10 Mart 2020 Salı

Kalbin Zırhı



      İnsanız..
      Hatalarımızla, yanlışlarımızla, iyiliğimizle, kötülüğümüzle, hayallerimizle hepimiz ayrı dünyalarız. Hassas olduğumuz zamanlar, kaş yaparken göz çıkardığımız durumlar pek tabii olabilir. Baktığımız ancak göremediğimiz, duyduğumuz ancak dinleyemediğimiz anlar da olabilir. İnsanız, aklımız bambaşka diyarları seyre dalmış olabilir. Bunlar elbette hoşgörüyle karşılanabilir. Bize ayrılan sabır kredisini zerresine kadar kullanmadıysak tabii..


      Şahsım adına konuşmam gerekirse insanlara genellikle olumlu yaklaşırım. Hal ve hareketlerinde kusur, kılık kıyafetinde eksiklik, kalbinde merhametsizlik aramam kesinlikle. Her insan hayata aynı çizgiden başlamaz, eşit imkanlara sahip olmaz. Bir de zaman her şeyi ayrıntılarıyla gösterir. İnsan bazen seçtiği kişidir. Buna inanırım. Saygı duyarım insanlara en başında. Sonra zaman bu saygıyı azaltır ya da arttırır nasılsa. Arasam onlarca kusur bulabilirim her insanda. Çünkü kusursuz değiliz hiçbirimiz. Öyle zannediyorsak yanılanlardan biriyiz. Yüzüne vurmam gördüğüm hataları bu yüzden, laf sokmam, kabuklarını kanatmam bile bile. Çünkü kalbi var ve kırılabilir. Üç günlük dünya sonuçta. Saygı duyduğum, farkında olmadan yaptığı hatalarını görmezden geldiğim insanlardan da aynı saygıyı isterim. Sınırları korumayı, ölçülü olmayı ve merhameti korumayı beklerim. Bunlarla pekişir işte dostluklar. İyi niyet daima kazanır! Ben bunu bilir bunu söylerim.

      Bir diğer yandan zaman geçiyor ve tahammül sınırlarımız azalıyor. Bunu görmezden gelemeyeceğim. İnsanlara belirli krediler ayırmak gerekiyor. Dört bir yanımızın problemle dolduğu bu hayatı biraz olsun çekilebilir kılmak adına bir şeyler yapmak gerekiyor sanırım. Çizgilerimizden verdiğimiz tavizler yenilerini doğuruyor. Birilerinin hatalarını affetmek bazen ona yeniden bunu yeniden yapma hakkı veriyormuş gibi bir izlenim uyandırabiliyor. Hayat artık öyle zor ki..
Bence sınırları gözden geçirmek gerekli.

      Yalnızca size değil, başka insanlara olan ithamlarına dikkat etmeyen insanları listelemeye başlayın. Saygı sınırlarını zorlayanları, kendini bir dünya markası sananları, kendi kusurlarından bihaber yaşayıp etrafındakileri böcek sayanları... Her şeyin günden güne zorlaştığı bu hayatta filtreleri arttırmak gerekiyor sanırım. Kötü enerjiden kaçmaya başlamam bundandır. Yalan, kurnazlık, fırsatçılık, saygısızlık gibi vasıflar nihayetinde kazandırmış olsa da birilerine, o birileri benden uzak Allah'a yakındır. Kendimi koruma çabalarım bunlar. Hassas kalbime sahip çıkmam, kalbimi zırhlamam lazım.

      Söz meclisten dışarıdır elbet. Herkes kendini en iyi bilendir. Hayatınızdakileri de size ve çevresine olan tutumundan az çok tanıyor olabilirsiniz. Ben meşaleyi yaktım, ateşi koruyun! En başta kendimiz saygımıza, sevgimize, merhametimize, çabamıza önem verelim gerisi de bir şekilde yolunu bulur diyor, huzur ve sağlık dolu günler diliyorum.
      

23 Şubat 2020 Pazar

Değişip Dönüşenler



      Yine bir akşam vakti..

