11 Kasım 2020 Çarşamba

Okyanusun Ortasındaki Çöl Serabı


      Sizi bundan yıllar yıllar öncesine götüreceğim.     --->  (Linke tıklayınız.)

       Yıl 2015.

      Mayıs tüm hızıyla ilerliyor. Tezimi teslim etmem gerekiyor. Yurt odamda yalnızım. Sessiz ve telaşlı bir yalnızlık. Her geceyi sabah ediyorum. Kocaman pencereden görebildiğim açıklık, çok aydınlık. Dağ olmaya tenezzül etmemiş bir tepeden süzülen ay ışığı giriyor içeriye. Serin bir rüzgar esiyor, dalgalanıyor perdeler. Gece yıldızlar, gündüz güneş ve bulutlar benimle yaşıyor. Kaç gün doğumu izledim böyle bilmiyorum. Kaç bulutu sığdırdım kalbime ve onlarla birlikte yükseldim o zamanlar, bilmiyorum. Kalabalık bir yalnızlığın içinde durmadan yazıyorum. Durmadan, uyumadan, sorumlu olduğum 14 kitap konusuyla beni darmaduman etmiş halde. Aklım, kalbim, hayallerim ve gerçekler büyük bir savaş içinde. Ben o savaşın ortasında yazıyorum yine de. Şimdi diyebilirim ki, ben bir savaş gördüm. O günlerde çıkan bu şarkıyı döngüye alıp kaç karanlıktan aydınlığa aktım, kaç aydınlığı karanlığa bağladım saymadım. Bu şarkı benim için o günler demek. Şimdi yine döngüde çalıyor peş peşe. Velhasıl çetin günlerdi, serde kavak yelleri vardı. Geçti..

      Zaman o kadar hızlı geçiyor ki.. Aynada bıraktığımızı bile aynı yerde bulamıyoruz bazen. Atıp tuttuklarımıza dönüp bakmaya tenezzül etmediğimiz zamanlar oluyor. En önemlilerin aslında o kadar da önemli olmadığı, hayal olarak yüceltilenlerin aslında sadece hayallerde yüce olduğu zamanlar işte. Gülüp geçebiliyormuşuz gözümüzde dağ ettiklerimize. Ne kadar güçlü olduğumuzu fark edebiliyormuşuz. Bazen gurur duyabiliyormuşuz kendimizle bazen de dolu gözlerle sarılabiliyormuşuz kendimize. Oluyormuş bunlar. Zaman öğretiyormuş. Sonra öğrendiklerimiz de değişebiliyormuş. Hiçbir şey planlandığı gibi olmuyor, sadece olması gerekenler oluyormuş. İyi ya da kötü. Ve her şey insana hayatın hazinesinden bir inci bırakıyormuş. Bak bunu da bununla hatırla der gibi. O kadar çok inci var ki ellerimde. İnci, incilerin içinde. Rengarenk inciler.. Yalnızca kalp gözüyle görülebilen inciler içinde bir yaşam var elimizde.

     Hepimiz farklı zamanlarda aynı yollardan geçiyoruz. Başka amaçlarla, başka hayallerle, başka adımlarla. Ama aynı yolda. Bazen karşılaşıyoruz, bazen ayrılıyoruz. Ama hepimiz yürüyoruz zamanın içinde. Bazen okyanusun ortasında küçük bir kara parçası arayan ve bazen de çölün serabına kapılan insanlar gibi.. Heyecanla, umutla..

      Yarınlar ne getirir bilmiyor olsak da geçmişe şöyle bir dönüp bakmak güzeldir. İçinde olduğunuz her anı, her duyguyu ve her heyecanı yalnızca siz bilebilirsiniz. Ve biraz da sizin gibiler sezebilir. İşte bugünlük böyle.. Ne demiş Teoman? 😏

'' N'apim, tabiatım böyle.. ''


      En mutlu ve en huzurlu olduğunuz anlarda olmanız dileklerimle.
      Sevgiyle.. :)



                                                                                               Görsel klipten alıntıdır.

      

4 Kasım 2020 Çarşamba

Yaz Gibi Bir Güz


      Asırlar sonra yeniden buradayım. Aslında yazma planım yoktu. Birden burada buldum kendimi. Küçük bir özet geçeyim şimdi.

