21 Haziran 2021 Pazartesi

Hayatımın Kaldırım Taşları

      
      Ne çok zaman geçmiş buraya yazmayalı. Bazen oluyor böyle. Her şeyden elimi eteğimi çektiğim bir nekahet dönemi esiyor ara sıra, sonra gidiyor. Öyle bir esintiye kapılmışım demek ki. Olsun, herkes evini de yolunu da bilir. Burası da benim evlerimden biri.

      Özet geçecek olursam, pandemik halüsinasyonlar sürüyor ve görünürde pek bir şey değişmese de ben biraz değiştim. İçim değişti. İçimdeki her şey değil tabii ama birçok şey diyelim. :) Hayat yolumda karşılaştığım birçok şey bana farkında olmadan başka bir yol gösterdi. Ben de çok düşündüm tabii bu zaman zarfında. Çok şey öğrendim. Kendim için adımlar attım, kendim için vazgeçtim, kendim için yandım, kendim için eridim. Süblimleştiğimi hissettiğim anlar da oldu bazı zamanlarda, nabzımı kontrol ettim. Geçti günler. Nihayetinde her şey olması gerektiği gibi ve her şey iyi.

      Yazdıklarıma bakış açım da değişti bu arada. Düşünmeden yazdığım birçok şey şimdi bambaşka anlamlar kazanmış. Bunu bilmeden yazmak ama nokta atışı cümleler kurmak sözlerime yüklediğim anlamı değiştirdi. Benim için artık anlamlı yani. Böyle de ilginç bir deneyim oldu diyelim.

      Onun dışında..
      Aylardır süregelen rüya serim devam ediyor. Birbiriyle bağlantılı rüyalar. Hem çok normal hem de alakasız. Rüyaların gizi çözülmediğine göre ‘aman canım rüya işte’ deyip geçelim. Bu hikayede yanan ben olmayacağım ama o artık kesin. Allah koruyor diyelim.. :)

      Son olarak da henüz çıkamadığım bir anlam boşluğunun içindeyim. Bana anlamlı gelmeyen hiçbir şeye kapılamıyorum. Bu da hayatımın kaldırım taşlarını söküp söküp atıyor tabii. Yerine ne koymalıyım, o taşların yerini ne alabilir hala bulamadım. Belki de o taşları tekrar yerine ben koymalıyım. Bu da düşünülmesi gereken bir mesele. Başkasının hayatına yorum yaparken her şey berrak bir gökyüzü gibiyken kendi meselelerimi sis bulutunun içinde çözmeye çalışıyorum. Kendimi sadece ben ikna edebiliyorum o yüzden çözene kadar yola devam edeceğim.

      Daha sakin ve daha dingin hissediyorum kalbimi. Günler nasıl geçiyor bilmesem de daha güzel geçiyor. Bu huzur için şükrediyorum çünkü gerçekten güzel. Duygularımı, başkalarının duygularını, gündemi, hayatı uçlarda hissederken dengeyi mi buldum ne yaptım.. Ben de bilmiyorum. :)

Bende durumlar işte böyle..
Daha güzel günlere, sevgiyle..

17 Mayıs 2021 Pazartesi

Kendi Sularına Dalmak


      Aklımda buraya gelmek ya da yeni bir yazı yazmak yoktu. Birden esti ve şimdi buradayım. Yazıya başlamadan önce de geçen sene yazdığım bir yazıyı okudum. İtiraf etmeliyim ki yazdıktan sonra dönüp arkama pek bakmam. Nadirdir okuduğum. Neden bilmiyorum, alışkanlık gibi. Eski düşüncelerimle karşılaşmak mı istemiyorum acaba? Kendimle karşılaşmaktan mı kaçıyorum ya da? Kendimi sorgulamaya yazıdan sonra devam edebilirim sanırım. Bu arada okuduğum yazı buydu . :)

      Bazı cümlelerimi okurken 'cümlelere bak sen, bunları yazarken bu cümlenin gerçekliğini bilmiyordun acaba hangi hislerle yazıyordun ' diyorum içimden. Kendi sularına dalmak bu olsa gerek. Her geçen yıl biraz daha büyüyen ya da öğrenen ruhum, geçen yıldaki beni çocuk gibi görüyor sanırım. Seneye de kısmet olursa bu yazım için aynı düşünceleri yazarım. :)

      Yazdığım cümlelerin ya da paylaştığım herhangi bir şeyin çoğaldığını görüyorum son günlerde. Birilerinde güzel bir iz bırakmak ve bu izle karşılaşmak tatlı bir tebessüme dönüşüyor yüzümde. Görüp geçiyorum tabii. Büyüyü bozmamak gerek değil mi? Çoğalsın güzel olan her şey, köpürsün, artsın, yayılsın..

