ne varsa gün yüzüne çıksın ister. Görünmez olacaksak neden varız değil mi? İnsan nefsi okulunda, işinde, evinde, ilişkisinde, arkadaşları arasında, çevresinde, bulunduğu her yerde fark edilmek ister. Hangimiz istemeyiz değil mi? Peki hangimiz bunu dile getirebiliriz? Hiçbirimiz..

      Hayat fark edilmeyi bekleyen, parlak gülüşlerini geceye saçmak, bir çiçeğe ışık olmak isteyen yıldızlarla dolu. Ömrü, fark edilmeyi beklemekle geçen insanlarla.. Çünkü insanız! Hepsi bu..

     Kanatlarımıza takılmış mandallar var. O mandallar bir çıksa özgürce uçabileceğiz sonsuzluğa. Ailemizin taktığı mandallar, arkadaşlarımızın taktığı mandallar, işimizin ve patronumuzun taktığı mandallar, çevremizin taktığı mandallar.. Moda olanların taktığı mandallar.. Bu örnekler giderek artar. Her bir mandal, kanatlarımızı biraz daha bağlıyor birbirine. Biraz daha sıkıştırıyor mutluluğa açılan kanatları..
Ve sonra..
Kolladığımız fırsatlar bir bir takılıyor bu mandallara, kenetleniyor yollar, imkansızlaşıyor tüm bu fırsatlar. Biliyorum ve anlıyorum.. Mutlaka bir nedeni var..


      Şimdi..

      Sevgili sen.. Bu yazıyı okuyan her kimsen.. İçinde barındırdığın hazinelerin farkında olman bile bir mandalı çıkarabilmene neden! Tanı kendini, sev kendini, elinden geleni yap. Sana kötü enerji veren, mutlu olmadığın yerlerde saklan. Kanatlarına takılan her mandalı çıkarmak adına, nihayetinde kanatlarını mutluluğuna açman adına bıkmadan usanmadan diren!
     
     Boşlukların doldurduğu bu dünyada fark edilmek çok güç. Sen kendin için öğren.. Oku, dinle, yaz, çiz, yap, et, elinden geleni ardına gizlemeden.. Dünya bile yorulmuş içindekilerden. Kendine kendin için emek ver. Hazineni çoğalt, hazinesine malzeme arayanlara da yol aç. Kendi ışığına güven ve başkalarının parlamasından korkma. Başkası için bir şey olma, dinle kalbini ve yol aç ruhuna, aksın gitsin zaman tüm coşkunluğuyla..

      Sen bir hazinesin, biliyorum, görüyorum, hissediyorum.
      Gerçek bir hazine gibi davran..
      O zaman, devam..! :)

                                 
Görsel alıntıdır.

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...