8 Temmuz 2018 Pazar

İşte Öyle Bir Şey




Hani ıssız bir yoldan geçerken,
Hani bir korku duyar da insan
Hani bir şarkı söyler içinden,
İşte öyle bir şey..


Tam olarak böyle bir şey.
Anlatabildim mi?


Görsel alıntıdır.

6 Temmuz 2018 Cuma

Telepatik Sohbetler




         Bu yazıma Mario Levi'nin muhteşem bir cümlesiyle başlamak istiyorum:
                  ''Hissedebilenlerle susarak da anlaşabilirsiniz.''

       Sizce de öyle değil mi? Biriyle aynı anda, birbirinizi düşünerek aramanız, aynı anda özlem duymanız, birbirinden habersiz yazılan aynı cümleler.. Telepatik bir sohbet değil mi?

       Telepatinin bir çok tanımı var aslında. Bunlardan biri, Birinin düşündüklerini veya uzakta geçen bir olayı hiçbir bağlantı olmadan algılama, uza duyum.(TDK) Benim için en uygun anlamı susarak anlaşabilmek sanırım. Konuşmadan, bakışmadan, sadece anlayabilmek ve anlaşabilmek. Sessizliğin içindeki sesleri biriktirerek telepatik bir sohbet.. Çok keyifli..

       Kelimeler yoruldu, dil sustu artık.. Susarak anlatmak, sessizliği dinlemek lazım. Bu sessizliğe gerçekten ihtiyacı var insanların. Çok sesli koro halini almış şu dünyada, saatlerce konuşulanlar anlaşılmıyorsa, susarak anlatmayı denemek lazım. Sessiz, sakin dolu dolu bir iletişim için telepatik sohbetleri deneyin..


                                                  Görsel alıntıdır.             

5 Temmuz 2018 Perşembe

Koku Albümü




     Bazı kokular vardır, insanı yıllar öncesine hatta ilk çantasına götürür. Kokulu silgisine dokundurur, kokulu kalemleriyle yeniden yazdırır. Bir çiçeğin kokusu, yıllar öncesinden bir parfüm kokusu, anıları, heyecanları, çocukluğu ve yaşamında iz bırakan kitaplarının kokusu. Burnunun ucundadır. Ve bazı kokular burnu sızım sızım sızlatır..

    Koku çok ilginç bir duyu. En azından benim için. Kolay kolay unutmam çünkü. İnsanların da eşyaların da evlerin de kokularını unutmam. Her evin bir kokusu vardır gerçekten. Yıllar önce benim için önemli bir gün kokusuyla vardır aklımda. Bulunduğum ortamda tanıdığım birinin kokusunu duyarım. Sonradan bakarım ki gerçekten bulunmuş orada.. Bu bazen güzel tabi.. Bir ayrıcalık belki. Yıllar öncesine baktığınızda sizi mutlu eden anılarınız kokularıyla bile aklınızda, koku albümünüz her zaman yanınızda.

    Her zaman böyle olmuyor tabi. Özlemler giriyor bazen devreye. Yeşil simli kalemimin kokusunu özlüyorum mesela. İlk okul çantamı, ilk Arı Maya desenli silgimin kokusunu, bazı anıları, bazı insanları, bazı anları özlüyorum. Unutmak mümkün değil tabi. Tüm bunların kokusunu hala duyuyorum.

    Markaların birbirine benzer kokularını da bulabiliyorum kolaylıkla. Bu ayrı bir güzellik aslında. 4. sınıfta bir hocanın parfümü vardı mesela buram buram çiçek acı acı.. Kimsenin sevmediği o yoğun çiçek kokularını çok severim fakat bulamadım onu hala. Sormaya utanmıştım parfümünü çocukluk işte.. Velhasıl koku albümüm her an yanımda. Bardağımda bergamotlu çayımla, koku albümümden bergamotlu günleri hatırlıyorum şimdi. 

Bir bardak bergamotlu çay aklıma bunları getirdi..

                                                 Görsel alıntıdır.

Kalbinizi Nasıl İmha Edebildiniz?



