9 Mart 2021 Salı

Yetinmeyi Bilir Misin?

 

Yetinmeyi bilir misin? Sana verdiği kadarıyla hayatın.. Hoş bilsen de bilmesen de, Yara bere içinde bu yollardan geçeceksin.

...

      Bu gecenin konusu 'yetinmek' olsun istedim. Az önce keşfette gezerken bir gönderiye denk geldim, şöyle bir cümle vardı içinde: 'Yetinmek zorunda değilsin.' Çok basit gibi görünen derin bir cümle. Bir yandan okşuyor nefsi diğer yandan boşluğa sürüklüyor sanki. Yetinmek zorunda değil miyiz? Yetinmeyelim mi? Bu konu üzerine konuşalım istedim. Söz şimdi iç sesimin.

      Yetinmek belki de çölde yürürken mataranın dibinde kalan suyu gözlemek gibidir. Yanar kavrulursunuz belki ama çölü aşma umudunun verdiği iradeyle içmezsiniz. Sadece arada ona bakar, çantanıza tekrar yerleştirirsiniz. Çünkü yol uzundur ve su bitmemelidir. Mataradaki varlığını bilmek bile çölünüze serap gibidir. Yetinmeniz gerekir.

      Belki çölde değilsiniz. Bir ummanın ortasında sandalınızdan atlayıp keyifle yüzmektesiniz. Suyla çevrilidir etrafınız. Uçsuz, bucaksız, sonsuz suyla.. Sandalda var olan bir şişe sudan daha çok olan ve sonsuz maviliğin içindeki serin sularla çepeçevre sarılmış bir haldesiniz. Ama bilirsiniz ki her su içilmez. Okyanusun ortasında bile olsanız, her şey o bir şişe içilecek suyun bitimine kadardır. Yetinmeniz gerekir.

      Daha çoğunu istemek, çölün ortasındaysam ve bir adım sonrasının garantisi yoksa diyerek o suyu bitirmek ya da okyanustaysam ve suyla sarmalanmışsam su sudur, nidalarıyla tuzlu suyla susuzluğu gidermek gerçek bir çözüm olmasa gerek. Yetinmek.. Varlığın içinde belki de yokluğu seçmek. Ne kadar zor değil mi?

      Olan kadarına boyun eğmek ya da olan kadarına şükretmek.. Belki de bakış açısı belirliyor elimizdekilerin değerini ya da hayatımızdaki varlığını. Belki de şarkının da belirttiği gibi yetinmeyi bilsek de bilmesek de yara bere içinde geçeceğiz bu yolları. Hayatın yolları neden yarasız beresiz geçilmiyor sahi? Bu da ayrı bir mesele olsun, zamanını bekleyedursun.

      Yetinmeye güzellemeler yapılabilir elbet. Her şeye yapılabileceği gibi.. Hayatın verdiği kadarına şükredebilecek ve ötesinin kaderden olduğuna rıza gösterebilecek bir kalbi bulmak kolay olmasa gerek. Hayatın verdiği kadarının şu anki yolunda olması gereken miktarda olduğunu görebilmek ya da anlayabilmek.. Yetinmek. Yokluğun değil var olanın yeterli olduğunu hissedebilmek. Derin mevzu bu aslında. Bir düşünceden geçerken başka bir düşünceye yol çıkıyor. Daha da derinlere inmeden basit bir çıkarım yapmak istiyorum gözlemlerimden kalanlarla.

      Yokluğun değil de elinde olanın varlığına odaklanan her insan mutlu. Bu çaba göstermemek olarak anlaşılmasın konu o değil çünkü. Olan kadarına rıza gösteren, daha çoğunu istersem azı kaybedeceğimi biliyorum diyerek hareket eden insanlar gerçekten kazanıyor. Nefse bunu dinletmek öyle zor ki, insanız ve içimizde bazen 'ben şimdi sadece o şekeri istiyorum' diyen bir çocuk ağlıyor bazen. Başka şekerleri değil, sadece onu ve yarın değil, şimdi. Bu kadar ısrarla isteyen çocuğa o şeker de alınmıyor zaten. Bu da hayatın bir irade terbiyesi olsa gerek. Ne zaman ki vazgeçiyor o zaman geliyor şeker. Garip bir döngü. Vazgeçebilmeyi ya da ayarında istemeyi öğrenmek bile insanı şekillendiren büyük bir törpü.

      Aklımdan yetinmekle bağlantılı çok konu geçiyor. Muhtelif konulara örnek olarak gördüğüm insanlara ait yıllar yıllar öncesinde şahit olduğum ufacık olaylar ve o olaylara karşın söyledikleri birkaç basit cümle aklıma geliyor. Düşünüyorum da.. Evet istediklerine ulaştılar. Belki yetine yetine bitmiştir değeri. Bu da bir ihtimal ama kazandılar. Elindekinin değerine odaklanarak, olmayanların çözümünü de zamana bırakarak. Kazandılar. Ne zamanla ne de elde olmayanla savaşılmıyor. Yürünen yollar değişse de varılan yer belirlenmiş oluyor. Konu buradan da dallanıp budaklanır ama artık kapanışı yapalım.

