26 Eylül 2020 Cumartesi

Buraya Dikensiz Bir Gül Bıraktım

 

      Asırlar sonra yine geldim. Bu aralar bilgisayardan biraz uzağım. Biraz.. Tamam tamam günlerdir şarjı bile yok. :) Kabloyla uğraşmak dahi istemedim. Hemen küçücük bir özet geçeyim:

      Günler, diğer günlerde olduğu gibi tüm hızıyla geçiyor. Pandemi de aynı seyrinde. Özgürce takılan insanlar keza.. Her şey aynı. Tarih değişiyor olsa da cam fanusumun dışında pek bir şey değişmiyor. Yeni bir gün, yine bir gün..

      Bendeyse durumlar biraz daha farklı. Malum pandemi hayatıma çok şey kattı. Günlerimi tarif etmem gerekirse: Bir şeyler oluyor. Sonra hiçbir şey olmuyor.. Sonra olacakmış gibi oluyor. Ve ardından canım mantığım, ''Boş hayallere kapılmak yerine işine bakar mısın tatlım?'' diyor. Ben de işime bakıyorum. :) Velhasıl neler oluyor ve neler olacak ben de çözemedim. Bir şeylerin olacağı kesin. Kesin bir şey olacak! (Olmadı..) :) Ne olacak bunu zamanla göreceğiz. Zaman.. Hayatımda bazen her şeyi yokuşa sürse de ben yine de zamana inanıyor ve güveniyorum. Olacak olan oluyor, olmayacak olan olmuyor. Bir şeyler oluyor. Şimdi böyle söyleyince aklıma Lale Müldür geldi. Sanırım olan ve olmayanların sadece birer seyircisiyiz. Çok açıklayıcı (!) cümleler kurdum biliyorum ama zaten mevzu sadece benimle ilgili. Bence yeterince açık oldu yani.
İşte günlerimin özeti.. :)

      Bu aralar içimde tarifsiz bir huzur var ve minicik bir heyecan. Ülke pandemi ve ekonomik buhranlarla çalkalanırken nasıl bu heyecanı içimde bulabiliyorum bilmiyorum ama güzel bir his. Kendime, kendim için çizdiğim bir yolda, kenarlara ektiğim minik çiçeklerin büyüyüp serpilmesi, yüzüme gülümsemesi bana güç veriyor. Belki de bu huzurun sebebi, gülümseyen bu çiçeklerde kendimi görebilmemde gizlidir. Her şey olabilir. :)

      Bir diğer mesele..
      Bu hassas bir konu ama yazmak istiyorum. Beni hoş görün. Aslında burada sadece kendim için konuşmuyorum. Kendi üzerimden anlatmayı tercih ediyorum.
      Yıllardır kendimi ruhen eğitmeye çalışıyorum. Kendime bunun için bir dünya kurdum. İçinde her şey olunca kendi kendine yeten bir dünya oldu. Komplike değil neyse ki, içinde kolaylıkla bulabiliyorum kendimi. Bu günlerde bu durumu sorgulamıyorum desem yalan olur. Ben ruhumu törpülemeye çalışıyorum ama hayat böyle değil. İnsanların dili adeta bir parça zehir. Ve ben edebiyatçıyım. Bu zehir belki de bende çoğu zehirden daha kuvvetlidir. Olayın vehametini anlatabiliyorum değil mi? :)

      Bu konuyu biraz açmak istiyorum. Bir nevi pansuman mahiyetinde olsun. İnsan bazen düşüncelerinin gazlı bezlerini değiştirmeli değil mi? Düşüncelerin akıbetini izlemeli. Bu yüzden bunu yazmak istiyorum. Konuya döneyim.
      Yıllardır cidden ruhumu törpülemeye çalışıyorum. Başkalarının eksiklerine ve kusurlarına odaklanmak yerine kendime bakıyorum. Hiçbirimiz mükemmel değiliz ve olamayız. Bu yüzden kimsenin hakkında kötü düşünmemeye, kötü konuşmamaya çalışıyorum. İnsanız ve nefsimiz var.. İçimden bile kötü konuşmamaya gayret ediyorum. Çünkü o cümleleri duyan yalnızca benim. Kelimeler silahlardan daha kuvvetli. Kalbimi kir ve barut ile karartmak yerine güzel düşüncelerin ve cümlelerin tadını çıkarmaya çalışıyorum. Çabalıyorum.