      Garip bir zaman döngüsünün içinde geçiyor günlerim. Her şey benim dışımda gelişiyor gibi. İyi veya kötü.. Değişiyor her şey. Çok şükür.. Çok çok şükür içimde bir huzur hali var. Aslında hayatımda değişen bir şey yok ama sakinlik, dinginlik ve huzur üçlüsü içindeyim. Zor gelmiyor hiçbir şey çünkü günler ve haftalar bitecek. Tutamadığım zamanın gücüne sığınıyor olabilirim. Nasılsa her şey geçecek..

      Bu aralar sorguladığım tek şey zaman değil. Vicdanımı ve kalbimi dinliyorum bol bol. Kendim için istediğimi başkaları için de istiyorum. Başkalarının başarısı, mutlu haberleriyle şükür ki ben de mutlu olabiliyorum. Bu hiç kolay bir şey değil. O yüzden hep böyle olsun diliyorum.

    Bir yolda yürüyor gibi hissediyorum bazen. Kalabalık bir yol. Ama sadece yürüyorum. Etrafımda neler oluyor, hakkımda kim ne düşünüyor, kim iyi bir gözle kim kötü bir düşünceyle bakıyor bilmeden yürüyorum. İnsanların birbirine dair planları neler, dönen dümenler kimleri etkiler incelemiyorum. Bilmek ilgimi çekmiyor. Sadece yürüyorum. Yol güzel, bu yeter.

     Neden bilmiyorum yazmak çok zor geliyor bir süredir. Cidden düşüncelerimi anlatasım, kendimi izah edesim gelmiyor. Sıkılıyorum. Ayrıntılarla boğuşmak yerine herkes için güzel şeyler olmasını ve dünyanın daha iyi insanlarla dolmasını umut ediyorum.

     Her şey değişir. Değişenler güzelliklere dönüşür. Ve her kalp nihayetinde niyeti gibi bir yer bulur. Buna inanıyor, güzel günler diliyorum.

16 Şubat 2020 Pazar

Kurutulmuş Düşünceler



      Yine bir akşam vakti güneşe serdim düşüncelerimi. Sermeden kurumuyor malum. Kurutup kalbimin raflarına kaldırmam gerek. Bundan sonra yazılarımın linkini herhangi bir yerde paylaşmama kararı aldım. Estiği an burada böyle yazacağım. Belki bir gün düzenli yazarım, günlere böler paylaşırım. Denk gelen okur. Belki denk gelen kendinden bir parça bulur. Fikri bir karşılaşma olur. Çünkü neden olmasın? :)

      Bu aralar şöyle bir turluyorum dünyayı. İnsanlar ne alemde anlamaya çalışıyorum. Görüyorum ki şu sıralar çok fazla fikir ve ekol var. Hangisine kapılsak, hangisinde kendimizi bulsak bilemiyoruz. Minimalist olsak olmuyor, modaya uysak dolmuyor derken günler bir arayışla geçip gidiyor. Günden güne doğru bilinen her şey değişiyor. Gençlikte her yeni güne yeni bir şok hali. Münzevi kalpler dahi saklandığı yerde bulunmamaktan yorgun düşmüş sanki. Zaman böyle garip bir yoldan geçiyor şimdi. 

      Esip giden bu fırtınalardan edindiğim bir şey var ki, şu hayatta hiç ama hiçbir kimseye yaranamayacağımız gerçeği. Bak canım; ne yaparsan yap, her ne geliyorsa aklına, asla ama asla iyi niyetin tam manasıyla karşılık bulmayacak. 1000 tane iyilik yap, yapmadığın 1001. iyilik sorulacak. İnsanoğlu böyle. O yüzden sana kötü enerji veren her şeyden kaç. Uzak dur demiyorum. Uzak dursan da onlar seni bir şekilde buluyor. Kaç. Net. Esip giden bu fırtınanın neresinden tutarsan tut, nihai sonda seni bir köşeye fırlatacak. O yüzden en doğrusu her zaman kendin olmak. Kendi isteklerinle yeni bir güne başlayıp iç huzuruyla günü sonlandırmak. Belki biraz da çok düşünmeyip olayları çok kurcalamamak. Denenebilir gibi..

