14 Haziran 2025 Cumartesi

Gerçekliğin Çatısı


      Başka diyarlarda gezip dolaşan herkesin döndüğü bir gerçeklik var. Herkes kendi gerçekliğinin çatısı altında yaşar. Görünmez bir çatıdır bu ama vardır. Bilmenin verdiği güvenle sığınılan ve hep orada olacakmış sanılan..

      Değişti dünya. Biz de değiştik. Başkası olduk hatta. Zaman çoğu duyguyu alıp götürdü içimizden. Değdi mi? Yaşamak buysa eğer değmiştir. Yaşamak bu değilse o zaman işler biraz karışır haliyle. Peki ne yapabiliriz? Kendi küçük dünyamızda oyalanabiliriz elbette. Gerçekliğimizden uzaklaşmadan tabii..

      İnternet ile bize çizilen çizgilerde böcekler gibi dolaşıyoruz. Oysa dışarıda başka bir dünya var. Bize ne çizildiyse o kadarına ulaşıyoruz. Dönüp dolaşıp takılıyoruz kendi gerçeklerimizin çitlerine. Tüm dünya böyle. Aynı gezegende başka yaşamlar, aynı görünen farklı ruhlar..

      Böyle olacağını çocukluğumda da bilirdim, hüznüm bu günlereydi. Gündemi biraz takip etmek yetiyor bilindik çatıya dönmeye. Bize de bu düşmüş ne diyelim.. Hikayenin sonunda açık bir kapı da yok çizginin dışına çıkmak için. Öyle işte.. Aslında neler söylenir de bu gece bu kadar yeter hepimize. 

      Dünya daha iyi bir yer olsun dileğimle.. 

3 Mayıs 2025 Cumartesi

Fırtına Sakinleri


      Düşüncelerin girdabından çıkamayan herkes fırtınanın ortasında tutunacak bir dal arar. Bu dal bir ağaç olmaz bazen. Kitap olur, defter olur ya da bir blog.. İşte ben de tutunacak bir dal bulmanın sakinliğiyle geldim.

      Çok şey oldu bu geçen zamanda. Her ne kadar bu konuyu açmak dahi gözlerimi doldursa da.. Gerçekten bu konuya girmek istemiyorum. Vazgeçtim o konudan. Elim dahi varmıyor yazmaya. Onu çok özlüyorum. Kuştu artık melek oldu.

      Onun dışında çok da önemli bir şey olmadı aslında ya da her şey önem sırasında bir değişikliğe maruz kalmış olabilir. Her şeyin olağan olduğu bir zaman dilimindeyiz. Ben hem içindeyim zamanın hem de büsbütün dışında. Tanpınar da derindir.. Böyle bir zaman içindeyiz işte. Dibini kazıyoruz tüm değerlerin.

      Neden buradayım? İnsan nerede olması gerektiğinden emin olamadığı zaman bildiği en eski yola gider. O yüzden buradayım. Yine uğrak saatlerimden biri. Gecenin soğuk sessizliği.. Daha soğuk ya da daha sessiz olsa ne olurdu? Ya da tam tersi.. Buna kader mi deriz? Bilemiyorum.. Öyle şeyler oldu ki artık olanla olmayanın bir farkı kalmadı. İhtimaller terazinin iki kefesinde de aynı ölçüyü veriyor. Zaman ne gösterir bilemiyorum..

      Böyle işte.. Zaman geçiyor bulutlar gibi. Bulutlara her bakan başka bir hikaye görüyor içinde. Herkes başka bir anlam çıkarıyor geçen günlerden. Birbirinden farklı. Ama insan genelde aynı. Keşke aklımdan geçen her şeyi fırtınaya bırakıp kendim bir dala tutunmayı başarsaydım ama o da olur elbet. Neler olmuyor ki..

      Velhasıl..
      Her şey için şükür, bazı şeyler için dua..
      Her şey bir şekilde hizasını bulur, yola devam.. 

8 Ağustos 2024 Perşembe

Asırlar Ötesinden Geliyorum

 

       Uzun bir zamanın ardından yeniden merhaba. Ben yine gecenin sessizliğinde buraya geldim. Saat tam 01.11 tatlı bir serinlikle esiyor rüzgar. Güzel ve sakin bir an. Birden aklıma yazmak geldi ve buradayım. Bazı şeyler asla değişmiyor..

