Geçen ay tam da bugün yazmışım yine. Bir rüzgar esiyordu, telefon elimdeyse telefondan yazıyordum. Yine bir rüzgar esti şimdi. Laptop ile masamın başındayım. Perdeyi açtım. İçerisi karanlık ve aralık soğuklarındayız. Tam karşımda ışıl ışıl parlayan bir yıldız ve beni biraz da olsa heyecanlandıran bir ay var. Öyle güzel parlıyorlar ki..
Peki neler oluyor? Bazen ben de soruyorum bunu kendime. Neler olmuyor ki, ya da ne oluyor ki.. İki cevap da gayet uygun düşüyor bu sorunun peşine. Hayatımda çok şey değişti ama en çok ben değiştim. Zaman hızlıca akarken günlerin, ayların ya da yılların bir önemi kalmadı benim için. Hayatı izlemeye devam ediyorum ve hayatın içinde de kendimi. Değiştirmek istediğim çok şey var ama bazen hiçbir şey yapamazsınız ya, öyle bir şey bu. Hiçbir şey yapamamak nedir bilir misiniz? Umarım asla bilmezsiniz. Bu başka bir mesele..
Bu blog benim aynam. İstesem de istemesem de yaralarımı görüyorum. Bazen gülümseyen bir yüz, bazen korkmuş bir çocuk, bazen bir yetişkin karşılıyor beni her bir yazıda. Bu aralar buraya boşluk bırakıyorum. Karanlık yerini biraz daha şafağa bıraktı. Gece bitiyor biliyorum. Çünkü bu hayatın döngüsüdür. Sabah olacak. İçimde sabahlara dair heyecan ve cahil cesareti kalmasa da doğanın döngüsüne inanıyorum. Dönüyor dünya, ay bile değiştiriyor yerini. Belki de hiçbir şey kimsenin elinde değil ya da her şey avcumuzun içinde. Kim bilir..
Heyecan duyduğum şeylerin birer birer hayatımdan gittiğini fark etmek çok uzun zamanımı aldı. Koşmadım tekrar yakalamak için. Öyle olması gerekiyordur, dedim ve bunu fark etmenin nasıl bir duygu olduğunu izledim. Sonra hak vermeye başladım herkese. Bilerek yapmadıkları şeylerin bu kısa ömürlere anlam kattığını fark etmek benim çok uzun zamanımı aldı. Kendim çok zengin topraklar değildim. Mineralleri azalmış bir toprak kimi ne kadar besleyebilir ki.. Aklımın ne kadar karışık ve aslında ne kadar sakin olduğunu yıllar sonra okumak üzere döküyorum içimi. Hayat sürprizlerle dolu bunu da biliyorum. Bunu okuyan biri, içinden büyümeyi öğrendin mi şimdi, diyecek. Bunu da biliyorum.
Esen rüzgarları klavyemde dindirdiğime göre şimdi kendi gerçekliğime dönebilirim. İyi ki böyle bir blog açmışım yıllar önce. Şımarabileceğim bir yer var. Kurallarla sınırlanmadan yazabilmek lüks değilse nedir? Sorun kurallardır belki. Ben kural insanı olmadığımı, disiplinsiz (sadece kendim için) ve rahat bir insan olduğumu öğrendim. Bunun nedeni hiçbir şeyi çok da ciddiye alamıyor olmamdır belki. Beni böyle de seven ve beni anlayabilen herkese teşekkür ederim. Haydi gerçekliğe dönelim. Ay ve yıldız tam göz menzilimde. Biraz da onu izleyeyim. Kısa zaman içinde yine burada olmayı dilerim. Sevgiyle..