      Bir labirentin içinde yürüyoruz ve yürürken seçtiğimiz yollar beklenmedik yerlere çıkarıyor bazen. Sonra başka yollar seçiyoruz ve başka hayatlar geçiyor gözlerimizden. Vesileler, tesadüflere dönüşüyor, tesadüfler gerçekliğe. Biz sadece yürüyoruz. Bazen yetinerek bazen direnerek. O yolları yara bere içinde bile olsa geçiyoruz. Yetinmek.. Var olana kadarına şükretmek.. Zorunda olmasak bile tercih etmek.. Yapabilir miyiz? Zor ama denemek gerek. Görmek ya da duymak istemesek bile hayat bunu zaten bir şekilde öğretecek. Canım hayat.. Sen ne güzel bir öğretmensin.

      En güzel yollardan geçip en güzel yerlere varmanız dileğimle.

      Sevgiyle..



Not: Bu şarkıyı Sezen Aksu'dan dinlemenizi tavsiye ederim. :)

26 Şubat 2021 Cuma

İçinde Yaşamak İstediğim Zihinler


      Güzel kelimeler, zarif ve güçlü kelimelerden mürekkep cümleler, düşünceler.. Bende akıl ve irade kadar hayranlık uyandırır. Okuduğum ya da dinlediğim anda o zihnin içinde yaşamak isterim. Neyle karşılaşacağınızı asla kestiremeyeceğiniz odalarında.. Ve o zihnin içinde var olan her odanın kapısını açmak, içeride neler olduğuna bakmak isterim. Her ortamın bir kokusu vardır. O kokuyu merak ederim. Bilirsiniz, aynı yere başka gözlerle bakarız. Ben bir yere bakarken benim gördüğümün de ötesini merak ederim. Duyguların ve düşüncelerin beslendiği kaynak her zaman ilgimi çeker. Payıma düşen her zerreyi keyifle aklıma işlerim.

      Okuduğunuz ya da dinlediğiniz cümleler, sizde de hayranlık uyandırır mı? Herhangi bir konuda sizin düşünemediğiniz bir versiyonla karşılaşmak, nasıl bir etki bırakır? Bir tüy gibi uçuşan ve usul usul en uygun yere konan kelimeler, kelimelerin ahengi, anlam ve duygu çeşitliliği.. Nihayetinde tüm bunlar bir zihnin zenginliğini hissedebilme hali. Müthiş değil mi?

      Bunun bir de içinde bulunduğu ya da karşılaştığı bir durumu ifade edebilme hali var. Sade ancak basit olmayan bir dil ile durum karşısındaki duruşunu resmetme ve o resmi usta bir ressam gibi boyutlandırarak ifade etme hali.. En uzun cümlelerin dahi altından kalkabilecek kadar güçlü kelimelerin seçimleriyle boyanmış bir tablo gibi. İşte bu konuşulduğunda dilde, düşünüldüğünde zihinde öyle güzel bir tat bırakıyor ki..

      Az önce işte böyle bir yazı okudum ve bu yazı beni, gündüz gözüyle buraya getirdi. Yazmak için genellikle gecenin sessizliğini ve dinginliğini tercih ederim. Böyle zamanlar da oluyormuş demek ki.. Dışarıda şimdi ışıl ışıl parlayan ve sevgiyle saran bir güneş var. Bir de masmavi gökte salına salına uçan martıların sesleri. Rüzgarla dans eden tüller, güneşin ışıklarını odama süzüyor. Yere yansıyan şekiller bazen harflere dönüşüyor. işte böyle huzurlu ve keyifli bir an içindeyim. Ruhumu beslediğime ve neyle beslendiğimi beyaz bir sayfaya işlediğime göre artık gidebilirim.

      Sağlık, huzur ve sevgi dolu günlerde sesinize yankı bulabilmeniz dileğimle.

      Sevgiyle.. :)

16 Şubat 2021 Salı

Zaman Usulca Yağarken


      Öyle güzel bir an içindeyim ki..
      Dışarıda bembayaz bir örtü, gökte pamuktan bölünmüş gibi uçuşan karlar var. Karşımda sonsuz bir gökyüzü ve salına salına süzülüyor kuşlar. Güzel bir rüyanın ardından güne erkenden uyandım bugün. Karanlığın ardından doğan günü gördüm. Zifiriden beyaza.. Şükrettim sonra. Şansıma, gördüklerime, duyduklarıma, olana ve olmayana..

      Sıcacık bir peteğin yanındayım şimdi. Bu güzel kar manzarasının tadını çıkarıyorum. Elimde ruhumu saran kitabım, penceremin pervazında da serçeler var. Tatlı tatlı ötüşüp pervazdaki ekmeği yiyorlar. Ben de doyuyorum onlarla. Ufacık kanatlarında, heyecanlarında özgürlüğü buluyorum.

      Öyle huzurlu bir an bu. Öyle kabullenmiş ve öyle kendinden emin.. Yazgısına rıza göstermiş, gelmişi ve geleceği olduğu gibi kabullenmiş, aklı yaratan aklın daha akıllı olmasına güven duyan, hiçbir şeye sarılmayan ama her şeyi saran. Olması gereken her şeyin zaten olacağına inanan. Öyle bir huzur.. İşte öyle bir an.

