21 Ekim 2023 Cumartesi

Kum Tanesi

        
       Ben geldim. :) Ne zaman bu boş ve beyaz sayfayı açsam gözümün önüne yeşil bir orman içinde bulunan ahşap bir kulübe geliyor. Sarı ışıklı ve sıcak bir yer burası. Tatlı bir ortam ve tatlı bir manzara. Bu sayfayı açmak o evin kapısını açmak gibi. Dönüp dolaşıp geldiğim bir yer. Umarım bir gün gerçekten böyle arada uğradığım bir ahşap evim olur.

      Düşündüğümüzde imkansız görünen ama bir vesileyle gerçekleşen onlarca hayalden sonra imkansızlığa inanmak biraz daha imkansız bir hal alıyor. Olur yani neden olmasın. Her şey olur. Hayal bir tohum gibi ekilir zamana. Sonra yağmurlar yağar, güneş yakar ama sonra tekrar gelir yağmur. Susuzluğunu unutur toprak. Bu hep böyledir. Filizlenir her şey, yeşerir yaşam. Olur yani. Bir ağacın fidandan büyüyüşüne hiç mi şahit olmadık sanki..

      Son zamanlardan bahsedecek olursam.. Aklıma gelen ilk kelime 'alışmak' oldu. Her şeye alışmak.. Her şeye. Şimdi ben bile durup baktım kendi cümleme. Artık canım sıkılmıyor. Kazanmak ve kaybetmek gibi kavramların içi boşaldı ve geriye sadece zan kaldı. Ne zannediyorsak onu gerçek sanıyoruz nasılsa. Gerçek de pek kalmadı. Geçenlerde 30 yaşıma girdim. Yazıyla otuz, rakamla 30 ilginç bir yaş değil mi? :) Ya aslında böyle bir yaşla karşılaşmak sanki burada olmamalıydı gibi bir his verdi. Böyle olmamalıydı. Ama böyle. Sarıldım ona, kızmadım küsmedim. Tamam artık bundan sonra beraberiz dedim. Elimden geleni yapmaya çalışacağım. Hayat tüm şımarıklığıma rağmen bana onlarca şans verirken ve gözlerimi kapatıp boşluğa koşarken böyle bir yaşla karşılaştıysam yapılacak bir şey yok demektir.

       Başka neleri not düşelim buralara.. Dünya karmakarışık bir hal aldı. Savaşlar, manipülasyonlar, insan ruhunu söndürme çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz ne yapmaya çalışıyorlar? Manzaraya biraz uzaktan bakınca nasılsa beni dinlemeyeceklerini görebiliyorum. İnsan görünümlü herkesin insan ruhu taşımadığına olan inancım uzun süredir benimle. Kötü olmanın türlü yollarından birini seçip her yeni güne ve masum bedenlere yapabileceklerini yapıyorlar. Oyun aslında belliyken neden küçük oyunlar kuruyorlar? Herkesin ve şeyin başka bir yüzü daha var. Kendim yazıp kendim okuyacağım..

       Durumlar böyle. Sakinim, sessizim, kabuğumun içinde bir inci oldum diyebilirim. Özüm bir kum tanesiyse gerçekten bir inci olabilecek kadar uzun bir zamandır kabuğumun içindeyim. Çıkmak şans olur belki. Kim bilir neler olacak. Hangi sulara açılacak bu kabuk göreceğiz. Olsun.. Suyun, kabuğun, kumun sahibi beni her şeye razı etti. Olsun..

       Kalbinizdeki denizin neşeyle dalgalanmasını dilerim.
       Selamlar ve sevgiler..

16 Eylül 2023 Cumartesi

Yıldızların Peşinde

 

       Yine bir gece vakti.. Göğün en temiz ve en parlak yerinde birkaç dileği taktım yıldızların peşine ve geldim. Yine uzun zaman olmuş ama olsun ne çıkar ki. Gökyüzü çok güzel. Yıldızlar kayıyor bazen. Deniz soğuk ama o da güzel. İklim değişti bizim gibi. Biz de değiştik değil mi? Bir yanda ötüşen yarasalar, hayaller, planlar, hayatlar.. Sonra yeniden kayan yıldızlar, parıldayan, soğuk bir beyaz ışıkla yanan.. Böyle bir gecede, soğuk bir sessizliğin içinde yazdım işte. Ne güzel bir an..

