25 Haziran 2018 Pazartesi

Okumuyorsanız Hiç Tartışmayalım





           Oku oku oku oku oku...

         Dinle dinle dinle dinle..

         Konuş.









                                             Görsel alıntıdır.

23 Haziran 2018 Cumartesi

Sessizliğin Müsebbibi




         Geriye dönüp şöyle bir baktığımda, kendimi hep bir şeylere atlarken buldum. Gerçekten bu atlamaktı. Bir olay varsa sözcüsü bendim, alakam dahi olmasa da haklıyı savunan bendim. Müzik hocamız yoktu bir dönem koro şefiydim kendi korom vardı cidden, bacak kadar boyumla iyi şeyler çıkardı ortaya hatta mahallede teyzeler durdurur öper öyle geçerdim. Küçük bir şöhretim vardı yani.. :) Güzeldi.. Belki bana gaz veren de buydu. Ben gerçekten bir şeyler yapabiliyorum hissi. Başarabiliyorum fikri.. Ve ayrıca sınıfça bir plan varsa bunu hocaya söyleyen de bendim. Kabak benim başıma patlardı genelde ama sorun değildi. Tartışmalarda, emanetlerde önce akla ben gelirdim. Sonuçta ortada haklı ve haksızlar vardı ve bir de haklı gibi görünen vicdansızlar.. Ben haklıyı savunmalıydım. Pişman değilim.
     
         Yıllar geçti.. Büyüdük.. Çıkarlar işin içine girmeye başladı, ergen tripleri başladı, not uğruna susmaları, beni öne atıp sonra kendilerinin kaybolmaları gerekti bilemiyorum. Ben hala aynı mantıkla yaşam mücadelesi vermeye çalışıyordum. En saçma olaylar bile '' Hadi sen yaparsın, sen halledersin..'' ile bana kalıyordu. Hayır diyememek yormuştu beni. Zaman biraz daha geçti, beni öne atıp arkamda bekleyenler yavaş yavaş azalmaya başladı. Karar verilen bir konu var ve herkes hemfikir ama iş ciddiyete gelince çözülmeye başladı tüm iplik. Baktım yoklar. Ben onlar için bir şeyler yapmaya çalışırken, ben onların isteklerini yerine getirmeye uğraşırken, kimse kalmazdı etrafımda. Okullar değiştirdim, çok farklı arkadaşlar edindim. Zaman bana bunu gösterdi. En sonunda dedim, yorma kendini..

          Şimdi yine bir haksızlık varsa olayın içinde buluyorum bazen kendimi. Ne ara ben dahil oluyorum bazen kavrayamıyorum bile ama olur böyle şeyler diyorum. Büyük bir aşama kaydettim, artık susuyorum ve hatta dinlemiyorum bile. En azından kırılmıyor insan. Hevesi kaçmıyor iyilik yapmaya ya da birileri için uğraşmaya..

         Bazen diyorum, şu hayat beni bile susturduysa, beni bile vazgeçirdiyse her şeyden, başkalarına neler yapmıştır.. Kimlere ne haksızlıklar yapılmıştır. Hayat.. Hayat deyip geçiyorum işte böyle. Tüm vazgeçişlerin bir sebebi, sessizliğin de bir müsebbibi vardır.

        Anladım ki aslında kimse kimseye yaranamaz, hatta kendine bile. En iyisi içinden geleni yapmak, bırakın sevmesinler sizi, bırakın peşinizden konuşup yüzünüze gülenler, o gülüşü de esirgesin. Ne kaybedersiniz?

         Velhasıl durumlar böyle. Kendi denizimde, kendi yelkenimle yaşamaya devam ediyorum. Saçma bulanlar olsa da kendi kendime yazıyorum öyle, bu bir tercihti.. Sessiz ve sakin bir hayat işte. Daha ne? Bazen olaylar çekiyor içim, derinlerde bir yerlerde karmaşa var çünkü bu yüzden normal karşılıyorum bu isteğimi.. En nihayetinde boşverdim..