      Benim kalbim kırılmıyor mu? Herkes kalbimi kıramaz benim ama elbet kırılıyor tabii. Kelimelerin gücünü bilen insanlar acımasızca ortaya serpiştirebiliyor en zehirlileri. Dil gerçekten bazen bir ilaç bazen de bir zehir.. Keşke bunu herkes bilse ve dikkat etse değil mi? Bu konuda nefsimle büyük bir cenk halindeyim.

      Şöyle bir düşünelim.. İstesek her insan ya da her olay hakkında, onu yerin dibine sokacak ve bir daha asla çıkarmayacak cümleler kuramaz mıyız? Eleştirecek malzeme yakalayamaz, kusur arasak bulamaz mıyız? Öyle de bir buluruz ki.. Yeter ki niyetlenelim, karşımızdakini kırmaktan çekinmeyelim. Bunu kolaylıkla yapabiliriz. Öyle ince yönlerden ve arka bahçelerden eleştiririz ki karşıda ne kalp kalır ne akıl. İnsan dili cidden zehir. Bunu gerçekten istesek yapabiliriz. İnsanlar aynaya bakmadan, kendi hayatlarını sorgulamadan atıp tutarken bu ihtimali unutuyor maalesef. Ama mühim olan böyle yapmamak tabi.. Kalp kırmamak. Kusur aramak yerine iyiliğe odaklanmak, saygı duymak..

      Hani herkes kendi özelliklerini bilir ya, işte ben de kendi dilimi biliyorum. Kelimelerim birer zehir olabilir. Olmaması için o kadar direniyorum ki.. Kalbimi kıran cümlelerin benimle ilgili değil, söyleyenin içindeki boşluklarla ilgili olduğunu biliyor olsam da, boş konuşmalardan ve düşünmeden ortaya atılan cümlelerden ibaret olduğunu biliyor olsam da bazen ortalığı yakacak kelimeler geçiyor gözümün önünden, tutuyorum kendimi, o kelimelere kapatıyorum gözlerimi. İnsanlar söyledikleri karşısında susanı ya da makul karşılamaya çalışanı saf da zannediyor olabilir. Ben bunu attım ortaya ama o bendeki daha büyük kusuru fark etmiyor ve belki de bilmiyor, diyor olabilir. Belki bu daha farklı bir izlenim bırakıyordur. Söylenilenlerin ya da imaların karşıda bir karşılığı olmadığı zannına kapılıyorlardır. Bu gibi durumlarda zihnimde kopan fırtınaları bir bilseler keşke.. Kelimeleri nasıl tutup çektiğimi bir görseler.. İki kelime ile mevzuyu ebediyete kadar kapatabilecek ve bir daha açılamaz hale getirebilecekken yapmamayı tercih ediyorsam genel anlamda insanlara ve kalplerine verdiğim değerdendir. Biraz da kelimelerin açabileceği yaraları bildiğimden, başkasını acıtmak istemediğimdendir. Yine de kalbimi korumak adına bu tür insanlardan uzaklaştığımı ekleyeyim. Sivri dillerle savaşabilecek gücü yok kalbimin. Kalbim kendini törpülemeye ve hayallerine harcıyor tüm enerjisini. Daha kendi içindeki savaşı kazanabilmiş değil. Olumsuzluklarla yormasın kendini. Canım kalbim..

      Şimdi bunları yazınca ortalık karışmış gibi bir izlenim doğmasın. Hayatım gayet sakin ve kendi hengamesinde sürüp gidiyor. :) Ben kendi dünyamı güzelleştirmek için çabalıyorum. Dışarıda neler oluyor, ilgimi bile çekmiyor. Bu noktaya gelmek büyük emek gerektirdi.. Emek verdim, geldim. Huzur kolay kazanılmıyor. Ummandan huzur adında bir katre yakaladım diyebilirim. Ama daha çalışmalar bitmedi.. :)

      Yukarıdaki düşünceler benim genel gözlemim. İnsanların pek de düşünmeden konuşuyor olmalarına karşı kendimce böyle bir düşünce denizine girdim. Belirttiğim gibi mevzu tam olarak ben de değilim. Herhangi bir sosyal mecraya girin, gönderiler altındaki toplu yorumlara bakın.. Bu bile insanların sevgi dolu cümlelerine (!) dair genel bir izlenim verebilir. Dilleriyle zehir saçan insanların devrindeyiz.. Çok garip. :)