      Mevsimleri izlemek, düşen kar tanelerinde zamanı bulabilmek, huzur veriyor insana. Gökten zaman yağıyor sanki. Düşen karlar, su oluyor toprağa. Can oluyor. Bu dumanlı uçuş, doğacak yeni filizlerin habercisi. Bitecek kışın, gelecek baharın.. Bir mevsim daha gözlerimizin önünde böyle süzülüyor şimdi.

    Günü, okuyacağım birkaç sayfadan sonra başlatacağım. Önce ruhumu doyuracağım sonra bedenimi. Kalbimi, aklımı, gözlerimi.. Günü anlamlandırmak adına yapılacak ne varsa yapacağım herkes gibi. Güzel bir sabahın içindeyim. Bu huzur dolu anı olduğu gibi yazmak istedim. Bir güzel kuş bir parça kar yedi şimdi. Kuşlar kar yer mi? Yermiş. :) Dışarıda ve içeride yaşayan herkesin güzel sabahları olmasını dilerim.

      Sevgilerimle..



14 Şubat 2021 Pazar

Yaralı Kalplere Sevgilerimle


      Sevgi..
      İnsan ruhuna bahşedilen en güzel ve en güçlü hediye. Kalp tahtında yaşayan ve zaman zaman tüm gövdeye yayılan, bazen köz bazen de kelebek olan sevgi..
Çöle su, yaraya merhem gibi. Bu özel gecede önceliği yaralı kalplere vermek istiyorum şimdi. Gövdede uğuldayan bir köz taşıyan ve yaktıkça yakan bir sıcakla yaşamaya çalışan kalplere..

      Bazen olmuyor değil mi? Nerede yanlış yaptığınızı düşünseniz de boş dolmuyor, dolu almıyor. Her şeyin bambaşka olma ihtimali varken bazen bazı şeyler hiç beklediğiniz seyirde gitmiyor.. Aklınıza dahi gelmeyecek bir süreçten geçiyorsunuz belki. Muhtemelen bugün kalbinizin uğultusunu aklınızda da hissettiniz. İhtimaller deryasında boğulmamak için direndiniz. Belki en derin sularda tek başınıza kalmak değil de kıyıya kadar tek başınıza yüzdüğünüz sudan bir türlü çıkamamak yordu sizi. Çıkabileceğiniz halde çıkamamak. Emin olun ki, sizin suda kalmanızın anlamını anlayabilecek insan zaten kendi çıkmazdı o sudan. Onun tercihiydi ama size daha iyi yüzmeyi öğretti değil mi? İşte bugün hayatınızın böyle bir evresindeydiniz. Ama bakın bugün de bitti. Şimdi size, akıbeti bir kez de ben hatırlatmak isterim. :)

      En uzun geçen gecelerin ardından olduğu gibi sabah olacak. Yavaş yavaş dinecek bu sıcak uğultu. Asla bitmeyecek sandığınız bu hal bitecek. Dolmayacak sandığınız boşluklara daha güzel duygular yerleşecek. Yeniden aydınlanacak kalbiniz ve yeniden esecek en güzel rüzgarlar. O gücü bulduğunuzda çıkacaksınız bu sudan. Derinlerden tek başına yüzerek gelip de ayağının kumlara değdiği yerlerde oyalanan insan elbette çıkacaktır o sudan. Daha da güçlü adımlarla ve geride bıraktığınız hiçbir duygudan pişman olmadan. Kurulanacak ve uzanacaksınız kumsala. Dinlenecek yorulan kalbiniz. Güneşleneceksiniz sonra mis gibi güneş kremi kokusuyla. Ne güzel bir an değil mi? :)

      Suçlamanın ve eleştirmenin ötesinde bir yer var. Daha huzurlu bir yer. Olanın da olmayanın da bir sebebi var. Geçmek gerek. Yürümek ve ilerlemek gerek. Elbet düşeceğiz elbet kararacak günler ama yine doğacak güneş ve kalkacağız ayağa. Geriye dönüp baktığımızda yaşadığımız her duyguya ve sancıya öğrettikleri için teşekkür edeceğiz. Bugün belki hayal gibi geliyor olsa da bu duygu uzaklarda değil. Kalbi iyileştirmek demek, hayatı da iyileştirmek demektir.

      Şimdi gelelim günün şanslılarına.. :)

      Sevgi hayatınızdaki en büyük şansınız ve şifanızdır. O şifaya sarılın ve daima besleyin. O öyle bir sihir ki herkesi iyileştirir ve her şeyi güzelleştirir. Sevginizin ve sevilişinizin kıymetini bilin. Hayatınızdaki en özel insana en özel olduğunu hissettirin. El ne der değil, kalbim ne hisseder diye sorun kendinize. Mutlu edin. Karşınızdaki insandan beklemek yerine önce siz atın ilk adımı. Eritin varsa aranızdaki buzları. Gülümseyin..

