12 Aralık 2020 Cumartesi

Siz Hiç Kendinizle Karşılaştınız Mı?

 

      Karantina gecelerinin birinden yazıyorum şimdi. Saat 01.43 az önce 2013 yılında defterime yazdığım yazıları okudum. Yılların özetini geçerek bir yazı daha yazdım. Tamamladım o yılları. Tuhaf bir duygu. Siz hiç kendinizle karşılaştınız mı? Ben karşılaştım. Aradan yıllar geçti ama o anki duygularım karşımdaydı sanki. Bu defter bugün tesadüfen geçti elime. Tesadüfen geçen defterde, geçen yıllarımı gördüm az önce. Bazen tebessümle bazen de dolarak gözlerim, okudum işte. Asi ergen yıllarımdı, ne cümleler yazmışım. Aslında o zamanlar da farkındaymışım her şeyin, hissettiğim ve düşündüğüm her şey doğruymuş. Yıllar sonrasından bildiriyorum, haklı çıktım..

      Sarılmak istedim kendime. Korkma geçer, geriye kalırsa bir iz kalır ve seni sen yapan bir his kalır demek istedim, şimdi dinlediğim şarkının da dediği gibi.. Yıllar geçti. Yıllar.. Zaman su gibi değil mi? Bazen buz gibi bazen de fokur fokur kaynayan bir su.. Hayallere bile hevesin kalmadığı zamanları görmüşüm. Dünyanın sonu sandığım şeyleri yerinde bırakmanın en büyük özgürlük olduğunun tadına varmışım. Kaybetmişim, kazanmışım. Kendim olmayı başarmışım ama birçok şeyi başaramamışım. Kaçtıklarımın üstüne daha çok gitmişim, sabit duran şeylerden ne çok kaçmışım. Büyümüşüm velhasıl..

      Hayat eksiklerle dolu. Hatalarla belki. Hatanın nerede olduğunu göremediğimiz hatalar. Çaresi yok yani. Görmek gerekiyor, anlamak gerekiyor, öğrenmek gerekiyor. Beylik laflar etmişim ama haklıymışım. Haklı olmasam daha iyi olurmuş aslında ama hayat.. Ben de iyi kötü bunları yaşamalıymışım. Şans, kader, akıl her ne denirse artık..

      Hayatımda şükretmem gereken şeyler var. Bunların başında yazmak geliyor sanırım. Yazabilmek.. Bir sığınak olmuş benim için. Mutluyken de üzgünken de yalnızken de yazmışım. Hoş yine aynıyım. Yine soluğu yazıda alırım. Hayatımın hangi döneminde nasıl bir kârını göreceğim bilmem ama belki de en iyi yaptığım şey yazmaktır. Belki de bu da değildir. Bilmiyorum. Birden kendimle karşılaşıp konuşmuş gibi oldum. Hâlâ kendi cümlelerimin etkisi altındayım. Ne garip..

      Söyleyecek çok şey var ama onları içimden söylesem daha iyi olacak sanırım. Hepimizin içinde, içinden söylediği şeyler vardır değil mi? Yalnız değilimdir belki. Belki de düşüncelerimle yapayalnızımdır. Her şey olabilir. Hayatta aslında her şey olabilir. Bu yazı birazcık fazla samimi oldu. En azından benim için. Yıllar öncesine gidip gelmiş gibi bir duygu içinde olarak.. Ne diyelim, hayat.. İyisiyle kötüsüyle yaşamak..

      Saat 02.09 olmuş. O yıllarda da gece kuşuymuşum. Çok daha eski yazılarımda da durum hiç farklı değilmiş gerçi. Gecenin sessizliği ve sakinliği huzur veriyormuş hep. Kıyamam ya.. Asi ergen canım kendim.. Kendime sarılıp kendimi gerçekten sevdiğimi söylemek isterdim. Böyle tarifsiz duygular içindeyken mevzuyu burada bırakayım. Yarınlar sürprizlerle dolu. Tutunduğum ve insanlara uzattığım dalları kırmayacağım. Evet, yarın sürprizlerle dolu.

