20 Mart 2019 Çarşamba

Bu Zamanların Özeti




      Günlerin vızır vızır, saniyelerin bazen asır, saatlerin bazen saniye gibi geçtiği zamanlardayım. Yoğun ve yorucu bir süreç ama elbet geçecek..

       Hayata dair ince planlarım, afaki hayallerim yok bu aralar. Küçük mutlulukların arkasına saklanıp, sessizliğin heybetine başımı yaslayıp, kalbimin sesini dinliyorum. Günlerimin özetini böyle geçiyorum. Çünkü hayat..

       Bu aralar kalbimin, vicdanımın, ruhumun çok sakin ve rahat olduğunu hissediyorum. Gün içindeki türlü saçmalıkların ardından bu rahatlık bana bir sonraki gün için güç veriyor belki de. Bu güzel bir şey. Hayata dair ufak tefek sorunlar olsa da, güzellikler de oluyor bazen. Bu güzelliklerden de güç alıyorum. Mutlu olmaya çalışıyorum.

        Yarınların sürprizlerle dolu olduğuna inanıyorum ve bekliyorum. Güzel günler el sallayarak geliyordur belki. Şimdilik göremesem de öyle olduğunu düşünüyorum. :) Çünkü neden olmasın değil mi?

        Velhasıl, hayat zor ama kolaylaştırmak istiyorum ve bunun için kendi sınırlarımı zorluyor, elimden geleni yapıyorum. Bu zamanların genel özeti budur.

        Artık gece oldu, yarına hazırlık gerek. Mutluluk gerek, enerji gerek.. Zaten gece oluyor sonra birden sabah oluyor. Sabah olduğunu da çok idrak edemeden bir bakıyorum ki gün bitmiş. Bazen yorgunlukla, biten ben miyim yoksa gün mü bilemiyorum ama böyle böyle geçiyor işte günler. Geçsin bakalım. Geçsin ve güzel anlara gitsin tüm günler. O zaman, mutlu günler.. :)


29 Ocak 2019 Salı

Işıklı Yollar




      Bir gün her şey çok farklı olacak. Bambaşka olacak içinde olunan an. Şimdi kıvrandığımız her ne varsa o zaman anlamsız kalacak. Nihayetinde değişecek her şey. Daha önce de değişenler gibi. Her insanın iyi kötü bir planı var. Gerçek olmasına ihtimal veremediği ama yine de kalbinin köşesinde özenle beslediği hayalleri var. Bir su misali insan da yoluna akar.

     Geçenlerde İnstagram Keşfet'te gezinirken şöyle bir söz çıktı karşıma. ''Nasibin senindir ve senden başkasına isabet etmez.'' Belki tam olarak böyle değildi cümle fakat çok yakındı. Bunu okuyan her insan önceliği doğrultusunda farklı yorumlar bu cümleyi. Para, iş, aşk, sağlık, başarı, ev, araba insan için nasip sayılan her ne varsa, eminim akla gelenler de bu doğrultuda. Çok güzel bir cümle değil mi ya?

     Düşünsenize, bir kitap okuyacaksınız ve o sizin hayatınızı değiştirecek belki de. Ve hayatınızı değiştirecek o kitap şimdi bir yerlerde sizi beklemekte. Muhteşem değil mi? Siz döneceksiniz, dolaşacaksınız, başka bir kitaba takılıp günlerce içinden çıkamayacaksınız ama en nihayetinde o kitapla mutlaka karşılaşacaksınız. Ve ışıklanacak yollar, değişecek her şey. Mevzu derin aslında ama böyle yüzeysel bakıldığında bile bu döngüye bir hayranlık uyandırıyor kalbimde.

      Yarınlar sürprizlerle dolu. Biz yalnızca yürüyoruz. Bazen seçimler yapmamız gerekiyor. Kalbimizle aklımız, gerçek dünyayla hayal dünyamız arasında tek başımıza kıvranıyoruz. Nihayetinde bize ayrılana ulaşıyoruz. Ötesine değil.