      En büyük başarı, en büyük zenginlik size sevgiyle bakan gözlerde gizli. Bu sevgiyi besleyin. Hayat arkadaşınıza sevginizi hissettirin. Hayatınızdaki en önemli insan eşinizdir ve eşinizi kimse için ve geçici hiçbir dürtü için kaybetmeyin. Sevgi ruhu zenginleştirir. Eşinizi, sevgilinizi, ailenizi mutlu ettikçe mutlu olacağınızı bilin. Bu bir sihir ama zehir de olabilir. Sevginizi, sadakatinizle besleyip kendinize ve şu kısa ömrünüze güzel günler verin. Daha mutlu ve daha huzurlu bir toplum olacağımıza eminim. :)

      Sevginizin ve saygınızın daim olduğu bir ömür dilerim. 

      
        

13 Şubat 2021 Cumartesi

Kabulleniş Evresi


      Hayatınızın nasıl bir evresindesiniz? Nasılsınız? Nasıl hissediyorsunuz? Gerçekten samimiyetle soruyorum bunu. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Kalbinizin atışı nasıl? İçinizde esen rüzgarlar nasıl peki? Duruldu mu sular? Kabullendiniz mi? Geldiğiniz noktada huzuru bulabildiniz mi?

      Ben son zamanlarda nasılım..
      Bugün 3 defa geldim buraya. Yazdım, yazdım, yazdım.. Sonra vazgeçip sildim. Birbirinden bağımsız konulardı kelimelere dökülenler. Esen rüzgarlardı. Neden bilmiyorum ama mühim olan yazmaktı o anlarda, yazdım ve sildim. Gecenin sakinliği ve sessizliğiyle yeniden burada buldum kendimi. Bu defa olacak sanki. :)

      Ben hayatımın kabulleniş evresindeyim sanırım. Kabulleneceğim çok şey var. Gündemim yalnızca kendi hayatım. Bir şeyler oluyor ve bambaşka şeylere vesile oluyor. İlginç bir döngü gibi. Diğer yandan perdeler aralanıyor bazen. Bir zamanlar çok istediğim şeylerin neden olmadığını sorgularken öyle şeyler oluyor ki, iyi ki benim istediğim gibi olmamış diyorum. Sonra ya öyle olsaydı diyorum. Allah beni korumuş ve aslında bana bambaşka şeyler saklıyormuş hissi. Benim asla göremeyeceğim kadar yükseklerden bir elin hayatıma dokunması gibi. Hayranlık, sevinç ve minnet karışımı bir duygu hali. Biraz garip deneyimler oluyor benim için.

      Şimdi.. Gerçekçi olalım. Her insan dönüp kendi hayatına baksa binbir eksiklik bulabilir. Bulunur yani kimin hayatı her haliyle mükemmel ki? Kimsenin başkasının hayatındaki kusurlara odaklanmaya yüzü olmaz aslında böyle düşününce. Aynayı kendine çevirince.. Ve aslında şöyle de bir olay var ki, hayatımızda olan şeyler başkaları için aynı seviyede etkiye sahip değil. Biri için maddi meseleler çok büyük olayken benim için değil. O durumu neden dert ettiğini anlayamam belki bile. Ben manevi bir meseleyi dağ gibi büyütürken gözlerimde, bir başkası için bu bir tepe bile değil. Başkalarının hayatında olan ya da olmayan şeyler, bizde bıraktığı etki gibi değil. Herkesin kuyusu kendine derin. Şimdi bunun üzerine yazmak istiyorum işte.

      Bu noktaya gelmem biraz zamanımı aldı ama hayatımda olan ya da olmayan her şeyde benim için bir fayda var aslında. Her şey nasıl olması gerekiyorsa öyle oluyor. Bahçemde güller sümbüller bitmiyor her zaman. Özenle baktığım çiçeklerin gözlerimin önünde kuruyup gitmesi tabii ki üzüyor beni de. Her insan gibi.. Kalbimde filizlendirdiğim, içime akan yaşlarla beslediğim çiçeklerimin hali üzmüyor değil. Her şey nasıl olması gerekiyorsa öyle oluyor yine de. Bazen de bambaşka güzellikte bir çiçek büyüyor. Ansızın başka bir çiçek tomurcuklanıyor. Hayat zaten böyle bir şey değil mi..

      Kabullenişimin en büyük sebebi hayatımda olan ya da olmayan her şeyin benim iyiliğim için olduğunu bilmem ve hissedebilmem diyebilirim. Bilmek bazı şeyleri dindirmese de, kabulleniş getiriyor. Olan ya da olmayan her şey bana bir şey öğretiyor. Evet gerçekten öğretiyor. Bazı sorularıma hala cevap bulamadım ama biliyorum ki onları da öğreneceğim. Çünkü hiçbir sorum havada kalmadı şimdiye kadar. Zamanı gelince açan kaktüs çiçekleri gibi görünür olacak ve olay örgüsü muhtemelen hayranlık bırakacak.