Sağlıklı, mutlu bir hayat dilerim.

Hepimiz için..

24 Kasım 2020 Salı

Kokusunda Sevgi Bulunan Kelimeler


      Dönüp dolaşıp buraya geldim. Burada olmak, kendi içimde yaşamak, aklımın odalarında dolaşmak gibi. Yazdıklarımın belki de tek okuyucusu benim. Bu da ayrı bir özgürlük veriyor gibi. İç sesim söylüyor, ben de yazıyorum. Düşünsel özgürlüğün zirve hali. En azından benim için.. Şimdi iç sesimi klavye ile buluşturma vakti.

      Sevmek, sevildiğini hissetmek, toplumda bir yer edinmek, değer görmek, değerli görüldüğünü bilmek, insanların hayatına dokunduğunu görebilmek, önemsenmek, bir insan için en büyük mutluluk olsa gerek. Benim gibi duygularıyla ve kelimelerle yaşam enerjisi bulan biri için böyledir diyebilirim. Muhakkak vardır benim gibi düşünenler. Kokusunda sevgi bulunan bir kelimenin nasıl iyi geldiğini, günü nasıl güzelleştirdiğini bilirler elbet. İşte bugün böyle bir gündü. Hatırlanmak, gün boyu sevgi ve saygı dolu cümlelerle sarmalanmak ne güzel..
(Fonda hala bildirim sesleri var. Minnettarım, şanslı olmak bu olsa gerek. :) )

      Hayatın bazen şanstan ibaret olduğunu düşünüyorum. Bazı anlarda yani. Karşınıza çıkan, yaşadığınız, etkileşim halinde olduğunuz iyi kötü her şeyin bir kazanç olduğunu düşünüyorum. En kötü tecrübelerin dahi bir sebebi olduğunu ve aslında bambaşka bir olayda avantaja dönüştüğünü düşünüyorum. Düşünebilmem için aklımın ikna olması gerek. Aklımı ikna edebilecek tek şey ise yaşam ve yaşanan gerçek. Yaşamın içinde bunları görmek, meseleye olan inancımı arttırıyor benim. Evet her şey başka bir şeye dönüşmek üzere fragmanı gösterilen bir film gibi. Yaşadığımız anlık hüzün, bütünden bir parça ama asıl mevzu bambaşka. İşte bunu da zaman gösteriyor yalnızca. Zaman.. Sihirli sözcük. Olmazları olduran, mümkünleri imkansız kılan, büyü..

      Kalabalıkların aslanları, içinde süt dökmüş bir kedi taşır. Bu kedi bazı zamanlarda tenhalığından kaçar ve kalabalıklarda dolaşır. Sonra tekrar bulur yerini. Her şey normal seyrine ulaşır. İnsanız.. Bazen içimizdeki o süt dökmüş kedinin başını okşayıp özgürlüğüne kavuşturmalıyız. Dönüp dolaşıp geleceği yer nasılsa bellidir. İçinizdeki süt dökmüş kedi yalnızca sevgiye gelir. Kendinizi ve içinizdekini sevin. Her şey güzelleşir. Nihayetinde herkes kendini ve kendi içini en iyi bilendir. Değil mi? Kendinizi kalabalıklar içinde yalnız hissettiğinizde, kuyruğunuzu indirmek durumunda kaldığınız ve bunun bir saçmalık olduğunu hissettiğinizde bu durumu hatırlayın.

      İnsanız.. Gücümüzün içinde güçsüz yanlarımızın da olabileceğini ama her şeyin olması gerektiği haline dönebileceğini unutmamalıyız. Bunu bugün kendime hatırlattım. Görebildiğimiz her şey, bizim ona ayırdığımız değer kadar kıymetli. Her şeyin yeri de kıymeti de ayrı. Değer kotamızı doğru şekilde paylaştırmak gerek. Bu en mantıklısı. Dünyayı sevgi güzelleştirecek.
Bunu böyle dağa taşa yazacağım. :)

      Günün kapanışını yaparken iç sesime teşekkür ediyor ve kulağımın her zaman onda olduğunu hatırlatıyorum. Hatalarımın, yanlışlarımın, heyecanlarımın, öfkemin, sevgimin, merhametimin tek kaynağını, duygulardan mürekkep bir insan olduğum gerçeğine bağlıyorum. Aklımın, kalbimin ve ruhumun daha çok törpülenmesi gerek. İyi olan her şeyi severek ve öğrenerek..