      Asırlar sonrasından gelince bir özet geçmek gerek tabii. Geçen zaman zarfında çok şey oldu. Akla gelmeyecek şeyler başa geldi, üzüldük, sevindik, bir tatlı Üzüm tanesi kuşum oldu, yeni meşgaleler geldi derken geçti aylar. Bu yılın gündemi çok canlı. İyi ya da kötü bir şeyler oluyor sürekli, ana gündem daha çok yakın aile çevresiydi. 2024 eminim birçok aile için gümbür gümbür geçiyordur. Bu yıl dopdolu ve patlamaya hazır bir volkan gibi püskürtüyor içindekileri. Karmalar cıvıl cıvıl ötüşüyor etrafta. Ağzımızdan çıkan sözler kanatlanmış geliyor. Beklediğimiz gibi.. 

      Kendime şöyle bir dönecek olursam ufak tefek atraksiyonlar dışında benim için pek bir şey değişmedi. Aynı şeyler, lacivert günler.. Kendimle derin hesaplaşmalara girdim, çıktım, döndüm dolandım, etrafı sorguladım, varlığı ve var olmayı anlamlandırmaya çalıştım, sustum, düşündüm, sonra da böyle bir zamana doğmanın ağır sakinliğiyle yüzleştim. Herkes kendince haklı ama bu benim saygı duyacağım ve kendi yolumdan çıkacağım anlamına gelmiyor tabii. Yolun doğruluğu konusu da şahsi bir mesele artık. Herkes nasılsa kendi yolunun yolcusu. Sağa sola bakmak yerine olmak istediğimiz yerde, olmak istediğimiz insanlarla istediğimiz yollarda devam edeceğiz hayata. Peşimizden söylenen bir şeyler varsa da ancak peşimizde kalır diye düşünerek hizamızda devam edeceğiz. Böyle bir yol tutturdum kendimce. Yolun yanlış olduğunu düşünen bir kez de kendi yoluna baksın. İnsanlara bulunduğu çizgiyi hatırlatmak da gerekiyor bazen. Bunu iyi kavradım.

      Hayatın ne sürprizler getireceğini bilmiyorum ama ben de bir bilinmezlikte yürüyenlerdenim. Aklımda ve kalbimde yeri olan çok şeyi yitirdim, şimdi içim bir bilinmezlikler ülkesi. Boş bir salon gibi serin, ferah, sakin.. Kargaşa yerini sadece isteğim doğrultusunda misafir ettiğim değerlere bıraktı. İstiften öte ziyaretçi kabulü gibi. Arkadaşlıklar, fikirler, hobiler, sohbetler.. Yalnızca bende bıraktığı enerji doğrultusunda hayatımda var. Ölçütüm nasıl hissettiğim. Ötesi boşluk. Hatayı önce kendimde aradığım yıllar yerini eşit bir terazi edinerek sakinliğe bıraktı. Bendeki maksimum değişimi ancak böyle ifade edebilirim.

      
      Burası da kendi zaman cetvelim gibi oldu ama belki de büyümek böyle bir şey. Ben değil de yaşım büyümüş olabilir. Geriye baktığımda görebileceğim hiçbir şey olmadığını fark etmek geriye bakmamayı öğretmiş de olabilir. Her şey olabilir. Kendimden çok uzaklaştım. Artık dönebileceğim mesafede değilim bu yüzden yeni bir yol yapmak zorundayım. Hepimiz başka sebeplerle benzer durumlar yaşıyoruz biliyorum. İnsan çok da benzersiz bir varlık değil. Farklı renkler olarak dolaşıyoruz, benzer hikayeler, benzer bedenler. Büyütmeye gerek yok insan kimliğini.


      Yazdıkça yazasım geldi sanırım ama tamam yeter bugünlük bu kadar. :) Daha güzel güncellemelerle dönmek dileğimle. Yolu düşen, buradan geçen, buraya kadar okuyan herkese sevgilerimle.

Ruhunuz huzur ve neşeyle dolsun. 