      Ekim ayı, sonbahar tatili oldu benim için. Güzel bir aydı. Yeni bir yaşa girdim, yeni şeyler öğrendim, yeni insanlar tanıdım, yeni yerler gördüm, yenilerle dolu bir aydı. Tertemiz hava ve tertemiz su ile yaşadığımı hatırladım. Yazın cıvıltısı bittiğinden civarda pek kimse kalmamıştı. Virüsün giderek yaygınlaştığı bu zaman diliminde kimsenin olmaması ayrı bir şans oldu. Yalnızlığı, sessizliği ve sakinliği çok seven biri olarak hayatımda ilk kez gerçekten tatil yapmış gibi hissettim. Bu bana çok iyi geldi. Ruhum dinlendi. Kendimi daha çok sevdim. Ve aslında hayatın o kadar da ciddiye alınmaması gerektiğini ve huzurun gerçekten yaşandığı yerlerin olduğunu fark ettim. Bu benim için müthiş bir kazanç oldu. Kararlar aldım. Hayaller kurdum. Planlar yaptım. Perdenin arka tarafı da var sonuçta. Oralarda dolaştım biraz. Güzeldi her anlamda. Bana güzel duygular ve düşünceler kattı bu ay.

      Bir hafta önce denizde yüzerken şimdi deli gibi yağmur yağıyor. Doğup büyüdüğüm şehrin havasını yadırgıyorum. Pencereden başımı uzatıp temiz bir hava soluyamamak.. Ne garip. Anladım ki ben kalabalıkların insanı değilim. Deniz görmem gerek, gördüğüm denize girebilmem gerek. Doğal bir yaşam hayali kurup geldim. Şehrin kaosunda boş işleri çok ciddiye alarak yaşıyoruz. Bomboş insanları muhatap alarak pirelerin deve oluşunu seyrediyoruz. Bu çok saçma. Ama gündemimiz tam olarak bu. Oysa daha farklı bir hayat mümkün. Bakalım zaman ne gösterecek..

      Aklımda o kadar çok şey var ki.. İcraat henüz olmasa da olur sanıyorum. Hayat hala düzlüğü göstermedi, yokuşlarını tırmanmaya devam ediyorum. En güzel manzaralar en yüksek tepelerin ardındaydı değil mi? Biraz daha yürüyelim bakalım.. Hep birlikte göreceğiz. Zaman sağlık, huzur ve daha çok mutluluk getirsin dilerim. Hepimiz için..




 

28 Eylül 2020 Pazartesi

Çölün Ortasındaki Aqua Park

 

      Hiç yaşadınız mı bilmem, bazen hisleriniz yüksek sesle konuşur. Bağırır adeta onu duymanız için. Aklınız, hislerinizin yalnızca his olduğunun ve bir mantık ilgisinin olmadığının farkındadır. Her şey olması gerektiği gibidir, hayat yolundadır ama hisleriniz hala aynı şeyleri yüksek sesle anlatır. Bunu hiç yaşadınız mı?

      Nasıl tarif etsem..

      Çölün ortasındayım. Kumların ortasında, bu manzaranın bir şaheser olduğu bilinciyle bağdaş kurmuş oturmaktayım. Sonsuz sayıdaki kumlar süzülüyor ellerimden. Parmaklarımla dalgalar çiziyorum yere, sonsuz sayıdaki kumlara sonsuzluk izlerini bırakıyorum ellerimle. Velhasıl oldukça keyifli bir an. Güneş tam tepemde. Aldığım nefes, tüm bu turunculuğun içinde dalgalanan sıcak havadan sıcak bir yudum içmek gibi. Çöl, kum, dalgalanan sıcak hava.. Ve burada, uzaklarda görünen bir serap dahi yok. Tek bir çalı, çalının tutunabileceği bir toprak parçası yok. Çünkü hepsi uçurumdan okyanusa yuvarlanan bir parsel toprak gibi bilinmezliğe karışmış. Etrafta hiçbir şey yok. Barkanlarla dolu bir vaha, bazen kum fırtınaları ve daha çok sıcak hava..