      Uzun zamandır yazmamışım bu arada. Bir ay olmuş neredeyse. Zaman ne çabuk geçmiş. Belki de hiç geçmediği için yazmamışımdır bu da bir ihtimal. :) Neyse ki buradayım. Yazarsak durulur sular. Yazmak.. Aslında bu konu da son zamanlarda ilgimi çeken bir mesele. Soruyor musunuz kendinize ben dünyaya ne katabilirim diye? Kendimi ya da varlığımı hangi yolla paylaşabilirim, ne sunabilirim diyor musunuz? Bu mevzunun sonu en kolay ve en severek yapabildiğiniz şeylere geliyor.

      Benim için yazmak hayatımın en kolay ifade biçimi. Saatlerce yazabilirim. Yeter ki essin. Bir kelime bile yeter yazmam için. Hoş, şimdi olduğu gibi herhangi bir kelime de olmayabilir ama yazmak benim için böyle su içmek gibi bir şey işte. İkna olduğum fikirleri de anlatabilirim. Yazmak ve konuşmak.. Öncelikle esmesi ve benim aklıma yatması gerek. Aklıma yatmayan bir şeyi aklımda tutmaya bile üşendiğim bir gerçek. Bu her zaman iyi bir özellik olmuyor tabii.. :)

      Bu gece 17. günlük karantinanın son günüydü. Benim şahsi karantinam çok daha uzun ama o sular çok derin, şimdilik girmeyelim. Geçen zaman zarfında neler neler öğrendim. Algım değişti. Bir diğer hobim de öğrenmek bu arada. Yeni şeyler öğrenmek acayip keyif veriyor bana. Hayata dair bilgiler ama. Hırsla üretilenlerden değil, saf gerçek. Sadece beynin algılamaya yetmediği bilgiler..

      Sanırım uzun zamandır buraya yazmadığım için klavyeden çekemiyorum parmaklarımı. Konuyu bağlamadım bir türlü. :) Ama olsun.. Buralara yolu düşenleri, bu cümleye kadar okumaya gelenleri kendimden gördüğüm için burada yazmak ayrı bir keyif. Anlaşılacağımı bilmek tatlı bir keyif veriyor. Belki bir gün bambaşka bir yerde yazarım ve yazdığım her bir kelime hayal bile edemeyeceğim yerlere ulaşır. Hayatta her şey mümkün. :)

      Bu düşünceleri bulmam, şu dinginliği yakalamam yıllarımı aldı. Düzeltmem ya da yön vermem gereken şeyler hala var. Geriden geldiğim, olmam gereken çizgide olmadığım yıllar.. Su akar yolunu bulur diyor kapanışı yapıyorum. Aradığımızı bulduğumuz ve kendimizle kavuştuğumuz günler diliyorum.

      Sevgiyle..

      

23 Nisan 2021 Cuma

Bekleyiş


      Hep bir şeyleri bekliyoruz. Yazın ardından güzü, karın ardından güneşi.. Bitişlerin ardından başlangıçları, hatırlanmayı, kazanmayı, ulaşmayı, yeni kararları.. Hepimiz bir şeyleri bekliyoruz. Beklediğimiz geldiğinde ve o anın menziline girildiğinde yeni beklentileri, diğerlerini ve ötekileri.. Hep bekliyoruz.

      Peki ya hiç olmasaydı bu beklemek hissi? Kalmasaydı sabahlara bir çıra, güneşi ne tutuşturabilirdi? Ne kalırdı günlerden, aylardan, senelerden hatıra? Hep beklenmiş, hep gelmiş ama hiç ulaşılamamış yerler mi? Ne yakabilirdi ıslanmış hayalleri o çıradan başka? Yarınları ne ısıtabilirdi? Ne kaldı geçen senelerin ardında? Beklenenler mi, gelenler mi?

