5 Temmuz 2020 Pazar
Dolunay Söylencesi
Yine bir gece vakti..
Gecenin manzarası, dolunay. Öyle güzel ki.. Uyuyanlar neler kaçırdığını bilmiyor. Hayran hayran bakıyorum göğe. Sanki gökte kocaman bir inci asılmış gibi. Işık saçıyor. Tek başına. Gürül gürül akan bir ışık hüzmesiyle gücünü ispatlarcasına. Kalbi hiç kırılmazmış gibi. Hiç yargılanmazmış gibi. Dolunay..
Gecenin başlı başına bir saygınlığı olduğuna inananlardanım. Gündüzden daha farklı. Daha başka ve belki de daha anlamlı. Geceye şer yüklemek ya da gece uyumamaya farklı anlamlar yüklemek bana anlamsız geliyor. Gecenin verdiği ilhamı hangi zaman dilimi verebilir ki? Bu sessizliği ve derinliği hangi aralıkta bulabiliriz? Gecenin kıymeti baki..
Kalbimde diri tutmaya çalıştığım bir çiçek var. Minicik. Beyaz ve sarı arasında bir renkte ve henüz 4 yapraklı. Büyüyecek mi bilmiyorum bu çiçek. Toprağını beğenecek mi, büyütebilecek miyim bilmiyorum. Aslında onu beslemek için ne yapmam gerektiğini de fazla bilmiyorum ama gözümle seviyorum onu. Umarım susuz bırakmam. Yetersizce sulamam. Çünkü bir çiçeğe ihtiyacım var. Yolumdaki papatyaları yolanlar o güzelliği benden esirgedi. Kalbimdeki bu çiçeğe sarılıyorum şimdi. Umarım mis gibi kokan güzel bir çiçek olur..
Günler bazen dingin bazen dopdolu geçerken akan zaman nerede bilemiyorum. Bildiğim tek şey insanın her nereye giderse gitsin, hangi yokuştan inerse insin önce kendine sarılması ve önce kendini koruması. Sevebilecek bir kalple yaşamak gerek. Akıp giden zamanı sevgiyle uğurlaması gerek. Düşeceğiz, kalkacağız, bazen uzattığımız güllerin dikenleri batırıldığından kanayacağız ama asla kimseyi kanatmayacağız. Hep gül uzatacağız. Hep güzel bakacağız. İyilik dileyip iyilik bulacağız. Zor değil. Başarırız..
Yine bir gece vakti, dolunaya serdim kalbimi..
Kurudu. Toplamam gerekli.
Sağlık, huzur ve en önemlisi sevgi dolu günler diliyor, dolunay söylencesini burada bitiriyorum. 🌕
27 Haziran 2020 Cumartesi
Yakın Uzaklar
Saat 04.32
Tam şu anda, hafif ve serin bir rüzgar ve ezan var.
Gecenin kalbinden bildiriyorum.
Bir gün daha bitti..
Günler görece dolu geçmekle birlikte zaman nereye akıyor merak ediyorum.
Bu gidiş nereye?
Az önce keşfette dolaşırken yaşlı iki ayrı insan gördüm.
Yaşlandığının farkına varmadan adım adım yaşlanan iki insan.
İki asık surat, iki suskun bakış.
Maziyi hasretle yad eden bu insanlar bir zamanlar çocuktu.
Geçmedi zaman, akmadı an.
Sonra büyüdüler, serpildiler, başka telaşlarla zamanın geçmesini beklediler.
Ve işte o yaşa geldiler.
İnsan bir geçiş sürecinde olduğunu ve artık 1.kuşağa ait olmadığını hissettiği an tanımsız bir hüzün ve anlamsız kabullenememe boy gösteriyor.
Değişiyor artık. Yüzü bile değişiyor insanın. Ne garip..
Önce ilk kuşağa ait hissetmeme, sonra zamanın geçmesini isteme, neler olduğunu kestirememe derken adım adım gidiyoruz gördüğüm resimlere.
İnsan yaşlanacağına ya da öleceğine inanamıyor.
Allah bunu insana bir ödül olarak vermiş olmalı.
Belirsizliğin kaygısı korkutsa bile aslında o korkuyu derinden hissedemiyorsun.
Ödül gibi..
Yaşama hep bağlı ama bir gün gidecek gibi..
Bir gün -ömür olursa- bembeyaz olacak saçlarım.
Ne hissedeceğim acaba o yaşta?
Üzgün müyüm, kırgın mıyım?