      İç sesim diyor ki, buraya 'Aqua Park' gelecek. Çölün kızgın kumlarının arasına büyük bir havuz yerleşecek. Turuncuların içinde bir mavilik.. Hava sıcak ama su serin. Öyle bir güzellik.

      Hayal değil, hedef değil, istek değil, beklemek değil. Hiçbiri değil. His. Sadece his. Zerre mantığı olmayan, akla bile uymayan, kendi bağımsızlığını kendi ilan etmiş ve topraklarında kimsenin yaşamadığı bir his. Ciddiye alıp dinlemesem de söyleyip duruyor aynı şeyleri. Tanımsız ve tarifsiz.. Mantığım bu sesi ciddiye dahi almıyor. Savaşmıyor duymamak için. Garip..

      Çölün ortasındaki Aqua Park..

      Görebiliyor musunuz hislerimi? Turunculuğun içindeki mavi.. Gariptir ki, ben görebiliyorum. Tabii ki bu sadece bir his. His olduğu için görebiliyorumdur belki. Tanımsız ve tarifsiz.. Nihayetinde zaman neler getirir, neler götürür bilmiyorum. Hislerle savaşılır belki ama zamanla savaşılmaz, bunu biliyorum. Bu yüzden hepimize içinde bulunduğumuz anda huzuru ve sevinci bulmamızı diliyorum.

      Zaman hepimiz için güzel şeyler getirsin..


Görsel alıntıdır.


      

26 Eylül 2020 Cumartesi

Buraya Dikensiz Bir Gül Bıraktım

 

      Asırlar sonra yine geldim. Bu aralar bilgisayardan biraz uzağım. Biraz.. Tamam tamam günlerdir şarjı bile yok. :) Kabloyla uğraşmak dahi istemedim. Hemen küçücük bir özet geçeyim:

      Günler, diğer günlerde olduğu gibi tüm hızıyla geçiyor. Pandemi de aynı seyrinde. Özgürce takılan insanlar keza.. Her şey aynı. Tarih değişiyor olsa da cam fanusumun dışında pek bir şey değişmiyor. Yeni bir gün, yine bir gün..

      Bendeyse durumlar biraz daha farklı. Malum pandemi hayatıma çok şey kattı. Günlerimi tarif etmem gerekirse: Bir şeyler oluyor. Sonra hiçbir şey olmuyor.. Sonra olacakmış gibi oluyor. Ve ardından canım mantığım, ''Boş hayallere kapılmak yerine işine bakar mısın tatlım?'' diyor. Ben de işime bakıyorum. :) Velhasıl neler oluyor ve neler olacak ben de çözemedim. Bir şeylerin olacağı kesin. Kesin bir şey olacak! (Olmadı..) :) Ne olacak bunu zamanla göreceğiz. Zaman.. Hayatımda bazen her şeyi yokuşa sürse de ben yine de zamana inanıyor ve güveniyorum. Olacak olan oluyor, olmayacak olan olmuyor. Bir şeyler oluyor. Şimdi böyle söyleyince aklıma Lale Müldür geldi. Sanırım olan ve olmayanların sadece birer seyircisiyiz. Çok açıklayıcı (!) cümleler kurdum biliyorum ama zaten mevzu sadece benimle ilgili. Bence yeterince açık oldu yani.
İşte günlerimin özeti.. :)

      Bu aralar içimde tarifsiz bir huzur var ve minicik bir heyecan. Ülke pandemi ve ekonomik buhranlarla çalkalanırken nasıl bu heyecanı içimde bulabiliyorum bilmiyorum ama güzel bir his. Kendime, kendim için çizdiğim bir yolda, kenarlara ektiğim minik çiçeklerin büyüyüp serpilmesi, yüzüme gülümsemesi bana güç veriyor. Belki de bu huzurun sebebi, gülümseyen bu çiçeklerde kendimi görebilmemde gizlidir. Her şey olabilir. :)