1 Aralık 2023 Cuma

Kırık Fanus

 

       Saat 03.23 uyku beni tutmadı, ben onu yakalayamadım derken bu saati gördük. Açtım pencereyi, gecenin buz gibi sessizliğini aldım içeriye ve hemen karşıma oturttum gökteki en parlak yıldızı ve başladım yazmaya. Bak buradayım dercesine cayır cayır yanıyor bir yıldız. Bak ben buradayım, diyor dikkatle bakana. Artık adına her ne derseniz..

      Geldiğim bu noktada neye ne dediğimin pek bir farkı yok benim için. Her şeye ‘şey’ desem yargılamaz kimse. Öyle bir yer bu. Burası çok kalabalık aslında ama sessiz herkes. Birbirini gören çeviriyor başını. Aynı yerde olmanın ve aynı hislerle bulunmanın dayanılmaz hafifliği okunuyor gözlerden. Hepsi bu.

      Albüm karıştırdım az önce. Telefonumun dolu hafızasına rağmen silmediğim bir video var. Aslında saçlarımı düzeltecektim ayna niyetiyle açmıştım telefonu sonra o günü unutmamam gerektiğine karar verdim hızlı düşünerek. İzledim işte o anı yine. İki gün boyunca uyumamıştım. Rengim solmuştu. Ruhum da. Böyle anlar vardır bilirsiniz. Sonra çok da renklenmedi dünya. Uyku tutmayınca arşivde dolandım kendi karanlığımda kendimi aradım. Olur bazen böyle..

      Başka şeyler de olur hem. Olur değil mi? Olsa güzel olur. (Genellikle aklımdaki hiçbir şeyi olduğu gibi anlatmıyorum ve daha sonra ben bile okuduğumda derdimi anlayamıyorum, yine öyle bir an.) Kapıyı açtığımda gördüğüm şey sadece bir kayalık olunca kapıya uzanmaktan bile vazgeçtiğim bir dönemde ‘belki’ kelimesine sığınmak bile bir mucize ama olsun, belki..

      Cam fanus kırıldı. Artık yürüyüş zamanı. Nereye, ne zaman, nasıl.. Bunları sormadan başlamak zamanı.. Kendimizi karşımıza alıp gözlerimizin içine bakmak zamanı. Kendimizi bu halimizle sevmek zamanı. Yatağın altındaki nohut taneleriyle uyuyamayanların zamanı.. Susmak zamanı, yapmak zamanı.. 03:44 oldu bile. Böyle işte. Olur böyle..

21 Ekim 2023 Cumartesi

Kum Tanesi

        
       Ben geldim. :) Ne zaman bu boş ve beyaz sayfayı açsam gözümün önüne yeşil bir orman içinde bulunan ahşap bir kulübe geliyor. Sarı ışıklı ve sıcak bir yer burası. Tatlı bir ortam ve tatlı bir manzara. Bu sayfayı açmak o evin kapısını açmak gibi. Dönüp dolaşıp geldiğim bir yer. Umarım bir gün gerçekten böyle arada uğradığım bir ahşap evim olur.

      Düşündüğümüzde imkansız görünen ama bir vesileyle gerçekleşen onlarca hayalden sonra imkansızlığa inanmak biraz daha imkansız bir hal alıyor. Olur yani neden olmasın. Her şey olur. Hayal bir tohum gibi ekilir zamana. Sonra yağmurlar yağar, güneş yakar ama sonra tekrar gelir yağmur. Susuzluğunu unutur toprak. Bu hep böyledir. Filizlenir her şey, yeşerir yaşam. Olur yani. Bir ağacın fidandan büyüyüşüne hiç mi şahit olmadık sanki..

      Son zamanlardan bahsedecek olursam.. Aklıma gelen ilk kelime 'alışmak' oldu. Her şeye alışmak.. Her şeye. Şimdi ben bile durup baktım kendi cümleme. Artık canım sıkılmıyor. Kazanmak ve kaybetmek gibi kavramların içi boşaldı ve geriye sadece zan kaldı. Ne zannediyorsak onu gerçek sanıyoruz nasılsa. Gerçek de pek kalmadı. Geçenlerde 30 yaşıma girdim. Yazıyla otuz, rakamla 30 ilginç bir yaş değil mi? :) Ya aslında böyle bir yaşla karşılaşmak sanki burada olmamalıydı gibi bir his verdi. Böyle olmamalıydı. Ama böyle. Sarıldım ona, kızmadım küsmedim. Tamam artık bundan sonra beraberiz dedim. Elimden geleni yapmaya çalışacağım. Hayat tüm şımarıklığıma rağmen bana onlarca şans verirken ve gözlerimi kapatıp boşluğa koşarken böyle bir yaşla karşılaştıysam yapılacak bir şey yok demektir.