      Bir yer var. Hüznün ya da sevincin olmadığı, sadece yaşamı izlediğin büyülü bir yer. Akıp giden zamanı, hayatı, insanları yalnızca gözlemleyebildiğin. Her zaman varamadığın, istediğin kadar kalamadığın, seyir tepesine vardığında sana ayrılan süreyi sessizce kullandığın sonra tekrar karıştığın hayata.. Kendini bile izleyebildiğin, sözlerin ve eylemlerin ardını görebildiğin ama kelimelere dökmemen gereken bir yer. Tam da anladığın anda, bulduğun anda o kokunun rengini, çözdüğün sırada bütün düğümleri, suya düşen pamuk şekerini izlemek gibi bir an yaşatan ve önce görünen sonra kaybolan bir yer..

      Beklemek olmasaydı, istemek, dilemek ve ümit etmek olmasaydı nereye çıkardı yollar? Nereye yürürdü insan? Nerede dinlenirdi, nerede yeni hayaller için beslenirdi? En büyülü tepelere seyir beklentisi.. Bu yüzden yarınlara anlam katan bu yüce kavram iyi ki var. Yola anlam ve adımlara güç veren, sihirli sözcük..

      Kim bilir neleri bekleyeceğiz daha. Neleri gözleyecek gözlerimiz. Hangi yollara bakacağız uzun uzun. Hangi hayalleri besleyeceğiz. Her beklenti, yarınları ısıtacak güneşi tutuşturmaya bir çıra. Her bir çıra yeni bir alevin, yeni bir deneyimin habercisi olacak umutlara. Anlam katacak, kalacağımız eski fotoğraflara, anlara, anılara. Kim nasıl yandıysa bu çırayla, merhem olacak belki bir başkasına.

      Böyle böyle geçecek işte zaman ve yarınları, ömrünün sonuna kadar ısıtacak güneş. Doğuşlarıyla ve batışlarıyla gündüzün ve gecenin sırlarını gösterecek. Biz de izleyeceğiz en büyülü tepelerden. Susarak, dinleyerek, bekleyerek..

4 Nisan 2021 Pazar

Hayatın Akide Şekerleri


      Hani bazı anlar vardır, kalbiniz pır pır eder. Sanki boğazınızda bir heyecan topu seker. Ben alakasız bir seyirde yeni bir şey öğrendiğimde böyle anlar yaşıyorum bazen. Bu da öyle anlardan biri. Soluğu burada aldım bu yüzden. Burası kürkçü dükkanıydı değil mi? :)

      Hayat esrarengiz bir öğretmen. Acımıyor ama öğretiyor. Hatta kendi de öğretmiyor, sen öğreniyorsun. O sadece bir sorun ortaya bırakıyor. Sorunun ne olduğunu bile bilmediğiniz, çözümünü nerede arayacağını kestiremediğiniz.. Adına sorun diyorum ama sorun mu o bile muamma. Öyle bir kara delik. Anlayamadığınız ve anlamlandıramadığınız bir durum işte. Herkes o sorundan başka bir şey anlıyor ve kendi yaşam penceresinden yorumluyor. Birbirinden alakasız yüzlerce anlam. Herkes kendi pandorasını kendi yolunda aramaya başlıyor. Bilirsiniz..

      Önce 'bu neydi şimdi' karşılaşması yaşanıyor. Sonra 'nasıl yani' sezonuna geçiliyor. Ardından 'ne alaka' faslı, müteakiben 'büyük patlama' ve kapanış.

      Büyük bir sessizlik başlıyor önce. Sorulara cevap bulamadıkça ruhun isyanı peyda oluyor. Delicesine akan bir nehirde savrulurken, nereye tutunsam telaşı düşüveriyor zihne. Nereden yakalasam? Hangisi bunun çaresi ya da hangisi bunun mantıklı cevabı? Yanlış nerede ya da ne yapmalı..

