24 Kasım 2020 Salı

Kokusunda Sevgi Bulunan Kelimeler


      Dönüp dolaşıp buraya geldim. Burada olmak, kendi içimde yaşamak, aklımın odalarında dolaşmak gibi. Yazdıklarımın belki de tek okuyucusu benim. Bu da ayrı bir özgürlük veriyor gibi. İç sesim söylüyor, ben de yazıyorum. Düşünsel özgürlüğün zirve hali. En azından benim için.. Şimdi iç sesimi klavye ile buluşturma vakti.

      Sevmek, sevildiğini hissetmek, toplumda bir yer edinmek, değer görmek, değerli görüldüğünü bilmek, insanların hayatına dokunduğunu görebilmek, önemsenmek, bir insan için en büyük mutluluk olsa gerek. Benim gibi duygularıyla ve kelimelerle yaşam enerjisi bulan biri için böyledir diyebilirim. Muhakkak vardır benim gibi düşünenler. Kokusunda sevgi bulunan bir kelimenin nasıl iyi geldiğini, günü nasıl güzelleştirdiğini bilirler elbet. İşte bugün böyle bir gündü. Hatırlanmak, gün boyu sevgi ve saygı dolu cümlelerle sarmalanmak ne güzel..
(Fonda hala bildirim sesleri var. Minnettarım, şanslı olmak bu olsa gerek. :) )

      Hayatın bazen şanstan ibaret olduğunu düşünüyorum. Bazı anlarda yani. Karşınıza çıkan, yaşadığınız, etkileşim halinde olduğunuz iyi kötü her şeyin bir kazanç olduğunu düşünüyorum. En kötü tecrübelerin dahi bir sebebi olduğunu ve aslında bambaşka bir olayda avantaja dönüştüğünü düşünüyorum. Düşünebilmem için aklımın ikna olması gerek. Aklımı ikna edebilecek tek şey ise yaşam ve yaşanan gerçek. Yaşamın içinde bunları görmek, meseleye olan inancımı arttırıyor benim. Evet her şey başka bir şeye dönüşmek üzere fragmanı gösterilen bir film gibi. Yaşadığımız anlık hüzün, bütünden bir parça ama asıl mevzu bambaşka. İşte bunu da zaman gösteriyor yalnızca. Zaman.. Sihirli sözcük. Olmazları olduran, mümkünleri imkansız kılan, büyü..

      Kalabalıkların aslanları, içinde süt dökmüş bir kedi taşır. Bu kedi bazı zamanlarda tenhalığından kaçar ve kalabalıklarda dolaşır. Sonra tekrar bulur yerini. Her şey normal seyrine ulaşır. İnsanız.. Bazen içimizdeki o süt dökmüş kedinin başını okşayıp özgürlüğüne kavuşturmalıyız. Dönüp dolaşıp geleceği yer nasılsa bellidir. İçinizdeki süt dökmüş kedi yalnızca sevgiye gelir. Kendinizi ve içinizdekini sevin. Her şey güzelleşir. Nihayetinde herkes kendini ve kendi içini en iyi bilendir. Değil mi? Kendinizi kalabalıklar içinde yalnız hissettiğinizde, kuyruğunuzu indirmek durumunda kaldığınız ve bunun bir saçmalık olduğunu hissettiğinizde bu durumu hatırlayın.

      İnsanız.. Gücümüzün içinde güçsüz yanlarımızın da olabileceğini ama her şeyin olması gerektiği haline dönebileceğini unutmamalıyız. Bunu bugün kendime hatırlattım. Görebildiğimiz her şey, bizim ona ayırdığımız değer kadar kıymetli. Her şeyin yeri de kıymeti de ayrı. Değer kotamızı doğru şekilde paylaştırmak gerek. Bu en mantıklısı. Dünyayı sevgi güzelleştirecek.
Bunu böyle dağa taşa yazacağım. :)

      Günün kapanışını yaparken iç sesime teşekkür ediyor ve kulağımın her zaman onda olduğunu hatırlatıyorum. Hatalarımın, yanlışlarımın, heyecanlarımın, öfkemin, sevgimin, merhametimin tek kaynağını, duygulardan mürekkep bir insan olduğum gerçeğine bağlıyorum. Aklımın, kalbimin ve ruhumun daha çok törpülenmesi gerek. İyi olan her şeyi severek ve öğrenerek..

Buraya kadar kimler okudu asla bilmeyeceğim.
Muhtemelen düşünceler ve kalpler bir..
Sağlıklı, huzurlu, neşe dolu günler dilerim.

Sevgilerimle..

21 Kasım 2020 Cumartesi

Kürkçü Dükkanı

                                    Kürkçü dükkanıma selam olsun..