10 Mayıs 2023 Çarşamba

Titrek Bir Mum Işığı


      Ben geldim. Aklımın odalarında dolaşıp biraz da sanal turlar yaptıktan sonra uğramam gereken yerdeyim. Bugün, fark ettiğim bir konuyu sesli düşünmek istiyorum. Bazı yazarları dinledim de geldim hatta. Arkadaşlar onlar da kendini arıyor? Haydi ben arıyorum da onlar nasıl arıyor? Arayamazlar mı, insan değil mi onlar, derseniz.. Arayabilirler tabii. Ama.. Bilemedim. Sesli düşünüyorum sadece. Yazar, kendini bulmadan nasıl bir karakter oluşturabilir? Ve bunu binlerce insanla nasıl paylaşabilir? Bunun adı cesaret mi, boşvermişlik mi? Kaynağı nedir o hissin? Bunu merak ettim şimdi. Oysa konu bu değildi ama mademki sesli düşünüyorum, içime döneyim.

      Çocukluğumdan beri, beni ben yapan bir müzik bir de yazmak vardı. Bunlar için hiçbir hazırlık yapmam ve çalışmam gerekmezdi, onlar zaten vardı ve kendiliğinden ortaya çıkardı. Eğer üzerine çalışmam gerekseydi beni heyecanlandırmazdı. Kaynağını bilmeden var olan şeylerin -iyi ya da kötü- gün yüzüne nasıl çıkacağı beni hep heyecanlandırır. Dün bunları düşündüm ve kendimi çok sorguladım. Ben kaçabileceğim evlerin anahtarlarını uzaya fırlattım.

      Hobilerimden uzaklaşmam iplerin elimden nasıl süzüldüğünü bile anlamadan oldu. Oldu olanlar ve bir noktada ipler bile geride kaldı. Geçti zaman, güneş defalarca doğdu ve bazen kalbime bazen de ruhuma battı. Oldu işte.. Şimdi neden konu buraya geldi derseniz, meseleye geri dönelim. Bir zamanlar bendirimle videolar paylaşırdım. Eğlenirdim çünkü. Sadece eğlenirdim. Doğru bir sesi bulmaya çalışmak heyecan verirdi. Kursa gitsem büyü bozulurdu. Her şey çok heyecanlıydı. Ve sonra süreç benim beklediğimden daha fazla parlamaya başladı. Sanırım korktum. Çünkü bu parlaklık bile benim için fazlaydı. Bir paylaşımı 1000 kişinin izlemesi, dönüşlerin gelmesi benim için fazlaydı. Profesyonel olmayan bir şeyin halka sunulması, cebinde taş taşıyanları da uyandırma ihtimalini içinde barındırırdı. Düşündüm her şeyi. O zamanlar kendime bile ifade etmediğim, düşünmeden sildiğim her şeyi dün tek tek sorguladım. Hissettiğim şeyi bilmekle birlikte neden öyle hissettiğimi bilmiyorum. Soluk olmak güvenliydi belki. Neyden, kimden kaçtım?

      İnstagram'da bir şey paylaştığımda ve yazdığım şeylerle ilgili dönüşler aldığımda heyecan duymak yerine gördüğüm istatistikler son zamanlarda korkutuyor beni. Binlerce insanın yazılarımı okuması, takip etmese bile muhtelif zamanlarda profilimi hatırlaması.. Tekrar uğranılan bir adres olmak.. Aslında yıllar önce benim normalim olan şeyler şimdi beni korkutuyor ve bu yeni bir duygu. Ben uzun bir süre kendi karanlığımda yaşadığım için unuttuğum bir his belki bu. Milyonlarca okunanların yanında benim şu yazdıklarım bile komik sayılabilir olsa da kendi duygularımı çözümlemeliyim. Ben genelde köşelerde sessizce takılan biriyim. Görünmez olmak sakinlik getirir.

      İçimdeki ses, sil her şeyi ve çekil kabuğuna diyor. Ama bu defa bunu yapmayacağım. Yapmamalıyım çünkü yaptığımda neler olduğunu gördüm. Kabuğumu her zaman yanımda taşıyarak hayata karışmalıyım. Basit ve kolay şeylerin tat vermediği, değerli olan değerlerin ayaklar altına alındığı alanlarda nefes alamadığım zaman diliminden geçmişken ve buna rağmen define haritamı henüz çizmemişken suya yazılar yazdığımın farkındayım. Ama yazmalıyım.