      Pençe savururcasına uzanıyor kollar, boşa çıkıyor dallara tüm uzanışlar. Ele gelen dallar, yetmiyor akla. O değil, bu değil, şu ikna edemiyor beni, öteki beni kurtarabilecek kadar güçlü değil vs. Tam bir fikri cenk hali ama nehir bir yandan sürüklemeye devam ediyor tabii. Nereye götürdüğü bile belli değil. Sonra yorulan kollar bırakıyor kendini nehre, yol belli değil ama yön belli. Artık ne olacaksa olsun, hiçbir önemi yok hali.

      Savaşmak yerine kendini nehre bıraktığında, normalde gitmeyeceğin uzaklıklara ulaştığında ve gördüğünde oradaki manzarayı, neden hiçbir dala tutunamadığını ya da hiçbir dalın tutunacağın bir dal olmadığını anlıyorsun. Görmek için bakmak gerekir. Bakmak içinse sebep.. Bir sebebin sana bambaşka pencerelerden baktırması, hayatın seni törpülemesi ve eğitmesi demek. Bu neden basit bir soru ya da birilerinin açıklayabileceği bir cevap içermiyor diye düşünüyorsun ama öyle olmuyor işte. Sorularına kimse cevap veremiyor çünkü kimse kendi dersini tamamlayamamış ki.. Herkes kendi nehrinde savruluyor. Olmadı bataklığında canı sıkılıp senin kaosundan anladığı kadar bir top çamur atıyor. Anlamıyor da işte anladığını sanıyor. Suçlamamak lazım tabii çünkü insanlar ancak kendi kalbinin ve zihninin genişliğindeki pencereden bakıyor. Ellerinde çiçekler varsa çiçek atıyor, çamur varsa çamur. Sana uzatabileceği maksimum şey budur.

      Yanıyor işte birden tüm ışıklar. Delicesine akan bir nehirdeyken, doğru olduğunu zannettiğin şeylerin boşa tutunduğun dallar olduğunu görüyorsun. Bir yolcuğun bambaşka bir yola uzanışı, hayatın kıyağı değilse nedir? Bunlar hayatın akide şekerleri olsa gerek. Çok sert, kıramıyorsun ama çok lezzetli. Hem de tarçınlı. Beklemen gerekiyor. Düştüysen bir nehre, çıkamıyorsan içinden o suya teslim olman gerekiyor. Sulara karışmak değil de nehrin devamını görmek için kendini hayatta tutman yeter. Sonra bir şeyler bambaşka şeylere vesile oluyor zaten.

      Herkes kendi hayat eğitiminde. Herkes kendi savaşında. Bu çok güzel yollarda da olabiliyor delicesine akan nehir sularında da. Sen aklının ucundan geçmeyen cevapları bulana kadar ders devam ediyor. Bunun da evrilmiş hali olacaktır muhtemelen. Seni bir hazine bulmuşçasına heyecanlandıran bu cevapların ötesini de sunacaktır zaman. Hayat daima akıyor ve eleniyor boş dallar. Neye uzanman ve uzandığında da yakalayabilecek kadar güçlü kolların olması gerektiğini öğretiyor hayat. Kendinle karşılaştırıyor. Müthiş bir şey değil mi? Kendinle karşılaşmak ve daha önce bakmadığın ve görmediğin bakış açılarıyla törpülenmek, yontulmak ya da şifalanmak. Bitti mi? Hayır. Bitmek diye bir şey yok ki. Seviye atlama hali. Hayat öğretmeni yeni bir level açıyor olsa da ne dersin sonu geliyor ne de değişimin.

      Bugün böyle bir yazı yazacağımı düşünmemiştim. Zaten düşünmediğimiz neler yaşıyoruz nelerle karşılaşıyoruz değil mi? Bu yazı burada dursun, bana da bir hatırlatma olsun. Hayat koca bir ayna. Benim anlatımım tümüyle bir genelleme ama yolu buradan geçerek bu yazıyı okuyan herkes kendi hayatında uyarlayacaktır muhtemelen. İstediğiniz gibi düşünebilirsiniz. Uzun ve karanlık yollarda yürüdüğünüz bir anda denk geldiyseniz, umarım bu yazı bir ışık olur. Cevap burada değil. Bu sadece bir ışık. Yol da sizin, karanlık da. Bir şekilde yürünecek o yol. Adım adım ilerlemekte ve yorulunca dinlenmekte fayda var.