      Oysa bir ihtimal daha var. İnsanlar küçücük iltifatlarla, güzel temennilerle, farklarının farkında olduğunu hissettirdiğin sözlerle o kadar mutlu oluyor ki.. Çok basit bir şey bu ama bunu esirgiyoruz. Küçücük bir güzel dilek. Minicik.. Zor değil. Çiçek açar her yer.. Gül bahçesine döner. Cidden zor değil. Birkaç hoş söz, hissettirilen iyi niyet hangimizin omzuna yük olabilir ki? Hayat cidden çok zor ve kimse aynı noktada başlayıp aynı düzlükte yürümüyor. Biz bari birbirimize kelimelerimizle birer çiçek uzatalım değil mi? Dikenlerini kopararak tabii. Uzattığımız çiçeği almak için bize uzanan elleri kanatmayalım. Yapabiliriz bence. Yaparız değil mi?

      Bu yazıyı artık tamamlayıp uzay boşluğuna bırakıyorum. Kimler okuyacak kestiremesem de okuyanların da benzer düşüncelerin kenarından en az bir kez olsun geçmiş olabileceğini varsayıyorum. (Zaten öyle olmasan şimdi burada olmaz, bu yazı seni sarmaz ve düşüncelerime zaman ayırmazdın. Bambaşka hayatlarda benimle ortak düşünceler taşıyan insanların varlığını bilmek, fikri yalnızlığıma su serpiyor. İyi ki varsın.)

      Sözün özü.. Kendi ellerimizden tutarak, kendi enerjimizden güç bularak nice güzel yolları dolaşmak dileklerimle.. Umarım nefsimizle savaşımızda fazla yorulmadan mutlu, huzurlu, sağlıklı bir hayat yaşarız. Ulaştığımız noktadan geriye dönüp baktığımızda, geçip giden yıllara tatlı bir tebessüm bırakırız. Güzel bakıp güzel gördüğümüz ve güzel kelimeler duyduğumuz nice güzel, çiçek gibi günlere..

Selam ve sevgilerimle.. :)




2 Eylül 2020 Çarşamba

Kurallar Kime?


      Saat 01.42
      Düşünceler deryasında dalgaları saymak adına mantıklı bir saat gibi.

      Tüm dünyada, etik kuralların bir avuç insan için yaratıldığını düşünüyorum. Gecenin fikri bu. Her konuda tüm dünyanın önceliği ahlakken asla ama asla bu kurala göre yaşayan yok. Herkesin dilinde olan insan ahlakı, iş ahlakı vs vs ahlakı tamamen laf. Gerçekten laf. Hoş benim hala şaşırıyor olmam bu dünyada yaşamıyor olmamın bir kanıtı da neyse. Anlayamıyorum..

      Herkes çok doğru, herkes çok iyi, ahlak abidesi insanların her biri.. Perdeler açıldığında ise düşüyor maskeler. Çok çok garip. İnsanlara güvenimin 0 noktasına ulaşmasına zerreler kalmışken düşünmek istedim. Bir avuçtan öteye geçemeyen insanlar doğruluğun ödülünü almak yerine bedelini ödüyor olabilir mi? Bu da ayrı mesele tabii..

      Herkesin her konuda çok ahlaklı olduğu bir zamanda bu kadar ahlaksızlık kimden? Ve neden..Bu bir soru değil. Belki de yanlış olan o bir avuç insan taneleridir. Bilemiyorum ama böyle olduğunu düşünüyorum. Aynı dünyada değiliz. Zaman ne gösterir bilinmez tabii ama garip ya.

      Bu yazı burada dursun.