     Herkesin hayatında bir kürkçü dükkanı vardır. Benim de dönüp dolaştığım ve nihayetinde soluğu aldığım yer burası. Buz gibi bir ayazda, karda, fırtınada, ıssız yollarda zifiri karanlıkta dolaştıktan sonra sıcacık bir dağ evine kavuşmak gibi.. Bazen de alev alev yanan bir yerden kaçarken bulduğum çok serin bir ağaç gölgesi.. İşte benim için burası böyle bir yer. En azından kaçacağım bir yer var. Bu bir şans değil mi? Kaçmak.. Ama nereye? Nereye kadar? Ve niye?

      Aslında gerçek anlamda kaçtığım hiçbir yer olmadı. En kuru ayazda, en karanlık yolda bile bile dolaştım. Ben bir adım attıysam düşünmüşümdür, keyif alırım. Üşüyen insan elbet sıcak arar. Sıcaktan bunalan da soğuk bir su arar. Nihayetinde insanız. Düşe kalka yolumuzu tamamlayacağız. Ben de tüm yorucu ve keyifli yolculukların ardından soluğu burada alırım. Çözemediğim meselelerde, anlayamadığım şey her neyse burada kalbimi ısıtır ya da yanan kalbime bir serin gölge ararım. İnsanım..

      Bugün 21 Kasım. Ruh da 21 gramdı değil mi? Ruh gidince beden 21 gram eksilirmiş. Bu nereden aklıma geldi bilmiyorum ama 21 gram eksilen için bunun pek bir önemi olmasa gerek. Belki de önemlidir. Bilemeyiz. Dünya hali.. Bazı şeyleri bizzat yaşamadan asla öğrenemeyeceğiz.

      Haydi biraz da güncelden söz edelim. Belki de hayatımın en huzurlu zaman dilimindeyim. En azından benim için huzurlu. Ve aslında mutlu. İçim o kadar rahat ki.. Pürüzler yok mu, elbet var. Ama hayat bir törpü.. O yüzden içim çok daha rahat. Su kendine akacak bir yol buluyor. Her şey daha iyiye, daha güzele dönüşmüş oluyor. Böyle düşününce serin bir nefes alıyor insan. Hayatımda değişen bir şey olmasa da bazen bu nefese ihtiyaç duyabiliyor insan. Oyalanıyoruz işte günlerin getirdikleriyle. Götürdüklerini sevgiyle uğurluyoruz. Böyle böyle geçiyor günler. Geçecek ki daha güzel günleri görelim. Anlamsızlığın ve doyumsuzluğun kol gezdiği bu zamanda iyi hissetmenin kıymetini bilelim. Yine bir gece vakti güneşe serdim kalbimi. Ama uykum geldi. Bu defa gözlerimle savaşmak yerine rüyalarımla uğraşacağım. Bakalım bugün hangi rüyalarla gecemi aydınlatacağım. Ki benim rüyalarım günlük hayatla dolu bir macera filmi gibi. Bakalım ve görelim..

Huzur, sağlık ve mutluluk dilerim..

11 Kasım 2020 Çarşamba

Okyanusun Ortasındaki Çöl Serabı


      Sizi bundan yıllar yıllar öncesine götüreceğim.     --->  (Linke tıklayınız.)

       Yıl 2015.

      Mayıs tüm hızıyla ilerliyor. Tezimi teslim etmem gerekiyor. Yurt odamda yalnızım. Sessiz ve telaşlı bir yalnızlık. Her geceyi sabah ediyorum. Kocaman pencereden görebildiğim açıklık, çok aydınlık. Dağ olmaya tenezzül etmemiş bir tepeden süzülen ay ışığı giriyor içeriye. Serin bir rüzgar esiyor, dalgalanıyor perdeler. Gece yıldızlar, gündüz güneş ve bulutlar benimle yaşıyor. Kaç gün doğumu izledim böyle bilmiyorum. Kaç bulutu sığdırdım kalbime ve onlarla birlikte yükseldim o zamanlar, bilmiyorum. Kalabalık bir yalnızlığın içinde durmadan yazıyorum. Durmadan, uyumadan, sorumlu olduğum 14 kitap konusuyla beni darmaduman etmiş halde. Aklım, kalbim, hayallerim ve gerçekler büyük bir savaş içinde. Ben o savaşın ortasında yazıyorum yine de. Şimdi diyebilirim ki, ben bir savaş gördüm. O günlerde çıkan bu şarkıyı döngüye alıp kaç karanlıktan aydınlığa aktım, kaç aydınlığı karanlığa bağladım saymadım. Bu şarkı benim için o günler demek. Şimdi yine döngüde çalıyor peş peşe. Velhasıl çetin günlerdi, serde kavak yelleri vardı. Geçti..