      Durumlar böyle..
      Bundan sonraki süreçte zihnimde yanan ışıkları beslemem ve sönmesine fırsat vermemem gerek ki hem aydınlanayım hem de ısınayım. Yeni deneyimlere ve yollara bana katacaklarını düşünerek adımlar atayım. Bu da böyle bir andı.

      Tüm yolların ve yokuşların en güzel yerlere götürmesi dileğimle.
      Sevgiyle..

      

22 Mart 2021 Pazartesi

Savaş Meydanında Bırakılan Kılıçlar


      Yine bir gece vakti, güneşe serelim kalbimizi..

      Bir süredir yazmadım buraya. Birkaç girişimim olmadı değil ama paylaşacağım an vazgeçip sildim. Önemli olan yazmaktı, ben de yazdım işte paylaşmasam da olur dedim, sildim. Olur bazen böyle şeyler. Neler olmuyor ki..

      Gündemin bir kuple özetini geçeyim. Virüs dalga dalga dalgalanıyor tıpkı aklımız ve kalbimiz gibi. :) Günlerde büyük değişiklikler olmamakla birlikte gündem çorba oldu tabii. Ülkece kalbimiz kırılmış gibi. Öyle bir durgunluk ve öyle bir vazgeçiş hali. İçimden konuşmayı tercih ediyorum. Çünkü hayata ve ilahi adalete güveniyorum. Hem kimin yaptığı kimde kalmış ki?

      Kendi gündemimin özetini geçeyim biraz da. İçimdeki ses, tatlım boşuna takılıyorsun bazı konulara. Bak sen gel bana inan her şey çok güzel olacak diyor. Mantığımsa, saçmalama canım artık ne nasıl güzel olabilir ki, yanlış sularda yüzüyorsun diyor. Bir gün birini dinliyorum, diğer gün diğerini. Böyle böyle geçiyor günler. Ama en nihayetinde kaderin dediği oluyor. Hayatta hiçbir şey, evet hiçbir şey boşuna yaşanmıyor. Tesadüf diye geçmek de bir tercih ama o işler öyle olmuyor. Kendi gündemimi yine bayağı açık ve anlaşılır yazdım. Muhtemelen yıllar sonra okursam ben dahi bu karmaşayı hatırlayamayacağım.

      İlginç zamanlar vesselam. Oluyor bir şeyler, sonra bambaşka şeylere kalıyor meydan. Bir savaş başlıyor sonra aniden bırakılıyor kılıçlar. Öyle garip günler içindeyim. Ülkenin genel ruh hali bana da sirayet etmiş olacak ki, ben de bıraktım her şeyi kendi haline. Hayatı izlemeye çalışıyorum öylece. Çünkü hiçbir şey planlandığı gibi gitmiyor. Ne kötü ne iyi belli dahi olmuyor. Akıllanıyoruz işte. Öğreniyoruz kuyuların zemin desenini. Sonra aniden bir manzaranın karşısında buluyoruz kendimizi. Güllük gülistanlık bir kış bahçesi..

      Nihayetinde bir yerlere çıkacak yollar, hangi yolu seçsek de kaderin dönüm noktaları var. Göreceğiz.. Bugün bu gamsız ruh halim konuştu, ben yazdım. Uzun zaman geçti malum yazmayalı. Çok şey oldu arada ama onlar da o günlerin süsü olarak kalsın. Durumlar böyle, keyifler yerinde. Daha güzel günlere hep birlikte, sevgiyle.. :)

( Seçim mottosu gibi oldu ama olsun. Kalpler bir olsun.. )

9 Mart 2021 Salı

Yetinmeyi Bilir Misin?

 

Yetinmeyi bilir misin? Sana verdiği kadarıyla hayatın.. Hoş bilsen de bilmesen de, Yara bere içinde bu yollardan geçeceksin.

...

      Bu gecenin konusu 'yetinmek' olsun istedim. Az önce keşfette gezerken bir gönderiye denk geldim, şöyle bir cümle vardı içinde: 'Yetinmek zorunda değilsin.' Çok basit gibi görünen derin bir cümle. Bir yandan okşuyor nefsi diğer yandan boşluğa sürüklüyor sanki. Yetinmek zorunda değil miyiz? Yetinmeyelim mi? Bu konu üzerine konuşalım istedim. Söz şimdi iç sesimin.