Yoksa kalabalık bir aile içinde neşeyle geçmişe gururla mı bakmaktayım?
Faydalı bir ömür yaşadım diyebilecek miyim?
Çok insan sevdim, çok insan tarafından sevildim..
Hayallerimi gerçekleştirdim diyebilecek miyim?
Ne kalacak benden geriye?
Kaç sene daha adım hatırlanacak?
Sadece merak..
İnsan biraz derinden düşündüğünde bu sorular muhakkak karşısına çıkıyor.
Günlerim, gün batarken hafif bir rüzgarla düz bir yolda yürümek gibi.
Ne eksik ne fazla.
Sessiz ve huzurlu.
Böyle günlerin ardını merak ediyorum.
Güzel günler olsun..
22 Haziran 2020 Pazartesi
Günün İlk Yarısı
Uzunca bir zamanın ardından ve günün ilk yarısından yazıyorum. En son ne zaman bu saatlerde yazmıştım hatırlayamadım şimdi. Fonda tatlı bir rüzgar esintisi ile birlikte ona uyum sağlayan zarif bir müzik var. Günler her zamanki gibi hızla geçerken beni zararsız sıkıntılar sarmaya başladı. Zararsız çünkü hayati değil. Ama sıkıntı işte.. Sağdan soldan geliyorlar arada.
Günler acabaları takip etmeye başladı. Öyle olsalar ise böyle olsaları.. Bu gidiş nereye bilmesem de yürüyorum kendi seçtiğim taşlı yolların üzerinde. Düşsem de kalkmam gerek. Yolu tamamlamalıyım bir şekilde. Öyle ya da böyle. Bu yol bir şekilde nihayetini görecek.
Çünkü artık böyle olması gerek.
Ne kadar açıklayıcı yazıyorum değil mi?
Olur böyle şeyler..
Kaygı minimal seviyede motive ederken bana etkisi nedir göremiyorum.
Neyse düşünmemekte fayda var. Anın keyfini çıkarmak istiyorum.
Her şey yolunu bulur nasılsa.
Değil mi?
8 Haziran 2020 Pazartesi
Her Güne Bir Yeni Kötü Haber
Günler, normalleşen hayatın normal olmayan canlılarıyla ve o canlıların zarar verdiği insanların hakkını aramasıyla geçiyor. Bulabildikleri pek söylenemez ama nihayetinde arıyorlar. Bu zaman zarfında yollarına taş değil kayalar konuluyor ama kaybedecek bir şeyi kalmamış insana taş da aynı kaya da.
Bazen ne oldu bu insanlara diyesim geliyor. Sonra canım teknoloji diyorum.. İnternet olmasa kim duyurabilir sesini böyle? Şimdi kim kime zarar verdiğinde gizli kalabilir ki? Kim kimi ne kadar susturabilir? Bunlar da son demleri..
İleride suç işleme imkanı bile olmayacak insanların belki.
Chip sistemi ya da her neyse işte. Konu bu değil.
Günden güne kötü insanların kötülükleri daha çok açığa çıkıyor. Güven duygusu ise kurumuş bir toprak misali çatlaklarıyla el sallıyor. Tacizcisi, tecavüzcüsü, hırsızı, katili, belalısı, ahlaksızı ve diğerleri.. Çoluk çocuk sahibi insanlar, evleri-yuvaları var. Neden ya? Gerçekten neden? Niye? Nasıl bir hayata kast edebilirsin ki? Senin de eşin var, çocukların var.
Neden? Anlayamıyorum işte nedenini..
Sonra sesini duyurmaya çalışanlar, haksızlığa uğrayanlar, adalet arayanlar..
Adalet neden aranır? Yasalar belli, cezalar belli.
Yetkisi olan kişiler neden halka bu zulmü yaşatır?
Yarın kendi aynı şeyi yaşadığında kime sığınır?
Herkes ettiğini bulur.
Üzerine konuşacak çok şey, anlayacak pek kimse yok.
İçimizden konuşmaya devam..
Saat 02.18 şimdi. Gecenin kalbinden bildiriyorum. Serin bir rüzgar var.
Keşke bu serinlik düşüncelerimize de gelse..
Anlam aramak zorunda kalmasak hiçbir şeye.
Suçluların korunmasına, mağdurları susturmaya neden sormasak..
Kime nasıl güveneceğimizi düşünmek zorunda kalmadan yaşasak.
Ah hayat..
Her güne bir yeni kötü haber ile geçip gidiyorsun..