       Başka neleri not düşelim buralara.. Dünya karmakarışık bir hal aldı. Savaşlar, manipülasyonlar, insan ruhunu söndürme çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz ne yapmaya çalışıyorlar? Manzaraya biraz uzaktan bakınca nasılsa beni dinlemeyeceklerini görebiliyorum. İnsan görünümlü herkesin insan ruhu taşımadığına olan inancım uzun süredir benimle. Kötü olmanın türlü yollarından birini seçip her yeni güne ve masum bedenlere yapabileceklerini yapıyorlar. Oyun aslında belliyken neden küçük oyunlar kuruyorlar? Herkesin ve şeyin başka bir yüzü daha var. Kendim yazıp kendim okuyacağım..

       Durumlar böyle. Sakinim, sessizim, kabuğumun içinde bir inci oldum diyebilirim. Özüm bir kum tanesiyse gerçekten bir inci olabilecek kadar uzun bir zamandır kabuğumun içindeyim. Çıkmak şans olur belki. Kim bilir neler olacak. Hangi sulara açılacak bu kabuk göreceğiz. Olsun.. Suyun, kabuğun, kumun sahibi beni her şeye razı etti. Olsun..

       Kalbinizdeki denizin neşeyle dalgalanmasını dilerim.
       Selamlar ve sevgiler..

16 Eylül 2023 Cumartesi

Yıldızların Peşinde

 

       Yine bir gece vakti.. Göğün en temiz ve en parlak yerinde birkaç dileği taktım yıldızların peşine ve geldim. Yine uzun zaman olmuş ama olsun ne çıkar ki. Gökyüzü çok güzel. Yıldızlar kayıyor bazen. Deniz soğuk ama o da güzel. İklim değişti bizim gibi. Biz de değiştik değil mi? Bir yanda ötüşen yarasalar, hayaller, planlar, hayatlar.. Sonra yeniden kayan yıldızlar, parıldayan, soğuk bir beyaz ışıkla yanan.. Böyle bir gecede, soğuk bir sessizliğin içinde yazdım işte. Ne güzel bir an..

10 Mayıs 2023 Çarşamba

Titrek Bir Mum Işığı


      Ben geldim. Aklımın odalarında dolaşıp biraz da sanal turlar yaptıktan sonra uğramam gereken yerdeyim. Bugün, fark ettiğim bir konuyu sesli düşünmek istiyorum. Bazı yazarları dinledim de geldim hatta. Arkadaşlar onlar da kendini arıyor? Haydi ben arıyorum da onlar nasıl arıyor? Arayamazlar mı, insan değil mi onlar, derseniz.. Arayabilirler tabii. Ama.. Bilemedim. Sesli düşünüyorum sadece. Yazar, kendini bulmadan nasıl bir karakter oluşturabilir? Ve bunu binlerce insanla nasıl paylaşabilir? Bunun adı cesaret mi, boşvermişlik mi? Kaynağı nedir o hissin? Bunu merak ettim şimdi. Oysa konu bu değildi ama mademki sesli düşünüyorum, içime döneyim.

      Çocukluğumdan beri, beni ben yapan bir müzik bir de yazmak vardı. Bunlar için hiçbir hazırlık yapmam ve çalışmam gerekmezdi, onlar zaten vardı ve kendiliğinden ortaya çıkardı. Eğer üzerine çalışmam gerekseydi beni heyecanlandırmazdı. Kaynağını bilmeden var olan şeylerin -iyi ya da kötü- gün yüzüne nasıl çıkacağı beni hep heyecanlandırır. Dün bunları düşündüm ve kendimi çok sorguladım. Ben kaçabileceğim evlerin anahtarlarını uzaya fırlattım.