        Herkesin büyüdüğü ya da olgunlaştığı bir dönem vardır. Ben de tam o dönemdeyim sanırım. Bu günleri kalbime yazıyorum en çok. Kalbime sığdıramadıklarımı da ayrıntıları hatırlayabileceğim özetlerle buraya yazıyorum. Yazmak iyi geliyor insana. Gerçekten dinleyen olmayınca yazmak en doğru tercih belki. Zaten kim kimi gerçekten dinleyebilir ki? Herkesin aklı, sorularla kaplı bir defter gibi.. Etiketi ise sessiz gözleri.

      İnternet, kitaplarımdan sonra en büyük sığınağım. Yazılar okuyorum, hayat hikayelerinin en sessiz okuyucusu oluyorum bazen, bazen bana enerji veren insanlardan kendime örnekler alıyorum. Bana bir şey katan her paylaşımın, her yazının, her hayatın müdavimi gibiyim. Bazen de rastgele sitelere bir şeyler yazıyorum. Benden hatıra kalsın dercesine, kendimce yazıyorum böyle..

     Az önce canım, bir dergide ya da herhangi bir köşede yazar olmak istedi. Her ay yazım bir dergide olsa.. Okuyucularım olsa, mailler mektuplar havada uçuşsa, birileri yazımı gerçekten beklese.. Yazdıklarım bir insana ışık olsa.. Güzel hayaller. Belki bir gün gerçek olur kim bilir.. Hayaller bizi ayakta tutan, belki bir sayfa daha yazdıran güzel sebepler..

     Bakmayın şimdi bu kadar hayal dolu olduğuma. Ben ağır derbederlerden biriyim. Bir şeye üzülmem ve suratımın düşmesi için benim kötü bir şey yaşamam gerekmez. Başkalarının gülüp geçtiği hayatlar, benim uykusuzluk sebebim. İnsanların yalan söylemesi, birilerine ihanet etmesi, kötü sayılabilecek her ne varsa işte, beni yaralar. Fazla hassasım belki. Düşünürüm, çareler ararım, yeni yollar bulurum kendimce. Başkasının yaşadığından sana ne, sen kendi hayatındaki güzelliklere bak diyenlere hayranım. Soruyorum sizlere. Kalbinizi nasıl imha edebildiniz? Belki de bu konuda henüz büyümedim. Durumlar böyle..

     Bir gece vakti yine düşünüyorum. Okuduğum kitapta geçen olayın akıbetini şimdiden görüyorum ve kendimi teskin ediyorum sürekli. O gerçek değil İnci.. O gerçek değil.. Kurmaca hepsi. Hayat da gerçek bir kurmacadır belki..
Okumaya devam!

İyi ki varsın
Sessizliğin içinde sesimi dinleyen sayfam..

    

     

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Kalbi Uzay Boşluğuna Fırlatmak Gerek




      Yaşanmamış yıllar, görülmemiş diyarlar, tanınmamış insanlar, sevilmemiş ruhlar var. İyilik bilmeyen kalpler, sebebi bilinmeyen haller, açıklanamayan sözler var. Hayatın hegemonyasında, tanımlanamayan haksız üstünlükler..

      Dünya, kapalı kutuların içindeki kapalı kutular misali. İçinde bir şey var umuduyla durmadan açılan, açtıkça hayal kırıklığının ardından gelen taze bir merakla daha çok uğraşılan.. Burası, yoruldukça daha çok koşulan bir yer sanki.. Dünya hali..

      Hayatın ezici üstünlüğünün ardında bir yaşama tutunma telaşı, ileriyi görmek adına daha çok silinen gözler, vazgeçişler, kabullenişler. Hepsi insan için hepsi bir anlığına da olsa huzur bulabilmek için değil mi?

     Ah bir de gündem var tabi. Gündemi takip etmek, şöyle oturup ağız tadıyla bir akşam haberi seyredebilmek için kalbi uzay boşluğuna fırlatmak gerek. Başka türlüsü imkansız oldu artık. -Yapabilir miyim?- Dünyada ne çok acı var.. Ve bu acılar düştüğü yeri değil, ülkeyi yakar. Bunlar böyle acılar. Kaldırabilene tabi..