      Bu çok çok derin bir mevzu aslında. Ben bu derinliğin henüz yüzeyindeyim belki. Görmem gereken, anlamam gereken neler neler var kim bilir.. Açmam gereken pencereler ya da kapatmam gereken kapılar var belki. Belki de hiçbir zaman hiçbirini kapatmamak gerekli. Bilmiyorum ki.. Öğreniyorum işte herkes gibi.

      Şimdi yazdıklarıma şöyle bir bakınca hayatımdan kasırgalar geçmiş gibi duruyor ama öyle değil tabii. Kasırga olmasa da şiddetli rüzgarların estiğini, geçtiğini, yerini tatlı meltemlerin aldığını, yağmurların ve karların yağdığını sonra yeniden güneş açtığını söyleyebilirim.

      Bilmiyoruz arkadaşlar.. Yarınların ne getireceğini, ufacık bir değişimin nerelere götürebileceğini, kaderin ana kayalarının ne kadar yakınımızda olduğunu ve hangi vesileyle o yolu bulacağımızı bilmiyoruz. Elimizde olan şeylerin dışındaki durumlardan bahsediyorum. Bir anda aklımıza gelen bir fikrin nerelere kadar ulaşacağını kestiremiyoruz. İşte bu çok heyecan verici. Çünkü en nihayetinde biliyorum ki, olan da olmayan da bir şeyler öğretecek bize. Tesadüflerin ya da ufacık şeylerin düşünülenden bambaşka bir hal aldığını görmek ya da duymak kaderin üstündeki kadere döndürüyor yüzleri. Ve saat tam olarak 02:00 kapanışı yapma vakti.

      Bu konuda uzun uzun yazmak istiyorum ama yeterince yazdım zaten. Yarınların hepimize güzellikler getirmesini ve kalbimizin huzuru hissetmesini diliyorum. Bunu tüm samimiyetimle diliyorum. Kalbiniz huzuru gerçekten hissetsin. Hayatınızdaki her şey en iyi haline evrilsin. Esenlikler dilerim.

Sevgilerimle..
      

4 Şubat 2021 Perşembe

SENİ AFFEDİYORUM



      Bambaşka savaşların içinden çıkıp gelmiştin belki. Yanlış zamandı, yanlış yerdi. Seni de çok kırmışlardı belki. Paramparça etmişlerdi hayallerini, düşüncelerini, özgüvenini.. Seni affediyorum.

      Aslında öyle demek istememiştin, doğru ifade edememiştin kendini, katran karası kalplerden bulaşmıştı zehirli kelimeler cümlelerine. Duyduğum sen olsan da belki de o kelimeler sana ait değildi. Affediyorum seni.

      Sana verilmemişti belki hakkın olan, övülmemiştin hiç hayatında, okşanmamıştı saçların. Hiçbir başarın görülmemişti, senin için en güzel olan gözlere.. Belki o gözleri kendi üzerinde bile görmemiştin hiç. Bundan sebepti belki gülen gözlerin ardında herkese öfke dolu olan bakışın. Seni affediyorum.

      Seni desteklemek yerine hep bir hatanı aramışlardı belki. Belki de senin döktüğünü bir başkası toplamadı hiç. Hiçbir el dokunmadı omuzlarına, düşecekken yaslanamadın hiçbir dostuna. Dostun bile olmadı, dost zannettiklerinden gördün her şeyi. Tutmak yerine itmeyi onlardan öğrendin belki.. Seni affediyorum.

      Haklının yanında değil güçlü olanın yanında olmanı öğütlemişlerdi belki sana. Sen haklı olduğunda bulamamıştın belki kimseyi yanında. Sıra sende değilse sorun değil sandın. Vicdanın gerçeği söylüyordu belki ama yine de güçlünün yanında kaldın. Affediyorum seni.

      Hep bir kusur bulunmuştu belki yaptıklarına. Gösterdiğin gayreti fark edememişlerdi hiç. Fedakarlıkların ödüllendirilmedi, emeklerin değer görmedi. Beğenilmedi hiçbir şeyin, belki de beğenmemeyi, beğensen bile belli etmemeyi, takdir etmemeyi onlardan öğrendin. İçindekini böyle azaltmayı seçtin belki. Affediyorum seni.

      Söylemek istediğin sözler vardı. Anlatmak istediğin, paylaşmak istediğin anıların, duyguların vardı. Duygularını ve düşüncelerini öyle saçtılar ki sokağa, hislerini öyle çok bıraktılar ki soğuklarda, olması ve yapılması gerekeni bu zannettin. Kuleler ördün kendine, yükseklerden bakınca herkesten üstün olacağını zannettin. Sana yapılanı, doğru olan bildin. Affediyorum seni.

      Belki de fırtınalar koparken aklında, alabora olmamak adına çırpınırken ruhun fırtınada, yardım için uzattığım ellerden fırtınalara çekmeyi denedin. Ben kapılmam ki fırtınalara, göremedin. Sonra boş kaldı ellerin. Oysa seni oradan çıkarabilirdim. Seni de böyle çekmişlerdi belki dipsiz bir kuyuya. Belki de doğrusu bu sanıyordun. Seni onların doğruları bırakmıştı orada. Seni affediyorum.