      Bir diğer mesele..
      Bu hassas bir konu ama yazmak istiyorum. Beni hoş görün. Aslında burada sadece kendim için konuşmuyorum. Kendi üzerimden anlatmayı tercih ediyorum.
      Yıllardır kendimi ruhen eğitmeye çalışıyorum. Kendime bunun için bir dünya kurdum. İçinde her şey olunca kendi kendine yeten bir dünya oldu. Komplike değil neyse ki, içinde kolaylıkla bulabiliyorum kendimi. Bu günlerde bu durumu sorgulamıyorum desem yalan olur. Ben ruhumu törpülemeye çalışıyorum ama hayat böyle değil. İnsanların dili adeta bir parça zehir. Ve ben edebiyatçıyım. Bu zehir belki de bende çoğu zehirden daha kuvvetlidir. Olayın vehametini anlatabiliyorum değil mi? :)

      Bu konuyu biraz açmak istiyorum. Bir nevi pansuman mahiyetinde olsun. İnsan bazen düşüncelerinin gazlı bezlerini değiştirmeli değil mi? Düşüncelerin akıbetini izlemeli. Bu yüzden bunu yazmak istiyorum. Konuya döneyim.
      Yıllardır cidden ruhumu törpülemeye çalışıyorum. Başkalarının eksiklerine ve kusurlarına odaklanmak yerine kendime bakıyorum. Hiçbirimiz mükemmel değiliz ve olamayız. Bu yüzden kimsenin hakkında kötü düşünmemeye, kötü konuşmamaya çalışıyorum. İnsanız ve nefsimiz var.. İçimden bile kötü konuşmamaya gayret ediyorum. Çünkü o cümleleri duyan yalnızca benim. Kelimeler silahlardan daha kuvvetli. Kalbimi kir ve barut ile karartmak yerine güzel düşüncelerin ve cümlelerin tadını çıkarmaya çalışıyorum. Çabalıyorum.

      Benim kalbim kırılmıyor mu? Herkes kalbimi kıramaz benim ama elbet kırılıyor tabii. Kelimelerin gücünü bilen insanlar acımasızca ortaya serpiştirebiliyor en zehirlileri. Dil gerçekten bazen bir ilaç bazen de bir zehir.. Keşke bunu herkes bilse ve dikkat etse değil mi? Bu konuda nefsimle büyük bir cenk halindeyim.

      Şöyle bir düşünelim.. İstesek her insan ya da her olay hakkında, onu yerin dibine sokacak ve bir daha asla çıkarmayacak cümleler kuramaz mıyız? Eleştirecek malzeme yakalayamaz, kusur arasak bulamaz mıyız? Öyle de bir buluruz ki.. Yeter ki niyetlenelim, karşımızdakini kırmaktan çekinmeyelim. Bunu kolaylıkla yapabiliriz. Öyle ince yönlerden ve arka bahçelerden eleştiririz ki karşıda ne kalp kalır ne akıl. İnsan dili cidden zehir. Bunu gerçekten istesek yapabiliriz. İnsanlar aynaya bakmadan, kendi hayatlarını sorgulamadan atıp tutarken bu ihtimali unutuyor maalesef. Ama mühim olan böyle yapmamak tabi.. Kalp kırmamak. Kusur aramak yerine iyiliğe odaklanmak, saygı duymak..

      Hani herkes kendi özelliklerini bilir ya, işte ben de kendi dilimi biliyorum. Kelimelerim birer zehir olabilir. Olmaması için o kadar direniyorum ki.. Kalbimi kıran cümlelerin benimle ilgili değil, söyleyenin içindeki boşluklarla ilgili olduğunu biliyor olsam da, boş konuşmalardan ve düşünmeden ortaya atılan cümlelerden ibaret olduğunu biliyor olsam da bazen ortalığı yakacak kelimeler geçiyor gözümün önünden, tutuyorum kendimi, o kelimelere kapatıyorum gözlerimi. İnsanlar söyledikleri karşısında susanı ya da makul karşılamaya çalışanı saf da zannediyor olabilir. Ben bunu attım ortaya ama o bendeki daha büyük kusuru fark etmiyor ve belki de bilmiyor, diyor olabilir. Belki bu daha farklı bir izlenim bırakıyordur. Söylenilenlerin ya da imaların karşıda bir karşılığı olmadığı zannına kapılıyorlardır. Bu gibi durumlarda zihnimde kopan fırtınaları bir bilseler keşke.. Kelimeleri nasıl tutup çektiğimi bir görseler.. İki kelime ile mevzuyu ebediyete kadar kapatabilecek ve bir daha açılamaz hale getirebilecekken yapmamayı tercih ediyorsam genel anlamda insanlara ve kalplerine verdiğim değerdendir. Biraz da kelimelerin açabileceği yaraları bildiğimden, başkasını acıtmak istemediğimdendir. Yine de kalbimi korumak adına bu tür insanlardan uzaklaştığımı ekleyeyim. Sivri dillerle savaşabilecek gücü yok kalbimin. Kalbim kendini törpülemeye ve hayallerine harcıyor tüm enerjisini. Daha kendi içindeki savaşı kazanabilmiş değil. Olumsuzluklarla yormasın kendini. Canım kalbim..