Buraya kadar kimler okudu asla bilmeyeceğim.
Muhtemelen düşünceler ve kalpler bir..
Sağlıklı, huzurlu, neşe dolu günler dilerim.

Sevgilerimle..

21 Kasım 2020 Cumartesi

Kürkçü Dükkanı

                                    Kürkçü dükkanıma selam olsun..

     Herkesin hayatında bir kürkçü dükkanı vardır. Benim de dönüp dolaştığım ve nihayetinde soluğu aldığım yer burası. Buz gibi bir ayazda, karda, fırtınada, ıssız yollarda zifiri karanlıkta dolaştıktan sonra sıcacık bir dağ evine kavuşmak gibi.. Bazen de alev alev yanan bir yerden kaçarken bulduğum çok serin bir ağaç gölgesi.. İşte benim için burası böyle bir yer. En azından kaçacağım bir yer var. Bu bir şans değil mi? Kaçmak.. Ama nereye? Nereye kadar? Ve niye?

      Aslında gerçek anlamda kaçtığım hiçbir yer olmadı. En kuru ayazda, en karanlık yolda bile bile dolaştım. Ben bir adım attıysam düşünmüşümdür, keyif alırım. Üşüyen insan elbet sıcak arar. Sıcaktan bunalan da soğuk bir su arar. Nihayetinde insanız. Düşe kalka yolumuzu tamamlayacağız. Ben de tüm yorucu ve keyifli yolculukların ardından soluğu burada alırım. Çözemediğim meselelerde, anlayamadığım şey her neyse burada kalbimi ısıtır ya da yanan kalbime bir serin gölge ararım. İnsanım..

      Bugün 21 Kasım. Ruh da 21 gramdı değil mi? Ruh gidince beden 21 gram eksilirmiş. Bu nereden aklıma geldi bilmiyorum ama 21 gram eksilen için bunun pek bir önemi olmasa gerek. Belki de önemlidir. Bilemeyiz. Dünya hali.. Bazı şeyleri bizzat yaşamadan asla öğrenemeyeceğiz.

      Haydi biraz da güncelden söz edelim. Belki de hayatımın en huzurlu zaman dilimindeyim. En azından benim için huzurlu. Ve aslında mutlu. İçim o kadar rahat ki.. Pürüzler yok mu, elbet var. Ama hayat bir törpü.. O yüzden içim çok daha rahat. Su kendine akacak bir yol buluyor. Her şey daha iyiye, daha güzele dönüşmüş oluyor. Böyle düşününce serin bir nefes alıyor insan. Hayatımda değişen bir şey olmasa da bazen bu nefese ihtiyaç duyabiliyor insan. Oyalanıyoruz işte günlerin getirdikleriyle. Götürdüklerini sevgiyle uğurluyoruz. Böyle böyle geçiyor günler. Geçecek ki daha güzel günleri görelim. Anlamsızlığın ve doyumsuzluğun kol gezdiği bu zamanda iyi hissetmenin kıymetini bilelim. Yine bir gece vakti güneşe serdim kalbimi. Ama uykum geldi. Bu defa gözlerimle savaşmak yerine rüyalarımla uğraşacağım. Bakalım bugün hangi rüyalarla gecemi aydınlatacağım. Ki benim rüyalarım günlük hayatla dolu bir macera filmi gibi. Bakalım ve görelim..

Huzur, sağlık ve mutluluk dilerim..

11 Kasım 2020 Çarşamba

Okyanusun Ortasındaki Çöl Serabı


      Sizi bundan yıllar yıllar öncesine götüreceğim.     --->  (Linke tıklayınız.)

       Yıl 2015.