      Böldüğüm elmanın en güzel tarafını sana uzatmıştım. Söyledim sana en güzelin ve en çoğun bu olduğunu. Sen sana uzanan diğer elmaların daha güzel olacağını sandın, onu aradın. Olmadığını gördüğünde, benim sana uzattığım elmayı aradın ama bilirsin elma bekleyince kararır. Elmamın yarısını senin için harcadım ama sorun değil, ben yarısıyla da doyarım. İçimden gelmese uzatmazdım. Suçlamıyorum aslında seni. Belki de hiç inanmadılar sana. Uzatmadılar böldükleri bir elmanın en çoğunu ve en güzelini. Düşünmediler belki de kendilerinden önce seni. Öncelik hiç sen olmadın.. Denk gelmedin belki.. Bundan dolayı kaybettin uzatılan en güzeli. Bana da yar olmadı, sana da. Hep en güzeli uzattığımdan, en güzel ve en çok olan bana yine gelir nasılsa. Umarım en güzeli ve en çoğu paylaşmayı sen de öğrenirsin. Affediyorum seni.

      Başka bir ihtimali düşünelim şimdi.. Senin yerine geçeceğim. Belki de öyle bir an geldi ki, tam olarak karşındaydım ama anlayamadım sözlerini. Göremedim asla düşüncelerini, hislerini. Bilemedim belki de iyi niyetini, yanlış anladım seni. Fark edemedim belki de yapmaya çalıştığın iyiliği. Özür dilerim. Hayatıma kattığın ve iyiliğim adına yapmaya çalıştığın her şey için teşekkür ederim. Umarım bana olan iyiliğinin kat kat fazlası bulur seni. Affedebilir misin beni?


- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -


      Yıllar geçerken hayatımızdan da binlerce insan geçti. Her biri, iyi kötü başka bir iz bıraktı kalbimizde. Başka şehirlere, başka ülkelere gidenler oldu, koptu bazen irtibat ama izler unutulmaz. Kimileri kalbimizin ortasında ateşler yaktı, közler bıraktı. Bırakılan közleri ısınmak için kullanmayı öğretti kimileri. Sağlam basmamızı öğretecek kadar ansızın itiverenler oldu. Hakkınız olanı almanızı, kendinize saygınızı korumanızı, kimsenin hakkınızda atıp tutmasına ve iyi niyetinizin suistimal edilmesine fırsat vermemeniz gerektiğini, meydanı boş zannedip yaptıklarıyla hatırlatanlar oldu.. Bildiği yolları yanlış tarif edenler.. İlk kez çıktığın bir yolda, yanlışa gittiğin her adımda keyiflenenler.. Bilirsiniz, karşılaşmışsınızdır siz de. Başkaları geldi sonra. Çiçekler ekti yollara, filizlendirdi. Gösterdi bildiği doğruları. Uzattı ellerini, yokuşlarda destek verdi. Karanlık gecelere ışık oldu, kuyulara merdiven.. Böldüğü elmanın en güzelini uzattı. Herkes hayatımıza bir şeyler kattı ve gitti. Belki yolda karşılaşsak hemen tanıyamayız birbirimizi, değişmişizdir belki. Belki de yıllar geçmemiş gibi uzanırız birbirimize. Kim bilir..

      Ben bugün anlamaya çalıştım herkesi. Birden içimden böyle bir his geldi. Kırıldığım ve küstüğüm herkesi affettim. Affetmek baştan başlamak değildir aynı yola. Yol yüründü ve bitti. Yeni yollardan geçeceğim tabii ki. Bu yalnızca bir yükü bırakmak gibi. Dağlara küsen tavşan misali haberi olmasa da kimsenin, ben affetmek istedim. Onlar, onlara yapılanı doğru zannetti. Onları da birileri üzmüştü büyük ihtimalle. Umarım onlar da bantlayabilir kalplerini. Bu daha fazla müsamaha göstereceğim anlamına gelmiyor tabii. Ben kendimi koruyabilecek kadar güçlü değilsem, uzatamam kimseye ellerimi. Bu yüzden kimse kimseye yedirmeyecek kendini. Umarım benim de bilerek ya da bilmeyerek kırdığım kalpler beni affeder. Kimsenin kötü bir anısı olmak istemem. Olduysam da hayatlarında her şey çok güzel olsun diye dua ederim onlar için. Belki akıllarına gelirim, bana ulaşamasalar da affederler beni. Kim bilir..

      Hepimiz değerliyiz ama çok da önemli değiliz. İyi niyet gösteririz. Affederiz, af dileriz. Büyük değiliz kimseden, küçük de değiliz. Düşündükleri kadar aptal ya da zannettikleri kadar akıllı değiliz. İnsanız sadece.. Değişiriz, törpüleniriz, öğreniriz.. Damarlarda gezinmeye gerek yok, yaşayalım işte kendi bahçemizde mis gibi. Aklımda dahi yokken böyle bir yazının sonuna geldiğime uyandım şimdi. Canım ilham perilerim.. :)

      Duygularımı, düşüncelerimi, hislerimi sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim. Bu yazıya kimler denk gelecek bilmesem de, en samimi duygularımı bölüştüm sizinle. Hayatınızın bir savaş meydanındaymışçasına tetikte değil de, doğanın kalbinde mis kokulu çiçeklerle dolu bir botanik bahçedeymişsiniz gibi huzurla geçmesini dilerim..