      Hayallerimi düşündüm bir an ve peşinden bu cümle geldi aklıma. Nasibimse, hayatımı değiştirecek o kitap benim. İçeceğim su, yiyeceğim yemek.. Yalnızca benim. Başkasına isabet etmeyecek o iş, o ünvan, o hayat benim. Bana kalan yalnızca nasibime ulaşmak için bir labirent dolaşmak olacak. İşte gerçek hayat..!

      İnsan gibi yaşayacağımız, ışıklarla dolu bir hayat dilerim..





Görünmezliğime Duyulmazlık Kattım




      Saat 02:41

      Aslında haftalardır yazıp yazıp siliyorum böyle. Belki bunu da silerim. Bir süredir içimden konuşuyorum. Kimse duymuyor. Görünmezliğime duyulmazlık katıyorum kendimce.. Kendi kendime.

      Gecenin tam ortasında olmak ne güzelmiş. Özlemişim. Bu aralar hep bir şeyler özlüyorum nedense. Sessiz bir karanlığın içindeyim. Şimdi herkes tatlı uykusunda, huzur içinde..

       03:08 oldu. Yazıp yazıp siliyorum derken bunu kast etmiştim. Bu aralar içimden konuşmaktan dış dünyaya yazamıyorum. Geçer elbet. Yani geçmek zorunda. Hayat..

      O zaman ben susayım -ki aslında susmuyorum da benden başka duyan yok- sözü İncesaz'a bırakayım. O söylesin, dünya dinlesin. Hakkıdır! Bize bir süre daha susmak düşecek belli ki. Ne diyordu İncesaz, görünmez olanlara?

    
Sussun rüzgâr, solsun güneş, bitsin bu rüyâ..

                                                         Görsel alıntıdır.

25 Ocak 2019 Cuma

Bir Akşam Vakti Güneşe Serdim Kalbimi



         
        Bir akşam vakti güneşe serdim kalbimi ve fark ettim ki, hayat aslında bizim ona bakışımız kadar güzeldi. O zaman hayatımızı güzelleştirmek için bakışımıza el atma vakti ! Çünkü bakışlar önemli.. :)

        Nasıl ve nereden bakıyorsak hayata, hangi pencereden uzanıyorsak dünyaya, yaşam o kadar güzel ve tadında. Günü geldiğinde veda bile edemeyeceğimiz bu çaba, bu gayret, bu dünya, biz ona nasıl yaklaşıyorsak o kadar aslında. Garip değil mi? Her şey geçici ve insan aslında çok seçici.

       Asıl amaç dünyaya nasıl bakacağımızı, nereden uzanacağımızı öğrenmek olmalı belki. Daha huzurlu, neşe dolu bir ömür için.. Bunu öğrenmek gerek! Öğrendiklerimizi hayatımıza yerleştirmek ve belki çok daha önemlisi bunu sürdürmek gerek. Çünkü zaman hızla akıp gidiyor değil mi?

      Şu hayatta önceliğimiz huzursa, çizgi dışına çıkmamak yeterli. Öncelik mutluluksa, çizgi dolaylarında dolaşmak anlamsız gibi. Öncelik belirlenen bir hedefse, o hedefe ulaşmak için dünyanın yükünü göze almak gerekli. Belki de kaybetmeyi. İnsanlık hali. Ama dünya fani..

      Bu yüzden yaşayalım dostlar.. Yaşamak için yani gerçekten yaşamak için uğraşalım! İlk kural, başkalarının hayatlarına odaklanmak yerine kendimiz için uğraşmak olsun! Mutlu olalım. Nefes almayı hatırlayalım. Dünyaya misafir olarak geldiğimizi unutmayalım. Gerisi gelir. Biz yeter ki bir adım atalım.