23 Ağustos 2020 Pazar

His Bulutu


      Yapması gereken çok şey olup hiçbir şey yapamayanlar online mı?
Neyse ki ben sizler adına da buradayım. :) Uzun zaman oldu değil mi? Bir yanım yaz dedi bir yanım sadece oku. Ben de hem okudum hem de bendirimle zaman geçirdim. Yazdığım da oldu. Ama buraya  değil. :)
      Bir minik karantina atlattık bu dönemde. Şimdilik kazasız belasız ilerliyoruz ama yarınlar sürprizlerle dolu malum.. Neler olacak bilmiyoruz. Ülkece kendi canımızdan da büyüklerimizin canından da geçmiş halde sokaklardayız. Virüsü uzay boşluğuna fırlatmış edasıyla büyük bir rahatlığın pençesinde takıldık. Ekonomi, gündem ruhumu yıpratan tek şey. Umudum az olmakla birlikte her şeyin değişeceğine ve daha güçlü bir hale dönüşeceğine inanmayı tercih ediyorum. Bu zaman zarfında da kendimi iyi ve mutlu hissettiğim durumlara odaklanıyorum. Kendimizi ruhen sarmamız, bazen kendi ellerimizden tutmamız gerek. Güçlü duvarlara sahipseniz şanslısınız.
      Planlarım var, hedeflerim var ama..
Bir cümlede ama varsa önceki cümlenin hükmü yoktu değil mi? Tamam tamam.. :) Kendi cevabımı kendim veriyorum böyle. Evet planlarım var ve hedeflerim var ancak bu aralar toparlayamıyorum aklımda. Biliyorum ki ben onu muhakkak halledeceğim. Çünkü karar verdim. Bana mantıklı geldiyse ben onun peşinden giderim. Gönül ister ki sistemli bir çalışma ile sürüp gitsin her şey. Daha kolay ilerlesin. Her şey gönlün istemesiyle olmuyor tabii, keşke olsa, ah bir olsa..  Bir şeylere uzaklaştıkça  gözde büyüyor ve büyüdükçe daha da uzaklaşılıyor ya tam da öyle bir haldeyim.. Garip ama böyle. Ya da bu aralar böyle.. Sağlık olsun.. :) Su akar ve nasılsa yolunu bulur. İnanıyorum.

      Bu aralar içimde  bir his var. Adı ve tarifi yok. Böyle garip bir his. Aslında sebebi de yok. Neden bilmiyorum. Bu his bulutunun etrafımı sardığını hissediyorum. Sakinlik verdiğini.. Nihayetinde his, belki de ben öyle zannediyorum. Olamaz mı? :) Olur öyle şeyler. Mantıklı bir açıklama bulamadığım için böyle yorumluyor da olabilirim. :) Bu hissin hissettirdikleri de sanırım şöyle: Zaman  aksın, sen yoluna devam et. Olurlar da olmazlar da senden bağımsız nasılsa. Yaşanacak olanlar zaten yaşanacak.  Sen sadece devam et. Yürü ama etrafa bakmadan yürü. Neler oluyor neler olmuyor demeden yürü. Bir şeyler değişecek..

      Velhasıl günler böyle geçiyor. Bir yerlere akıyor zaman. Nereye aktığını bilmiyor ve artık sorgulamıyorum. Kendime odaklanmış durumdayım. Daha iyi hissetmek için duygularımı ve düşüncelerimi sorguluyorum. Bir şeylerin değişmesi gerekiyor bu dünyada. Ben de o uzun zincirin bir halkası olarak kendimden başlamayı tercih ediyorum. Ve biliyorum ki her şey sevgi, iyi niyet ve hoşgörü ile güzelleşecek. En sağlam değişim böylelikle gerçekleşecek. Gündüzleri bulutlara, geceleri yıldızlara, aya ve doğanın kalbindeki çiçeklere, ağaçlara, kuşlara hayranlıkla, arındırıyorum kalbimi.. Her şeye kocaman bir OLSUN diyerek yolumu çiçeklendirmeye çalışıyorum. Bu da işte böyle bir çaba.. :)

      Günler sağlık, huzur ve sevgiyle dolsun.
      Herkes çok mutlu olsun. :)

Bulutlar böyleyken kalbim pır pır eder. :)


5 Temmuz 2020 Pazar

Dolunay Söylencesi



      Yine bir gece vakti..
      Gecenin manzarası, dolunay. Öyle güzel ki.. Uyuyanlar neler kaçırdığını bilmiyor. Hayran hayran bakıyorum göğe. Sanki gökte kocaman bir inci asılmış gibi. Işık saçıyor. Tek başına. Gürül gürül akan bir ışık hüzmesiyle gücünü ispatlarcasına. Kalbi hiç kırılmazmış gibi. Hiç yargılanmazmış gibi. Dolunay..

       Gecenin başlı başına bir saygınlığı olduğuna inananlardanım. Gündüzden daha farklı. Daha başka ve belki de daha anlamlı. Geceye şer yüklemek ya da gece uyumamaya farklı anlamlar yüklemek bana anlamsız geliyor. Gecenin verdiği ilhamı hangi zaman dilimi verebilir ki? Bu sessizliği ve derinliği hangi aralıkta bulabiliriz? Gecenin kıymeti baki..