      Mayıs tüm hızıyla ilerliyor. Tezimi teslim etmem gerekiyor. Yurt odamda yalnızım. Sessiz ve telaşlı bir yalnızlık. Her geceyi sabah ediyorum. Kocaman pencereden görebildiğim açıklık, çok aydınlık. Dağ olmaya tenezzül etmemiş bir tepeden süzülen ay ışığı giriyor içeriye. Serin bir rüzgar esiyor, dalgalanıyor perdeler. Gece yıldızlar, gündüz güneş ve bulutlar benimle yaşıyor. Kaç gün doğumu izledim böyle bilmiyorum. Kaç bulutu sığdırdım kalbime ve onlarla birlikte yükseldim o zamanlar, bilmiyorum. Kalabalık bir yalnızlığın içinde durmadan yazıyorum. Durmadan, uyumadan, sorumlu olduğum 14 kitap konusuyla beni darmaduman etmiş halde. Aklım, kalbim, hayallerim ve gerçekler büyük bir savaş içinde. Ben o savaşın ortasında yazıyorum yine de. Şimdi diyebilirim ki, ben bir savaş gördüm. O günlerde çıkan bu şarkıyı döngüye alıp kaç karanlıktan aydınlığa aktım, kaç aydınlığı karanlığa bağladım saymadım. Bu şarkı benim için o günler demek. Şimdi yine döngüde çalıyor peş peşe. Velhasıl çetin günlerdi, serde kavak yelleri vardı. Geçti..

      Zaman o kadar hızlı geçiyor ki.. Aynada bıraktığımızı bile aynı yerde bulamıyoruz bazen. Atıp tuttuklarımıza dönüp bakmaya tenezzül etmediğimiz zamanlar oluyor. En önemlilerin aslında o kadar da önemli olmadığı, hayal olarak yüceltilenlerin aslında sadece hayallerde yüce olduğu zamanlar işte. Gülüp geçebiliyormuşuz gözümüzde dağ ettiklerimize. Ne kadar güçlü olduğumuzu fark edebiliyormuşuz. Bazen gurur duyabiliyormuşuz kendimizle bazen de dolu gözlerle sarılabiliyormuşuz kendimize. Oluyormuş bunlar. Zaman öğretiyormuş. Sonra öğrendiklerimiz de değişebiliyormuş. Hiçbir şey planlandığı gibi olmuyor, sadece olması gerekenler oluyormuş. İyi ya da kötü. Ve her şey insana hayatın hazinesinden bir inci bırakıyormuş. Bak bunu da bununla hatırla der gibi. O kadar çok inci var ki ellerimde. İnci, incilerin içinde. Rengarenk inciler.. Yalnızca kalp gözüyle görülebilen inciler içinde bir yaşam var elimizde.

     Hepimiz farklı zamanlarda aynı yollardan geçiyoruz. Başka amaçlarla, başka hayallerle, başka adımlarla. Ama aynı yolda. Bazen karşılaşıyoruz, bazen ayrılıyoruz. Ama hepimiz yürüyoruz zamanın içinde. Bazen okyanusun ortasında küçük bir kara parçası arayan ve bazen de çölün serabına kapılan insanlar gibi.. Heyecanla, umutla..

      Yarınlar ne getirir bilmiyor olsak da geçmişe şöyle bir dönüp bakmak güzeldir. İçinde olduğunuz her anı, her duyguyu ve her heyecanı yalnızca siz bilebilirsiniz. Ve biraz da sizin gibiler sezebilir. İşte bugünlük böyle.. Ne demiş Teoman? 😏

'' N'apim, tabiatım böyle.. ''


      En mutlu ve en huzurlu olduğunuz anlarda olmanız dileklerimle.
      Sevgiyle.. :)



                                                                                               Görsel klipten alıntıdır.

      

4 Kasım 2020 Çarşamba

Yaz Gibi Bir Güz


      Asırlar sonra yeniden buradayım. Aslında yazma planım yoktu. Birden burada buldum kendimi. Küçük bir özet geçeyim şimdi.