      Hayat sürprizlerle, ışıklarla dolu olsun ve tüm kalpler huzur bulsun..



19 Ocak 2019 Cumartesi

Soğuk Oyunların Sıcaklığı



       Fonda İncesaz / Derya var.

       
       Bugün canım alışkanlıklar üzerine yazmak istedi. Alıştıklarımız, alışamadıklarımız, alışmaya çalıştıklarımız, kurtulduklarımız, kurtulamadıklarımız ve kurtulmaya çalıştıkça kıvrandığımız alışkanlıklarımız..
       Ara ara unutup kaşıdığımız, kabuklu yaralarımız..
       Bazı alışkanlıklar geçicidir. Oyalanacak sağlam meşgaleler bulduğumuzda unutur ve geçeriz. Bazılarının alışkanlık olduğunu inatla kabullenmek istemeyiz. Bu bir alışkanlık değil der ve günden güne bağlanmaya devam ederiz. Eldivensiz kar topu oynama isteğiyle soğuklara yürür gideriz..
       Bazen üşürüz, evet bazen çok üşürüz, eldivensiz olduğumuzu fark ederiz fakat dönüş yoktur! Soğuğa dayanamayan eller, kalbinde oynadığı bu soğuk oyunun sıcaklığı ile evine döner. Aklı kalsa dahi her bir kar tanesinde, ağır ağır yürür gider. Ta ki görünmez olana kadar..
       
Şimdi ben susuyor ve sözü İncesaz'a bırakıyorum, dinleyin..
             
      Mabed dünya,
      Zifiri karanlıkmış..

                                            Görsel alıntıdır.
                                     
       

22 Aralık 2018 Cumartesi

Kusursuz Kusurlar Üzerine




       Bu yazının genel hatları, az önce Barış Manço'nun Senden Öte şarkısını ararken karşıma çıkan ve çok sevdiğim şarkılardan biri olan Moğollar'ın Yolum Seninle şarkısını dinlerken oluştu. Sevmek Zamanı adlı filmden kesitlerle klip yapılmış ve muhteşem bir hal almış. Öncelikle tüm bu bahsettiklerime bir bakmanızı öneririm. Ama biz şimdi asıl mevzuya geçelim..

       İnsanız.. Hepimiz birbirimizden farklıyız, birbirimizden iyi/güzel/yakışıklı/merhametli birbirimizden eşsiz varlıklarız. Ve bir de bizim bile göremediğimiz, aklımıza dahi gelmeyen kusurlarımız.. Hiç fark etmediğimiz kusurlar.. Onlarla farklıyız, kusurlarımızla da insanız.

      Kusurlarımızı kimileri görürken kimileri fark bile etmiyor. Neden? Bu çok ilginç değil mi? Kusurlarımız sevgi perdesinden mi geçiyor acaba? Kusurlarımızı bizi seven gözler mi göremiyor yalnızca? Ya da karşımızdaki insanlar için düşünelim. İlk kez gördüğümüz bir insan hakkında fiziki özelliklerinden ya da tahmini karakter özelliklerinden yola çıkarak kusurlarını sıralayabiliyoruz. Bazen bu insanın yanındaki kişi için onda ne bulmuş acaba diyebiliyoruz. Demiyor muyuz? İnsanız.. Ama gerçekten ilginç değil mi?

      Filmdeki maşuk bence çok da güzel bir kadın değil keza aşık da öyle yakışıklı biri değil. Öyle bir imaj çizilmemiş yani bence ama ortada resmine dahi aşık olunan bir kadın var. Onun kusurunu ben görebiliyorum yalnızca. Sanki arada bir aşk süzgeci var. Aşığın göremediği kusursuz kusurlar..