      Şimdi bunları yazınca ortalık karışmış gibi bir izlenim doğmasın. Hayatım gayet sakin ve kendi hengamesinde sürüp gidiyor. :) Ben kendi dünyamı güzelleştirmek için çabalıyorum. Dışarıda neler oluyor, ilgimi bile çekmiyor. Bu noktaya gelmek büyük emek gerektirdi.. Emek verdim, geldim. Huzur kolay kazanılmıyor. Ummandan huzur adında bir katre yakaladım diyebilirim. Ama daha çalışmalar bitmedi.. :)

      Yukarıdaki düşünceler benim genel gözlemim. İnsanların pek de düşünmeden konuşuyor olmalarına karşı kendimce böyle bir düşünce denizine girdim. Belirttiğim gibi mevzu tam olarak ben de değilim. Herhangi bir sosyal mecraya girin, gönderiler altındaki toplu yorumlara bakın.. Bu bile insanların sevgi dolu cümlelerine (!) dair genel bir izlenim verebilir. Dilleriyle zehir saçan insanların devrindeyiz.. Çok garip. :)

      Oysa bir ihtimal daha var. İnsanlar küçücük iltifatlarla, güzel temennilerle, farklarının farkında olduğunu hissettirdiğin sözlerle o kadar mutlu oluyor ki.. Çok basit bir şey bu ama bunu esirgiyoruz. Küçücük bir güzel dilek. Minicik.. Zor değil. Çiçek açar her yer.. Gül bahçesine döner. Cidden zor değil. Birkaç hoş söz, hissettirilen iyi niyet hangimizin omzuna yük olabilir ki? Hayat cidden çok zor ve kimse aynı noktada başlayıp aynı düzlükte yürümüyor. Biz bari birbirimize kelimelerimizle birer çiçek uzatalım değil mi? Dikenlerini kopararak tabii. Uzattığımız çiçeği almak için bize uzanan elleri kanatmayalım. Yapabiliriz bence. Yaparız değil mi?

      Bu yazıyı artık tamamlayıp uzay boşluğuna bırakıyorum. Kimler okuyacak kestiremesem de okuyanların da benzer düşüncelerin kenarından en az bir kez olsun geçmiş olabileceğini varsayıyorum. (Zaten öyle olmasan şimdi burada olmaz, bu yazı seni sarmaz ve düşüncelerime zaman ayırmazdın. Bambaşka hayatlarda benimle ortak düşünceler taşıyan insanların varlığını bilmek, fikri yalnızlığıma su serpiyor. İyi ki varsın.)

      Sözün özü.. Kendi ellerimizden tutarak, kendi enerjimizden güç bularak nice güzel yolları dolaşmak dileklerimle.. Umarım nefsimizle savaşımızda fazla yorulmadan mutlu, huzurlu, sağlıklı bir hayat yaşarız. Ulaştığımız noktadan geriye dönüp baktığımızda, geçip giden yıllara tatlı bir tebessüm bırakırız. Güzel bakıp güzel gördüğümüz ve güzel kelimeler duyduğumuz nice güzel, çiçek gibi günlere..

Selam ve sevgilerimle.. :)




2 Eylül 2020 Çarşamba

Kurallar Kime?


      Saat 01.42
      Düşünceler deryasında dalgaları saymak adına mantıklı bir saat gibi.