       Kalbimde diri tutmaya çalıştığım bir çiçek var. Minicik. Beyaz ve sarı arasında bir renkte ve henüz 4 yapraklı. Büyüyecek mi bilmiyorum bu çiçek. Toprağını beğenecek mi, büyütebilecek miyim bilmiyorum. Aslında onu beslemek için ne yapmam gerektiğini de fazla bilmiyorum ama gözümle seviyorum onu. Umarım susuz bırakmam. Yetersizce sulamam. Çünkü bir çiçeğe ihtiyacım var. Yolumdaki papatyaları yolanlar o güzelliği benden esirgedi. Kalbimdeki bu çiçeğe sarılıyorum şimdi. Umarım mis gibi kokan güzel bir çiçek olur..

      Günler bazen dingin bazen dopdolu geçerken akan zaman nerede bilemiyorum. Bildiğim tek şey insanın her nereye giderse gitsin, hangi yokuştan inerse insin önce kendine sarılması ve önce kendini koruması. Sevebilecek bir kalple yaşamak gerek. Akıp giden zamanı sevgiyle uğurlaması gerek. Düşeceğiz, kalkacağız, bazen uzattığımız güllerin dikenleri batırıldığından kanayacağız ama asla kimseyi kanatmayacağız. Hep gül uzatacağız. Hep güzel bakacağız. İyilik dileyip iyilik bulacağız. Zor değil. Başarırız..

      Yine bir gece vakti, dolunaya serdim kalbimi..
      Kurudu. Toplamam gerekli.
      Sağlık, huzur ve en önemlisi sevgi dolu günler diliyor, dolunay söylencesini burada bitiriyorum. 🌕


27 Haziran 2020 Cumartesi

Yakın Uzaklar



Saat 04.32
Tam şu anda, hafif ve serin bir rüzgar ve ezan var.
Gecenin kalbinden bildiriyorum.
Bir gün daha bitti..
Günler görece dolu geçmekle birlikte zaman nereye akıyor merak ediyorum.
Bu gidiş nereye?
Az önce keşfette dolaşırken yaşlı iki ayrı insan gördüm.
Yaşlandığının farkına varmadan adım adım yaşlanan iki insan.
İki asık surat, iki suskun bakış.
Maziyi hasretle yad eden bu insanlar bir zamanlar çocuktu.
Geçmedi zaman, akmadı an.
Sonra büyüdüler, serpildiler, başka telaşlarla zamanın geçmesini beklediler.
Ve işte o yaşa geldiler.
İnsan bir geçiş sürecinde olduğunu ve artık 1.kuşağa ait olmadığını hissettiği an tanımsız bir hüzün ve anlamsız kabullenememe boy gösteriyor.
Değişiyor artık. Yüzü bile değişiyor insanın. Ne garip..
Önce ilk kuşağa ait hissetmeme, sonra zamanın geçmesini isteme, neler olduğunu kestirememe derken adım adım gidiyoruz gördüğüm resimlere.
İnsan yaşlanacağına ya da öleceğine inanamıyor.
Allah bunu insana bir ödül olarak vermiş olmalı.
Belirsizliğin kaygısı korkutsa bile aslında o korkuyu derinden hissedemiyorsun.
Ödül gibi..
Yaşama hep bağlı ama bir gün gidecek gibi..
Bir gün -ömür olursa- bembeyaz olacak saçlarım.
Ne hissedeceğim acaba o yaşta?
Üzgün müyüm, kırgın mıyım?
Yoksa kalabalık bir aile içinde neşeyle geçmişe gururla mı bakmaktayım?
Faydalı bir ömür yaşadım diyebilecek miyim?
Çok insan sevdim, çok insan tarafından sevildim..
Hayallerimi gerçekleştirdim diyebilecek miyim?
Ne kalacak benden geriye?
Kaç sene daha adım hatırlanacak?
Sadece merak..
İnsan biraz derinden düşündüğünde bu sorular muhakkak karşısına çıkıyor.
Günlerim, gün batarken hafif bir rüzgarla düz bir yolda yürümek gibi.
Ne eksik ne fazla.
Sessiz ve huzurlu.
Böyle günlerin ardını merak ediyorum.

Güzel günler olsun..