Tüm bu saçmalıklar dibi gördüğünde iyilik kazanacak.
Ve nihayetinde dünyayı, iyilik kurtaracak.
Kimler geldi geçti..
Nihayetinde tarih iyiliği yazacak.
Durumlar böyle..
Korona yasakları kalkınca sokaklara, park ve bahçelere dökülen insanları saymazsak günler bu haberlerle geçiyor diyebiliriz. Gündemi takip etmemeye çalışacağım ama bu ne kadar mantıklı bilmiyorum. Düşüneceğim..
İnsanların insan gibi yaşadığı, kadınların ve çocukların
daha fazla mağdur olmadığı günler dilerim..
1 Haziran 2020 Pazartesi
Sarı, Sıcak ve Aydınlık
Ve haziran geldi..
Saatlerimiz 03.32 ve haziranın ilk gecesinden bildiriyorum şimdi. Serin ve sessiz bir an. Huzur verici. Bu serin huzura biraz atraksiyon katmak için pencereyi de açtım şimdi. Madem yaz, madem serin ve madem ki gece. O zaman karışmak lazım hepsine. Böyle işte..
Günün konusu olarak çok şey geldi aklıma. Sonra neden bu kadar çok şey olduğunu düşündüm. Sanırım konu bu olacak. Neden bu kadar çok şey var? Ve neden o çok şeyin peşinden koşar insanlar? Neden herkes peşinden koştuğu o çokluğa çok bağlı? Garip değil mi? Çok garip. Bence bunu bir düşünelim. :)
Karantina günlerinde olduğumuz için olayı şöyle örneklendirmek istiyorum. Balkona ya da pencereye çıkın. Herkes ayrı bir dünyada değil mi? Tüm dikkatleriyle bir şeylere odaklanmışlar. Sonra herhangi bir sosyal medya hesabına girin. Yüzlerce insan. Ayrı dünyalarda ve hepsi de yaptıklarının ve söylediklerinin en önemlisi olduğuna inanmakta. Biri A derken biri B ile yanıp tutuşmuş halde. Bir diğeri C ile dünyayı sallamak niyetindeyken bir diğeri Ç ile gelecek güzel günlerin derdinde. Ama nihayetinde herkes kendi aleminde. Değil mi? Bence hiçbir doğru o kadar da doğru değildir. Neyse suları bulandırmayalım şimdi. :)
Bunu kesinlikle yargılamıyorum. Yanlış anlaşılmasın. İnsan her daim arayandır. Bir şeyin eksikliğini hissetmeye görsün, hayatını o eksikliğiyle kaplayandır. Eksikliklerin dolması içinse doymak gerek. Doymak kimi duygular dışındaki her durum için geçerli olmak üzere iyi bir şey. Muhakeme yeteneğini güçlendirir. Afaki tavırlar peşinde koşmazsın. Toktur ruhun ve aklın. Belki de en nihayetinde aslında hiçbir şeyin peşinde o kadar da koşulmaya gerek olmadığını anlarsın. Bu da bir ihtimal tabii. Ve mevzu çok derin.
Biraz daha bütüne bakacak olursak bu aralar dünya düşünsel bağlamda kaynamaya başladı. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış insanların uyanışı en tehlikeli olandır. Bazen ortalığı karıştıran düşen son damladır. Sanırım o son damlanın yön vereceği günler içindeyiz. Tarihe geçecek günler içindeyiz bence. Tarihe geçenlerden de olabilir miyiz? Bunu kimse tahmin edemez değil mi? Hayatın tatlı cilveleri..
Hayat gerçekten böyle aslında. Her şey zamanı ve sonuçları belli olmayan o bir damla ile şekil alıyor. Bir şey oluyor. Birdenbire oluyor ve her şey artık bambaşka bir noktaya geliyor. Aslalar mümküne dönüşüyor. Sular bu noktadan sonra durulur mu bilmem. Ortalık sele de dönebilir, sular aniden kuruyup çekilebilir. Ne diyorduk? Her an her şey olabilir.. Bekleyelim.
Tüm bu kaosun ve doğrular yığınının içinde inandığım tek bir şey var. İyi niyet. Ve bence iyi niyet, sevgi ve saygıdan mürekkep. Ne eksik ne fazla. Tüm planların ötesindeki noktada kazanan her zaman iyi niyet olacak. Dünyayı yalnızca iyilik kurtaracak. Her şeyi sorguladığım şu zaman aralığında aklıma yatan tek şey bu. Evet muhtemelen çok şey olacak. Deli planların kurbanları milyonları bulacak ama hani bir ışık vardır ya tünelin sonunda. İşte o ışıktan bahsediyorum. Kimsenin karartamayacağı bir ışık.