      Tüm dünyada, etik kuralların bir avuç insan için yaratıldığını düşünüyorum. Gecenin fikri bu. Her konuda tüm dünyanın önceliği ahlakken asla ama asla bu kurala göre yaşayan yok. Herkesin dilinde olan insan ahlakı, iş ahlakı vs vs ahlakı tamamen laf. Gerçekten laf. Hoş benim hala şaşırıyor olmam bu dünyada yaşamıyor olmamın bir kanıtı da neyse. Anlayamıyorum..

      Herkes çok doğru, herkes çok iyi, ahlak abidesi insanların her biri.. Perdeler açıldığında ise düşüyor maskeler. Çok çok garip. İnsanlara güvenimin 0 noktasına ulaşmasına zerreler kalmışken düşünmek istedim. Bir avuçtan öteye geçemeyen insanlar doğruluğun ödülünü almak yerine bedelini ödüyor olabilir mi? Bu da ayrı mesele tabii..

      Herkesin her konuda çok ahlaklı olduğu bir zamanda bu kadar ahlaksızlık kimden? Ve neden..Bu bir soru değil. Belki de yanlış olan o bir avuç insan taneleridir. Bilemiyorum ama böyle olduğunu düşünüyorum. Aynı dünyada değiliz. Zaman ne gösterir bilinmez tabii ama garip ya.

      Bu yazı burada dursun.

23 Ağustos 2020 Pazar

His Bulutu


      Yapması gereken çok şey olup hiçbir şey yapamayanlar online mı?
Neyse ki ben sizler adına da buradayım. :) Uzun zaman oldu değil mi? Bir yanım yaz dedi bir yanım sadece oku. Ben de hem okudum hem de bendirimle zaman geçirdim. Yazdığım da oldu. Ama buraya  değil. :)
      Bir minik karantina atlattık bu dönemde. Şimdilik kazasız belasız ilerliyoruz ama yarınlar sürprizlerle dolu malum.. Neler olacak bilmiyoruz. Ülkece kendi canımızdan da büyüklerimizin canından da geçmiş halde sokaklardayız. Virüsü uzay boşluğuna fırlatmış edasıyla büyük bir rahatlığın pençesinde takıldık. Ekonomi, gündem ruhumu yıpratan tek şey. Umudum az olmakla birlikte her şeyin değişeceğine ve daha güçlü bir hale dönüşeceğine inanmayı tercih ediyorum. Bu zaman zarfında da kendimi iyi ve mutlu hissettiğim durumlara odaklanıyorum. Kendimizi ruhen sarmamız, bazen kendi ellerimizden tutmamız gerek. Güçlü duvarlara sahipseniz şanslısınız.
      Planlarım var, hedeflerim var ama..
Bir cümlede ama varsa önceki cümlenin hükmü yoktu değil mi? Tamam tamam.. :) Kendi cevabımı kendim veriyorum böyle. Evet planlarım var ve hedeflerim var ancak bu aralar toparlayamıyorum aklımda. Biliyorum ki ben onu muhakkak halledeceğim. Çünkü karar verdim. Bana mantıklı geldiyse ben onun peşinden giderim. Gönül ister ki sistemli bir çalışma ile sürüp gitsin her şey. Daha kolay ilerlesin. Her şey gönlün istemesiyle olmuyor tabii, keşke olsa, ah bir olsa..  Bir şeylere uzaklaştıkça  gözde büyüyor ve büyüdükçe daha da uzaklaşılıyor ya tam da öyle bir haldeyim.. Garip ama böyle. Ya da bu aralar böyle.. Sağlık olsun.. :) Su akar ve nasılsa yolunu bulur. İnanıyorum.

      Bu aralar içimde  bir his var. Adı ve tarifi yok. Böyle garip bir his. Aslında sebebi de yok. Neden bilmiyorum. Bu his bulutunun etrafımı sardığını hissediyorum. Sakinlik verdiğini.. Nihayetinde his, belki de ben öyle zannediyorum. Olamaz mı? :) Olur öyle şeyler. Mantıklı bir açıklama bulamadığım için böyle yorumluyor da olabilirim. :) Bu hissin hissettirdikleri de sanırım şöyle: Zaman  aksın, sen yoluna devam et. Olurlar da olmazlar da senden bağımsız nasılsa. Yaşanacak olanlar zaten yaşanacak.  Sen sadece devam et. Yürü ama etrafa bakmadan yürü. Neler oluyor neler olmuyor demeden yürü. Bir şeyler değişecek..