      Hobilerimden uzaklaşmam iplerin elimden nasıl süzüldüğünü bile anlamadan oldu. Oldu olanlar ve bir noktada ipler bile geride kaldı. Geçti zaman, güneş defalarca doğdu ve bazen kalbime bazen de ruhuma battı. Oldu işte.. Şimdi neden konu buraya geldi derseniz, meseleye geri dönelim. Bir zamanlar bendirimle videolar paylaşırdım. Eğlenirdim çünkü. Sadece eğlenirdim. Doğru bir sesi bulmaya çalışmak heyecan verirdi. Kursa gitsem büyü bozulurdu. Her şey çok heyecanlıydı. Ve sonra süreç benim beklediğimden daha fazla parlamaya başladı. Sanırım korktum. Çünkü bu parlaklık bile benim için fazlaydı. Bir paylaşımı 1000 kişinin izlemesi, dönüşlerin gelmesi benim için fazlaydı. Profesyonel olmayan bir şeyin halka sunulması, cebinde taş taşıyanları da uyandırma ihtimalini içinde barındırırdı. Düşündüm her şeyi. O zamanlar kendime bile ifade etmediğim, düşünmeden sildiğim her şeyi dün tek tek sorguladım. Hissettiğim şeyi bilmekle birlikte neden öyle hissettiğimi bilmiyorum. Soluk olmak güvenliydi belki. Neyden, kimden kaçtım?

      İnstagram'da bir şey paylaştığımda ve yazdığım şeylerle ilgili dönüşler aldığımda heyecan duymak yerine gördüğüm istatistikler son zamanlarda korkutuyor beni. Binlerce insanın yazılarımı okuması, takip etmese bile muhtelif zamanlarda profilimi hatırlaması.. Tekrar uğranılan bir adres olmak.. Aslında yıllar önce benim normalim olan şeyler şimdi beni korkutuyor ve bu yeni bir duygu. Ben uzun bir süre kendi karanlığımda yaşadığım için unuttuğum bir his belki bu. Milyonlarca okunanların yanında benim şu yazdıklarım bile komik sayılabilir olsa da kendi duygularımı çözümlemeliyim. Ben genelde köşelerde sessizce takılan biriyim. Görünmez olmak sakinlik getirir.

      İçimdeki ses, sil her şeyi ve çekil kabuğuna diyor. Ama bu defa bunu yapmayacağım. Yapmamalıyım çünkü yaptığımda neler olduğunu gördüm. Kabuğumu her zaman yanımda taşıyarak hayata karışmalıyım. Basit ve kolay şeylerin tat vermediği, değerli olan değerlerin ayaklar altına alındığı alanlarda nefes alamadığım zaman diliminden geçmişken ve buna rağmen define haritamı henüz çizmemişken suya yazılar yazdığımın farkındayım. Ama yazmalıyım.

      Konu başka bir şeydi ama kendimle yüzleştim adeta. Ve bu iyi geldi. Kaçtığım alan bile başkalarının da görebileceği bir yer. Boş bir deftere yazsam bile bir misafir çocuğu okurdu zaten. Bu yüzden gizli defterlerim yok. Dünyanın öbür ucunda bile ulaşabileceğim bir blog sayfam var. İyi ki var. Bugünlük bu kadar olsun mu? Olacak. İçimdeki karanlıktan korkmuş ve kırılgan kalbi yeniden yeşerteceğim. Çünkü o biraz şaşırdı ve üzüldü ama biraz daha büyüdü. Düşmeyelim derken manzarayı kaçırdığımız son demler belki. Göreceğiz..



      Not: Bu yazıyı hiçbir yerde link olarak paylaşmayacağım ama burada olacak. Denk geldiysen ve buraya kadar okuduysan umarım burada yanan o titrek mum ışığını hissedebilmişsindir. Bir blog sayfasında geziniyorsan zaten sen de benden birisin. Her kimsen, sana Lale Müldür'ün Destina şiirini armağan etmek istedim. Çünkü içimden o şiir geldi. :) Burası benim kürkçü dükkanım. İstediğin gibi dolaşabilirsin, korktuğum kalabalık sen değilsin. Hatta istersen anonim bir mesaj bile bırakabilirsin. Selamlar, sevgiler..
      

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...