Güneş gibi..
Haziran güneşi..
Sarı, sıcak ve aydınlık..
Tüm planların ötesinde, doğruluğun ve yanlışlığın merkezinde, iyilerin ve kötülerin içinde ne iyi ne de kötü birinden selam ve sevgilerle..
Allah iç huzuru ve iyilik versin hepimize.
Sağlıklı ve mutlu günlere..
30 Mayıs 2020 Cumartesi
Sonrası Kalır
Bir derin sessizlik..
Gözlerimizin içine bakmayan fotoğraflar gibi geçiyor günlerimiz.
Tarif edilemez bir boşluk var orada.
Hem günün içinde hem de yaşayamadan geçip gitmekte.
Hayat..
Saat an itibariyle 03.28 ve bir gece daha bitiyor böyle.
Sonra yarın gece, yarın gece ve yarın gece..
Peki ya sonra?
Sonrası?
Edip Cansever anlatsın.
' Sonrası Kalır '
On kalır benden geriye dokuzdan önceki on
Dokuz değil on kalır
On çiçek, on güneş, on haziran
On eylül, on haziran..
On adam kalır benden, onu da
Bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan
On adam kalır.
Ne kalır ne kalır
Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
Dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
Onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
On çizik, on çentik, on dudak izi
Bir çay bardağında on dudak izi
Aşklardan sevgilerden
Suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
Akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
Bir de bu kalır.
Ne kalır benden geriye, benden sonrası kalır
Asıl bu kalır.
On yerde adam geçse geçmese
Dağlardan tepelerden inen bir düzlüktüm,
anlaşılır.
Akşam olur, bir günden dibe çökerim
Su içer,dibe çökerim
İyimser bir duvarcıyım, her gün bir tuğla
düşürürüm elimden
Bu yüzden gecikirim
Size bu sıkıntı kalır.
Ne kalır
Kahvelerde kalın kalın kayısı vakti
Dişleri kesmeyenin en az kayısı vakti
Dişleri hiç kesmeyenden
Gün geçer, kendi kalır
Kahvelerde kayısı.
Gezginim, açık denizlerden yanayım
Biraz da Akdenizliyim, bu işte böyle kalır
Akdenizli herkes konuşur duyarlığını
Başka ne kalır
Biz ki bir konuşuruz geriye on şey kalır.
Ben buyum, dersin, arkadaş
Sevgilim, ben buyum
Yüreğim vurgun, dişlerim altın
Ceketim sol omzumda
Vakit vakit incelen vakit.
Dokuz değil on kalır
On çiçek, on güneş, on haziran
On eylül, on haziran..
On adam kalır benden, onu da
Bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan
On adam kalır.
Ne kalır ne kalır
Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
Dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
Onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
On çizik, on çentik, on dudak izi
Bir çay bardağında on dudak izi
Aşklardan sevgilerden
Suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
Akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
Bir de bu kalır.
Ne kalır benden geriye, benden sonrası kalır
Asıl bu kalır.
On yerde adam geçse geçmese
Dağlardan tepelerden inen bir düzlüktüm,
anlaşılır.
Akşam olur, bir günden dibe çökerim
Su içer,dibe çökerim
İyimser bir duvarcıyım, her gün bir tuğla
düşürürüm elimden
Bu yüzden gecikirim
Size bu sıkıntı kalır.
Ne kalır
Kahvelerde kalın kalın kayısı vakti
Dişleri kesmeyenin en az kayısı vakti
Dişleri hiç kesmeyenden
Gün geçer, kendi kalır
Kahvelerde kayısı.
Gezginim, açık denizlerden yanayım
Biraz da Akdenizliyim, bu işte böyle kalır
Akdenizli herkes konuşur duyarlığını
Başka ne kalır
Biz ki bir konuşuruz geriye on şey kalır.
Ben buyum, dersin, arkadaş
Sevgilim, ben buyum
Yüreğim vurgun, dişlerim altın
Ceketim sol omzumda
Vakit vakit incelen vakit.
29 Mayıs 2020 Cuma
Anlar ve Günler
İnsanız..