    İnsan neye sığınmalı? Neye sarılmalı? Ona uzanan dallara güvenmiyorsa, her seferinde boşluğa atıldıysa kalbi, dünyaya hangi gözle bakmalı? Başkalarına güç veren eller, kendini yerden kaldırmaya yetmez bazı zamanlar. O zamanlar işte bunlar. Dünyada çok acı var. Güzelliklerin de çoğu sahte.. İnsan şimdi hangisine yanmalı?

    Düşün dur, elinden bir şey gelmez bazen. Kaçsan ne kadar uzağa gidebilirsin ki? Zaten ne kadar kaçsan da yakalar seni bir çocuğun bir çift mavi gözleri..
Bunları hep yazıyorum.. Elbet gün gelir o mavi gözler öcünü alır bu dünyadan belki..

3 Temmuz 2018 Salı

Başımıza Taş Yağsa Hakkıdır




      Destan yazdım sildim. Allah belasını versin tüm pisliklerin!!! Bütün hepsinin!!! Tecavüzcülerin, katillerin, buna yardım ve yataklık eden leş sürülerinin!!!
      Böyle köklü bir medeniyet, iyiliğiyle anılan bir millette tecavüzcüler katiller ne kadınlarda, ne çocuklarda, ne hayvanlarda yaşama hakkı bırakmıyorsa bunlarında üstüne ceza bile almıyorsa, başımıza taş yağsa hakkıdır!!! Sesi çıkmaz kimsenin! O ses de bastırılır!!!

2 Temmuz 2018 Pazartesi

Perde Arkası Sendromu




      İnsan hayalleriyle yaşayan, düşleriyle yaşama tutunan bir varlıktır.. Planlar yapan, ulaşmak istediği her şeyi yücelten, yücelttiklerine daha çok bağlanan.. Daimi bir çaba hakim yani.. Henüz ulaşamadığı, yanına dahi yaklaşamadığı hayalleri çok kıymetli.

      Bir de bunun perde arkası var tabi. Hayaller ve hayatlar meselesi bir nevi. Konu her ne olursa olsun o işin bir mutfağı var. Önce toplanan malzemeler geliyor, hayallerin hakkında duyulanlar görülenler birikiyor ve sonra hepsinin senteziyle hayaller yeniden doğuyor sanki. Peki bu yeniden doğuş hali?

      Ulaştınız artık. Elde ettiniz ve olayın bizzat içindesiniz. Gördünüz ki hayalleriniz aslında bambaşka hayatlarla destekli. Dönen dümenler, iyi niyet nidalarının arkasındaki maddi temenniler, görünen her şey kendince bir çıkar içinmiş değil mi? Hayat.. Her şey bir rüyadan ibaretti.

      Artık tadı kalmadı tabi, gördünüz ki hiçbir şey sandığınız gibi değil. Ayrıntılarını bilmediğiniz ne varsa, hayalleri süsleyecek kadar parlak olsa da gerçekler bambaşka. Ben buna perde arkası sendromu diyorum kendimce. Çünkü perde arkasını bildiğimiz ne varsa bizden artık bir adım uzakta.

      Bu yüzdendir ki insanlar her zaman elde etmek için uğraşır. Hayal ettiklerinin perde arkası da hayal ettiği gibi olduğunda durulur belki.. Bulamazsa sürekli bir arayış, daimi bir kıvranışla yalpalanır. İnsanlık hali..

      Bazen bazı meselelerin perde arkasını bilmekten kaçarım. Bırakırım o insan, o iş, o sektör, o cemiyet, o ahali hayallerimdeki gibi kalır. Dokunmam, örselemem, kurcalamam. Uzaklardan yaşarım. O zaman ne bir hayal kırıklığı yaşanır ne de yanlış sularda yüzme hissi. Mis gibi.. Perde arkası sendromu yakalayamaz böylece beni..

      Bu bir tercih! Hayatı kolaylaştıran bir tercih belki. Aslında bazen uzaktan bakmak, yakından bakmaktan daha güzel gösterir her şeyi. İncinmeden, kırılmadan da yakın olmaktır.
      Uzaklar bazen en yakındır.
      En yakınların en uzaklarda olması gibi..
     
Görsel alıntıdır.

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...