      Ekim ayı, sonbahar tatili oldu benim için. Güzel bir aydı. Yeni bir yaşa girdim, yeni şeyler öğrendim, yeni insanlar tanıdım, yeni yerler gördüm, yenilerle dolu bir aydı. Tertemiz hava ve tertemiz su ile yaşadığımı hatırladım. Yazın cıvıltısı bittiğinden civarda pek kimse kalmamıştı. Virüsün giderek yaygınlaştığı bu zaman diliminde kimsenin olmaması ayrı bir şans oldu. Yalnızlığı, sessizliği ve sakinliği çok seven biri olarak hayatımda ilk kez gerçekten tatil yapmış gibi hissettim. Bu bana çok iyi geldi. Ruhum dinlendi. Kendimi daha çok sevdim. Ve aslında hayatın o kadar da ciddiye alınmaması gerektiğini ve huzurun gerçekten yaşandığı yerlerin olduğunu fark ettim. Bu benim için müthiş bir kazanç oldu. Kararlar aldım. Hayaller kurdum. Planlar yaptım. Perdenin arka tarafı da var sonuçta. Oralarda dolaştım biraz. Güzeldi her anlamda. Bana güzel duygular ve düşünceler kattı bu ay.

      Bir hafta önce denizde yüzerken şimdi deli gibi yağmur yağıyor. Doğup büyüdüğüm şehrin havasını yadırgıyorum. Pencereden başımı uzatıp temiz bir hava soluyamamak.. Ne garip. Anladım ki ben kalabalıkların insanı değilim. Deniz görmem gerek, gördüğüm denize girebilmem gerek. Doğal bir yaşam hayali kurup geldim. Şehrin kaosunda boş işleri çok ciddiye alarak yaşıyoruz. Bomboş insanları muhatap alarak pirelerin deve oluşunu seyrediyoruz. Bu çok saçma. Ama gündemimiz tam olarak bu. Oysa daha farklı bir hayat mümkün. Bakalım zaman ne gösterecek..

      Aklımda o kadar çok şey var ki.. İcraat henüz olmasa da olur sanıyorum. Hayat hala düzlüğü göstermedi, yokuşlarını tırmanmaya devam ediyorum. En güzel manzaralar en yüksek tepelerin ardındaydı değil mi? Biraz daha yürüyelim bakalım.. Hep birlikte göreceğiz. Zaman sağlık, huzur ve daha çok mutluluk getirsin dilerim. Hepimiz için..




 

28 Eylül 2020 Pazartesi

Çölün Ortasındaki Aqua Park

 

      Hiç yaşadınız mı bilmem, bazen hisleriniz yüksek sesle konuşur. Bağırır adeta onu duymanız için. Aklınız, hislerinizin yalnızca his olduğunun ve bir mantık ilgisinin olmadığının farkındadır. Her şey olması gerektiği gibidir, hayat yolundadır ama hisleriniz hala aynı şeyleri yüksek sesle anlatır. Bunu hiç yaşadınız mı?

      Nasıl tarif etsem..

      Çölün ortasındayım. Kumların ortasında, bu manzaranın bir şaheser olduğu bilinciyle bağdaş kurmuş oturmaktayım. Sonsuz sayıdaki kumlar süzülüyor ellerimden. Parmaklarımla dalgalar çiziyorum yere, sonsuz sayıdaki kumlara sonsuzluk izlerini bırakıyorum ellerimle. Velhasıl oldukça keyifli bir an. Güneş tam tepemde. Aldığım nefes, tüm bu turunculuğun içinde dalgalanan sıcak havadan sıcak bir yudum içmek gibi. Çöl, kum, dalgalanan sıcak hava.. Ve burada, uzaklarda görünen bir serap dahi yok. Tek bir çalı, çalının tutunabileceği bir toprak parçası yok. Çünkü hepsi uçurumdan okyanusa yuvarlanan bir parsel toprak gibi bilinmezliğe karışmış. Etrafta hiçbir şey yok. Barkanlarla dolu bir vaha, bazen kum fırtınaları ve daha çok sıcak hava..