      Konu başka bir şeydi ama kendimle yüzleştim adeta. Ve bu iyi geldi. Kaçtığım alan bile başkalarının da görebileceği bir yer. Boş bir deftere yazsam bile bir misafir çocuğu okurdu zaten. Bu yüzden gizli defterlerim yok. Dünyanın öbür ucunda bile ulaşabileceğim bir blog sayfam var. İyi ki var. Bugünlük bu kadar olsun mu? Olacak. İçimdeki karanlıktan korkmuş ve kırılgan kalbi yeniden yeşerteceğim. Çünkü o biraz şaşırdı ve üzüldü ama biraz daha büyüdü. Düşmeyelim derken manzarayı kaçırdığımız son demler belki. Göreceğiz..



      Not: Bu yazıyı hiçbir yerde link olarak paylaşmayacağım ama burada olacak. Denk geldiysen ve buraya kadar okuduysan umarım burada yanan o titrek mum ışığını hissedebilmişsindir. Bir blog sayfasında geziniyorsan zaten sen de benden birisin. Her kimsen, sana Lale Müldür'ün Destina şiirini armağan etmek istedim. Çünkü içimden o şiir geldi. :) Burası benim kürkçü dükkanım. İstediğin gibi dolaşabilirsin, korktuğum kalabalık sen değilsin. Hatta istersen anonim bir mesaj bile bırakabilirsin. Selamlar, sevgiler..
      

24 Nisan 2023 Pazartesi

Volkan Nefesi


      İşte yine buradayım, düşüncelerimi önüne bırakıp kaçacağım bir kapı bulamadım. İnsanın ruhu evsiz kaldığında onu yargılamadan dinleyecek ve kollarını açacak yerlere koşuyor. Benim de dönüp dolaşıp sığındığım kollar burası. Yıllardır yaptığım gibi buraya biraz nefes almaya geldim. Günden, gündemden, şehirden uzakta.. Nefes almak bazen düşünüldüğü gibi kolay olmuyor. İçimize çektiğimiz bir volkanın külleri gibi. Soğuk suların söndüremediği bir volkan nefesi..

      En son ne zaman yazdığıma ve ne yazdığıma bakmadım açıkçası. Ben genellikle geriye bakmam. O anda parmaklarımdan dökülenleri yazarım ve devam ederim. Ruhumu serinletmenin daha iyi bir yolunu bulamadığım için oyalanmak yerine sadece yazabildiğim kadar yazmayı seçerim. O anda düşünülenin ve hissedilenin zehrini almak kolay değil. Aslında birilerinin okuması için de değil. Sadece yazmak.. Burada olmak, kendimden kaçmak isterken kendime sarılmak ve her zaman anahtarını üstümde taşıdığım bir odaya saklanmak gibi.

      Yine bir gece vaktinin serin sessizliğindeyim. Bir yandan 'Jane Maryam' şarkısı sakince çalıyor şimdi. Şansıma uzun versiyonu denk geldi. Bir süredir tatlı bir melodi olarak devam ediyor. Diğer yanımda bardakta beni beklerken soğumuş çayım var. Soğuk bir suyu tercih ederdim. Şimdi ne bana ne de kendine faydası var. En sıcak şeyler bile soğuyormuş demek ki.. Baktığım her şeye farklı bir anlam yükleyip soru havuzuma cevap ekliyorum. :) Ama böyle olmasaydım sorularıma kim cevap verebilirdi? Beni benden başka kim ikna edebilirdi?

      Bir şeyler aklıma yatmadığında ama aksi durumu için hiçbir kanıt bulamadığımda kendimi ikna etmeye çalışıyorum. Belki de öyle değildir, yanılıyorsundur diyorum. Tüm bunlar kendimle savaş anında söylediğim sözler tabii. Ama bir türlü ikna edemediğim iç sesim, bir süre sonra gerçekten haklı çıkıyor. Sonra sezgilerime saygım daha da artıyor. Sezgilerim ya da iç sesim -artık her ne derseniz- benden bağımsız hissediyor karanlığın ötesini. Ama insan bazen de inanmak istiyor. Bilirsiniz.. Ama hangi gerçek gizli kalır ki? Dünya çok acayip bir yer. Bize sadece olanları uzaktan izlemek düşer. Bizim mayamız belli.