      Bu aralar günler biraz da boşvermişlikle geçiyor. Belki bilirsiniz, eskiden bir şey beklerdim. Sonra vazgeçtim. Neyi bekliyordum bilmiyorum ama sanki bir şeyler olacak gibiydi. Aslında çok şey oldu ama hiçbiri aradığım güç ve etkide değildi. Hayatım drama o kadar alışmış ki daha büyük olaylar bekliyordum sanırım. O günler de geçti. Artık ne olursa olsun modundayım. Vazgeçmek mi denir, büyümek mi denir bilemiyorum ama böyle. Ait olmadığım bir hayatta yaşar gibi hissederdim kendimi. Şimdi hiçbir şey hissetmiyorum. Bu daha mı iyi bilemedim şimdi. :)

      Başkalarının hayatlarına dair birçok şeyi tahmin edip gidişatı az çok kestirebilirken kendime karşı karanlık bir oda gibiyim. Sesime yankı dahi bulamıyorum kendimde. Neler olacağını asla tahmin edemiyorum. Yolumun üzerinde tek bir sokak lambası dahi yok ve ben durmadan yürüyorum. Işık da aramıyorum aslında. Serin bir akşam yürüyüşü gibi. Huzur verici. Sanırım gerçekten huzurluyum çünkü düşünmüyor, sorgulamıyorum. Oysa hayatımın beş yıllık kalkınma planını yapmadan rahat edemezdim. Demek ki her şey insanlar için..

      Velhasıl durumlar böyle. Artık canım ne isterse, öyle. Kendimi görmüyorum. Gözden ırak olan misali aynaya bakmam gerekli. İstediğim zaman tabii. Kalbimin çok uzak bir köşesinden bir ses güzel şeyler olacak diyor. Bir beklenti değil. His gibi. Umarım herkes için çok güzel şeyler olur. Kalpler huzurla uyur. Ve kurutulmuş düşünceler tek tek raflara konur, bu yazı burada son bulur! :)
Güzel günlere..


                                      
Görsel alıntıdır.

7 Şubat 2020 Cuma

Zamandan Öğrendiklerim



      Zamandan öğrendiğim bazı şeyler var. Bunlardan biri günün konusu olsun şimdi.
Ne yaparsanız yapın, karşınızdakinin anladığı kadardır tüm eylemleriniz. İyi veya kötü. Peki bu sizi, niyetinizi, düşüncelerinizi ve hayata bakışınızı değiştirebilir mi? Değiştiremez pek tabii.

      Güzel bak ve güzel gör mottosuyla geçen günler, aylar ve hatta yıllarla birlikte öğrendiğim bir diğer şey: görmemek ve duymamak. Doğru bildiğiniz ve iyi niyetinizle yürüdüğünüz bütün yollar en nihayetinde güzelliklere çıkar. Ben iyi niyetin daima kazanacağına inananlardanım. Yollar engebeli olabilir, yorabilir, düştükçe dizlerinizi ve ellerinizi kanatabilir ancak yine de yürünmesi ve yeni şeyler öğretmesi gerekir. Nasıl anlaşıldığınız belirleyici değil, yalnızca bir süreçtir. Her şey değişir..

      Birilerinin hakkınızda çok güzel şeyler düşünüyor olması, bunu duyarsanız sizi mutlu edebilir bir süre. Ancak siz yine de 'siz' olmaya devam edersiniz. Yolunuz da iziniz de bellidir. Tam tersi ihtimaliyle birilerinin hakkınızda asla olmadığınız bir kişiymiş izlenimiyle konuşması, hakkınızdaki olumsuz yorumları kulağınıza geldiği takdirde kırabilir kalbinizi ama bunlar sizin meseleniz değil pek tabii. Düşünenlerin düşüncesi. Birinin sizi görmek dahi istememesi, niyetinizi yanlış değerlendirmesi yalnızca onun problemi. Değil mi? Bence kimseyi görmek dahi istemeyecek kadar kalbinizde büyütmeyin. İnsan nihayetinde, niyetler de değişir.