      İç sesim diyor ki, buraya 'Aqua Park' gelecek. Çölün kızgın kumlarının arasına büyük bir havuz yerleşecek. Turuncuların içinde bir mavilik.. Hava sıcak ama su serin. Öyle bir güzellik.

      Hayal değil, hedef değil, istek değil, beklemek değil. Hiçbiri değil. His. Sadece his. Zerre mantığı olmayan, akla bile uymayan, kendi bağımsızlığını kendi ilan etmiş ve topraklarında kimsenin yaşamadığı bir his. Ciddiye alıp dinlemesem de söyleyip duruyor aynı şeyleri. Tanımsız ve tarifsiz.. Mantığım bu sesi ciddiye dahi almıyor. Savaşmıyor duymamak için. Garip..

      Çölün ortasındaki Aqua Park..

      Görebiliyor musunuz hislerimi? Turunculuğun içindeki mavi.. Gariptir ki, ben görebiliyorum. Tabii ki bu sadece bir his. His olduğu için görebiliyorumdur belki. Tanımsız ve tarifsiz.. Nihayetinde zaman neler getirir, neler götürür bilmiyorum. Hislerle savaşılır belki ama zamanla savaşılmaz, bunu biliyorum. Bu yüzden hepimize içinde bulunduğumuz anda huzuru ve sevinci bulmamızı diliyorum.

      Zaman hepimiz için güzel şeyler getirsin..


Görsel alıntıdır.


      

26 Eylül 2020 Cumartesi

Buraya Dikensiz Bir Gül Bıraktım

 

      Asırlar sonra yine geldim. Bu aralar bilgisayardan biraz uzağım. Biraz.. Tamam tamam günlerdir şarjı bile yok. :) Kabloyla uğraşmak dahi istemedim. Hemen küçücük bir özet geçeyim:

      Günler, diğer günlerde olduğu gibi tüm hızıyla geçiyor. Pandemi de aynı seyrinde. Özgürce takılan insanlar keza.. Her şey aynı. Tarih değişiyor olsa da cam fanusumun dışında pek bir şey değişmiyor. Yeni bir gün, yine bir gün..

      Bendeyse durumlar biraz daha farklı. Malum pandemi hayatıma çok şey kattı. Günlerimi tarif etmem gerekirse: Bir şeyler oluyor. Sonra hiçbir şey olmuyor.. Sonra olacakmış gibi oluyor. Ve ardından canım mantığım, ''Boş hayallere kapılmak yerine işine bakar mısın tatlım?'' diyor. Ben de işime bakıyorum. :) Velhasıl neler oluyor ve neler olacak ben de çözemedim. Bir şeylerin olacağı kesin. Kesin bir şey olacak! (Olmadı..) :) Ne olacak bunu zamanla göreceğiz. Zaman.. Hayatımda bazen her şeyi yokuşa sürse de ben yine de zamana inanıyor ve güveniyorum. Olacak olan oluyor, olmayacak olan olmuyor. Bir şeyler oluyor. Şimdi böyle söyleyince aklıma Lale Müldür geldi. Sanırım olan ve olmayanların sadece birer seyircisiyiz. Çok açıklayıcı (!) cümleler kurdum biliyorum ama zaten mevzu sadece benimle ilgili. Bence yeterince açık oldu yani.
İşte günlerimin özeti.. :)

      Bu aralar içimde tarifsiz bir huzur var ve minicik bir heyecan. Ülke pandemi ve ekonomik buhranlarla çalkalanırken nasıl bu heyecanı içimde bulabiliyorum bilmiyorum ama güzel bir his. Kendime, kendim için çizdiğim bir yolda, kenarlara ektiğim minik çiçeklerin büyüyüp serpilmesi, yüzüme gülümsemesi bana güç veriyor. Belki de bu huzurun sebebi, gülümseyen bu çiçeklerde kendimi görebilmemde gizlidir. Her şey olabilir. :)