Yarınlar güzel olsun, umut ve huzur dolu olsun diyor ve kapanışı yapıyorum.

Not 1: Bugün Tanpınar'ın doğum günü. Onu seviniz ve bol bol okuyunuz, çok başka biri..

Not 2: Oy vermeyi de unutmayın. Daha güzel bir ülke için, huzur için, barış ve kardeşlik için..

Selametle..

22 Haziran 2018 Cuma

Üç Sene Evvel




     Şu sıralar insan psikolojisi, insanların öncelikle kendi hayatına ve genel anlamda durumlara bakış açısı ilgimi çekiyor. Dünya saçmalıklar silsilesiyle dolu, ülkenin hali almış başını gidiyor. Çıkan haberlere, kaçırılan çocuklara, işkence gören hayvanlara, savaşlara, yanlış olan her ne varsa tahammülümüz kalmadı, dolduk taştık. İşte tüm bu kaosta insanlar zihinlerinde ne yaşıyor merak ediyorum.

     Dün bir soru sordum İnstagram hesabımdan. Soru şuydu: '' Bundan tam üç sene evvel hayal ettiğin yerde misin? ''
     
     Ben dahil biri de çıkıp demedi ki, evet çok şükür tam olarak o yerdeyim. Hayalimi yaşıyorum ya da en azından yaklaştım, az kaldı. Yok.. Herkes derbeder.. Umuda sarılanlar var, dualar edip Allah'a sığınanlar, iç sesini bastıranlar, olumlu bakmaya çalışanlar var. Ve bir de sessiz kalanlar..
     
     Bazen susarak da anlaşabiliriz. Anlıyorum. Biliyorum. Hissediyorum.. Hayat kolay değil, belki de zorlaştıran biz insanlardır bilemiyorum. Çok yönlü düşünülebilecek bir konu bu.

     Yarınlar sürprizlerle dolu. İyi veya kötü açılacak o pandora kutusu. Bu durumu düşünmeye devam edeceğim. Aklımda sürekli '' Bir şey yapmalı! '' şarkısı.. Hayırlısı..

21 Haziran 2018 Perşembe

Hayaller Hayal Olur




        Hayat çok garip..

        Bazen çok da önemsemediğin her ne varsa anında ayağına kadar gelirken, peşinde koştuğun şeylere asla ulaşamazsın. El götürür, yel götürür, sel götürür ama asla o isteğine ulaşamazsın. Bazen uzaklardan bir serap gibi görürsün onu. Az kaldı sabret dersin.. Ama yok.. Hayaller hayal olur..

        Toplarsın kendini, yeni bir hayal kurarsın. Sen neyin peşinde koşuyorsan, alakan olmayanlar elindedir. Zaman geçer, hem de çok hızlı geçer ama artık zamanın peşinden de koşmaktan vazgeçmiş, akışa bırakmaya karar vermişsindir. Hayat bizle dalga geçiyor herhalde diyerek, yoluna devam edersin. Sonra hayal kurmaktan vazgeçersin, üstünü örtersin düşlerinin. Biir bakmışsın hayatın sahnesindesin. Ne oluyor demeye kalmadan, bambaşka bir alemdesin.

        Hayat gerçekten çok garip..

        Neye sığınmalı, neyi istemeli, ne için hayal kurmalı, nelerden vazgeçmeli.. İnsan bunu bilemiyor. Yarınlar ne getirecek, ne götürecek hiç kimse kestiremiyor. Düşün dur.. Ya da çok düşünme, hayaller hayal olur..

         

20 Haziran 2018 Çarşamba

Mutluluk Zebanileri



        Mutluluk..
        
        Üzerine söylenmiş milyonlarca söz, yazılmış trilyonlarca yazı var. İnsanlığın yegane arzusu, duaların baş tacı.. Yanlış mıyım?

         Az önce İnstagram'da bir yazı okudum. Yazı isyan doluydu. İsyan ve bezmişlik. Profili incelediğimde karşımda sadece mutlu bir aile tablosu vardı. Gezilen görülen yerler, mutlu bir çift ve mutlu bir çocuk. İdeal aile tablosu yani.. O zaman bu isyan nedendi? Sorun neydi? Bir çok insanın hayali olan mutluluğu yakalamış bir aile neyden bezmişti?
         