      Şimdi denk gelen şarkı çok sevdiklerimden biri. Konunun üzerine bu şarkıyı açmak aklıma bile gelmezdi. Hayata tat katan ve belki de yaşanılır kılan böyle tatlı tesadüflerdir. Konular değişir, günler geçer, isimler bile değişir ama insan kendi dünyasında dolaşıp durmaya devam eder. Hep bir ışığın peşinden gider. İşte böyle geçer zaman. Aynalara bakmak istemezken bir şarkıda bulur parlayan gözlerini. Hayatta her şey olabilir.. Oluyormuş yani.

      Bugün de biraz durulduk, sakinleşti kalbimiz, serinledi.. O zaman şükür ile yola devam edelim. Okuyarak, yazarak, dinleyerek, anlatarak.. Bazen gülerek bazen ağlayarak ama kimseyi yargılamayarak.. Bazen konuşarak, bazen susarak, bazen susarak konuşarak.. Bazen sadece durarak.. Böyle işte. Haydi kendi dünyamıza tekrar dönelim. Artık buraya daha güzel günlerde daha güzel haberlerle gelmeyi dilerim..

4 Mart 2023 Cumartesi

Ruhumun Ormanı


       Gidecek hiçbir yer bulamadığımda, kendi kabuğuma da sığamadığımda koşarak geliyorum buraya. Ruhumun ormanında yürürken ağaçların ortasında sarı ışıklı bir ahşap ev bulmak gibi bir his.. Bir duman tütüyor burada. Camlar buğulu ama içinde kimse yok. Kapıyı açtığımda yüzüme dokunan o tatlı havayla ısınıyorum. Çıtır çıtır yanan bir soba, üstünde dumanı tüten bir demlik, yerde kırmızı bir kilim.. Her adımıma karşılık veren bir ses var burada. Sakin, huzurlu, temiz, sıcak.. İşte böyle bir yere koşuyorum bu gibi anlarda.

       Günler geçti. Normale dönüyormuş gibi görünen günler her an yeni bir sürpriz için tetikte bekliyor. Her gün yeni bir şey oluyor. Artık şaşırmıyorum, tepki veremiyorum. Geçen, gün mü? Hislerimiz mi? Bazen zamanı bile hissedemiyorum. Sanki küçük bir ormanda kapalı kaldım. Başka yerler var biliyorum ama nasıl gideceğimi bilmiyorum. Nasıl gidilir? Neden bu ormanda olduğumu bile sorguladığım zamanlar, yerini sessizliğe bıraktı. Yani sadece olanı olduğu gibi izliyorum.

       Büyük hüzünler, büyük sevinçler, büyük olaylar bende her zaman bir duygu bırakır. Bazen cesaret bırakır, bazen umut bırakır, bazen dinginlik bırakır.. Son bir ayda ülkede olan şeyler bende yalnızlık duygusu bıraktı. Etrafında insanlar varken yalnız olmak, yalnız hissetmek hatta hissedememek izah edilebilecek bir duygu değil. Sanki yıkılan şehirlerde ben tek kaldım. Hiçbir şey yapamıyorum ve enkaz etrafında sadece dolaşıyorum gibi bir his. Kimse bana gelemiyor ben de gidemiyorum. Bu gibi durumlar yapılacak şeyler de anlamsız gelince sessizliğin ağırlığı artıyor. Geçer mi? Tabii ki geçer. İnsan her zaman her şeyi geçer. Zamanla şekillenir duygular. Biliyorum. Ama bu aralar hissettiğim şey bu. Olmam gereken yer neresi bilmiyorum belki de aslında oradayım. Kim bilir? Zaten ellerinde olanı aramak böyledir. Mucizeleri görelim..

16 Şubat 2023 Perşembe

Kalbin Işıkları


       İçimde müthiş bir yalnızlık duygusu var. Sessiz bir yalnızlık. Acı değil, karanlık ve serin bir yalnızlık. Gözleri dolduran, elleri soğutan türden. Duygularımı tarif ederken mümkün olabildiğince somutlaştırmaya çalışırım. Çünkü uzaktan izlerim ne hissettiğimi, duygumu varlığıyla anlatırım. Onun için yapabileceğim en iyi şey bu, yazmak..