      Bir diğer mesele..
      Bu hassas bir konu ama yazmak istiyorum. Beni hoş görün. Aslında burada sadece kendim için konuşmuyorum. Kendi üzerimden anlatmayı tercih ediyorum.
      Yıllardır kendimi ruhen eğitmeye çalışıyorum. Kendime bunun için bir dünya kurdum. İçinde her şey olunca kendi kendine yeten bir dünya oldu. Komplike değil neyse ki, içinde kolaylıkla bulabiliyorum kendimi. Bu günlerde bu durumu sorgulamıyorum desem yalan olur. Ben ruhumu törpülemeye çalışıyorum ama hayat böyle değil. İnsanların dili adeta bir parça zehir. Ve ben edebiyatçıyım. Bu zehir belki de bende çoğu zehirden daha kuvvetlidir. Olayın vehametini anlatabiliyorum değil mi? :)

      Bu konuyu biraz açmak istiyorum. Bir nevi pansuman mahiyetinde olsun. İnsan bazen düşüncelerinin gazlı bezlerini değiştirmeli değil mi? Düşüncelerin akıbetini izlemeli. Bu yüzden bunu yazmak istiyorum. Konuya döneyim.
      Yıllardır cidden ruhumu törpülemeye çalışıyorum. Başkalarının eksiklerine ve kusurlarına odaklanmak yerine kendime bakıyorum. Hiçbirimiz mükemmel değiliz ve olamayız. Bu yüzden kimsenin hakkında kötü düşünmemeye, kötü konuşmamaya çalışıyorum. İnsanız ve nefsimiz var.. İçimden bile kötü konuşmamaya gayret ediyorum. Çünkü o cümleleri duyan yalnızca benim. Kelimeler silahlardan daha kuvvetli. Kalbimi kir ve barut ile karartmak yerine güzel düşüncelerin ve cümlelerin tadını çıkarmaya çalışıyorum. Çabalıyorum.

      Benim kalbim kırılmıyor mu? Herkes kalbimi kıramaz benim ama elbet kırılıyor tabii. Kelimelerin gücünü bilen insanlar acımasızca ortaya serpiştirebiliyor en zehirlileri. Dil gerçekten bazen bir ilaç bazen de bir zehir.. Keşke bunu herkes bilse ve dikkat etse değil mi? Bu konuda nefsimle büyük bir cenk halindeyim.

      Şöyle bir düşünelim.. İstesek her insan ya da her olay hakkında, onu yerin dibine sokacak ve bir daha asla çıkarmayacak cümleler kuramaz mıyız? Eleştirecek malzeme yakalayamaz, kusur arasak bulamaz mıyız? Öyle de bir buluruz ki.. Yeter ki niyetlenelim, karşımızdakini kırmaktan çekinmeyelim. Bunu kolaylıkla yapabiliriz. Öyle ince yönlerden ve arka bahçelerden eleştiririz ki karşıda ne kalp kalır ne akıl. İnsan dili cidden zehir. Bunu gerçekten istesek yapabiliriz. İnsanlar aynaya bakmadan, kendi hayatlarını sorgulamadan atıp tutarken bu ihtimali unutuyor maalesef. Ama mühim olan böyle yapmamak tabi.. Kalp kırmamak. Kusur aramak yerine iyiliğe odaklanmak, saygı duymak..

      Hani herkes kendi özelliklerini bilir ya, işte ben de kendi dilimi biliyorum. Kelimelerim birer zehir olabilir. Olmaması için o kadar direniyorum ki.. Kalbimi kıran cümlelerin benimle ilgili değil, söyleyenin içindeki boşluklarla ilgili olduğunu biliyor olsam da, boş konuşmalardan ve düşünmeden ortaya atılan cümlelerden ibaret olduğunu biliyor olsam da bazen ortalığı yakacak kelimeler geçiyor gözümün önünden, tutuyorum kendimi, o kelimelere kapatıyorum gözlerimi. İnsanlar söyledikleri karşısında susanı ya da makul karşılamaya çalışanı saf da zannediyor olabilir. Ben bunu attım ortaya ama o bendeki daha büyük kusuru fark etmiyor ve belki de bilmiyor, diyor olabilir. Belki bu daha farklı bir izlenim bırakıyordur. Söylenilenlerin ya da imaların karşıda bir karşılığı olmadığı zannına kapılıyorlardır. Bu gibi durumlarda zihnimde kopan fırtınaları bir bilseler keşke.. Kelimeleri nasıl tutup çektiğimi bir görseler.. İki kelime ile mevzuyu ebediyete kadar kapatabilecek ve bir daha açılamaz hale getirebilecekken yapmamayı tercih ediyorsam genel anlamda insanlara ve kalplerine verdiğim değerdendir. Biraz da kelimelerin açabileceği yaraları bildiğimden, başkasını acıtmak istemediğimdendir. Yine de kalbimi korumak adına bu tür insanlardan uzaklaştığımı ekleyeyim. Sivri dillerle savaşabilecek gücü yok kalbimin. Kalbim kendini törpülemeye ve hayallerine harcıyor tüm enerjisini. Daha kendi içindeki savaşı kazanabilmiş değil. Olumsuzluklarla yormasın kendini. Canım kalbim..