         Kıskançlık...

         Kıskançlık deyince ufak tefek sanmayın sülale karışmış resmen. Mutluluk zebanileri iş başında. Alenen kamuoyu duyuru yapılmış o hesapta. Kimsenin hayatı beni ilgilendirmiyor açıkçası ama insanların psikolojisi ilgimi çekiyor. İnsanlar neden ulaşamadığı mutlulukları kıskanır? Haydi kıskandın tamam, insansın nefsin var.. Peki sana ait olmayan o ütopyayı bozmaya ne hakkın var? Konuyu alenen anlatmaya gerek yok fakat özetle bu. İşin kötüsü bu ve bunun gibi örnekler sayıca fazla. Oturdum düşündüm..
         
         Aslında hayatımız engebelerle dolu. Bazen çukurda, bazen düzlükte, bazen zirvelerdeyiz.. Tüm yollar insanlar için. Hepsini gösteriyor hayat. Başka yol kalmadığında insan çukurda bulabiliyor kendini.. Bakıyorsun ki etrafında kimse yok. Aslında varlar bir halka halinde çevreni sarmışlar ama uzaklardan eleştiri bombardımanına başlamışlar, yardım eli uzatmak yok.. Şöyle yapsaydın, böyle yapsaydın, ben demiştim, bak işte gördün vs.. Yarın o çukura düşmeme garantileri varmış gibi davranıyorlar. İçten içe bir acıma ve şeytani bir hazla ben çok iyiyim, çok başarılıyım, çok iyi bir işim var, evim var, hayatım var. Ama bak o şimdi çukurda, o kötü durumda fikrinin, tezahürü var suratlarda.. Ne acı değil mi?

         Düşmez kalkmaz bir Allah.. Peki zirvelerde olduğunda? O halka yine etrafında. Ben senin iyiliğin için söylüyorum ile başlayan, sen çok değiştin ile biten cümleler..
         Canını dişine takarak tırmandığın o zirveler dert olur millete.. Haksız kazançtır, haksız başarıdır, haksız bir yuva sıcaklığındasındır, hak etmediğin noktadasındır o halkaya göre. İşin en kötüsü de o halkanın hep hayatında olmasıdır.

        Bizler başkalarının mutluluğunu, başarısını, huzurunu çekemiyoruz. Anladığım kadarıyla bizde olmayan başkasında olduğunda, en karanlık zamanlarda biri parladığında ona yakıştıramıyoruz bu ışıltıyı. Vicdansız mıyız? Kıskanç mıyız? Fesat mıyız? Neyiz biz? Adımız insan.. Peki ya kalbimiz?

         Bu gibi örnekler beni düşündürüyor açıkçası. Bu gidiş nereye diyorum bazen.. Hangimizin etrafında yok o halka? Hangimiz kendi zirvelerimizden çukurlara inmedik? Hangimiz yürümedik düzlüklerde tek başımıza?

         Velhasıl.. Hayat engebelerle dolu. Bugün zirve yarın çukur.. Siz yine de çok mutlu olun. Mutluluk zebanileri değil, çok mutlu insanlar olun. Ailenizle, işinizle, sevdiklerinizle.. Mutluluk size ne ifade ediyorsa peşinden koşun. Düşünün.. Hayat böyle çok daha güzel olur değil mi?

Selametle..

19 Haziran 2018 Salı

Anladım Ki



      Bundan yıllar önceydi.. Buralar henüz dutluk, bense hayatla mücadelemin ilk basamaklarını tırmanmaya çalışan bir öğrenciydim. Çok zordu o yıllar. 17 yaşında hiç bilmediğim bir şehirde öğrencilik adı altında başlamıştı benim serüvenim. Çok ilginç insanlar tanıdım, çok ilginç hocalar tanıdım, gördüğüm her ne varsa kopup geldiğim hayattan biraz farklıydı. Dediğim gibi ilginç yıllardı. Sürekli yazardım, çünkü anlatmam lazımdı, yoksa o saçma döngü beni de yutacaktı. O zamanlarımı bilen bilir, pek kolay geçmedi. Özlüyorum yine de..