      Zaman o kadar hızlı geçiyor ki.. Aynada bıraktığımızı bile aynı yerde bulamıyoruz bazen. Atıp tuttuklarımıza dönüp bakmaya tenezzül etmediğimiz zamanlar oluyor. En önemlilerin aslında o kadar da önemli olmadığı, hayal olarak yüceltilenlerin aslında sadece hayallerde yüce olduğu zamanlar işte. Gülüp geçebiliyormuşuz gözümüzde dağ ettiklerimize. Ne kadar güçlü olduğumuzu fark edebiliyormuşuz. Bazen gurur duyabiliyormuşuz kendimizle bazen de dolu gözlerle sarılabiliyormuşuz kendimize. Oluyormuş bunlar. Zaman öğretiyormuş. Sonra öğrendiklerimiz de değişebiliyormuş. Hiçbir şey planlandığı gibi olmuyor, sadece olması gerekenler oluyormuş. İyi ya da kötü. Ve her şey insana hayatın hazinesinden bir inci bırakıyormuş. Bak bunu da bununla hatırla der gibi. O kadar çok inci var ki ellerimde. İnci, incilerin içinde. Rengarenk inciler.. Yalnızca kalp gözüyle görülebilen inciler içinde bir yaşam var elimizde.

     Hepimiz farklı zamanlarda aynı yollardan geçiyoruz. Başka amaçlarla, başka hayallerle, başka adımlarla. Ama aynı yolda. Bazen karşılaşıyoruz, bazen ayrılıyoruz. Ama hepimiz yürüyoruz zamanın içinde. Bazen okyanusun ortasında küçük bir kara parçası arayan ve bazen de çölün serabına kapılan insanlar gibi.. Heyecanla, umutla..

      Yarınlar ne getirir bilmiyor olsak da geçmişe şöyle bir dönüp bakmak güzeldir. İçinde olduğunuz her anı, her duyguyu ve her heyecanı yalnızca siz bilebilirsiniz. Ve biraz da sizin gibiler sezebilir. İşte bugünlük böyle.. Ne demiş Teoman? 😏

'' N'apim, tabiatım böyle.. ''


      En mutlu ve en huzurlu olduğunuz anlarda olmanız dileklerimle.
      Sevgiyle.. :)



                                                                                               Görsel klipten alıntıdır.

      

4 Kasım 2020 Çarşamba

Yaz Gibi Bir Güz


      Asırlar sonra yeniden buradayım. Aslında yazma planım yoktu. Birden burada buldum kendimi. Küçük bir özet geçeyim şimdi.

      Ekim ayı, sonbahar tatili oldu benim için. Güzel bir aydı. Yeni bir yaşa girdim, yeni şeyler öğrendim, yeni insanlar tanıdım, yeni yerler gördüm, yenilerle dolu bir aydı. Tertemiz hava ve tertemiz su ile yaşadığımı hatırladım. Yazın cıvıltısı bittiğinden civarda pek kimse kalmamıştı. Virüsün giderek yaygınlaştığı bu zaman diliminde kimsenin olmaması ayrı bir şans oldu. Yalnızlığı, sessizliği ve sakinliği çok seven biri olarak hayatımda ilk kez gerçekten tatil yapmış gibi hissettim. Bu bana çok iyi geldi. Ruhum dinlendi. Kendimi daha çok sevdim. Ve aslında hayatın o kadar da ciddiye alınmaması gerektiğini ve huzurun gerçekten yaşandığı yerlerin olduğunu fark ettim. Bu benim için müthiş bir kazanç oldu. Kararlar aldım. Hayaller kurdum. Planlar yaptım. Perdenin arka tarafı da var sonuçta. Oralarda dolaştım biraz. Güzeldi her anlamda. Bana güzel duygular ve düşünceler kattı bu ay.

      Bir hafta önce denizde yüzerken şimdi deli gibi yağmur yağıyor. Doğup büyüdüğüm şehrin havasını yadırgıyorum. Pencereden başımı uzatıp temiz bir hava soluyamamak.. Ne garip. Anladım ki ben kalabalıkların insanı değilim. Deniz görmem gerek, gördüğüm denize girebilmem gerek. Doğal bir yaşam hayali kurup geldim. Şehrin kaosunda boş işleri çok ciddiye alarak yaşıyoruz. Bomboş insanları muhatap alarak pirelerin deve oluşunu seyrediyoruz. Bu çok saçma. Ama gündemimiz tam olarak bu. Oysa daha farklı bir hayat mümkün. Bakalım zaman ne gösterecek..

      Aklımda o kadar çok şey var ki.. İcraat henüz olmasa da olur sanıyorum. Hayat hala düzlüğü göstermedi, yokuşlarını tırmanmaya devam ediyorum. En güzel manzaralar en yüksek tepelerin ardındaydı değil mi? Biraz daha yürüyelim bakalım.. Hep birlikte göreceğiz. Zaman sağlık, huzur ve daha çok mutluluk getirsin dilerim. Hepimiz için..




 

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...