      Yetinmek belki de çölde yürürken mataranın dibinde kalan suyu gözlemek gibidir. Yanar kavrulursunuz belki ama çölü aşma umudunun verdiği iradeyle içmezsiniz. Sadece arada ona bakar, çantanıza tekrar yerleştirirsiniz. Çünkü yol uzundur ve su bitmemelidir. Mataradaki varlığını bilmek bile çölünüze serap gibidir. Yetinmeniz gerekir.

      Belki çölde değilsiniz. Bir ummanın ortasında sandalınızdan atlayıp keyifle yüzmektesiniz. Suyla çevrilidir etrafınız. Uçsuz, bucaksız, sonsuz suyla.. Sandalda var olan bir şişe sudan daha çok olan ve sonsuz maviliğin içindeki serin sularla çepeçevre sarılmış bir haldesiniz. Ama bilirsiniz ki her su içilmez. Okyanusun ortasında bile olsanız, her şey o bir şişe içilecek suyun bitimine kadardır. Yetinmeniz gerekir.

      Daha çoğunu istemek, çölün ortasındaysam ve bir adım sonrasının garantisi yoksa diyerek o suyu bitirmek ya da okyanustaysam ve suyla sarmalanmışsam su sudur, nidalarıyla tuzlu suyla susuzluğu gidermek gerçek bir çözüm olmasa gerek. Yetinmek.. Varlığın içinde belki de yokluğu seçmek. Ne kadar zor değil mi?

      Olan kadarına boyun eğmek ya da olan kadarına şükretmek.. Belki de bakış açısı belirliyor elimizdekilerin değerini ya da hayatımızdaki varlığını. Belki de şarkının da belirttiği gibi yetinmeyi bilsek de bilmesek de yara bere içinde geçeceğiz bu yolları. Hayatın yolları neden yarasız beresiz geçilmiyor sahi? Bu da ayrı bir mesele olsun, zamanını bekleyedursun.

      Yetinmeye güzellemeler yapılabilir elbet. Her şeye yapılabileceği gibi.. Hayatın verdiği kadarına şükredebilecek ve ötesinin kaderden olduğuna rıza gösterebilecek bir kalbi bulmak kolay olmasa gerek. Hayatın verdiği kadarının şu anki yolunda olması gereken miktarda olduğunu görebilmek ya da anlayabilmek.. Yetinmek. Yokluğun değil var olanın yeterli olduğunu hissedebilmek. Derin mevzu bu aslında. Bir düşünceden geçerken başka bir düşünceye yol çıkıyor. Daha da derinlere inmeden basit bir çıkarım yapmak istiyorum gözlemlerimden kalanlarla.

      Yokluğun değil de elinde olanın varlığına odaklanan her insan mutlu. Bu çaba göstermemek olarak anlaşılmasın konu o değil çünkü. Olan kadarına rıza gösteren, daha çoğunu istersem azı kaybedeceğimi biliyorum diyerek hareket eden insanlar gerçekten kazanıyor. Nefse bunu dinletmek öyle zor ki, insanız ve içimizde bazen 'ben şimdi sadece o şekeri istiyorum' diyen bir çocuk ağlıyor bazen. Başka şekerleri değil, sadece onu ve yarın değil, şimdi. Bu kadar ısrarla isteyen çocuğa o şeker de alınmıyor zaten. Bu da hayatın bir irade terbiyesi olsa gerek. Ne zaman ki vazgeçiyor o zaman geliyor şeker. Garip bir döngü. Vazgeçebilmeyi ya da ayarında istemeyi öğrenmek bile insanı şekillendiren büyük bir törpü.

      Aklımdan yetinmekle bağlantılı çok konu geçiyor. Muhtelif konulara örnek olarak gördüğüm insanlara ait yıllar yıllar öncesinde şahit olduğum ufacık olaylar ve o olaylara karşın söyledikleri birkaç basit cümle aklıma geliyor. Düşünüyorum da.. Evet istediklerine ulaştılar. Belki yetine yetine bitmiştir değeri. Bu da bir ihtimal ama kazandılar. Elindekinin değerine odaklanarak, olmayanların çözümünü de zamana bırakarak. Kazandılar. Ne zamanla ne de elde olmayanla savaşılmıyor. Yürünen yollar değişse de varılan yer belirlenmiş oluyor. Konu buradan da dallanıp budaklanır ama artık kapanışı yapalım.