      Hayat gerçekten kısa. Yollar bazen yokuş ve çok yorucu. Tüm bu zorluğun üzerine daha da zorlamamak üzere sevelim, sayalım birbirimizi. Başkalarının mutluluğuyla mutlu olup, başkalarının hakkında içimizden dahi olsa kötü düşünmemek için direnelim. Başkaları için de iyilik ve güzellik dileyelim. Şaşırtalım nefsimizi. Dünya hiçbirimize kalmayacak değil mi? Bu yüzden bunca olumsuzluğa rağmen güzelliklere ve iyi niyete sığınıyor, yarınların hepimize huzur ve daha çok mutluluk getirmesini diliyorum. İyi niyetiniz ve iyi enerjiniz daim olsun ve niyetinizi doğru anlayanlarınız çok olsun.



Blog boşluğuna bıraktığım yazılardan biri de bu olsun.
Farklı hayatlar aynı yollar..
Yollar güzelliklerle dolu olsun.

1 Şubat 2020 Cumartesi

En Büyük Kale: AİLE



      Mutluluk paylaştıkça mı çoğalır? Yapılan iyi işler ve verilen emekler takdir edildiğinde mi anlam kazanır? Mutluluk sevdiklerimizle mi vardır? Hayatımızı anlamlı kılan sevdiklerimizin varlığı mıdır?

      Yoldayım. Karşımda iki teyze gözlerinden inciler dökerek bunun üzerine konuştu az önce. “ Mutlu olduğumuz anları annemize babamıza anlatırız onlar da mutlu olsun diye. Yaptığımız şeyleri onayladıklarında, beğendiklerinde nasıl mutlu oluruz değil mi? Sevdiklerimizin etrafımızda olması bizi de mutlu eder bu sebeple.” dedi bir tanesi. Sonra diğeri, “ Sen en azından bunu yaşamışsın bak, ben onları hiç tanımadım. Şimdiyse torunlarımızı gördükçe mutlu oluyoruz, onların neşesiyle hayat buluyoruz “ dedi. Dökülmeye devam ederken inciler, düşündüm ben de. Mutluluk aslında ne?

      Aile deyince akan sular duruyor. Bu kimisi için bir kale kimisi içinse içi doldurulamayacak bir boşluk. Bir yara, bir sızı. Hangisi denirse..
Güven, huzur, sevgi dolu bu kale, insana bir cesaret ve sığınacak bir alan veriyor. Mutlu ediyor, hastayken üzeri örtülüyor, zor durumda uzanan bir el oluyor işte bu sıcak kale. Sonra bu kale kendi içinden yeni kaleler doğuruyor. Çocuklar büyüyor, yeni kaleler kuruluyor. Birbirine görünmez iplerle bağlı onlarca aile. Başarılar, heyecanlar, düğünler, bayramlar derken aynı duygular dolaşıyor farklı kalelerde. Önemi bir kere daha anlaşılıyor böylece.

      İnsan, elindekinin kıymetini yalnızca kaybettiğinde anlayan bir canlı. Ayrılıkların ve küslüklerin ardından yapılan iyiliklerin ve iyi anların hatırlanması da bundan sebeptir belki. Kaybedilen hep kıymetli. Oysa ellerimizdeki altın ve inciler ne kadar sıradan değil mi? Onların hepsi bir başkasının tanıyamadım dediği imkansız hayali.

      Hassas bir konu. Biliyorum.  Aile herkes için hassas bir nokta. Belki değerini bilemediğimiz belki de hiç tanıyamadığımız bir yuva. Yaş aldıkça değerini öğrendiğimiz ve mutluluğu paylaşacak kimsemiz kalmadığında önemini fark ettiğimiz bu kale, herkese sığınak olsun dilerim.
Ben şimdi evime geldim.
Aileme. Kaleme..
Düşünmeye devam. Selametle..


