24 Kasım 2019 Pazar

Neden Kitap Okumalıyız?



      Son günlerde sanal dünya bombardımana başladı yine. Okuyan şöyle, okumayan böyle.. Tüm bunlardan da ziyade okuma hazzıyla henüz tanışmamış bir kitle var ki ''Neden kitap okumalıyız?'' sorusuna cevap dahi bulamamış, kitapların büyülü dünyasıyla henüz tanışamamış ve arada kalmış.. Anlam veremiyor bu meseleye. '' Ben sevmiyorum! Zorunda mıyım? '' diyerek mevzuyu kapatıyor kendinde.. Ben tarafsız bir duruşla dinliyor ve anlamaya çalışıyorum bu gibi yorumları. Sonra kendimce anlatmaya çalışıyorum kitap okumanın moda oluşundan ziyade asıl mantığını. Bundan sonra yazacaklarım doğrular değil, samimi düşüncelerimdir. (Doğrular görecelidir.)

      Kitap okumak moda oldu, kabul ediyorum. Kahve yanında paylaşılanlar, kitaplıklar, mumlar, kekler, pastalar.. Bunlar işin görsel şölen olan kısmı. Saygı duyarım. Ancak kitap okumayı sorgulayan bir insan için dikkat çekici olmasa gerek.


      Samimiyetle söylüyorum ki, kitap başka bir dünya. Asla yaşamayacağımız bir hayatı yaşayacağımız, asla içinde olmayacağımız bir durumun esas kahramanı sayıldığımız, aklımıza gelmeyecek sürprizlerle dolu bir rüya. Doğru kitapla tanışmadan okuma hazzını alamayacağınızı düşünerek diyorum ki, mesele okumak değil. Empati kurmak. Asla olmayacağımız bir yaşta ya da ırkta, cinsiyette, bambaşka bir hayat yaşamak.. İşte asıl keyif ve kazanım burada.

      Popüler kültürün dayatmasını kabul etmeyebilirsiniz, anlar ve saygı duyarım. Günde 100 sayfa da okumak istemeyebilirsiniz. Bunu da anlarım. Başladığınız her kitabı keyif almıyorsanız bitirene kadar da okumak zorunda da değilsiniz ancak ilginizi çeken yazılarla, bloglarla başlayabilir, okuma zevkini zamanla nasıl kazandığınıza ve okuma anlayışınızın nasıl bir seyir aldığına şahit olabilirsiniz. Çaresizliği, zenginliği, fakirliği, paranın bazen en sevdiklerinizi ellerinizden nasıl aldığını, masum bir iyiliğin sizi en dipten doruklara nasıl çıkardığına ancak okuduğunuz kitaplarla vakıf olabilirsiniz. ''Ben bunu günlük hayatımda da yaşarım!'' cevaplarını duyar gibiyim ancak takdir edersiniz ki daha fazla duyguya ya da tecrübeye ancak bu şekilde şahit olabiliriz. Filmler de bunun için bir yoldur. Kabul ediyorum ancak kitaplar meselenin ayrıntılarını bizim hayal gücümüze bıraktığı için daha kalıcı duygular uyandırabiliyor.

      Ben bu fikirleri paylaştım diye siz şimdi okuma aşkıyla yanıp tutuşmayacaksınız. Nihayetinde herkes kendi dünyasının kahramanı. Herkesin okuduğu da kendine, duygularını ve aklını yonttuğu da kendine. En azından samimiyetimden yola çıkarak hobileriniz ya da ilginizi çeken konular doğrultusunda yazılar okumayı tercih edebilir ya da çok sıkılırım derseniz ince bir kitap ile okuma meselesini denemeyi düşünebilirsiniz. Naçizane fikirlerim böyle..

      Bu fikirler mesleğimin mantığına uymasa da ben bizzat aklım ve kalbimle düşündüklerimi yazmayı tercih ediyorum. Yanlış veya doğru kavramını geçeli biraz zaman oldu çünkü. Eskiden başladığım her kitabı zorla da olsa bitirirken şimdi kendimi yormamayı tercih ediyorum.. İstiyorsan uyumadan oku. İstiyorsan okuma, başka bir kitaba ya da yazıya geç. Keyfin bilir. Bu bakış açısındayım. Çünkü hayat zaten zor ve insanları daha iyi anlamak, kalbimi ve sözlerimi yumuşatmak için farklı hayatları ve düşünceleri okumam, okuduklarım ve dinlediklerimle ruhumu yıkamam gerekir. Nihayetinde insanız ve yaşadığımız topluma, çevremizdeki insanların acılarına, zorlu tırmanışlarına kayıtsız kalamayız. Bir şeyler yapmalı, kabuklarımızı canımızı acıtmadan soymalıyız.

      İlginizi ve hayallerinizi süsleyen kitapların yolunuza çıkacağı günlere kavuşmanız ve hayatın sürprizlerine keskin çizgiler çekmeyeceğiniz bir ömür dileklerimle..
İyi okumalar Türkiye!

                               



3 Kasım 2019 Pazar

Bak Ben Buradayım


      Hayallerin, hedeflerin ve planların arasından kıvrıla kıvrıla akıp giden bir zaman nehrinin içinde gibiyim. Karşımda ise göğün maviliğine karışan, özgürlüğü kanatlarının arasında saklayan beyaz martılar ve martıların arasında uçuşan, adeta bir yerlere yetişmeye çalışıyor hissi uyandıran kırlangıçlar var. Zaman, sonsuz bir mavilik gibi.. 
Pamuk pamuk olmuş bembeyaz bulutların içinde salınıyor kuşlar.

      Bazen bir kırlangıç oluyorum bu aralar. Bir yerlere, bir şeylere yetişmeye çalışıyorum ve sonra gerçeğe uyandırıyor beni bu beyaz martılar. Bak aslında gökyüzünde yaşam var dercesine salına salına dans ediyorlar. Sabırla, yaşamın dansını öğretiyorlar.

      Sonra birden ürkek bir serçe oluyorum. Yolunu kaybetmiş bir serçe.. Bir avuçta kaybolmayı düşlerken, esen rüzgarın götürdüğü yere savruluyorum. Yağdıkça yağmur ve estikçe rüzgar, ıssız bir düzlük içinde sığınacak bir yer arıyorum. Sonra uzaklardan gelen, kaybolmuş bir serçe sesi ile aslında yalnız olmadığımı anımsıyorum.

      Isındıkça kalbim, bir martı oluyorum bu aralar. Maviliklere karışıyor, enerjimi gökyüzünü kaplayan bembeyaz bulutlardan alıyorum. Korkutamıyor artık beni karanlıklar. Aynı yoldan daha önce geçenler de var diyerek, kendi kanatlarımla kendime sarılıyorum. Soğuklar bitecek, tatlı rüzgarlar esecek. Geleceğin sıcak esintilerine sığınıyorum.

     Ve sonra yine kararıyor gökyüzü, pembeleşiyor mavilik  ve parlamaya başlıyor yıldızlar. Demek ki her zamanın bir sahibi var. Bir parlayanı, yol göstericisi, bak ben buradayım yalnız değilsin diye sesleneni.. Bitiyor gün. Soğuyor esen tatlı rüzgarlar. Yeni bir mavilik, tatlı bir sıcaklık umarak uçuşan kumruların kanatlarına takılıyorum. Kendi içime, kendi kalbime doğru uçmaya başlıyorum.


Gelecek yeni günlerden hepimiz için huzur ve mutluluk diliyorum..

                                     

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...