      Bir labirentin içinde yürüyoruz ve yürürken seçtiğimiz yollar beklenmedik yerlere çıkarıyor bazen. Sonra başka yollar seçiyoruz ve başka hayatlar geçiyor gözlerimizden. Vesileler, tesadüflere dönüşüyor, tesadüfler gerçekliğe. Biz sadece yürüyoruz. Bazen yetinerek bazen direnerek. O yolları yara bere içinde bile olsa geçiyoruz. Yetinmek.. Var olana kadarına şükretmek.. Zorunda olmasak bile tercih etmek.. Yapabilir miyiz? Zor ama denemek gerek. Görmek ya da duymak istemesek bile hayat bunu zaten bir şekilde öğretecek. Canım hayat.. Sen ne güzel bir öğretmensin.

      En güzel yollardan geçip en güzel yerlere varmanız dileğimle.

      Sevgiyle..



Not: Bu şarkıyı Sezen Aksu'dan dinlemenizi tavsiye ederim. :)

26 Şubat 2021 Cuma

İçinde Yaşamak İstediğim Zihinler


      Güzel kelimeler, zarif ve güçlü kelimelerden mürekkep cümleler, düşünceler.. Bende akıl ve irade kadar hayranlık uyandırır. Okuduğum ya da dinlediğim anda o zihnin içinde yaşamak isterim. Neyle karşılaşacağınızı asla kestiremeyeceğiniz odalarında.. Ve o zihnin içinde var olan her odanın kapısını açmak, içeride neler olduğuna bakmak isterim. Her ortamın bir kokusu vardır. O kokuyu merak ederim. Bilirsiniz, aynı yere başka gözlerle bakarız. Ben bir yere bakarken benim gördüğümün de ötesini merak ederim. Duyguların ve düşüncelerin beslendiği kaynak her zaman ilgimi çeker. Payıma düşen her zerreyi keyifle aklıma işlerim.

      Okuduğunuz ya da dinlediğiniz cümleler, sizde de hayranlık uyandırır mı? Herhangi bir konuda sizin düşünemediğiniz bir versiyonla karşılaşmak, nasıl bir etki bırakır? Bir tüy gibi uçuşan ve usul usul en uygun yere konan kelimeler, kelimelerin ahengi, anlam ve duygu çeşitliliği.. Nihayetinde tüm bunlar bir zihnin zenginliğini hissedebilme hali. Müthiş değil mi?

      Bunun bir de içinde bulunduğu ya da karşılaştığı bir durumu ifade edebilme hali var. Sade ancak basit olmayan bir dil ile durum karşısındaki duruşunu resmetme ve o resmi usta bir ressam gibi boyutlandırarak ifade etme hali.. En uzun cümlelerin dahi altından kalkabilecek kadar güçlü kelimelerin seçimleriyle boyanmış bir tablo gibi. İşte bu konuşulduğunda dilde, düşünüldüğünde zihinde öyle güzel bir tat bırakıyor ki..

      Az önce işte böyle bir yazı okudum ve bu yazı beni, gündüz gözüyle buraya getirdi. Yazmak için genellikle gecenin sessizliğini ve dinginliğini tercih ederim. Böyle zamanlar da oluyormuş demek ki.. Dışarıda şimdi ışıl ışıl parlayan ve sevgiyle saran bir güneş var. Bir de masmavi gökte salına salına uçan martıların sesleri. Rüzgarla dans eden tüller, güneşin ışıklarını odama süzüyor. Yere yansıyan şekiller bazen harflere dönüşüyor. işte böyle huzurlu ve keyifli bir an içindeyim. Ruhumu beslediğime ve neyle beslendiğimi beyaz bir sayfaya işlediğime göre artık gidebilirim.

      Sağlık, huzur ve sevgi dolu günlerde sesinize yankı bulabilmeniz dileğimle.

      Sevgiyle.. :)

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...