     Üzerine yıllar geçti. Ne değişti hayatta? Saçmalıklar, haksızlıklar, gariplikler silsilesi tüm hızıyla devam etti. Bir diğer yandan büyüttü beni. Hayata karşı çok tecrübesizdim. Benim için 17-24 yaş arası insan neden yalan söyler ya da neden kendini kurtarmak için bir başkasını ezmeye çalışır sorularını anlamlandırmaya çalışmakla geçti. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın deseydim hayat daha kolay olabilirdi belki. Diyemedim. Kaç yaşındaki insanlar kendini bir sinekten daha vahim bir hale getirdi. Ve nice çocuk yaşta olanlar örnek oldu hayat hikayesiyle.. İşte bunlar çok ilginçti ve hayatımın en acı tecrübeleriydi..

     En nihayetinde insanız.. Bazen en zor durumlar saniyeler içinde, hiç beklemediğimiz kolaylıklarla çözülürken, ufacık meseleler çığ oldu, yük oldu, törpü oldu.  Anladım ki şu hayat kimseye altın tepsilerle sunulan meyve rüyası değil. Paslı bir tepsi içinde bal da var zehir de.. Yaşamak tam olarak böyle..

     Dış dünya diye bir kavram varsa, bu kavramı oluşturanların haklılık payı var. Dünya asla içimizde değil, ait değiliz ona. Her adım bir zorluk, her hamlede bir sabır sınama..

      Okuyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz, dinliyoruz.. Her şey bir arınma çabası belki.. Yanlışlardan, hatalardan, çabaların karşılıksız kalmasından kurtulmak için bir kaçış. Kuma gömüyoruz başımızı belki kim bilir. Sonuçta iyi geliyor bence doğru yoldayız..

      Velhasıl..
       Anladım ki hayat bir inatlaşma. Bazen kendinle, bazen en yakınlarınla, işinle, hobinle ve daha her ne varsa hayatta..

      Mutlu olmak, huzur bulmak istiyorsanız, neyi seviyorsanız onu yapın. Ve emin olun yaptığınız her ne varsa küçümsenecek, önemsiz görülecek, belki kıskanılacak belki de desteklenecek. Siz yolunuza bakın. Bitler asla bitmez. Her ne yapıyorsanız, kendinize kendiniz için yapın. Her şey daha güzel olacak böylece..

      Selametle..

     

2018'den Bildiriyorum




        Asırlar sonrasından merhaba.. Ben bu blogu sildim sanıyordum. Varlığını unutmuşum, buralarda ona dönmemi bekliyormuş.

        3 yılın bir özetini yapacağım şimdi hazır mısınız? -Ben değilim.-

        Büyüdüm geldim. En kısa haliyle büyüdüm. İşe başladım sonra iş değiştirdim vs hayat akıp gitmeye devam etti. Yarınlar ne sürprizler barındırıyor içinde bilmiyorum. Şöyle bir baktım da en son yazdığım yazıda o heyecanımı hatırladım. Bambaşka bir İnci var o yazıda. Şimdi daha başka..

        Kendime bir blog daha açtım. Belki buraya dönerim belki de yeni bir başlangıç hevesiyle ona devam ederim bilmiyorum ama bu da zamanın göstereceklerinden biri olacak.

        Sanki eski bir defterimi bulmuş gibiyim, kendi yazılarımı heyecanla okumak ne kadar iyi geldi.. Daim olsun ve lütfen günler güzelliklerle, heyecanlarla, umutlarla dolu olsun..

Ne demiştim: Kendime, kendim için..

Çatırtıları Duydunuz mu?

      Kulağım çınladı, işte geldim. Beni mi anmıştınız? :)       Tabii ki dönüp dolaşıp konacağım dal, burası olacaktı. Bu defa kendi düşünc...