      Sevgilerimle..



Görsel alıntıdır.




27 Ocak 2021 Çarşamba

Cam Fanusun Ardındaki Gerçek Yaşam


      Saat 02.12

      Bilgisayarı kapatıp kitabımı okumaya başlamıştım ki, bu konuyu yazmam gerektiğini hissettim. Çünkü bazı durumların konuşulması gerekir. Bu yazı bir gün birine denk gelecek ve kendinden bir şeyler bulabilecek. Bu yüzünden yazmak istiyorum. Yazmak bazen bir şeyi yıkamak ve temizlemek gibi. Görünür olsun tüm renkleri. Yazacaklarım, benim yıkadıklarım diyebilirim. Tecrübeyle sabit bir kendimle yüzleşme olacak benim için. Başlayabiliriz.. :)

      Bazen çok nezih, çok kibar, çok tatlı biriyle tanışırsınız. Tanışmak da değil de bir konu hakkında fikir danışır ya da herhangi bir şey anlatır size. Öyle bir karşılaşma hali diyelim. Öyle kibardır ve öyle saygılıdır ki.. Hayat yolunda nelerle karşılaşacağını az çok tahmin edersiniz. Bir şey diyemezsiniz, haddiniz değildir. Kıyamazsınız ama birileri kıyacaktır bilirsiniz neyse ki herkes için hayat en iyi öğretmendir. Herkes yaşaması gerekeni yaşar ve öğrenmesi gerekeni bir şekilde öğrenir. Böyle temiz kalpli insanların hayat yolunun dikensiz güllerle çevrelenmesini diliyorum.

      Adeta cam bir fanusta büyümüş ve hayatın h'sinden bihaber biri olarak gerçek dünyayla tanışmış, kendi fanusuyla törpülenmiş bir varoluşla diyebilirim ki, nezaketi acizlik zanneden, saygının yetersizlik olduğunu düşünen ciddi bir kitle var. Yüzü asla kızarmadan yalan söyleyen, kendi çıkarı uğruna tür ve şekil değiştirebilen canlılar var. Karpuz seçer gibi insan seçen ama bunu incelikle yapan öyle ki, ne yaptığını bile fark edemeyeceğiniz insanlar var. Bambaşka amaçlarla bambaşka hikayeler anlatan ve insanlarda asla gerçek olmayan izlenimler yaratan oluşumlar var. Ah bir de.. Kendi amacı uğruna senin doğrularını manipüle edip değerlerini değersiz göstermeye çalışan varlıklar, omurg.. :)

      Neyse ki sürecin herhangi bir yerinde uyanıyorsunuz gerçeğe ve sizin en rahat edeceğiniz şekilde yapılmış, sizi koruyan camdan fanusa tosluyorsunuz nihayetinde. Daha önce aklınıza yatmayan şeyleri görseniz bile suçlamıyorsunuz  kimseyi. Her şeyin sizin sanrınız olduğunu sanıp fesat düşüncelerinizle kendinizi suçlayacak kadar bilmiyorsunuz hayatı. Görmemişsiniz ki.. Hayatınızda hiç olmamış çünkü öyle kurgular. Yaşamışsınız öylece. Sadece anlamaya çalışmışsınız ama gerçek hayatın ne kadar gerisinde olduğunuzu bile kavrayamayacak kadar gerçeğe uzaksınız.

      Etrafınızda dönen dünyaya mı şaşırasınız, kanayan ellerinize mi korkasınız, kırılan fanusunuza mı yanasınız, bir süre idrak etmek zor oluyor tabii. O uyanış çağı herkeste farklı zamanlara tekabül etse de aralanıyor perdeler. Büyümek bu belki. Belki sıcacık evden, kar fırtınasına ilk kez çıkma hali. Her şey denebilir. Şimdi bu cümlelerimi okurken kimileri diyecek ki, aynı dünyada mı yaşıyoruz acaba.. Şunu söyleyecek kimileri de, hani benim gençliğim nerede.. :)

      Bunlar yaşanıyor arkadaşlar. Var böyle hayatlar. Tecrübeyle sabit. Geriden geldik ama geçtik bu yolları. Zordu ama geçti. :) Hayatı, insanları her yeni gün biraz daha öğreniyoruz. iyinin daha iyisini, beterin daha beterini görüyoruz. Hayat öğretmenimiz acımıyor, öğretene kadar derse devam ediyor. Nihayetinde iyiliğimiz için.. Devam etsin. :) Kendi varlığımızı hayatın bize öğrettikleriyle birlikte var edeceğiz. Bu cümlelerin üzerine, henüz hayata açılmamış bir temiz kalp muhtemelen ürkecektir. Keşke birileri de bana söyleseydi ben de biraz ürkseydim. Naçizane hislerimi de buraya iliştireceğim, yıllar önce geçtiğim yoldan şimdi geçen ve bu yazıya denk gelen neferler için. :)