      Şimdi bunları yazınca ortalık karışmış gibi bir izlenim doğmasın. Hayatım gayet sakin ve kendi hengamesinde sürüp gidiyor. :) Ben kendi dünyamı güzelleştirmek için çabalıyorum. Dışarıda neler oluyor, ilgimi bile çekmiyor. Bu noktaya gelmek büyük emek gerektirdi.. Emek verdim, geldim. Huzur kolay kazanılmıyor. Ummandan huzur adında bir katre yakaladım diyebilirim. Ama daha çalışmalar bitmedi.. :)

      Yukarıdaki düşünceler benim genel gözlemim. İnsanların pek de düşünmeden konuşuyor olmalarına karşı kendimce böyle bir düşünce denizine girdim. Belirttiğim gibi mevzu tam olarak ben de değilim. Herhangi bir sosyal mecraya girin, gönderiler altındaki toplu yorumlara bakın.. Bu bile insanların sevgi dolu cümlelerine (!) dair genel bir izlenim verebilir. Dilleriyle zehir saçan insanların devrindeyiz.. Çok garip. :)

      Oysa bir ihtimal daha var. İnsanlar küçücük iltifatlarla, güzel temennilerle, farklarının farkında olduğunu hissettirdiğin sözlerle o kadar mutlu oluyor ki.. Çok basit bir şey bu ama bunu esirgiyoruz. Küçücük bir güzel dilek. Minicik.. Zor değil. Çiçek açar her yer.. Gül bahçesine döner. Cidden zor değil. Birkaç hoş söz, hissettirilen iyi niyet hangimizin omzuna yük olabilir ki? Hayat cidden çok zor ve kimse aynı noktada başlayıp aynı düzlükte yürümüyor. Biz bari birbirimize kelimelerimizle birer çiçek uzatalım değil mi? Dikenlerini kopararak tabii. Uzattığımız çiçeği almak için bize uzanan elleri kanatmayalım. Yapabiliriz bence. Yaparız değil mi?

      Bu yazıyı artık tamamlayıp uzay boşluğuna bırakıyorum. Kimler okuyacak kestiremesem de okuyanların da benzer düşüncelerin kenarından en az bir kez olsun geçmiş olabileceğini varsayıyorum. (Zaten öyle olmasan şimdi burada olmaz, bu yazı seni sarmaz ve düşüncelerime zaman ayırmazdın. Bambaşka hayatlarda benimle ortak düşünceler taşıyan insanların varlığını bilmek, fikri yalnızlığıma su serpiyor. İyi ki varsın.)

      Sözün özü.. Kendi ellerimizden tutarak, kendi enerjimizden güç bularak nice güzel yolları dolaşmak dileklerimle.. Umarım nefsimizle savaşımızda fazla yorulmadan mutlu, huzurlu, sağlıklı bir hayat yaşarız. Ulaştığımız noktadan geriye dönüp baktığımızda, geçip giden yıllara tatlı bir tebessüm bırakırız. Güzel bakıp güzel gördüğümüz ve güzel kelimeler duyduğumuz nice güzel, çiçek gibi günlere..

Selam ve sevgilerimle.. :)




Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...