19 Ocak 2020 Pazar

Cevabını Kimsenin Bilemeyeceği Sorular



      Herkesin kuyusu kendine derin. Ve herkesin anlatamadıkları ya da anlayamadıkları var. Hepimizin.. Çünkü insanız. Kalabalıklar içinde yaşayan insanlar olarak bazen o kalabalığın içinde öyle yalnızız ki.. Yapayalnız.. Kimsenin elemini kederini sorgulayamayız. Anlam veremesek de acısına, basit bir meseleymiş gibi davranamayız. Tıpkı küçük sevinçlerini ya da ufacık hayallerini gerçekleştirdiğindeki sevinci basitleştiremeyeceğimiz gibi.

      Başkalarının mutluluğuyla mutlu olur musunuz? Sizin hayalini kurduğunuz bir meseleye bir başkası şans eseri hemen kavuştuğunda, gülümseyebilir misiniz onun adına? Sadece soruyorum. Cevabını sizden başka hiç kimse bilmeyecek nasılsa.

      Kalabalıklardan bahsetmiştim. O kalabalıklar, tam bağımsız yüzlerce dünyadan oluşuyor aslında. Belki bir uyduya bağlı ancak özünde özgür. Hüznüyle, neşesiyle, hayalleriyle, düşünceleriyle herkes birbirinin aynısı ve bir o kadar da farklısı. Garip değil mi? Her birini kendimizce yorumlayabilir, bazen altını bazense üstünü çizebiliriz. O kötü, diğeri iyi, öteki onursuz, beriki doyumsuz.. Zor değil. Her insanı kolayca yaftalayabiliriz. İyi bir enerji almadıysak yandı hepsi.

      Şimdi bir şeyleri kendimiz için düşünelim..
      Bazı insanların bizi çok sevdiğini, neşemizle neşelendiğini, bize güvendiğini, koruyup kollamak istediğini, sorun olarak gördüğümüz meselelere yeni bir pencere açmak için çabaladığını, samimiyetimize inandığını ve gerçekten değer verdiğini hissediyoruz. Ancak bu sevgiyi nasıl kazandığımızı bilemiyoruz. Sonra bir başkasının bize nefret dolu bakışını ya da peşimizden atıp yakalayamadıklarına şahit oluyoruz. Bu,onu da anlamlandıramıyoruz. Ortak bir paydamız yokken, kimse kimseyi gerçekten tanımamışken bu nefret neden? İyi biri miyim ben şimdi? Kötülüğün abidesi mi? Hangisi? Ya da iyi bir insan olmak nedir? Bunun bir tanımı olabilir mi?


      Bu ve bunun gibi düşüncelerle geçiyor günler. Önce kendimde arıyorum hatayı, kendimde bulmaya çalışıyorum kusuru. Hayattan öğreneceğim çok şey var. Biliyorum. Bir gün güller açacak, bülbüller şakıyacak bunu da biliyorum. Her yeni gün güzellikler getirsin. Yarın çok güzel şeyler olsun hepimiz için..


16 Ocak 2020 Perşembe

Yazma Oku ve Konuşma Dinle



        Bu aralar..
        Zaman hızla akıp gidiyor. Hangi ara gün doğuyor, gün geceye ne zaman kavuşuyor, akıp giden zamanı yakalayamıyorum. Bir su gibi.. Zaptı zor.
        Bir diğer yandan anlatacak çok mesele, bu meseleleri izah edebilecek tek bir kelime yok. Bu aralar yazmak istemiyorum nedense. Bazen olur böyle..
        Zaman çok ilginç bir olay. Akıbeti kestiremiyorsun. Yaşanan en ufak bir olay dahi insanı eritirken diğer yandan güçlendiriyor. Olacak olan bir şekilde oluyor. Anlatamıyor, anlayamıyorsun. Yalnızca bir nehir gibi akıp geçen zamanı uzaklardan sessizce izliyorsun. Gürül gürül akan zaman nehrinin huzur veren sesi, bir nevi terapi.
         Olmazlar oluyor, imkansızlar mümküne dönüşüyor. Yaşayarak öğreniyorum tek tek. Bu zamanlar konuşma değil dinleme, yazma değil okuma zamanı. Bir süre daha böyle.
         Kalbimiz gibi günlere..






Bu yazıyı blog derinliklerinde bırakıyorum.
Denk gelip okursanız bunu okuyan birkaç kişiden birisiniz demektir.
Sevgiler.

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...