       Zaman geçtikçe sisler dağılır, toz artık yere iner ve görmek kolaylaşır. Ben zaman geçtikçe bulananlardanım. İnstagram enkaz videolarıyla dolu. Kaç yüz tanesini izledim bilmiyorum. En son biri çocuğuna sesleniyordu ciğerini parçalarcasına. Çıt çıkmıyordu. İplerin koptuğu an oydu belki, bilmiyorum. İçimde deprem korkusu, hayat coşkusu yok. Sadece üzülüyorum. Ruhum yorgun. Duygusal kapasitemin sınırlarını bilerek öteye geçmeye çalışmıyorum. Ama bulunduğum alan bile beni çok etkiledi. Benimki devenin bir tüyü sadece. Kime ne anlatabilirim ki?

       İnsan karanlığa bir kere daldığında, tünelin sonundaki ışığı bulmak adına daha çok yürür. Ben de durmadan yürüyorum. O kadar karanlık ki geldiğim nokta, kendimi bile göremiyorum. Neyse ki yazmak bir lambanın altında oturmak gibi hissettiriyor. Günler pek kolay geçmiyor. Herkes biraz sessiz ve hiçbir şey aynı değil. Beylik lafların altının boşluğunu görmek insanları başka bir köşeye çekti. Artık hepimiz gerçekten başka biriyiz.

       Yıkılan evler, hayaller, planlar, umutlar.. Her şey bambaşka bir yere evrildi. Bir diğer yanda uzatmalı kabloyu priz yerine tekrar kendine takıyoruz. Bu da ayrı bir hikaye. Artık şaşıracağımız bir şey kalmadığına göre kalbimize dönelim. Gözlerimizi, kalbimizin sesini verene çevirelim. Uzun bir gece başlıyor, şimdi içimizdeki karanlığa kalbimizin ışıklarını yakmayı deneyelim.

13 Şubat 2023 Pazartesi

Güneşin Beyaz Örtüsü


       Yeni bir sayfa açıldı. Şimdi hiçbir şey eskisi gibi değil. Burada dünyada bile unutulmayacak şeyler yaşandı. Binlerce insan gitti. Kimileri aç susuz geçen 6 günün ardından yaşamaya devam etti. Enkazda bir bebek doğdu, annesi gitti. Beden kalınca kalınmıyor. Dünya öyle bir yer değil. Evler gitti, mallar gitti, mülkler gitti..

       Son bir haftada duyup gördüklerimiz unutulmayacak. Tüm dünyanın gündemi olduk. Bu topraklar zaten her zaman gündem olacak. Olaylar ve kişiler değişecek. Tarih tekerrür edecek, biz seyredeceğiz. Ülke sessizce bir bataklığın içinde yüzerken bataklığı oluşturan ve besleyenlerin ilk patlağıydı bu. Diğer bataklıklar patlamaya devam edecek. O bataklığa dahil olmayanlar izleyecek, beklenen oldu ve bataklık sahiplerine sıra geldi.

       Ağır bir kitabı taşımak için seçilen şehirler yeni bir sayfa açtı. Neler oldu neler.. Bir yanım sızlıyor bir yanım diyor ki, yaşamak bu. Her şey pamuk ipliğine bağlı. Bir gecede hayat değişir. Bir gider bin gelir. Sonra dolu dolu dolaplardan sadece işe yarayacak olan seçilir. Neye üzülürsün, neye sevinirsin, neye bağlanırsın, neyi beklersin. Nasılsa bizi buraya getiren yolumuzu çizdi. Evin sadece nefes aldığın yerdir. Ötesi değil. Ev de gidebilir. Para için göz yumulan şeyler, binlerce canın sebebi olabilir.

       Güneşin beyaz örtüsü kalktı artık. Gözlerimizin önünden süzülerek geçti. Gün doğmaya başladı. Güneş kimin, göz kimin, bunu düşündüren söz kimin.. Artık her şey daha farklı. Şimdi sadece yapılanın edilenin yaşanma zamanı. Belki de gözlerimiz her şeyi asıl sahibine iletmek için izledi. Kim bilir.. Artık hepimiz, biraz başka biriyiz. Üzgün, sessiz, dağın taşın asıl sahibinin bir bildiği vardır deriz.

      Kalanlara şifa, gidenlere rahmet, sevdiklerini kaybedenlere sabır dilerim. 

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...