      Bu bir kurgu en nihayetinde. Filmde bambaşka bir mesele var aslında ama benim aklıma klipten yola çıkarak bu geldi. Gerçek hayatın içinden örneklerle düşünürsek, kimileri için eşsiz, kimileri için tahammül bile edilemez biriyiz belki. Kimilerinin ulaşılmaz gördüğü, kimilerinin muhatap almaya tenezzül etmediği biriyiz belki. Kim bilir?

      Şundan eminiz ki hepimiz etrafımızdaki insanlar için farklı yönlerden kusurlara sahip insanlarız. Biz de karşımızdaki insanlarda farklı özellikleri kusurdan sayarız. Kimilerimiz güzelliğe/yakışıklılığa önem verirken, kimilerimiz kılık-kıyafet odaklı. Maddiyatın ya da makamın insanı güzelleştirdiğini düşünenler olduğu gibi zekaya önem verenler de var. Ama insan gerçekten sevince tüm kusurlular kusursuzlaşırlar.. Hayat böyle..


       Dinlediğim bir şarkıdan alakasız bir noktaya geldim. Umarım geldiğimiz noktalar, çıkacağımız düşünce yollarının başlangıcı olur. Umarım ömür boyu, kusurlarımızla, saygımızla, saygınlığımızla, sevgimizle, iyiliğimizle, güzel enerjimizle başkalarına ışık tutabileceğimiz, yokuşta kalanlara yardım eli uzatabileceğimiz gücümüz olur. O zaman insan gerçekten kusursuz kusurları olan bir varlık olur.

      Velhasıl.. Günün meselesi bu oldu. Etrafımızın kusurlarımızı kusursuz olarak gören insanlarla, sevgi ve huzur dolu olduğu günler diliyorum.. :)




       

15 Aralık 2018 Cumartesi

Ölümle Doğan Ölüm



          Günler tüm yoğunluğuyla ve yorgunluğuyla birer birer geçip gidiyor. Dünya bir başka dönüyor bu aralar sanki. İnsanlar doğuyor ve insanlar ölüyor. Ölüm insanlar içindi değil mi. 3 kişi..

          Ölüm her yerde, ölüm her yaşta beklenmeyen bir misafir gibi. Çokça yaşamış, hayatın tüm engebelerini aşmış biri için bile uygun değil gibi. Konduramıyor insan. O artık yok diyemiyor. Gencecik yaşamların son bulması ayrı bir acı tabi. Hepsi bizim için, hepsi insanlık hali..

           Doğuyoruz ve ölüyoruz. Hayat bu iki kelimenin arasına sıkıştırabildiklerimiz kadar. Tüm hırsımızı, tüm aşkımızı, tüm kinimizi, paramızı ve başarımızı bırakıp gideceğimizi unuturcasına yaşıyoruz. Bırakıp her şeyi gidiyoruz.. İnsan çok garip bir canlı değil mi?

           İnsanlar ölüyor ama ölüm ölmüyor o her ölenle yeniden doğuyor. Yeniden hatırlatıyor insanlara varlığını, bir gün ölen her bedende yeniden doğacağını. Hayat garip. Bu garipliğe sarılan ruhum yaşamın mantığını arıyor.

           Ne için yaşıyoruz? Ne için çırpınıyoruz? Ne için bu çaba? Ne için bu fedakarlıklar? Ne için koşuyoruz? Nereye koşuyoruz? Bu sorular geçiyor aklımdan. Tek bir cevap kalıyor geriye. O bile.. O bile öldü ve gitti.. İsmi bile kalmayacak geriye. Unutulacak birgün. Yaşamamış gibi. Hiç var olmamış gibi. Uğruna çırpındıkları buharlaşıp gitti ve dönmeyecek yaşanan günlerin hiçbiri.. Ne garip.. Ölümle doğan ölümler bunları düşündürdü. İnsan hali.. Cevabını bulamadığım sorularla cenk hali devam ediyor. Bende durumlar böyle, düşünceler yeni düşünceler doğuruyor. Hayat böyle..

İnsan gibi bir yaşam dileğimle..



Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...