Bazen olmayacak hayaller kurar bazen de olabileceklere bile temkinli yaklaşırız. Çok çok istediğimiz bir şeyden an gelir saniyeler içinde uzaklaşır, asla dediklerimize ise gün gelir en önde koşarız. İnsanız.. Önce konuşur, sonra düşünür, bazen anlar, çoğunlukla da olan olmayan ne varsa akışa bırakırız. Çünkü insan işte böyle karmaşık bir varlık. Tanımsız..
Az önce aklıma şöyle bir durum geldi. (Bu arada saatlerimiz 03.08'i göstermekte. Benim yaşam saatlerim için normal bir zaman dilimi.) Düşündüm de, bazen deli hayallere kapılıyoruz. Öyle olsa, böyle olsa, şöyle olsa derken adeta kuş olup kanatlanıp uçuyoruz. Belki aylarca ya da yıllarca onun hayalini kuruyoruz ama bir türlü gerçek olmuyor. Olabilecek bir şey olsa da olmuyor. Muhakkak vardır öyle hayalleriniz, anladınız ne demek istediğimi. Neden olmadığını anlayamıyor insan tabii. Neden olmayabilir ki yani? Ufak tefek basit meselelerin nesi böyle zor ki? Düşündükçe düşünüyor insan. Hedefe odaklanarak, duaları dileklerle yarıştırarak..
Sonra alakasız bir an geliyor ve insan yine alakasız bir başlangıçla birlikte durumun genel özetine bütünsel bakma fırsatını yakalıyor. Ve kalkıyor perde.. O müthiş aydınlık.. Aslında evet olmaması daha mantıklıymış cümlesi sonlandırıyor asırlık meseleyi. Her işte bir hayır varmış.
İzole bir dünyanın içinde, hayata görmek istediğim gibi baktığım müddetçe hiçbir zaman gördüklerimin pembeliğine güvenemeyeceğim. Aslında bunu da yeni öğrendim. Gördüklerim gerçekler değilmiş. Yalnızca insanların gerçekmiş gibi paylaştıkları naylon bilgilermiş. Keşke öğrenmeseydim. Dümen dolu bir dünya ve bunu gerçekmiş gibi anlatan, paylaşan insanlar. Garip. Yalana neden tenezzül edilir ki? Yani senin olmayan bir hayat ya da yalan söylenen ne varsa işte. İnsan neden yalan söyler ki? O zaman iyi biri mi olacak yani? Bunu da düşüneyim bir ara. Anlayamadım çünkü. Mantığıma yatmamasının sebebi her yalanın bir gün mutlaka ortaya çıkması. Yani kimi kandırıyorlar ki? İlginç..
Bu gibi sorgulamalar eşliğinde geçiyor günler. İyi veya kötü. Günler böyle. Her şey yaşanması gerektiği şekilde yaşanıyor. Bunu kabullenmek gerek. Her ne oluyorsa olması gerektiği için. Hayatta hiçbir şey boşa değil. Pencerenize konan bir kuş bile size o an hissettiği duygularla aylarca kalıyor aklınızda. Her şeyin bir sebebi ve olanın da olmayanın da bir hayrı var. Buna gün geçtikçe daha çok inanıyorum. Bizim göremediğimiz, düşünemediğimiz durumlar olabiliyor. Yarınlar asla tahmin edemediğimiz sürprizlerle yaklaşıyor ve biz tahmin dahi edemeden ufak tefek şeylerle zaman geçiriyoruz belki de. Olamaz mı? Bence şu hayatta her şey olabilir. Bunu da geç öğrendim ama şükür ki öğrendim. Herkes ve her şey..
Aklımda konuyla bağlantılı düzinelerce mesele var ama bugünlük bu kadaranı yazmak istedi canım. Hiçbir şey sebepsiz yere yaşanmıyor, hiçbir kuş öylesine penceremize konmuyor, hiçbir söz karşımıza boşa çıkmıyor. Görebilene ya da görmeyi bilene.. Gözlerimizin her daim açık, kalbimizin nefsimizden üstün geldiği sağlıklı ve mutlu nice günlere..
Bakalım yarınlar hangi sürprizlerle gelecek. :)
Selametle..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Çatırtıları Duydunuz mu?
Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :) Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...
-
TİMSAH HEYKELİ Kadıköy’de bulunan, her ne kadar dikkat çekmese dahi buluşma...
-
Dün gece Lale Müldür'ün, Mağaradakiler adlı edebiyat dergisiyle söyleşisine denk geldim. Ve dün gece itibariyle kendisine hayr...
-
Mutluluk.. Üzerine söylenmiş milyonlarca söz, yazılmış trilyonlarca yazı var. İnsanlığın yegane arzusu, duaları...

