17 Ekim 2019 Perşembe

Vicdan Rahatlatma Seremonisi




      Okuması gereken kitaplar/yazılar, hazırlaması gereken sorular arasında kaybolmuş bir asi ergen el sallıyor uzaklardan. Yapmak zorunda olduğu her şeyden kaçan, mecburiyetlerden hemen sıkılan bir insan.. Bir yanımız hala ödevini yapmamak için kesilmiş elektriği bahane edebilecek bir çocuk gibi. Vicdan rahatlatma çalışmalarına başlama vakti.

      İnsanız nihayetinde. Her zaman her şeyi yapmak istemeyebiliriz değil mi? Bazen son dakikaları kollayabilir, saniyelerle yarışmayı tercih edebilir, telaşla birlikte dökülen ecel terlerinden keyif alabiliriz. Belki de bunlar da tembellik bahanelerimiz. Bilemedim..

      Ruhum bir asi ergen ve disiplinsiz bir tembel de olsa, kendimi sevmem, anlamam ve iyi davranmam gerek. Her şey yolunu bulur, olması gereken olur ve yapılması gereken bir şekilde sıraya konur. (Aslında vicdan azabı çekiyorum. Okumam gerekirken ben hala vicdanımı rahatlatmak için yazıyorum.) Kendimi çok zorlamamalı ve biraz zaman tanımalıyım. Değil mi? Yoksa ''değil'' mi?

     Oluyor bazen böyle durumlar. Her ne kadar sıklıkla da olsa bir şekilde idare edeceğiz kendimizi. Telkin edeceğiz. Kendimize uzatacağız en güzel çiçekleri. Sonra gayret dileyeceğiz, sabır dileyeceğiz.

(Yok olmuyor. İnsan kendini kandıramıyor. Gidiyorum ben.)

11 Ekim 2019 Cuma

Ölümsüz Bir Ömrün İzinde



     Buralara uğramayalı bir hayli zaman oldu. Değişen durumlar oldu pek tabii. Güzel değişiklikler. Güzel devam etmesini umduğum, bana bir şeyler katmasını beklediğim değişiklikler. Bu küçük güncellemenin ardından bundan sonrası güzel olsun diyor, akşamın gündemini incelemek üzere klavyeye yatırıyorum.

     Eskiler, eski dizi ve filmler beni her zaman bambaşka zamanlara götürür. Bugün de öyle oldu. Eski günleri hatırlatan bir dizi beni çok daha eskileri ve yaşamı sorgulamaya yöneltti.

     Fazla mı romantik bakıyorum bilmiyorum ama bundan 50 yıl evvel derinden yaşanan acılar, bulutların üzerine çıkaracak kadar büyük mutluluklar, heyecanlar yaşandı. Yaşandı ancak onları yaşayan insanlar dahi hayatta kalmadı. Hepsi gitti ve her şey bitti. Çünkü hayat böyle. Bir gün herkes gidiyor. Gitmek zorundayız. Saniyelerle savaşırken bir bakmışız yılları heybemize katmış, yolumuzu tamamlamaya başlamışız. Yeşilçam filmleri de bende bu hisleri uyandırıyor. Buruk bir his. Hüzünlü biraz belki. Çünkü o gülen gözler hayatta değil şimdi.

     Madem her şey eski bir fotoğrafta kalacak, en büyük anılar tarihin rüzgarına karışacak o zaman neye üzülüyoruz? Her şey bitecek. Her şey.. Ve herkes istese de istemese de bu dünyadan gidecek. O zaman neyi zorluyoruz? Hayaliyle yanıp tutuştuğumuz, günlerce kıvranıp kahrolduğumuz meseleler belki eski bir fotoğrafta dahi kalmayacak. Kaybolacak hepsi. Tüm bunlar günlerce hayaliyle yaşadığımız, düşündükçe bulutlara tırmandığımız durumlar için de geçerli. Bitecek hepsi.. Bırak acımızı, heyecanımızı.. Adımız dahi kalmayacak. Bu çok garip değil mi?

     Aklım karmakarışık. Basit cevaplar bulabilirim pek tabii ama bana yetmiyor. Kaybolacak duyguları yaşamak neden an için normal geliyor? Bu ve benzeri sorulara bana yetecek cevaplar bulmam gerek. Biraz daha eski fotoğraflarda, hiç tanımadığım ve hatta isimlerini dahi bilmediğim insanların bakışlarında dolaşacağım. Belki aradığım cevaba biraz olsun yaklaşırım. Durumlar işte bu kadar karışık. Yarın belirsizken geçmişe bu kadar takılmak, anıların ömrünü sorgulamak ne kadar mantıklı o konuya hiç girmesem daha iyi olacak. Aklımın içinde kutular var ve onların da içlerinden çıkan yüzlerce kutucuklar..

     Evet bir gün gideceğiz. Evet unutulacak tüm hikayemiz. Ölümsüz olmayı hepimiz isteriz. Asırlar sonrasına bir ses bırakmak, bir duygu taşımak.. Ne büyük şans! Umarım yarınlara ışık olabilecek kadar güzel anlar yaşar, bedenen olmasa dahi bu ses ile ebediyete kavuşabiliriz.
Mutlu, huzurlu ve ölümsüz bir ömür dilerim.

Görsel alıntıdır.

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...