19 Ocak 2020 Pazar

Cevabını Kimsenin Bilemeyeceği Sorular



      Herkesin kuyusu kendine derin. Ve herkesin anlatamadıkları ya da anlayamadıkları var. Hepimizin.. Çünkü insanız. Kalabalıklar içinde yaşayan insanlar olarak bazen o kalabalığın içinde öyle yalnızız ki.. Yapayalnız.. Kimsenin elemini kederini sorgulayamayız. Anlam veremesek de acısına, basit bir meseleymiş gibi davranamayız. Tıpkı küçük sevinçlerini ya da ufacık hayallerini gerçekleştirdiğindeki sevinci basitleştiremeyeceğimiz gibi.

      Başkalarının mutluluğuyla mutlu olur musunuz? Sizin hayalini kurduğunuz bir meseleye bir başkası şans eseri hemen kavuştuğunda, gülümseyebilir misiniz onun adına? Sadece soruyorum. Cevabını sizden başka hiç kimse bilmeyecek nasılsa.

      Kalabalıklardan bahsetmiştim. O kalabalıklar, tam bağımsız yüzlerce dünyadan oluşuyor aslında. Belki bir uyduya bağlı ancak özünde özgür. Hüznüyle, neşesiyle, hayalleriyle, düşünceleriyle herkes birbirinin aynısı ve bir o kadar da farklısı. Garip değil mi? Her birini kendimizce yorumlayabilir, bazen altını bazense üstünü çizebiliriz. O kötü, diğeri iyi, öteki onursuz, beriki doyumsuz.. Zor değil. Her insanı kolayca yaftalayabiliriz. İyi bir enerji almadıysak yandı hepsi.

      Şimdi bir şeyleri kendimiz için düşünelim..
      Bazı insanların bizi çok sevdiğini, neşemizle neşelendiğini, bize güvendiğini, koruyup kollamak istediğini, sorun olarak gördüğümüz meselelere yeni bir pencere açmak için çabaladığını, samimiyetimize inandığını ve gerçekten değer verdiğini hissediyoruz. Ancak bu sevgiyi nasıl kazandığımızı bilemiyoruz. Sonra bir başkasının bize nefret dolu bakışını ya da peşimizden atıp yakalayamadıklarına şahit oluyoruz. Bu,onu da anlamlandıramıyoruz. Ortak bir paydamız yokken, kimse kimseyi gerçekten tanımamışken bu nefret neden? İyi biri miyim ben şimdi? Kötülüğün abidesi mi? Hangisi? Ya da iyi bir insan olmak nedir? Bunun bir tanımı olabilir mi?


      Bu ve bunun gibi düşüncelerle geçiyor günler. Önce kendimde arıyorum hatayı, kendimde bulmaya çalışıyorum kusuru. Hayattan öğreneceğim çok şey var. Biliyorum. Bir gün güller açacak, bülbüller şakıyacak bunu da biliyorum. Her yeni gün güzellikler getirsin. Yarın çok güzel şeyler olsun hepimiz için..


16 Ocak 2020 Perşembe

Yazma Oku ve Konuşma Dinle



        Bu aralar..
        Zaman hızla akıp gidiyor. Hangi ara gün doğuyor, gün geceye ne zaman kavuşuyor, akıp giden zamanı yakalayamıyorum. Bir su gibi.. Zaptı zor.
        Bir diğer yandan anlatacak çok mesele, bu meseleleri izah edebilecek tek bir kelime yok. Bu aralar yazmak istemiyorum nedense. Bazen olur böyle..
        Zaman çok ilginç bir olay. Akıbeti kestiremiyorsun. Yaşanan en ufak bir olay dahi insanı eritirken diğer yandan güçlendiriyor. Olacak olan bir şekilde oluyor. Anlatamıyor, anlayamıyorsun. Yalnızca bir nehir gibi akıp geçen zamanı uzaklardan sessizce izliyorsun. Gürül gürül akan zaman nehrinin huzur veren sesi, bir nevi terapi.
         Olmazlar oluyor, imkansızlar mümküne dönüşüyor. Yaşayarak öğreniyorum tek tek. Bu zamanlar konuşma değil dinleme, yazma değil okuma zamanı. Bir süre daha böyle.
         Kalbimiz gibi günlere..






Bu yazıyı blog derinliklerinde bırakıyorum.
Denk gelip okursanız bunu okuyan birkaç kişiden birisiniz demektir.
Sevgiler.

4 Ocak 2020 Cumartesi

Boşlukta Raks



      Hepimizin ait olduğu bir yer var. Benim -en- ait olduğum yer burası. Kendimle baş başa kaldığım ya da kalmaya çalıştığım bu yer, benim için bir sığınak. Boşluğun içinde bir dünya kurmak gibi. Herkesten ve her şeyden uzak. İdeal bir dünya düzeni.

      Zaman geçiyor, her şey değişiyor. Değişenler bana değişmeyenleri, bilinmeyenleri, düşünülmeyen ve kabul görmeyenleri hatırlatmaya başladı. Dünyayı yeni anlamlandırır gibi izliyorum akıp giden zamanı.

     Yolumuza çıkan insanlar, duyduklarımız, tesadüfen karşımıza çıkan her ne varsa.. Bu karşılaşmalar boşuna mı? Bize bir şeyler katmalarından bahsetmiyorum. Neden? Ve bir daha nasıl çıkacak karşımıza? Çıkacak mı ya da? Bu gibi sorular aklımdan geçip giderken bir başka soruya ses olsun kelimeler: hayatımıza ait miyiz? Gerçekte biz aslında nerenin gülleri, hangi diyarın bülbülleriyiz? Kim değerli? Değeri kim belirliyor? Değer ne? Yaşam böyle mi geçecek? Ait olduğumuz yerlerin silüetleri dahi silinirken zihnimizden, yolumuzu nasıl bulacağız? Yol nerede?

      Kaçıp giden bir güruhun, sorguladığı her ne varsa eleştirerek, küçümseyerek yaşama tutunan insanlar içinde, yaşamak ne kadar mümkün sizce? Ezerek, bozarak, çözerek ilerleyen ruhların içinde yol bulmak, anlatmak, anlaşılmayı ummak ya da sanmak, biraz da anlamaya çalışmak.. Mümkün mü?

      Ardında ve altında neler olduğunu bilmediğimiz bir buz dağının karşısında hepimiz merhamet bekleyen kanadı kırık kuşlar gibiyiz. Akıbeti bilemeden akıp giden zamanın yönlendirmeleriyle adımlar atıyor, yürümeye çalışıyoruz. Gittikçe yaklaşıyor ve üşüyoruz. Tüm heybetiyle karşımızda duran dağlar bir buz kütlesi, varlığının heybeti bile bir üşüme sebebi.

       Yaşamın bağrında kopan feryatlara kulağımızı tıkamanın başarı sayıldığı, oyunda elenmemek için bunun bir güç olarak adlandırıldığı zamanlar içinde, anlamak ve anlaşılmak istiyoruz belki de. Bu zor. Kolay olan hiçbir şey olmasa bile bir şeyler yapmak, oyunun biteceğini biliyorsan kendi oyununu kurman gerek. Talimat böyle.

      Dünya aynı dili konuşan insan sayısını o kadar azaltmış ki, kendi dilimden ancak kendim anlıyorum. Hiçbir şey anlaşıldığı gibi değil.. Anlaşılamadığı gibi de değil. Anlatabildim mi? Durumlar böyle..

                                                        Görsel alıntıdır.




Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...