      Şimdi ben senim. Sen de bensin. Samimiyetle oku bunları. Normalde böyle yazmam ama madem denk geldin. İyi niyetimle yazdığımı iyi niyetinle okuyabilirsin. Korkmalı mısın? Tabii ki korkabilirsin. Bazen bilmediği bir yolda yürümekten bile korkabilir insan. Ürkebilir karanlıktan ya da tanımadığı insanlara güvenmek durumunda kalmaktan. Korkabilirsin başaramamaktan, ulaşamamaktan, kırılmaktan ya da yanlış anlaşılmaktan. Hepsi bizim için.. Unutmamalısın ki, hayat bir yol ve yürüyeceksin. İster korkarak yürürsün istersen 'Allah'a emanetiz artık' diyerek yürürsün. Bu bir seçim. Korksan da, kırılsan da, dökülsen de yürüyeceksin. O fanus kırıldıysa kalamazsın kırıkların arasında. İlerleyeceksin. İyi niyetini kimse bilmese bile senin bilmen gerekir. Yaptığın her şeyi yıllar sonra bile düşüneceksin. Çıkacak karşına. İyi ki böyle yapmışım diyebilmenin o masum sevinci öyle tatlı ki.. Hayat bir seçim. Kimseye akıl danışamayacağın anlar gelecek ve ardında büyük planların olduğunu sezdiğin seçimler yapman gerekecek. İşte o anlarda aklını ve sezgilerini dinleyeceksin. Bedelini senin ödeyeceğin her seçimin tek sorumlusu sensin. Arkadaşların ya da yakınların değil. Sen bilirsin..

      Her şey çok kötü değil elbet. Bir diğer yanda aydınlık bir dünya var. Denge.. Sihirli kelime. Ben önemini yeni öğrendim ama seninle de paylaşmak isterim. Denge her konuda, her alanda ve her duyguda öyle önemli ki.. İlerlediğin yollarda iyiliğin hala yaşadığını, ilahi adaletin tecellilerini göreceksin. En kötü insanın başına gelen şeylere bile içten içe sevinmeyeceksin. Onun neden melek gibi bir bebekken, büyüdükçe şeytanın sağ kolu olmak için çırpındığını düşüneceksin. Geçecek aklından bunlar. Yol devam ettikçe yılların karartamadığı kalpleri tanıma şansın olacak. İçinde hala gencecik bir kalp taşıyan ve hayatının her noktasında iyiliğin ve doğruluğun en değerli ahlak kurallarını uygulayan insanların varlığıyla neşeleneceksin. Karardığında dünya, bu insanların bir cümleleri bile aydınlatmaya yetecek her yeri. Her zaman kendini suçlamamayı, saygının ve nezaketinin sınırlarını, kimin hangi dilden anladığını öğrenecek ve değerine yönelik yanlış anlaşılmalara fırsat vermemeyi öğreneceksin. Hatalar yapacaksın ama her hatadan bir hazine kazanacaksın. Törpüleneceksin.. 

      Şimdi böyle yazıyorum ama ben ne yaşadım, ne öğrendim, okyanusun bir zerresini doldurabildim mi muamma.. Kim bilir daha neler yaşayacak ve neler öğreneceğim. Artık her zaman her şeyin bana iyilikle döneceğini biliyorum diyebilirim. Çok üzülsem de bana bir şey öğretir yaşadığım. Bunu bilmek öyle bir huzur verdi ki.. Hayatımın en huzurlu zaman diliminde, bu huzurun da verdiği sakinlikle gecenin üçünde yazıyorum böyle. Çünkü solan güle bile üzülen birini anlayabilirim. Başka güllerin yaşamaya devam ettiğini hatırlatmak isterim. Hayat beynin yekpare kanatları gibi. Neyi ararsan buluyorsun içinde. İyiyi de kötüyü de. Her zaman bu denge olmasa bile olabildiğince iyiye meyletmek gerek. Işık yalnızca kendi içindeymiş. Huzur tatlı ve ılık bir şeymiş. Yine dengeye çıkıyor kapılar. :)

      Tüm samimiyetimle kendi deneyimimden yola çıkarak yazdığım bu yazı, dilerim ki yıllar öncesindeki benlerden birine denk gelir. İyi niyetimin yanına bir tutam güç ekleyerek hayatın en çok dikensiz güller uzatmasını temenni ediyorum. Dalgalar duruluyor, su yolunu bir şekilde buluyor. Başkalarıyla değil kendimizle meşgul olduğumuz ve iyi niyetimizden emin olduğumuz sürece doğru yolu gösteren iyi insanlar yolumuza çıkacaktır elbet. Bu yazıyı bana yazdıran kişinin haberi yok tabii ki ama dilerim ki, saygısının ve nezaketinin anlaşılabildiği toprakların çiçeği olur. En güzel çiçeklerle yolları kavuşur.

      Ayrıca buraya kadar sabırla okuyarak düşüncelerime değer verdiğiniz için teşekkür ederim. Saygı, sevgi ve huzur dolu bir hayat dilerim. :)

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...