      Velhasıl günler böyle geçiyor. Bir yerlere akıyor zaman. Nereye aktığını bilmiyor ve artık sorgulamıyorum. Kendime odaklanmış durumdayım. Daha iyi hissetmek için duygularımı ve düşüncelerimi sorguluyorum. Bir şeylerin değişmesi gerekiyor bu dünyada. Ben de o uzun zincirin bir halkası olarak kendimden başlamayı tercih ediyorum. Ve biliyorum ki her şey sevgi, iyi niyet ve hoşgörü ile güzelleşecek. En sağlam değişim böylelikle gerçekleşecek. Gündüzleri bulutlara, geceleri yıldızlara, aya ve doğanın kalbindeki çiçeklere, ağaçlara, kuşlara hayranlıkla, arındırıyorum kalbimi.. Her şeye kocaman bir OLSUN diyerek yolumu çiçeklendirmeye çalışıyorum. Bu da işte böyle bir çaba.. :)

      Günler sağlık, huzur ve sevgiyle dolsun.
      Herkes çok mutlu olsun. :)

Bulutlar böyleyken kalbim pır pır eder. :)


5 Temmuz 2020 Pazar

Dolunay Söylencesi



      Yine bir gece vakti..
      Gecenin manzarası, dolunay. Öyle güzel ki.. Uyuyanlar neler kaçırdığını bilmiyor. Hayran hayran bakıyorum göğe. Sanki gökte kocaman bir inci asılmış gibi. Işık saçıyor. Tek başına. Gürül gürül akan bir ışık hüzmesiyle gücünü ispatlarcasına. Kalbi hiç kırılmazmış gibi. Hiç yargılanmazmış gibi. Dolunay..

       Gecenin başlı başına bir saygınlığı olduğuna inananlardanım. Gündüzden daha farklı. Daha başka ve belki de daha anlamlı. Geceye şer yüklemek ya da gece uyumamaya farklı anlamlar yüklemek bana anlamsız geliyor. Gecenin verdiği ilhamı hangi zaman dilimi verebilir ki? Bu sessizliği ve derinliği hangi aralıkta bulabiliriz? Gecenin kıymeti baki..

       Kalbimde diri tutmaya çalıştığım bir çiçek var. Minicik. Beyaz ve sarı arasında bir renkte ve henüz 4 yapraklı. Büyüyecek mi bilmiyorum bu çiçek. Toprağını beğenecek mi, büyütebilecek miyim bilmiyorum. Aslında onu beslemek için ne yapmam gerektiğini de fazla bilmiyorum ama gözümle seviyorum onu. Umarım susuz bırakmam. Yetersizce sulamam. Çünkü bir çiçeğe ihtiyacım var. Yolumdaki papatyaları yolanlar o güzelliği benden esirgedi. Kalbimdeki bu çiçeğe sarılıyorum şimdi. Umarım mis gibi kokan güzel bir çiçek olur..

      Günler bazen dingin bazen dopdolu geçerken akan zaman nerede bilemiyorum. Bildiğim tek şey insanın her nereye giderse gitsin, hangi yokuştan inerse insin önce kendine sarılması ve önce kendini koruması. Sevebilecek bir kalple yaşamak gerek. Akıp giden zamanı sevgiyle uğurlaması gerek. Düşeceğiz, kalkacağız, bazen uzattığımız güllerin dikenleri batırıldığından kanayacağız ama asla kimseyi kanatmayacağız. Hep gül uzatacağız. Hep güzel bakacağız. İyilik dileyip iyilik bulacağız. Zor değil. Başarırız..

      Yine bir gece vakti, dolunaya serdim kalbimi..
      Kurudu. Toplamam gerekli.
      Sağlık, huzur ve en önemlisi sevgi dolu günler diliyor, dolunay söylencesini burada bitiriyorum. 🌕


Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...