22 Haziran 2020 Pazartesi

Günün İlk Yarısı



      Uzunca bir zamanın ardından ve günün ilk yarısından yazıyorum. En son ne zaman bu saatlerde yazmıştım hatırlayamadım şimdi. Fonda tatlı bir rüzgar esintisi ile birlikte ona uyum sağlayan zarif bir müzik var. Günler her zamanki gibi hızla geçerken beni zararsız sıkıntılar sarmaya başladı. Zararsız çünkü hayati değil. Ama sıkıntı işte.. Sağdan soldan geliyorlar arada.


      Günler acabaları takip etmeye başladı. Öyle olsalar ise böyle olsaları.. Bu gidiş nereye bilmesem de yürüyorum kendi seçtiğim taşlı yolların üzerinde. Düşsem de kalkmam gerek. Yolu tamamlamalıyım bir şekilde. Öyle ya da böyle. Bu yol bir şekilde nihayetini görecek.
Çünkü artık böyle olması gerek.
Ne kadar açıklayıcı yazıyorum değil mi?
Olur böyle şeyler..


Kaygı minimal seviyede motive ederken bana etkisi nedir göremiyorum.
Neyse düşünmemekte fayda var. Anın keyfini çıkarmak istiyorum.
Her şey yolunu bulur nasılsa.
Değil mi?

8 Haziran 2020 Pazartesi

Her Güne Bir Yeni Kötü Haber



      Günler, normalleşen hayatın normal olmayan canlılarıyla ve o canlıların zarar verdiği insanların hakkını aramasıyla geçiyor. Bulabildikleri pek söylenemez ama nihayetinde arıyorlar. Bu zaman zarfında yollarına taş değil kayalar konuluyor ama kaybedecek bir şeyi kalmamış insana taş da aynı kaya da.

      Bazen ne oldu bu insanlara diyesim geliyor. Sonra canım teknoloji diyorum.. İnternet olmasa kim duyurabilir sesini böyle? Şimdi kim kime zarar verdiğinde gizli kalabilir ki? Kim kimi ne kadar susturabilir? Bunlar da son demleri.. 
İleride suç işleme imkanı bile olmayacak insanların belki.
Chip sistemi ya da her neyse işte. Konu bu değil.

      Günden güne kötü insanların kötülükleri daha çok açığa çıkıyor. Güven duygusu ise kurumuş bir toprak misali çatlaklarıyla el sallıyor. Tacizcisi, tecavüzcüsü, hırsızı, katili, belalısı, ahlaksızı ve diğerleri.. Çoluk çocuk sahibi insanlar, evleri-yuvaları var. Neden ya? Gerçekten neden? Niye? Nasıl bir hayata kast edebilirsin ki? Senin de eşin var, çocukların var.
Neden? Anlayamıyorum işte nedenini..

Sonra sesini duyurmaya çalışanlar, haksızlığa uğrayanlar, adalet arayanlar..
Adalet neden aranır? Yasalar belli, cezalar belli.
Yetkisi olan kişiler neden halka bu zulmü yaşatır?
Yarın kendi aynı şeyi yaşadığında kime sığınır?
Herkes ettiğini bulur.
Üzerine konuşacak çok şey, anlayacak pek kimse yok.
İçimizden konuşmaya devam..

Saat 02.18 şimdi. Gecenin kalbinden bildiriyorum. Serin bir rüzgar var.
Keşke bu serinlik düşüncelerimize de gelse..
Anlam aramak zorunda kalmasak hiçbir şeye.
Suçluların korunmasına, mağdurları susturmaya neden sormasak..
Kime nasıl güveneceğimizi düşünmek zorunda kalmadan yaşasak.
Ah hayat..
Her güne bir yeni kötü haber ile geçip gidiyorsun..
Tüm bu saçmalıklar dibi gördüğünde iyilik kazanacak.
Ve nihayetinde dünyayı, iyilik kurtaracak.
Kimler geldi geçti..
Nihayetinde tarih iyiliği yazacak.

Durumlar böyle..
Korona yasakları kalkınca sokaklara, park ve bahçelere dökülen insanları saymazsak günler bu haberlerle geçiyor diyebiliriz. Gündemi takip etmemeye çalışacağım ama bu ne kadar mantıklı bilmiyorum. Düşüneceğim..
İnsanların insan gibi yaşadığı, kadınların ve çocukların
daha fazla mağdur olmadığı günler dilerim..      

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...